RÖPORTAJ — 5 Nisan 2016 at 18:56

NISSAN TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ SİNAN ÖZKÖK: YENİ REKORLARA İMZA ATACAĞIZ!

nissan sinan bey (16)

 

Nissan için 2015 yılının bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Nissan Türkiye Genel Müdürü Sinan Özkök, Nissan Global’in Türkiye’de Nissan Otomotiv A.Ş.’nin tamamını devralmasının bir doping etkisi yarattığını, bunun sonucunda 26.500 adet satış rakamıyla rekor kırdıklarını dile getirdi. Özkök, Nissan’ın 2016 hedefini şu sözlerle aktardı: “2016’da yüzde 10 büyüyerek yeni rekorlara imza atacağız.”

 

Türkiye otomobil satışında 1 milyon rakamını yakalarken sektörün önemli markalarından birisi olan Nissan da 26 bin adedi aşan satışıyla 2015 yılında yeni bir rekora imza attı.1 Ekim 2015’te Nissan Motor Co. Ltd. bünyesine katılmasının ardından yakaladığı büyüme ivmesini 2016 yılında da Yeni Navara ve Pulsar modelleriyle sürdürmeyi hedefleyen Nissan Türkiye’nin Genel Müdürü Sinan Özkök ile sektörün gelişimini ve Nissan’ın hedeflerini konuştuk.

 

Otomotiv, Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden ve ihracatını sürekli artırıyor. Sektörün genel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektöre girdiğim 1993 senesinden bu yana 3-5 yıllık planlamalarda hep 1 milyon otomobil satma hedefi vardı. Geçen sene nihayet 968 bin adet otomobil satışıyla 1 milyonluk hedefi artık yakalayacağımızı görüyoruz. Bizim artık 1 milyon 200 bini, 1 milyon 300 bini hedeflememiz lazım. Türkiye bu pazar kapasitesine sahip. Türk tüketicisi artık otomobili lüks araç olarak görmüyor. İhtiyaç oldu artık. Kiralama sektörü, finansal sektör de buna katkı sağlıyor. Türkiye’de otomotiv üretimi yapan ana sanayi 1 milyon 359 bin adet üretime sahip. Bunun 992 binini de ihraç ettik. Bu ihracatla ciddi bir girdi sağladık. Bunun karşılığında 658 bin adet araç ithal etmişiz. Otomotiv sektörü dış ticaret fazlası olan bir sektör. İhracatın da yüzde 15’ini karşılıyor şu anda. Ana sanayiye yan sanayiyi de kattığınızda otomotiv sektörü şu anda ihracatta lokomotif sektör konumunda. Bizim derdimiz iç pazarın olabildiğince desteklenmesi ve büyütülmesidir. Çünkü güçlü bir iç pazar yatırımcıyı çeker. Aşağı yukarı 300-350 bin adetlerde bir kapasite yakalamanız lazım ki artık üretim yatırımı rantabl olsun. Şimdi ben 350 binin 150 binini aşağı yukarı iç pazarda kullanmalıyım ki gerisini de ihraç edebileyim. Ama 150 binlik bir iç pazar da olmalı. İhracat önemli ama iç pazarın da kuvvetli olması lazım. Yani hiçbir zaman yüzde 5 iç pazara vereyim, yüzde 90 ihracat yapayım diyerek hiçbir marka gelmez. 1993 yılından bu yana otomotiv sektöründe müşteri tercihleri de modeller de çok değişti. Birkaç markanın pazarın yüzde 85’ini domine ettiği bir sektörden şu anda 50’ye yakın markanın rekabet ettiği ve arzın da aynı şekilde arttığı bir pazar konumuna geldik. Hem binek otomobilde hem ticari araçta artık öyle bir konumda ki Türkiye, projektörlerin tutulduğu artık 1 milyonu aşsın, kabuğunu kırsın diye beklenen bütün markaların gözbebeği konumunda bir pazar.

 

Hep otomotivdeki vergi yükünden bahsediyoruz, sizler de konuşuyorsunuz. Muhataplarınız bunu niye dikkate almıyorlar sizce? O hesabı yapamıyorlar mı?

Onu biz her defasında dile getiriyoruz. Her ortamda söylemeye çalıştığımız şey şu: Şu anda mesela ÖTV 1.6 motorların altında yüzde 45. Şu anda ÖTV’li fiyatın üzerinden bir de KDV ödüyoruz. Bunun başka bir örneği yok. Biz diyoruz ki; “Otomobil artık lüks değil, bir ihtiyaçtır. İnsanlar bunu işleri için de kullanıyorlar.” 2009-2010 kriz döneminde hükümet ciddi bir destek verdi, pazar bir anda hareketlendi. Neden şimdi olmuyor? Tabii ki belli hesaplar vardır. Tüketimden ziyade tasarrufu teşvik etmek bir devlet politikasıdır. Ama bence vergi yükü azaltıldığında satışların artacağını ve bunun da devlete ciddi bir katkı sağlayacağını düşünüyorum.

