RÖPORTAJ — 1 Aralık 2015 at 01:02

EGE BÖLGESİ SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ENDER YORGANCILAR: 4.SANAYİ DEVRİMİNE UYUM SAĞLAYAMAYAN KAYBEDECEK!

enderyrgnclr

 

Ülkemizin siyasi gündeminin ve konularının küresel ekonominin ana gündeminden oldukça uzak kaldığını vurgulayan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar; gelişmiş dünyanın 4. Sanayi Devrimi’ni yaşadığı bu dönemde, eski üretim yöntemleri ile devam edilmesinin kabul edilemeyeceğini, bu konudaki vizyonlarını “Sanayi 4.0; Uyum Sağlayamayan Kaybedecek” başlıklı kitapla EBSO üyelerinin ve kamuoyunun dikkatine sunduklarını sözlerine ekledi.

 

Yeni Hükümet kuruldu. İş dünyasının istediği istikrar sağlandı. Hükümet Programı’nın açıklamasından sonra sıra sanayicinin, girişimcinin ve bireylerin değerlendirmelerini almaya geldi. Biz de bu bağlamda Türkiye’de çok güçlü bir temsil gücüne sahip Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO)Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ile yeni hükümetten beklentileri ve Türk ekonomisinin yol haritasını belirleyecek konuları ele aldık.

 

EBSO’nun yeni hükümetten beklentileri nelerdir?

Öncelikle yeni Bakanlar Kurulu’nun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Ekonomi yönetiminin başına oldukça tecrübeli ve başarılı eski bakanlardan, Sayın Mehmet Şimşek’in getirilmesi, Ekonomi Bakanlığı’na getirilen Sayın Mustafa Elitaş’ın tecrübeli bir isim olması, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak Sayın Fikri Işık’ın başarılı çalışmalarına devam edecek olması, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na Ticaret Hukuku alanında yüksek lisans yapmış tecrübeli bir hukukçu olarak Sayın Bülent Tüfenkçi’nin getirilmesi İzmir milletvekilimiz Sayın Binali Yıldırım’ın yeniden Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na atanmasını büyük bir kazanç olarak görüyorum.

 

Sınır coğrafyamızdaki olayların küresel ölçeğe taşındığı ve uluslararası dengelerin giderek değiştiği bu dönemde, tecrübe ve yeni enerjinin birleşimi olan Hükümeti kuşkusuz çok önemli meseleler beklemektedir. Bizim en öncelikli beklentimiz, barış ve toplumsal huzur ortamının sağlanmasına yönelik çalışmalarda bulunulmasıdır. Son aylarda yaşadığımız terör olayları, ülkemizin geleceği adına önem verdiğimiz diğer tüm konuların geri plana itmiş, güvenlik meselelerini gündemin ana maddesi haline getirmiştir.

 

Paris saldırıları sonrası Suriye’ye müdahale tartışmaları ve mülteci krizinin sonlandırılması gibi konular hükümetimizin ivedilikle ele alması gereken zorlu meselelerdir. Son olarak Rusya ile yaşanan gerginlik mevcut tabloyu daha da belirsiz hale getirmiş ve güvenliğimize ilişkin duyulan endişeleri artırmıştır. Hükümetimizin bu endişeleri aşmak ve toplumun geleceğe güvenle bakmasını sağlamak asli görevidir. Bununla birlikte, hükümetimizin durmaksızın değişen dünyadaki yeni eğilimleri dikkate alarak; ekonomiden eğitime, hukuktan insan haklarına kadar çok geniş bir yelpazede reformist bir yaklaşım izlemesini de çok önemsiyoruz. Bu reformların ancak güçlü bir eğitim sistemi ve ekonomik model temeli üzerinde yükselirse başarılı olabileceklerini de özellikle vurgulamak isterim. Bu yüzden sanayileşmeye, üretimin çarklarının dönmesine duyulan gereksinim hiçbir dönemde olmadığı kadar önem kazanmıştır. Yeni bir büyüme modeli ve sanayileşme stratejisine ivedilikle ihtiyacımız vardır.

 

Ekonomi ile ilgili 2015 yılı değerlendirmenizi ve 2016’ya bakışınızı paylaşır mısınız?

