RÖPORTAJ — 1 Aralık 2015 at 01:00

AVVA YÖNETİM KURULU BAŞKANI VOLKAN ATİK: TASARIMIN BİR KATMA DEĞER KALDIRACI HALİNE GELMESİ LAZIM!

KAPAK Resmi 3

 

AVVA Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Atik; “Tasarımın mutlaka Türkiye’de çok daha iyi noktalara gelip, bir katma değer kaldıracı haline gelmesi lazım” diyor ve ekliyor: “Markalı mağazacılık bunun ikinci kısmı. Mutlaka markalarımızın yurtdışında mağazalar açıp, kendilerini geliştirmeleri lazım. Bu vesileyle Türkiye bir yandan tasarımda güçlenirken bir yandan mağazacılıkta güçlenerek, kısa bir süre içerisinde ciddi bir noktaya gelebilme şansına sahip.”

 

Erkek giyimine yeni bir anlayış getirme iddiasıyla 2000 yılında kurulan AVVA, Türkiye’de 60 ve yurtdışında 20 mağazasıyla tasarımlarını erkeklerin beğenisine sunuyor. Erkek modasında bilinen markalardan biri haline gelen AVVA’nın Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Atik ile markalaşmayı, perakendedeki gelişmeleri ve modayı konuştuk.

 

AVVA’nın markalaşma sürecini anlatır mısınız?

Bu işte ikinci kuşağım. Ben 1999’da Bilkent Üniversitesi Bankacılık ve Finansman Bölümünden mezun olduktan sonra iş hayatına babamın yanında atıldım. İşe ilk başladığımda bayan giyimi ile iştigal bir firmaydık. 2000 yılının başlarında AVVA Giyim’in startını verdik. 2001 yılında da ilk koleksiyonu satışa sunduk. Tabii 2001 yılından 2015 yılına kadar çok şey değişti. Osmanbey’de küçük bir mağazası olan bir şirketten şu an itibariyle dünya genelinde 4 bin noktada satılan, Türkiye’de 60, yurtdışında 20 küsur mağazası olan 120 ülkede tescilli ve kendi kategorisinde öncü markalardan birisi olabilmeyi başarmış bir kurum haline geldi. Aslında biz henüz işin başında bir markayız. Daha çok yolumuz var. Yabancı markaların her biri en azından 50, 70, 100 senelik markalar.

 

Her şeyden önce ben bir işadamı olarak altyapıya ve sürdürülebilirliğe çok inanan bir insanım. Bu manada attığımız her adım, aldığımız her karar bu yönde oldu. Şöyle ki; 2001 yılından 2010 yılına kadar biz genelde koleksiyonlar yapan, tasarım altyapısını geliştiren ve uluslararası piyasada kendini kabul ettirmeye çalışan, yurtdışında distribütörlük veren bir marka halindeydik. 2010 yılından 2012 yılına kadar mağazacılıkla ilgili altyapı çalışmalarını tamamladık. Ve 2013 yılında yurtdışında mağazalarımızı açmaya başladık. Son bir sene içinde 18 tane mağaza açtık. Bu şekilde AVVA’yı tüketicilerle daha çok buluşturup, kendi kategorisinde güçlü bir marka haline getirme çabamız devam ediyor.

 

Firmanızın üretim ve istihdam yapısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Biz direkt olarak 300 çalışana sahibiz. 2016 senesinde 15 mağaza açma hedefimiz var. Bu hedef doğrultusunda yaklaşık 100 kişi daha istidam edeceğiz. Endirekt olarak bugün yaklaşık 2.000 kişilik istihdam yarattığımızı düşünüyorum. Herhangi bir üretim tesisine sahip değiliz. Bir Avrupa markası gibi ürünlerimizi Türkiye’deki tedarikçilerle ortak çalışmalar yaparak meydana getiriyoruz. Belli ürün grupları için kumaş satın alıyoruz. Elbette ki inovatif, fonksiyonel ve teknolojik kumaşlar çok ilgimizi çekiyor ve bunları da koleksiyonlarımızda kullanıyoruz. Üretimde kullandığımız hammadde ve yarı mamulün yüzde 90’ından fazlasını yurtiçinden tedarik ediyoruz.

