RÖPORTAJ — 2 Mart 2016 at 21:34

YEMEK İSTANBUL YÖNETİM KURULU BAŞKANI HÜSEYİN BOZDAĞ: AŞSAL DÖNÜŞÜM, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ KURTARMAKTIR!

IMG_1932

 

Türkiye’nin geleceğinde aşsal dönüşümün önemine vurgu yapan Yemek İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozdağ, hazırladıkları proje kapsamında 18 milyon öğrenciye her gün yemek verileceğini, projenin ekonomik ve sosyal açıdan sağlayacağı yararlar yanında çocuklarımızın sağlığını da koruyacağını dile getirdi. Bozdağ, proje hayat bulduğunda hazır yemek sektörünün hedeflediği 20 milyar dolar büyüklüğe ulaşılacağını da sözlerine ekledi.

 

 

Gelişen ekonomi ve artan kentleşmeyle birlikte hazır yemek sektörü son yıllarda ciddi bir büyüme gösterdi. Ancak başta gıda fiyatları olmak üzere girdi maliyetlerinin yükselişi sektörü olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Hazır yemek sektöründeki gelişmeleri, ekonomide yaşanan sorunları ve Yemek İstanbul’un faaliyetlerini Yemek İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozdağ ile konuştuk.

 

İsterseniz, uzun yıllardır içinde faaliyet gösterdiğiniz hazır yemek sektöründeki geçmişinizi konuşarak başlayalım…

İş hayatıma üniversitenin kantininde çalışarak başladım. 1988 yılında yemek sektörüne yatırım yaparak bir catering şirketi kurdum. Ancak, hedeflerim çerçevesinde bu firmayı yabancı sermayeye sattım. 2008 yılında da Yemek İstanbul’un kuruluşunu gerçekleştirdim.

 

2005 yılında Europian Catering Association (ECA)- Avrupa Catering Birliği Yönetim Kuruluna seçilerek, 2006 yılı itibariyle Avrupa Catering Birliği Türkiye Platformunu kurdum. 2012-2015 yılları arasında Türkiye Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu’nun (YESİDEF) Başkanlığını yürüttüm. Halen İstanbul Sanayi Odası Meclis Üyesiyim ve Hadımköy Arnavutköy Sanayici ve İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum.

 

Yemek İstanbul olarak, yerinde hazır yemek hizmeti veriyorsunuz. Yerinde hizmet ile taşımalı hizmet arasındaki fark nedir?

Biz yerinde hizmet veriyoruz. 2008 yılında tam krizin ortasında kuruldu Yemek İstanbul. Ben daha önceki firmamı bir Alman gruba sattım. O kriz sırasında yarattığımız inovasyonı küçümseyenlere de cevap olsun bu. Yemek İstanbul, saha mutfakları kurdu ve yerinde üretim yaptı. Kullandığımız enerji, yakıt, işgücü ve hammadde pahalı. Beylikdüzü’ndeki merkezimizde bir mutfak kurduk. Şimdi bu mutfakta üretilen yemeği örneğin; Hadımköy’e taşımaya kalksak 30 km gidiş-geliş olmak üzere 60 km taşıma bedeli ödememiz gerekir. Ayrıca ek bir işçilik maliyeti de ortaya çıkar. Bu maliyetler dolayısıyla biz müşterinin kalbine girdik. Diğer taraftan “Bu rakamlara yemek nasıl satılıyor?” sorusuna yanıt olacak şekilde müşteriye bizi denetleme imkanı sunduk. Evet, çok cüzi karlarla iş yapıyoruz ama biz sürümden kazanıyoruz. Günde 16 bin kişiye yemek üretiyor ve satıyor Yemek İstanbul. Üç bölgede çalışıyoruz. Şu anda 22 mutfağımız var. Saatlik araç kiralayarak yemek dağıtıyoruz. Üstelik içinde mutfak kurduğumuz kuruluşun komşusu olan kuruluşların da yemeklerini yapmaya başladık. Böylece düşen işletme gideri sayesinde komşuya bir parça daha uygun fiyata yemek yapıyoruz. Ama sonuçta ikisi de mutlu.