Yaşanan olaylar gündemin tamamen politik eksene kaymasına ve ekonomik reformların sekteye uğramasına sebep olmuştur. Geleceğe ilişkin belirsizlik yaratan diğer faktörlerin de etkisiyle iş dünyamız önünü net olarak görememeye başlamış, bu sebeple yatırımlar da ötelenmiştir.

 

Ayrıca makro ekonomik tabloda da giderek artan bozulma sinyalleri dikkat çekicidir. Her şeyden önce büyüme oranımızda ciddi bir ivme kaybı gözlenmiştir. Bununla birlikte; sanayi üretim endeksinin arzu edilen düzeyde gerçekleşmemesi, enflasyon oranının yükselmesi, ihracatımızdaki düşüş, işsizlik oranının çift haneyi test etmesi, güven endekslerinin kriz seviyelerine ulaşması, 1 doların 3 TL’yi görmesi gibi hususlar ekonomik gelişmemiz konusunda olumsuz gelişmeler olarak sayılabilir. Tüm bu gelişmeler, 2015’in kayıp bir yıl olmasına sebep olmuştur. Bu bağlamda, mevcut tabloyu düzeltebilmek amacıyla 2016’da güçlü ve kapsayıcı bir büyüme modeli ve istihdam artışı büyük önem taşımaktadır.   Geçtiğimiz günlerde Antalya’da gerçekleştirilen G20 toplantısının sonuç bildirgesinde de aynı konuya vurgu yapılması dikkat çekicidir. Sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma modeli için ise üretim artışına ve sanayileşmeye önem verilmesi şarttır.

 

Sizce, Türkiye ekonomisinin nasıl bir hikayeye ihtiyacı var?

Ülkemizin yeni hikayesi her şeyden önce üretim artışı ve sanayileşme odağında yazılmalıdır. Gelişmiş dünyanın, 4. Sanayi Devrimi’ni yaşadığı, yani en genel ifadeyle akıllı makineler aracılığıyla üretim süreçlerinin dijitalleşmesi sonucu, daha az maliyetle nitel ve nicel yönden çok daha kapsamlı çıktılar elde edilebildiği bu dönemde, eski üretim yöntemleri ile devam edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Ayrıca, ülkemiz, sadece finans ve inşaat sektörlerine dayalı olan, reel sektörü ikinci planda bırakan bir büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığını açık biçimde deneyimlemiştir. Bununla birlikte, yeni bir Türkiye söylememizde yine reformların öneminin altını çizmek isterim. Eğitimden ekonomiye, insani gelişmişlikten basın özgürlüğüne kadar uluslararası endeks değerlendirmelerinde maalesef ülkemize yakışmayan bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu bağlamda, bu farklı alanlarda gelişmiş dünyanın ve yeniliklerinin uygulayıcısı olmamız zaruridir.

 

Döviz kurlarındaki hareketliliğin ekonomiye etkisini değerlendirir misiniz?

Döviz kurlarındaki dalgalanmaların öncül etkisi iş dünyamız üzerinde olmuştur. Zira özellikle hammadde-ara malı açısından dış girdi bağımlılığına dayanan ekonomik yapımız, döviz kurundaki dalgalanmaların etkisiyle işlerin sürdürülebilirliğini ve yeni yatırımların gerçekleştirilmesinin önünü tıkamış, ithal edilen hammaddede ciddi azalışlar söz konusu olmuştur. Bu da üretime ve ihracata olumsuz yansımıştır. Bununla birlikte, kurdaki dalgalanmalar özel sektörü döviz yükümlülükleri açısından da oldukça zor durumda bırakmaktadır.

 

Konuyu daha geniş kapsamlı biçimde mercek altına aldığımızda ise kur dalgalanmalarının birebir halkımızın cebine yansıdığını gözlemliyoruz. Cari açık veren bir ülke olmamız ve özellikle enerji ithalatımızın fazlalığı sebebiyle, döviz kuru artışı faturalara ve halkımızın cebine oldukça olumsuz yansımaktadır. Diğer pek çok alanda da enflasyonist baskıların arttığını dikkate alırsak, döviz kurunda istikrarın önemi daha net biçimde anlaşılmaktadır.