 

Erkek giyiminde Türkiye’de bilinen markalardansınız. Küresel pazarlardaki yatırımlarınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Bizim için çok değerli bir konu; Turquality destek programına girmeye hak kazanan bir marka olmaktır. Yurtdışı pazarlarda büyümek için 3 tane yolumuz var. Bu yollardan birisi toptan satıştır. İkincisi master franchising bulup, kendi mağazalarımızı açtırabilmek, üçüncüsü de kendi mağazalarımızı kendimiz açabilmektir. Biz bu anlamda dünyayı üç bölgeye ayırdık.

Kendi mağazalarımızı kendi şirketimizi kurarak açmayı planladığımız yerler Rusya ve ABD. Rusya’da şirket kuruluşunu tamamladık. 2016 yılında düğmeye basmayı planlıyoruz. Aynı şekilde ABD’de kendi operasyonumuzu ilk başta kurup daha sonra bir evlilik ile yolumuza devam edebiliriz. Bunun dışında Türki Cumhuriyetler ve Ortadoğu pazarında master franchising yoluyla büyüme hedefindeyiz. Avrupa ülkelerinde de butiklere malımızı toptan olarak satmaya devam etmeyi planlıyoruz.

 

Avrupa pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrupa pazarı aslında iyi bir pazar ama kolay bir pazar değil. Kendi dinamikleri oturmuş bir pazar aslında. İki tür pazar vardır: Dinamikleri oturmuş gelişmiş pazarlar; henüz dinamikleri tam oturmamış gelişmekte olan pazarlar. Türkiye gelişmiş pazarlardan birisi. Bir yabancının, bir Avrupa markasının Türkiye’ye gelip de Türk markalarının yanında başarılı olması ne kadar zor ise, şu an için bizim gidip Avrupa’da Avrupa markalarının yanında başarılı olma şansımız aynı. Ama Türkçe, Arapça ve Rusça konuşan bölgelerde daha fazla şansımız var. Çünkü o bölgeler gelişmekte olan pazarlar olarak nitelendiriliyor.

 

Türkiye’de marka kültürünü, markalaşma süreçlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Markayı tek kelimeyle tanımlamak gerekirse, ‘güven’ demektir. Bir tüketici eğer bir ürüne güveniyorsa, o ürünün arkasında duran bir kurum varsa, o da iyi bir marka haline geliyor. Bunun çok fazla alt bileşeni var. İlk olarak ulaşılabilir olmanız ve ürününüzün mutlaka tercih ediliyor olması lazım. Bunu sağlamak için kalite-fiyat dengenizi çok iyi kurmalısınız. Son olarak da tüketiciyle doğru iletişim kurmak gerekiyor. Türk markaları önce yurt içinde kurumsallaşıp dinamiklerini sağlamlaştırdıktan sonra rotayı yurtdışına çevirdiler. Bu anlamda ben inanıyorum ki 10 sene sonra özellikle yakın coğrafyamızda Türk markalarının yükseldiğini görebileceğiz.

 

Sürdürülebilirlik politikalarınızı da konuşalım biraz…

Rekabetin sürdürülebilir olması için her şeyden önce firmanın içyapısının sürdürülebilir bir yapıda olması gerekir. Marka olmak ve perakendeciliğe soyunmak bence sürdürülebilirlik açısından çok önemli iki hedeftir. Bu ikisini de iyi yönettiğinizde zaten, sizin sürdürülebilirliğiniz garanti edilmiş demektir. Benim çok sevdiğim bir söz var. Denir ki; “Firmanızın içindeki gelişim firmanızın dışındaki gelişimden daha azsa, sürdürülebilirlik noktasında geriye düşmüşsünüz demektir.” O yüzden bizler, Türk markaları olarak, her zaman kendimizi sektördeki gelişimlerin ilerisinde konumlayabilmeliyiz.

