RÖPORTAJ — 5 Nisan 2016 at 18:36

ERA KOLEJLERİ GENEL MÜDÜRÜ SEZAİ EYÜPOĞLU: ERA KOLEJLERİ 2023’TE DÜNYA MARKASI OLACAK!

Yeni Resim

 

Uluslararası bir marka oluşturmak için yola çıktıklarını ifade eden ERA Kolejleri Genel Müdürü Sezai Eyüpoğlu, İstanbul’daki okullarından sonra ilk koleji Bursa’da açtıklarını, önümüzdeki dönemde başta İzmir ve Ankara olmak üzere büyük illerde, daha sonra da tüm Türkiye’de okul açmayı hedeflediklerini, Cumhuriyetin 100.Yılında da dünya markası olmak istediklerini dile getirdi.

 

ERA Kolejleri özel eğitimde hızlı dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde; üç yıl gibi kısa bir sürede 11 kampüse ve 5 bini aşkın öğrenciye sahip bir eğitim kurumu. Sıradanlığın ötesine geçip yeni şeyler söylemek, yeni farkındalıklar oluşturmak hedefiyle ERA Kolejlerinin kurulduğunu söyleyen ERA Kolejleri Genel Müdürü Sezai Eyüpoğlu ile hedeflerini ve özel eğitimde yaşanan gelişmeleri konuştuk.

 

Era Kolejleri’nin kuruluşundan başlayalım öncelikle…

Biz dershaneciliğin dönüşümünün gündemde olduğu 2012-2013’de Ar-Ge çalışmalarımızı yaptık. Biz Türkiye’de eğitimde yeni şeylerin söylenmesi, yeni farkındalıkların oluşturulması gerektiği ve sıradanlığın ötesinde bir kuruma ihtiyaç olduğu kanaatindeydik. Bu kanaatimiz ve heyecanımız bizi bir kolej, bir özel okul yapılanmasına itti. Daha önce de özel eğitim kurumları kuran ve 47 yıllık tecrübesi olan grubumuzun yönetim kurulu bu kararı aldığında “Ne yapabiliriz?” dedik. Türkiye’de neye ihtiyaç var? Her alan, her boşluk doldurulmuş mu? İkincisi; bugün çocukların neye ihtiyacı var. Teknoloji kuşağı dediğimiz Z kuşağının neye ihtiyacı var? Değerlerimizi de yanımıza alarak yeni şeyler söylemek istedik. Yeni şeyler söylenmeye ihtiyaç olduğunu hissettik. Önce Avrupa’yı ve dünyayı inceledik. Türkiye’de özel okulların eğitime yaklaşımı da genel itibariyle devlet okullarınınkiyle aynıydı. Öğrenci sayılarının az olduğu ve ilginin daha fazla olduğu bir özel sektör modelini gözlemliyorduk. Özellikle akademik başarı anlamında açıkçası kolejlerin çok da yeterli olmadığını düşünüyorduk. Bu boşlukları bizim doldurabileceğimiz kanaati ve doğru insan kaynağıyla doğru bir sistem oluşturarak 2013 yılında yola çıktık.

 

Era ismi nasıl ortaya çıktı?

Ciddi bir isim araştırması yapıldı. Bunun için profesyonel ajanslarla çalıştık. Bize getirilen isimler içerisinden Era’yı seçtik. Bunu seçmemizin nedeni de bizim aslında misyonumuzla, vizyonumuzla ve hedeflerimizle örtüşmesiydi. Era, 8 dilde çağ, çığır açmak, milat demek. Biz bu noktada da yenilik yapmak istiyorduk. Adımızı koyduk böylece.

 

Era Kolejleri’nin eğitim sistemini kısaca anlatabilir misiniz?

Eğitimin amacı insanı, ruh, beden, fizik ve beyin olarak doyurmaktır. Böyle bir ihtiyaç var. Biz de bu ihtiyacı karşılayan Beşli Gelişim sistemini getirdik: Sosyal gelişim, psikolojik gelişim, zihinsel, fiziksel ve bunların da tetikleyeceği akademik gelişim. Beş başlığın da içini doldurarak bir sistem geliştirdik. Yani sadece “biz daha iyi yapıyoruz” ya da “en iyi biziz” gibi yuvarlak ifadelerle çıkmadık. Ayakları yere basan, karşılığı olan bir eylemle beraber çıktık ve doğru yaptığımızı da çok ciddi anlamda talep görmemizden anlıyoruz.

 

Bünyenizde kaç okul var şu anda?