 

Avrupa’da otomobillerde birçok özellik standart durumda olurken, Türk tüketicisi bunun için ekstra fiyat ödüyor. Daha düne kadar hava yastığı bile faturalara ilave olarak yansıyordu…

Açıkçası farklılıklar olabildiğince azaldı. Aradaki makas çok daraldı. Hatta bazı ekipmanlarda ki otomatik vites buna en güzel örnektir. Türk tüketicisi yaklaşık yüzde 50 seviyesinde otomatik vites arıyor artık. Avrupa’da bu yüzde 25 oranda. Yani düz vites kullananlar yüksek oranda. Otomatik vites lüks müdür? İstanbul trafiğinde artık lüksten öte bir ihtiyaç. Daha önce Türk tüketicisinin bilincinde güvenlik ekipmanları ve çevreye duyarlı ekipmanlar biraz daha gerideydi. Yavaş yavaş bilinçlenmeye başladık açıkçası. Üreticiler de artık bunları standart olarak vermeye başladı. Peki lüks nedir? Lüks şu anda bence motorizasyonda, yani motorun gücünde. Konforda da Avrupa standartını yakaladığımızı düşünüyorum. Ama Avrupa’da vergilendirme sistemi çok daha farklı bir yapı üzerinde. Orada motorun gücünden ziyade motorun çıkartmış olduğu emisyondan hareketle bir vergilendirme var. Çevreyi ne kadar kirlettiğinize bağlı olarak vergi ödüyorsunuz. Çevreyi az kirleten güçlü bir motor dahi olsanız düşük vergi verebiliyorsunuz. Çevreyi çok kirleten küçük bir motorsanız daha çok vergi verebiliyorsunuz. Türkiye’de sadece hacim kriteri var. Yani 1.6’nın altındaysanız emisyon değeriniz ne olursa olsun siz netice itibariyle düşük vergiye tabi oluyorsunuz. Halbuki bizim yavaş yavaş bunu devlet politikası olarak almamız lazım. Hem ÖTV’sinde hem daha sonra MTV’sinde artık emisyonun da ön plana çıkabilmesi lazım. Ben o çevre bilincini eğer o tüketiciye vermek istiyorsam bu biraz da devlet politikasından geçiyor.

 

Pekiyi, Nissan’ın Türkiye pazarına sunduğu bir elektrikli otomobili var mı şu anda? Ya da böyle bir planlaması var mı?

Nissan Leaf dediğimiz dünyada en çok satan elektrik motorlu araç modelimiz var. Ancak biraz da diğer markalardaki tecrübeleri göz önünde bulundurarak, şu an itibariyle bir giriş düşüncemiz yok Türkiye’de elektrikli otomobil pazarına.

 

Leaf modeli ne kadar sattı?

200 binin üzerinde satış yaptı. 2010’da lansmanı yapılmıştı. Ve 5 sene içinde 200 binin üzerinde satış gerçekleştirdik bütün dünyada. Amerika’da ciddi satışımız var. Şu anda menzilini yaklaşık 175-180 km’den 250 km’nin üzerine çıkarıyoruz. Artık tüketici için gerçekten cazip bir hale geliyor. Leaf ya da onun yerine geçecek başka bir model elektrik motorlu aracı Türkiye pazarına önümüzdeki yıllarda sunmayı düşünüyoruz. Çünkü tüketicinin bilinci gelişirken altyapının bunu desteklemesi gerekir. İkisinin tam örtüşmesi lazım. O örtüştüğünde bizim ürünümüz var o segmentte.

 

Birçok firma da bunu bekliyor…

Burada bir parantez açmak istiyorum: Nissan’ın dünyada çok önemli iki taahhüdü var. Bir tanesi sıfır emisyondur. Sıfır emisyonda elektrikli araçlar bizim ana gelişme alanımız. Bizden sonraki nesillere yaşanabilecek bir gelecek bırakacaksak eğer bunun birincil olarak sıfır emisyondan geçtiğini düşünüyoruz. İkinci taahhüdümüz ise İngilizcesi ile “zerofatality”dir. Bunu sıfır kader gibi çevirmek çok doğru değil ama hedefimiz ölüm olasılığını en aza indirmek. Şu anda en büyük can kaybı terörden sonra trafik kazalarında. Artan bu kadar kontrole, eğitim ve bilinçlendirme çabalarına rağmen halen trafik kazaları nedeniyle ölümler çok yüksek seviyede. Nissan’ın buna cevabı, Otonom dediğimiz; kendi kendine hareket edebilen, sürücünün desteği olmadan, müdahalesi olmadan kendi kendine hareket edebilen araçların geliştirilmesi yönünde. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Ve önümüzdeki beş sene içinde Renault-Nissan ittifakı en az 10 modele bu otonom özelliğini katmayı taahhüt ediyor. Buradaki derdimiz de şu; artık sürücünün müdahalesi olmadan, yani insanın müdahalesi olmadan bizim o insana en güvenli ve sıfır emisyon yapan bir şekilde hareket kabiliyetini katabilmek.

 

Otomotiv pazarında inanılmaz teknolojik gelişmeler var. Nissan, bu anlamda tüm yenilikleri Türkiye pazarına yansıtıyor mu şu anda?