 

Gündemdeki asgari ücret artışı hakkında neler söylemek istersiniz?

Bir işveren olarak öncelikle elbette ki, asgari ücretin açlık sınırının çok altında kalmaması ancak maliyetin de tek taraflı karşılanmaması gerektiğini düşünüyorum. Asgari ücretin net 1.300 TL olması, brüt asgari ücretin 1600 TL’ye yükselmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda asgari ücretli bir çalışanın işverene toplam maliyeti yüzde 28 artışla 1.915 TL’ye ulaşmaktadır. Ayrıca, asgari ücretteki artışın 1300 TL’nin üzerinde fakat buna yakın ücret alan kıdemli/nitelikli çalışanlara yapılmak zorunda kalınacak ücret artışları, işverenler üzerindeki asıl yük olacaktır.  Diğer çalışanlara aynı oranda yapılamayan zamlar, iş barışını da bozma potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda; asgari ücrette yapılacak artışın yöntemi, zamanlaması ve maliyetinin paylaşılması hususlarında detaylı değerlendirmeler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yüzde 30’luk asgari ücret artışının işverene getirdiği maliyetin devlet tarafından üstlenilmesi ise içinde bulunduğumuz rekabet koşulları açısından en uygun alternatiftir.

 

Türkiye’nin ihracatı konusundaki 2023 hedefi ile ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız?

2023 stratejisi ve de özellikle 500 milyar Dolar’lık ihracat hedefi ilk açıklandığında, iş dünyamız başta olmak üzere ülkemiz adına oldukça umut verici bir konu olarak hepimizi heyecanlandırmış ve tüm kesimler tarafından kabul görmüştü. Bu bağlamda, konuya yaklaşımımız her zaman olumlu yönde ve hedeflenen ihracat hacmine erişilebilmesi için hepimizin taşın altına elini koyması yönünde olmuştur.

 

Ancak, küresel ve ulusal ölçekte yaşadığımız gelişmeler, diğer alanlarda olduğu gibi 2023 stratejisine yönelik yaklaşımımızda da durgunluğa sebep olmuş, özellikle ihracat hedefinin 2023’te erişilebilir olduğu yönündeki inancımızı örselemiştir. Bu yüzden, 2023 hedeflerine erişebilmemiz adına da bir kez daha ekonomik büyümeye ve reform politikalarının önemine dikkat çekmek isterim.

 

“ARTIK DÜNYADA DEVLET ELİYLE KALKINMA BİTTİ. ÖZEL SEKTÖR VE GİRİŞİMCİLİK BUNUN İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR”

 

Girişimciliğin özendirilmesi ile ilgili beklentileriniz neler?

Dijitalleşme ve bilişim alanında kaydedilen çığır açıcı gelişmeler adeta bir akıl çağına geçmemizi sağlamıştır. Yaşanan gelişmeler ışığında iş yapılarının da evrim geçirdiğini ve beden gücüne duyulan gereksinimin azalıp, akıl gücünün ön plana çıktığına tanık oluyoruz.  Bu da beraberinde, gençlerimiz arasında eğitim ve yetkinlik bağlamındaki rekabeti büyük oranda artırmıştır. Gençlerimizin girişimci ruha sahip olmaları, hedeflerine ulaşabilmeleri ve başarılı olmalarının olmazsa olmazı haline gelmiştir.

 

Girişimciliği bir ülkenin kalkınması ve zenginleşmesini hızlandıran önemli bir unsur olarak görüyor ve gençlerimize girişimcilik ruhunun aşılanmasının ve konunun teşvik edilmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Bunu gerçekleştirmenin en önemli adımı ise eğitim reformundan, özellikle de mesleki ve uzmanlık eğitime önem verilmesinden geçmektedir.

 

Hatta çok daha önceye gidip, çocuklarımızın sorgulamalarına, kurcalamalarına, merak duygularının gelişimine müsaade etmemiz gerekmektedir. Bununla birlikte, iş dünyası olarak bizlerin de girişimci gençlerimize kapılarımızı açmamız, yeni ve ilham verici fikirleri desteklememiz, gençlerimizin bu yoldaki heveslerini artıran önemli bir atılım olacaktır.

