RÖPORTAJ — 1 Aralık 2015 at 00:42

DEVRAN AYAKKABI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ALPASLAN DEVECİ: SEKTÖRÜN NİTELİKLİ İŞGÜCÜNE İHTİYACI VAR!

IMG_1826

 

Türkiye’de verilen bölgesel teşviklerin yatırımcıyı yeterince desteklemediğini belirten Devran Ayakkabı Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Deveci, teşvikler kadar istihdam edilecek nitelikli işgücüne de ihtiyaç olduğunu vurguladı.

 

Devran Ayakkabı 40 yıl önce başlayan üretim serüvenine bugün Best Club, BeverleyHills Polo Club ve Pedro Camino markalarıyla devam ediyor. Devran Ayakkabı Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Deveci ile ayakkabı sektörünün sorunlarını ve Devran Ayakkabı’nın hedeflerini konuştuk.

 

Öncelikle firmanızın bugüne gelişini anlatabilir misiniz?

Biz 1976 yılında kurulmuş bir aile şirketiyiz. 1976 yılında 7 kardeşle yola çıktık. Sonra zaman içinde fire vere vere şu anda 2 kardeş ve oğlumla yola devam ediyoruz. Başlangıç noktamız ayakkabı sektöründe yan sanayi dediğimiz işte deri, kösele, yapıştırıcı, taban gibi malzemelerin satışı oldu. 1985’te atölye mantığında Türkiye’deki timberland diye bilinen ayakkabıyla girdik üretime. Gedikpaşa’da atölye ölçeğinde üretim yapıyorduk.1989 yılında Avcılar’da içinde bulunduğumuz bu binayı satın aldık. O dönemde Avcılar’da ayakkabı, Çağlayan’da taban üretiyorduk. Dışarıya taban da satıyorduk. Sonrasında daha kurumsal, daha organize bir yapıya geçme kararı aldık. Hem ayakkabı hem tabanı burada üretmeye başladık. Günde 800 ile 1200 çift üretim kapasitesine ulaştık. Aşağı yukarı 180 ile 200 personel çalışıyordu. Biz daha çok Ayakkabı Dünyası, YKM, Mudo gibi mağazaların ayakkabı reyonlarına ayakkabı veriyorduk. Kendi markamızı satıyorduk. İlk göz ağrımız Best Club oldu. Daha sonra kendi markamız olan Pedro Camino ile yolumuza devam ettik. En son olarak da BeverleyHills Polo Club’ın Türkiye üretimi lisans hakkını aldık. Böylece 3 marka adı altında mağaza zincirleriyle ihracat ve e-ticaret yolu ile her geçen gün satışlarımızı artırıyoruz.

 

Hangi ülkelere ihracatınız var?

Yunanistan, İtalya, Norveç, Almanya, ABD, Japonya başta olmak üzere yaklaşık 53 ülkeye ihracatımız var.

 

Meslek geliştirme noktasında devletin yapmış olduğu birtakım çalışmalar var. Meslek yüksek okullarını teşvik etmek gibi…

Öncelikle bu bürokrasiyi aşmak lazım. Sabırla bu işin üstüne gideceksiniz. Bu iş bir bakıma gönül işi. Biz bu konuda TASEV Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi’ne malzeme, yedek parça, makine, teknik malzeme ve öğretmen konusunda her türlü desteği vermeye çalışıyoruz.

 

Türk ayakkabıcılık sektörünün tasarımdaki yetkinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tasarım dediğiniz zaman insanların bir yeteneği olması lazım önce. Tasarımda gençleri desteklemek adına farklı yarışmalar yapıyoruz. Ama sonuçta 1-0 geriden başlıyoruz. Çünkü Türkiye’deyiz, markamız Türk markası. İtalya’dan Enrico dediğiniz zaman farklı, Türkiye’den Ahmet dediğiniz zaman farklı algılanıyor. Bu önemli bir sıkıntı. Yurtdışında marka oluşturabilmek için çok büyük bütçelere ihtiyaç var. Tabii Türkiye de eskisi gibi değil. Dünyadaki her türlü teknolojiyi, makineyi, malzemeyi çok yakından takip edip kullanabiliyoruz. O yönden bir sıkıntımız yok. Fuarlar yoluyla yurtdışındaki bağlantılara ulaşma şansımız var. Böylelikle yurtdışındaki markalara üretim yapma imkanı doğuyor. Ancak öte yandan Türkiye’de ekonomik istikrarın devamlılığını sağlayamıyoruz. En büyük problemimiz o.

 

Bu noktada devletin fuar desteği, Ar-Ge desteği gibi teşvikleri var ama bunlar da yeterli değil sanırım…

Doğru. Fuar destekleri var, ancak ödemeyi 6 ay sonra, 1 sene sonra alıyorsunuz. O para cebinizden çıkıyor. Enflasyonu düşündüğümüzde ödediğiniz paranın dönüşünün hızlı olması lazım ama hızlı olmuyor. Tabii yatırım teşvikleri var. İşte 5. Bölge, 6. Bölge gibi yatırıma uygun yerler var. Ama bizim işimiz için çok uygun yerler değil. O bölgelerde yüksek miktarda fabrikasyon üretim yapılabilir. Ancak nitelikli işgücüne daha çok ihtiyaç duyduğunuz butik üretimde vasıflı insanları mevcut ücretlerle o bölgede istihdam edemezsiniz.