 

Perakendecilik konumlanmasında, AVM ve cadde mağazacılığı ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Elbette gönül ister ki daha fazla alışveriş caddeleri olsun. Yani bir İstiklal Caddesi gibi, bir Bağdat Caddesi gibi çok güzel birkaç cadde daha olsun. Ancak son dönemde ciddi bir AVM enflasyonu söz konusu oldu. Markalar da burada kendini konumladılar. Bu demek değildir ki alışverişler sadece AVM’lerde olacak. Güzel caddelerimiz var ama AVM’lerimiz daha fazla. Bunu fark eden belediyelerimiz kendi bölgelerinde çok güzel caddeler kurgulamaya başlayacaklar. Tabii diğer taraftan da alışveriş merkezlerimizin hakkını teslim etmek lazım. Yılda 365 gün günde 12 saat boyunca çok medeni ve güzel koşullar içerisinde insanlar gelip alışverişlerini AVM’lerde yapabiliyorlar. Mimari, güvenlik, temizlik ve görünüm anlamında pek çok artıları var. AVM ve cadde mağazacılığı arasında bir denge kurulması gerekiyor. Her markada olduğu gibi bizim de alışveriş merkezlerindeki mağazalarımız caddelere göre çok daha fazla. Ama ben inanıyorum ki süreç içerisinde daha fazla caddede yürüyüp alışveriş yapma şansımız olacak Türkiye’de.

 

AVM’ler deyince tabi bir de Outletler var ve bunlarla ilgili yeni yasal düzenlemeler söz konusu. Karmaşa mı vardı outletlerde?

Çok fazla açıldı. Ondan dolayı karmaşa söz konusu oldu. Outlet kelimesi bir çekim gücü yaratmak için birtakım alışveriş merkezleri tarafından kullanıldı ve işe de yaradı açıkçası. Çünkü insanlar fırsat alışverişine meraklı. Ben de bir tüketici olarak fırsat alışverişine ister istemez meyilliyim. Yatırımcılar bunu bir şekilde kullandılar. Aslında outletlerin olmasında hiçbir sakınca yok. Ama sayıları itibariyle markalar kendilerini çok doğru konumlamalılar. Yani 5 tane normal sezon mağazanız varsa 1 tane outletiniz olmalı.

 

Peki, AVVA’nın perakende ayağında mağazaların dağılımı nasıldır?

Bizim cadde mağazalarımız herhalde yüzde 10’dan fazla değildir. Yüzde 90 civarında AVM’lerdeyiz. AVM’lerde de tahminen yüzde 75 oranında sezon notalarındayız. Yani aşağı yukarı bu kurguda devam etmek niyetindeyiz. Mağaza sayısı itibariyle önümüzdeki iki sene toplamda 70’li 80’li rakamlara ulaşmayı planlıyoruz.

 

AVVA, sanal mağazacılık anlamında neler yapıyor?

Biz sanal mağazacılığa tamamen ayrı bir kanal gözüyle bakıyoruz. Sanal mağazacılığın gelişim hızı fiziksel mağazalarınıza kıyasla çok yüksektir. Fizikselde yılda yüzde 10 büyürken online mağazanızda yüzde yüz büyümeye ulaşabilirsiniz. Bu tamamen doğru kadro, doğru kurgu ve doğru iletişimle olabilir. Genel olarak markaların ciddi bir ilgisi var. Biz de bunu önemsiyoruz.

 

Son olarak, moda oluşturmada ve moda yönlendirmede Türkiye’nin bugünkü konumunu da sormak isterim…

Konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinde aldığım görevler var. Birleşik Markalar Derneği Yönetim Kurulunda üye, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nde Başkan Yardımcısı ve İstanbul Moda Haftası Danışma Kurulu Başkanı olarak görev yapıyorum. Dolayısıyla tasarım ve ihracatta katma değerin yükseltilmesi konusunda almış olduğum görevler var. Türkiye’nin ihraç ettiği kg başına değeri bugün 1,8 TL. Bunu iki katından fazla artırmamız gerekiyor. Almanya için bu değer 4 doların üzerinde. Bu rakam bizim ne kadar gerilerde olduğumuzu gösteriyor.

 

Hazır giyim daha iddialı ve güçlü endüstrilerden birisidir. Kg. başına katma değer 20 dolar. Bu nasıl yükselecek? Bu iki şekilde yükselecek. Birincisi, tasarım. Tasarımın mutlaka Türkiye’de çok daha iyi noktalara gelip, bir katma değer kaldıracı haline gelmesi lazım. Markalı mağazacılık bunun ikinci kısmı. Mutlaka markalarımızın yurtdışında mağazalar açıp, kendilerini geliştirmeleri lazım. Bu vesileyle Türkiye bir yandan tasarımda güçlenirken bir yandan mağazacılıkta güçlenerek, kısa bir süre içerisinde ciddi bir noktaya gelebilme şansına sahip.