Vergilendirme sisteminin izin verdiği oranda getiriyoruz. Nissan’ın dünyada belli başlı 3 tane markası var: Nissan, Infiniti ve Datsun. Bu üç markada 60’dan fazla modelimiz var bütün dünyada. Biz bugüne kadar Türkiye’de 4 modelle pazardaydık. En son Navara’nın lansmanını yaptık. Navara, Nissan’ın en yeni pikap modeli. Vergilendirme sisteminin izin verdiği ölçüde Türkiye’ye getirebilme imkanımız oldu. Mesela Amerika pazarında Titan diye bir modelimiz var; motor seviyesi 5 bin cc üzerinde, onu getirebilme imkanımız yok.

 

Nissan Türkiye açısından 2015 nasıl bir yıl oldu?

2015 yılı Nissan için bir kilometre taşı, bir dönüm noktasıdır. Bugüne kadar bir yapımız vardı. Ciddi bir bayi teşkilatımız var. Müşteri algımız çok güçlü. Nissan markası müşteri tarafından beğenilen, teknolojiyle, inovasyonla özdeşleşen ve yenilikçi bir marka olarak biliniyor. Geçen sene Ekim ayı başında Nissan Global dedi ki; “Türkiye’deki operasyonu biz devralacağız ve bu performansı daha ileriye götürebilmek için de aksiyonları devreye alacağız. 1 Ekim itibariyle Türkiye’de Nissan Otomotiv AŞ’nin tamamını devraldı. Teşkilat ve ekip aynı şekilde kaldı. Bir tek ben Genel Müdür olarak atandım. Tüm ekibimiz ve teşkilatımız ile birlikte çok uyumlu bir şekilde sanki böyle bir şey olmamış gibi devam ettik. Biz bu geçişi yaşadık ama tüketiciler hiçbir şey hissetmediler. Ve biz olması gerektiği gibi değişimi tamamladık ve devam ettik. Onun için de 2015 bizim için önemli bir yıldı. İkinci önemi de şuydu; bundan 4 sene öncesine bakarsak eğer biz 19-20 bin satış bandında seyreden bir markaydık. Ondan öncesine giderseniz eğer 7.500 seviyelerindeydi. Geçen sene 26 bin 500 adet satışla rekor kırdık.2015 yılı bugüne kadar en çok Nissan sattığımız sene oldu. Tabii son 3 ayda Nissan Global’in verdiği güç bir doping etkisi yaptı bizde. Tüm destekleri kullandık ve ciddi kampanyalar yaptık. Ve hiç satmadığımız adetlere ulaştık açıkçası.2016’da yüzde 10 büyüyerek yeni rekorlara imza atacağız.

 

Filo tarafına bakıldığında sektöre bir ivme kattığı gerçek ama diğer taraftan da özellikle 2. El araçlarla ilgili bir handikap yarattığı söyleniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Filo tarafına sıcağız ama bizim için daha önemli olan perakende tarafıdır. Filo tarafı Türkiye otomotiv sektörünün önemli bir geçeğidir. Avrupa’da kiralama sektörü aşağı yukarı satışların yüzde 50’sini oluşturuyor. Kalan yüzde 50 de bireysel tüketiciye satılmaktadır. Türkiye’de bu oran yüzde 25 seviyelerinde. Kiralama sektörü gelişen bir sektör ve hala gideceği bir mesafe var. Bu arada fiyat dengesinin iyi belirlenmesi lazım. Bizim amacımız nihai müşterimizin bizden beklediği 2. El değerini koruyacak bir satış politikasını sürdürmek. Bugüne kadar bunu yönettik, bundan sonra da bu politika aynı şekilde devam edecek.

 

Bu yılki yüzde 10 büyüme hedefinizde kredi faizlerindeki indirim beklentisini de hesaba kattınız mı?

Şimdi bizim düşüncemiz genel satışlarda bir parça düşüş olacağı şeklinde. Genel pazarın yüzde 5 ile 10 arasında bir gerileme ile 970 bin seviyesinden 900 bin seviyelerine gerileyeceğini düşünüyorum ben. Geçen sene özellikle ilk 6 ayı seçim öncesi ekonomiyle beraber beklenmedik bir artış gösterdi. 2015’in başında otomotiv sektörünün 100 duayenine sorsanız size 850 bin civarında bir rakam verirlerdi. Kimse de 970 bin yazmazdı. Ama 2015’te 970 bin adet satış oldu. Bu sene biraz daha normal bir yıl olacak. Biz burada Navara modelimizin ve yılın ikinci yarısında satışa sunacağımız Pulsar modelimizin katkısıyla satışlarımızı biraz daha yukarı çekebileceğimizi düşünüyoruz. Sektörde gerileme olsa da biz büyümeyi planlıyoruz. Konjonktür olumlu bir şekilde devam eder, döviz kurlarında çok ciddi dalgalanmalar olmazsa ve kredi oranları da aylık bazda yüzde 1 seviyesine gerilerse ki yüzde 1 müşterinin gözünde psikolojik bariyerdir, geçen seneye yaklaşan bir satış rakamı yakalanabilir.