 

Bir de Türkiye’nin 2023 ihracat hedefi var…

O hikaye oldu. Döviz kurlarının yükselişi kadar en büyük pazarımız olan Ortadoğu ülkelerinde yaşanan sorunlar ihracat rakamlarımızın çok aşağıda kalmasına neden oldu. Ortadoğu’da işler düzelecek ki bizim de ihracat performansımız iyileşsin. İnşallah her şey daha iyi olur.

 

Pekiyi, size göre nasıl bir teşvik modeli olmalı?

Tabii en önemlisi asgari ücret. Partilerin asgari ücret vaadi açık arttırma gibi oldu. Ama sonuçta bu yük işverene yüklenmemeli. Şimdi o rakam 1.300 liraya ulaştı. Başta bu artışın işverene yansıtılmayacağı konuşuldu, şimdi iş tersine döndü. Mesela asgari ücretle çalışan bir temizlik işçisinin maaşı 1.300 lira olduğu zaman onun üstündeki ustasıyla aynı maaşa gelecek. Şimdi aynı ücretle çalışan ustası buna itiraz etmeyecek mi? Yani bunun domino taşı gibi bütün çalışanlara etkisi olacak. 1.300 liraya çıkartıp da işveren sayısını azaltmak, kayıtlı çalışan işçiyi kayıtsız hale getirmek, birtakım farklı noktalara götürmek sıkıntı yaratır.

 

Bugün OSB’lerle ilgili ihtisas OSB-karma OSB konuşuluyor. Hali hazırda üreticilerin tam manasıyla OSB’leşmediği görülüyor. Örneğin siz neden OSB’de değilsiniz bir üretici firma olarak?

En büyük sorun sektör olarak bir araya gelememek. İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde AYMAKOOP var. AYMAKOOP sektörün ileri gelen işverenlerinin ortaya getirmiş olduğu bir yapıdır, bir kooperatiftir. AYKOSAN da üreticilerin olduğu bir kooperatiftir. Türkiye’ye 90’lı yıllardaki Rusların akını her sektöre bir ivme kazandırdı. Böyle olunca 25 metrekare atölyede üretim yapan 200-250 metrekare alan yetmez oldu. Bizim İkitelli OSB’de 2 bin metrekare yerimiz vardı, biz burada 5 bin metrekarede üretim yapıyoruz. Bizim şu an bulunduğumuz yer İstanbul’daki sanayi bölgelerinden bir tanesi ama artık insanlar büyük yatırımları Trakya tarafına kaydırıyor. Devlet o taraflarda teşvikler veriyor ama yatırım yapabilecek güveni göremiyor insanlar. Dolayısıyla yatırımcı bu kadar riske girmektense yerini kiraya verme ya da satma seçeneğini düşünüyor.

 

Türkiye’de ayakkabı sektörü butik üretime mi yönelmeli, yoksa fabrikasyon üretime mi yönelmeli? Nasıl bir yapı oluşmalı sizce?

Daha çok butikvari çalışmalı. Çünkü eğer butikvari çalışmayıp da büyük çapta üretim yaparsanız dünyadaki büyük tedarikçilerle rekabet şansınız azalıyor. Çünkü maliyetlerinizden daha aşağıda üretim yapan Hindistan, Çin, Tayvan gibi ülkeler var. Biz ancak küçük çaplı üretim ve hızlı hareketle talepleri karşılayabiliriz. Bugün Türkiye’nin avantajı Avrupa’ya yakın olması. Rakiplerimizin Türkiye kadar hızlı talep karşılama şansı yok. Ancak bu avantajı bugüne kadar iyi kullanamadık.

 

Sizin mağazalaşma konusunda bir planınız var mı?

Kendimiz mağazalaşmayı bugüne kadar hiç düşünmedik. Ürünlerimizi zaten satıyoruz. Daha önce Mudo’nun ayakkabı reyonlarını biz idare ediyorduk. Mudo, daha sonra ev konseptine dönüce Mudo’lardan çıktık. Sonra YKM’ler ile çalıştık. Boyner, YKM’yi satın aldı. Onlarla güçlü bir şekilde çalışıyoruz. Şimdi farklı mağaza zincirleriyle çalışmaya başladık. Ancak bizim asıl hedefimiz ihracat.

 

Yurtdışında fuarlara katılıyor musunuz?

Fuarlara katılıyoruz. İran’da, İtalya’da, Almanya’da katıldığımız fuarlar var. Yılda iki kez AYMOD-İstanbul, MICAM-Milano, GDS-Düsseldorf fuarlarına katılıyoruz. Bu şekilde o ülkelere toptan mal satışı yapıyoruz.

 

İran demişken, İran pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bildiğiniz gibi İran’a ambargo kalktı. Tabii İran aç bir pazar. Bir de kültürel olarak yakınız birbirimize. Ancak şöyle bir dezavantaj var; ürünlerimiz sınır ticaretiyle, kayıt dışı yolla gidebiliyorsa gidiyor. İran’da çalıştığımız firmalar var. Kendi markaları yanında bizim markalarımızı da satıyorlar. Tabii ambargo kalkınca daha iyi ilişkiler içinde olacağımızı düşünüyorum.

 

Okurlarımıza son mesajınızı alabilir miyiz?

Türkiye her konuda eşsiz bir ülke. Doğru idare edilir ve eğitim sistemi üst düzeye çıkarılırsa Türkiye’yi kimse tutamaz. Yeter ki çalışalım, inovasyon yapalım ve katma değeri yüksek mallar üretelim.