 

Artık dünyada devlet eliyle kalkınma bitti. Özel sektör ve girişimcilik bunun için çok önemlidir. TOBB olarak Sayın Başkanımızın da özellikle kadın ve genç girişimciler konusundaki hassasiyetleri doğrultusunda 81 ilde kurullar oluşturarak, gençlerimizin ve kadınlarımızın farkındalığını artırıyoruz. İzmir genç girişimciler ve kurulu Odamız koordinatörlüğünde yürütülmekte olup, en başarılı kurullardan biri olarak gösterilmektedir. Bizler de elimizden geldiğince, Odamız çatısı altında gençlerimize destek olmaya çalışıyoruz.

 

Sanayide sürdürülebilirlik nasıl olabilir sizce? Türkiye’nin katma değerli sanayi ürünleri üretebilmesi için neler yapılmalı?

Sanayide sürdürülebilirlik ancak gelişmiş ekonomilerin güncel sanayi politikalarını izlemekle ve uygulamaya geçirmekle mümkün olabilecektir. Modern iş dünyasında akıllı fabrikaların, robotlarla üretimin, nesnelerin internetinin, bulut bilişim sisteminin, vb. yeniliklerin ele alındığı Sanayi 4.0 çağında, işlerimize ağırlıklı olarak geleneksel üretim teknikleriyle devam etmemiz, sürdürülebilirliğin ve gelişimin önündeki en büyük engeldir.

 

2016 Ocak ayında Gerçekleştirilecek Davos Zirvesi’nin ana konusu  “4.Sanayi Devrimi ile baş etmek”tir. Ne yazık ki, ülkemizin siyasi gündemi ve konuları küresel ekonominin ana gündeminden oldukça uzak kaldığı için Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak üyelerimizin farkındalığını artırabilmek amacıyla “Sanayi 4.0; Uyum Sağlayamayan Kaybedecek” konulu bir kitap hazırladık.

 

Ayrıca, küresel ölçekteki katma değerli ürünleri incelediğimizde de yine yüksek teknolojili, yenilikçi ürünlerin ön plana çıktığını gözlemliyoruz. Tüketici ihtiyaçlarının da dijital çağ odağında yeniden biçimlendiği günümüzde, katma değerli üretim akıllı ürünle eş anlam taşımaya başlamıştır. Bu bağlamda katma değerli üretimi yakalamak ve böylece sürdürülebilir bir sanayi modelini hayata geçirmek amacıyla; yenilikçilik, yüksek teknolojili üretim, Ar-Ge çalışmaları ve üniversite-sanayi işbirliği konuları üzerine eğilmemiz gerekmektedir. Özellikle de eğitim ayağında, Fen bilimlerini, Ar-Ge mühendisliğini teşvik etmemiz ve küresel ekonominin gerekleri doğrultusunda nitelikli insan yetiştirmemiz olmazsa olmazdır.

 

Son olarak, EBSO’nun farkındalık politikası ve güncel çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak, her şeyden önce değişen dünyanın yeni eğilimlerini ve bu eğilimlere uyum sağlamanın gereklerini titizlikle inceliyor, üyelerimiz ve iş dünyası nezdinde yenilikçiliğin önemi konusunda farkındalık yaratmaya Sanayi 4.0 konusunda olduğu gibi elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz.

 

Diğer yandan, Türkiye’deki istihdam sorununu çözmek, üreten sektörlere nitelikli eleman yetiştirmek amacıyla 2010 yılında TOBB öncülüğünde, İşkur ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte başlatılan Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Projesi’nde (UMEM) İzmir ilklere imza atmaya devam ediyor. Türkiye genelinde ilk UMEM eğitim merkezini biz İzmir’de kurduk. Vestel’le yaptığımız protokolle bir ilki gerçekleştirerek 81 ilden teknik elemanı İzmir’de biz eğitiyoruz. Belediye ile yaptığımız işbirliği kapsamında; İZULAŞ, İZELMAN VE İZDENİZ için de kurslar açtık.