 

Hazır yemek sektörünün bugününü nasıl yorumluyorsunuz?

Hazır yemek sanayicisi olarak 30 yılda edindiğim önemli bir tecrübe ve birikim var. Halen hazır yemek sanayicisiyim. Aslında yemek sanayiciliği ekonominin barometresidir. Biz bugün yanında 5 kişi de çalıştıran 5 bin kişi de çalıştıran, 50 bin kişi de çalıştıran tüm firmalara hizmet veriyoruz. İnşaat, tekstil, kimya, otomotiv, mobilya vb. birçok sektöre hitap ediyoruz. İstanbul Sanayi Odasında 46 meslek komitesinin hepsi de bizimle ilişkilidir. Ya biz onlardan mal alırız, ya da biz onlara mal satarız. Böylece onların nabzını da ekonominin nabzını da tutmuş oluruz.

 

Pekiyi, aldığınız geribildirimlere göre 2016’da ekonominin nabzı nasıl atıyor?

2016’da dünyada bir kriz, bir dalgalanma var. Bu dalgalanma içerisinde Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değil. Dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz, hem 80 milyon nüfus için hem de dünya için üretiyoruz, dünya da bizim için üretiyor. Bu yaklaşımda hiçbir küresel marka sizin ekonominizin kötü olmasını istemez. 798 milyar dolar gayri safi milli hasılaya ulaşmış bir ekonomiden bahsediyoruz. Bugün dünya ekonomisinde eksen batıdan doğuya kayıyor. Üretim, enerji ve gelecek doğuda. Bu süreçte Türkiye’nin ekonomik açıdan bölgesel merkez haline gelmesi bazı ülkeleri rahatsız ettiğini de yadsıyamayız. Bölgemizdeki çatışmaları değerlendirirken bunu da dikkate almak gerekiyor.

 

Bölgemizdeki birçok ülkeyle yaşadığımız sorunlar ekonomimize olumsuz yansıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Biz bugün için Irak’a mal satmasak da, Rusya’ya mal da satmasak da, Suriye’ye mal da göndermesek de önce vatan demeliyiz. Şu an sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz aşikar. Ama bunu aşmak için artık yeni fırsatlar, yeni imkanlar, yeni yerler keşfetmek zorundayız. Ankara’dan 3 saatlik uçuş mesafesinde 3 milyar insan var. Önce vatanımızı, insanlığımızı koruyarak, bunlara bakmamız lazım. Tabii Türkiye’de şu anda iş dünyası açısından en büyük sıkıntılardan bir tanesi reel faizlerin yüksek olmasıdır. Cumhurbaşkanımızın ısrarla dikkat çektiği nokta budur. Bence de reel faiz yüksek. İnsanlar bu yüksek faiz ortamında yatırım yapıp iş yapmaya, ihracat yapmaya çalışırken Merkez Bankası’nın da bu faizleri düşürmesi gerekir.

 

Faiz oranlarının ne kadar düşmesi lazım bunun?

Türkiye’nin 2013’teki konjonktüre geri dönmesi lazım. Maalesef Türkiye’de klavye ekonomistleri var. Anlatıyorlar, yazıyorlar. Sanayinin içine girmeden, hiç sigorta yatırmadan, vergi dairesine gitmeden, et fiyatını bilmeden ekonomiyi yönlendiriyorlar. Türkiye’de ekonomik çarkların nasıl döndüğünü bilmeleri gerekir. Yüksek faiz Türk ekonomisini, Türk sanayicisini vuruyor. Bu faizle Türkiye’nin ilk 1.000 sanayi kuruluşunun yüzde 43’ü finansmandan zarar ediyor, bankalar kar ediyor. Bankaların kar ettiği yerde sanayici kar edemez.