Üçüncü yılımızdayız. Şu anda 11 kampüsümüz ve 5 bini aşkın öğrencimiz var. Okullarımız mimarisinden mobilyasına kadar her şeyiyle eğitim tandanslı, eğitim temellidir. Ayrıca doğru insan kaynağımız en büyük referansımızdır. Doğru sistem, doğru mimari ve doğru lokasyon yanında asıl olması gereken doğru insan kaynağıdır. Eğer insan doğru değilse bunların hiçbir manası yok. Dolayısıyla başarımızdaki en büyük etken bizim ekibimizdir diye düşünüyorum.

 

Dünyadaki eğitim modellerini incelediğinizi söylediniz. Pekiyi, inceleme safhasında kendinize uygun gördüğünüz bir modeli mi baz alarak yola çıktınız, yoksa hepsinin karması bir modelle mi hareket ettiniz?

Tabii tek bir doğru yok. Şimdi Singapur’a baktığınızda, Uzakdoğu’ya baktığınızda akademik başarı tandanslı, sınav modelli bir sistem görürsünüz. İşte Finlandiya’ya gittiğinizde biraz daha yaparak, yaşayarak, yaşatarak öğrenim görürsünüz. Batı’ya gittiğinizde, Avrupa’ya gittiğinizde başka bir yoldan gitmiş ama başarılı olmuş başka bir model görürsünüz. Gerek öğrenci yapısı, kaynağı ve gerekse kültürel koşulların eğitimde etkili olduğu bir çağ yaşıyoruz. Dolayısıyla biz ne Batı’dan ne Uzakdoğu’dan ne de Finlandiya’dan doğrudan kopyala yapıştır modeli oluşturmadık. Sadece dünya ne yapıyor, dünya nasıl başarılı oluyor diye araştırdık. Biz neleri alabiliriz diye baktık. Ama asıl mesele şuydu: Bizim ülkemizin evlatlarının neye ihtiyacı var, bu jenerasyonun neye ihtiyacı var? Biz bu jenerasyonun geleceğini nasıl şekillendiririz? Asıl esin kaynağı budur. Şunu diyemem: şuradan biz şunu aldık, buradan da bunu aldık ve bunları birleştirdik. Belki de hiçbir yerden bir şey almadık. Ama bilerek sahaya çıktık. Çünkü bilen kişi hükmeder. Bilmiyorsanız ortaya bir sistem koyamazsınız. Türkiye’de zaten sistemin içerisindeydik ama sistemi bir kere daha masaya yatırdık. Kendi çocuklarımız var; bizler de veliyiz ama aynı zamanda eğitimciyiz. Eğitimcilik öyle hassas bir iş ki 20 yıl sonrasının Cumhurbaşkanını yetiştiriyorsunuz. Sınıfın bir köşesinde geleceğin Cumhurbaşkanı, Başbakanı olabilir ya da geleceğin doktoru, mimarı olacak. Biz bir ERA yapısı, ERA kurumsallığı ve ERA’lı kimliği oluşturmak için yola çıktık. Gidişat da bizi bu anlamda mutlu ediyor.

 

Türkiye’nin milli eğitim politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben İstanbul Ticaret Odası Eğitim Komitesi’nin de bir üyesiyim. Dolayısıyla İstanbul’u bu manada temsil ediyorum da diyebilirim. Şimdi eleştirel bir yaklaşımda bulunduğum zaman kendimi de eleştirmiş olurum. Bu yönde bizim çalışmalarımız oldu, Bakanlığa sunduğumuz çalışmalar oldu. Türkiye’de eğitimi bir anda sihirli değnekle düzeltmek çok zor. Çünkü bu işin malzemesi insandır. Dolayısıyla insanın duyguları var, her insan birbirinden farklı vs. Ama son dönemde de güzel gelişmeler oluyor. Ancak geçen yıl koyulan bir sistemin bu yıl başka bir yörüngeye dönmesi gibi eleştiriler yapılabilir. Dünyaya baktığınızda özel okulların eğitime katkısı yüzde 20-25’lerdeyken, Türkiye’de 2-2.5’lardaydı. Bu oran ciddi seviyede yükselmeye başladı. Yüzde 15’ler hedefleniyor.

 

Özel okulların artışında teşvikin etkisi var mı?

Tabii ki burada devlet teşvikinin ciddi tesiri oldu özel okulların açılmasında. Ama yeterli değil. Çok daha artırılabilir. Burada dershanelerin dönüşümünün de mutlaka tesiri var. Ben bunu başarılı bir politika olarak görüyorum açıkçası. Yani özel okulculuğun bir anlamda dönüşümü oldu.

 

Özel okulların artmasıyla birlikte sektörde nasıl bir yarış söz konusu?