 

Sadece gıda sektöründe başta Pastacılık olmak üzere, bugüne kadar toplam 1040 kursiyerin mezun olduğu merkezde eğitimler Pastacılar ve Fırıncılar Derneği’ne bağlı usta şefler tarafından veriliyor.

 

TOBB Umem kapsamında Sigortacılık eğitim modülüne bağlı olarak Sigortacılık sektörü ile ilgili eğitimler verilmeye devam ediyor. Halihazırda 120 kursiyerimiz sigortacılık kurslarından mezun oldu. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı Sigorta Acenteleri Yönetmeliği’ne göre, sigorta acente teknik personel sınavına girmeden 1 yıl zorunlu çalışma koşulunu UMEM eğitimi almış kişilerde aramamakta. Yani UMEM kursunu bitiren staj yapmadan direk sınavına girebilecek.

 

2014 yılında revize edilen UMEM protokolü ile kurslarımız her kesime daha aktif olarak uygulanabilmektedir. Söz konusu tarih itibari ile açılan kurslar dikkate alındığında İzmir, 81 il içerisinde en fazla kurs açan ikinci il konumundadır. Aynı zamanda bugüne kadar açılan 73 farklı meslekteki kurs ile en fazla meslekte kurs açan İller arasında öncü konumundadır. UMEM konusunda ciddi gayret sarfetmeye devam ediyoruz. Amacımız ihtiyaç duyulan mesleki becerilerin kazandırılmasıdır. Firmalarımızın da bu projeye daha çok ilgi göstermesini bekliyoruz. Diğer yandan, mesleki ve uygulamalı eğitimi geliştirmeye yönelik adımlar ivedilikle hayata geçirilmelidir. Çeşitli projelerle ve eğitimlerle üyelerimizin gerek mevzuatlar, gerekse kurumsal yeteneklerini geliştirmeye yönelik destek veriyor, Bununla birlikte, gelişmiş dünya ile işbirliği kültürü geliştirilmesinin öneminin de farkında olarak Odamızda ağırladığımız yabancı heyetlerle iş dünyamıza bu anlamda önemli fırsatlar sunuyoruz.

 

İZMİR EKO-VERİMLİLİK (TEMİZ ÜRETİM) PROJESİ:

İzmir’de eko-verimlilik kapsamındaki çalışmalar 2011 yılında İZKA, TTGV ve EBSO tarafından imzalan bir protokolle başlatıldı. Söz konusu çalışmalara 2012 yılında hazırlanan İzmir Eko-verimlilik Stratejisi yön vermektedir. Stratejinin hayata geçirilmesi için TTGV ve İZKA arasında İzmir Eko-Verimlilik (Temiz Üretim) Programı Protokolü imzalanarak İzmir bölgesinde eğitimler ve pilot projeler gerçekleştirilerek örnek uygulamalar yaratmak ve yerelde kapasite artırmak hedeflendi. Protokol kapsamında finansal olarak desteklenecek pilot projeler 2015 Ocak ayında onaylandı. Projeleri uygulamaya değer bulunan EKOTEN TEKSTİL SAN. VE TİC. A.Ş., BTM BİTÜMLÜ TECRİT MADDELERİ SAN. VE TİC. A.Ş., TAMTAD KONSERVECİLİK SAN. VE TİC. A.Ş. ve ŞENTAŞ TARIM ÜRÜNLERİ İHR. SAN. VE TİC A.Ş. firmalarında yürütülecek projelere İZKA tarafından hibe verilmesine ilişkin sözleşmeler TTGV ve yararlanıcılar arasında yine Ocak ayında imzalanarak projelerin uygulama sürecine başlandı.

 

Söz konusu projeler Ağustos ayı itibariyle tamamlandı. Projelerin tamamlanmasını müteakip, program çıktı ve sonuçlarına yönelik izleme çalışmaları başlatıldı. Bundan sonraki süreçte projeler kapsamında firmalara hibe ödemeleri gerçekleştirilecek ve programa yönelik izleme, değerlendirme ve yaygınlaştırma çalışmaları yapılacaktır. İzmir’in kurumlar arası işbirliği anlamında güzel bir örnek olan bu programın Aralık ayında tamamlanması hedeflenmektedir.