 

Sanayicilere değinmişken inşaat sektörü-sanayi tartışmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Memlekette inşaatla büyüme olmaz dendi. Oysa inşaat sektörü yüzlerce sektöre olumlu etki yapıyor. Ben bu mantığı anlamıyorum. Ekonomik dönüşümü konuşurken, ben aşsal dönüşüm diye bir kavram koyacağım ortaya, siz de “Yemekle büyünür mü?” diyeceksiniz. Evet, yemekle büyür Türkiye. Kentsel dönüşüm nasıl 10 senedir bu memlekette ekonomiyi canlandırıyorsa yemek sektörü de öyle canlandırabilir.

 

Pekiyi, çözüm ne sizce?

Bankacılık sisteminin acilen ele alınması lazım. Banka projeye ortak olmalı, şirketlerle iş ortağı olmalı. İkincisi, KOBİ’lerin mutlaka halka açılması ve borsada işlem görmesi sağlanmalı. Tüm sıkıntılara rağmen G20 Zirvesi Türkiye’de yapılıyorsa, İstanbul’daki otellerin hepsinde uluslararası toplantılar düzenleniyorsa, gelinen noktayı görmezden gelemeyiz. Sıkıntılarımız yok değil ama bunlar elbirliği ile düzelecek. Muhalefet de proje getirecek. Muhalefet demek hep eleştirmek demek değildir.

 

Son olarak hazır yemek sektörünün geleceğini konuşalım…

Türkiye’de 2015 rakamlarıyla, günde 20 milyon insana yemek hizmeti sağlıyoruz. Sektör büyüklüğü 7 milyar dolar seviyesinde. Ancak bu rakamın 20 milyar dolara çıkması mümkün. Türkiye’nin bir aşsal dönüşüm hikayesi var. Aşsal dönüşüm Türkiye’nin geleceğini kurtarmaktır aslında. Şimdi Türkiye’de 18 milyon öğrenci var. Bu 18 milyon öğrenciyi yanlış besliyoruz. Devlet, sosyal devlet anlayışı içinde çok doğru bir şey yapıyor: Bilgisayarını veriyor, kitabını veriyor, defterini veriyor. Bunlar yetmiyor süt de veriyor. Bunların hepsi doğru; zeki çocuk için tamam ama sağlıklı çocuk için yeterli değil. Çocuk evden çıktığında okulun kantininde tostla tanışıyor. Ertesi gün, “Baba beni hamburgerciye götür” diyor. Ondan sonra da gençliğinde fast food’a gidiyor. Sonra da obezite ortaya çıkıyor. Şu an toplumsal olarak obezite tehlikesi ile karşı karşıyayız. Obezite’nin başta şeker hastalığı olmak üzere birçok sağlık sorunu ortaya çıkardığını biliyoruz. Aşsal dönüşüm projemiz kapsamında 18 milyon öğrenciye her gün üç kap yemek verilecek. Bu projeyle çok önemli üç şeyi başaracağız. Birincisi; zengin-fakir ayrımı olmaksızın tüm çocuklarımız aynı masada aynı yemeği yiyecekler. Böylece sosyal barış adına önemli bir adım atacağız. İkincisi; çocuklarımız sağlığına kavuşacak. Çünkü bizim bütün yemeklerimiz gıda mühendisleri ve diyetisyenler tarafından kontrol edilerek hazırlanıyor. Üçüncüsü, yemek sektörü, ilave 13 milyar dolarlık yeni bir ekonomik devinim yaratacak. Böylece sektörün hedeflediği 20 milyar dolar büyüklüğe ulaşılacak. Daha fazla inek beslenecek, daha fazla domates yetiştirilecek, daha fazla insan tarlada çalışacak, direkt olarak 350 bin ek istihdam sağlanacak. Sağlık Bakanlığı’nın şeker, kanser, obezite vs. için harcadığı 20 milyar dolar kasada kalacak. Bu önemli bir proje değeridir. Ekonomik devinimi var, sosyal devinimi var, sağlık devinimi var. Bunun adına Aşsal Dönüşüm demeyeceğiz de ne diyeceğiz. Biz bu proje için bütün modelleri geliştirerek Bakanımıza, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza ilettik.