Rekabet iyidir; her zaman veli ve öğrenciye kazandıracaktır diye düşünüyorum. Tek tip ve sıradan bir sistem bizi dünya ile yarıştıramaz. Dolayısıyla özel okulların payının artması önemlidir. Özel sektör kendini ispat etmekle mükelleftir. Rekabetin sektöre, sektörden ziyade eğitime katkı sağlayacağını düşünüyorum. Fakat burada bir şeye de dikkat çekmek gerekiyor: 1999 depremi akabinde birçok müteahhit inşaat sektörünün durmasıyla birlikte dershane açmaya başlamıştı. Bir furya olmuştu o dönemde ve bunun sıkıntıları görülmüştü. Çünkü malzeme kum, çimento değil, malzeme insan. Eğitimle ilgili hakikaten çok dikkatli ve hassas davranılması gerekiyor. Devletin denetleme sisteminin çok güçlü işlemesi gerekiyor. Yatırımların eğitime yönelmesini önemli görüyorum. Çünkü Türkiye’nin güçlenmesinin eğitimin güçlenmesiyle olacağını düşünüyorum.

 

İnsan kaynağının önemine vurgu yaptınız. Şu anda Türkiye’deki mevcut eğitim kurumlarını, insan kaynağını kullanma açısından yeterli görüyor musunuz?

Nicelik olarak kadrolar boş kalmayabilir ama nitelik anlamında yetersizlik var. Her derse bir öğretmen koyabilirsiniz ki buna rağmen bazı branşlarda sıkıntılar yaşanıyor. İstanbul Ticaret Odası vasıtasıyla bunu defalarca raporlaştırdık. Örneğin; 15-20 sene öncesinde rehber öğretmenler iş bulamıyordu. Şimdi ise rehber öğretmen açığı var. Ama yanlış politikalar sonucu bu öngörülemedi. Buna çözüm bulunması lazım. Bu, bir sertifika programıyla veya bir formasyon programıyla olabilir. Öte yandan felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi alanlardaki öğretmenler de iş bulamıyor. Milli Eğitim Bakanlığımızın hızlı kararlar vererek çözümler üretmesi gereken dallar, alanlar var. Yabancı dil keza böyle bir alan.

 

Pekiyi, burada temel eğitimle üniversite neden buluşamıyor?

Entegrasyon problemi var. Bunun nedenini biz de soruyoruz. Yirmi yıl sonra ortaya çıkacak meslekleri planlamalıyız. Bunun planlaması çok zor olmasa gerek. Planlama yapılmaması büyük bir yanlıştır. Bu, insanların geleceklerini çalmak anlamına geliyor. Birçok vakıf üniversitesi açıldı. Vakıf üniversitelerinin 20 yıl sonra ortaya çıkacak ihtiyaçlara göre bölümler açması gerekiyor.

 

ERA, büyüme stratejisini bundan sonra nasıl şekillendirecek?

Biz aslında ERA adını dünya markası olma hedefiyle koyduk. Yani uluslararası bir marka oluşturmak için yola çıktık. Ağırlıklı olarak İstanbul’dayız. Bursa’da önemli bir kompleksimiz var. 20 dönümü aşkın açık arazisiyle Türkiye’nin olimpiyat parkı olan ilk koleji açıldı. Böylelikle spora sahip çıkacağız. İzmir ve Ankara’da çalışmalarımız var. Akabinde diğer büyük iller başta olmak üzere Türkiye’nin tüm illerinde olmayı arzu ediyoruz. Ve inşallah Cumhuriyetin 100.Yılında da bir dünya markası olarak yerimizi almak istiyoruz.

 

Pekiyi, yurtdışında orta vadede yatırım planlamanız var mı?

Çalışma, görüşme ve Ar-Ge çalışmalarımız var. Avrupa’da, yakın coğrafyada bölge belirleyeceğiz. Bu çalışmaların hızı biraz da hedeflediğiniz ülkedeki yapı, bürokrasi vs. ile doğru orantılı. Şu anda bir ülke ismi ifade etmem çok doğru olmaz. Proje var ve üzerinde çalışıyoruz.

 

Bütün anlattıklarınızın bir de maliyet boyutu var. Bunun velilere yansıması noktasında nasıl bir fiyat politikanız var?

Hedefimiz bu kaliteyi geniş kitlelere ulaştırmak. Biz üst segmentte birkaç okulla varlık gösterip fiyatımızı da yüksek belirlemeyi hedeflemedik. Tam tersine İstanbul’da ve Anadolu’da yaygın bir şekilde okul açarak ve kar marjımızı da çok yüksek tutmadan sürdürülebilir olmaya çalışıyoruz. Bu koşullarda da bir fiyat politikamız var.