RÖPORTAJ — 5 Nisan 2016 at 18:45

TP VISION TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ FARUK KOCABAŞ: PHILIPS TV 2016’DA PAZAR PAYINI ARTIRACAK!

Faruk Kocabas 3

 

Pazarda hiçbir zaman agresif bir strateji izlemediklerini dile getiren TP Vision Türkiye’nin Genel Müdürü Faruk Kocabaş, Televizyon pazarının ilk 3 ayda geriye gitse de toplamda yüzde 1 ile 5 arasında büyüyeceğini, Philips TV olarak 2016’da pazar paylarını artırmayı hedeflediklerini söyledi.

 

Türkiye’de Philips markalı televizyonların ithalatını, pazarlamasını ve satış sonrası hizmetlerini yürüten TP Vision, 2016 yılında HDR teknolojili ürün serisiyle dikkat çeken Philips televizyonları artık Arçelik ve Beko mağazalarında da satışa sunuyor. TP Vision Türkiye Genel Müdürü Faruk Kocabaş ile televizyon pazarındaki gelişmeleri ve 2016 hedeflerini konuştuk.

 

Şu anda televizyon satışları nasıl gidiyor?

Genel olarak baktığımızda televizyon satışları geçen senenin yüzde 20 altında gidiyor. Bu kadar tartışmanın olduğu bir ortamda Tüketici Güven Endeksi doğal olarak aşağıda. İnsanlar çok rahat değil. Bir de yeni yılda yeni ürünleri bekleyen bir kitle var. O açıdan piyasa tatsız. Ancak bizi çok fazla etkilemiyor. Çünkü biz hazırlıklıydık, ona göre planlama yaptık. Perakendecileri belli seviyede etkiledi, onları da akıllı telefon kurtardı. Çok kötü bir durum yok: Her şey beklentinin altında ama bir şekilde de işler yürüyor. Ama küçük oyuncular çok daha fazla etkileniyorlar. Piyasadaki para darlığı finansal zorluğa düşenleri arttırdı. İflas edenler var, erteleyenler var. Biz hep büyüklerle çalıştığımız için bizi kısa dönemde finansal olarak büyük bir probleme sokmuyor. Bir de biz 2016’ya başlarken Arçelik ile anlaşma yapmıştık. Philips televizyonlar, Arçelik ve Beko bayilerinde satılmaya başladı Aralık başından itibaren. Ocak’ta da lansman ve reklamlarla bunu duyurduk halka. Her kanalda güçlenmeye çalışıyoruz.

 

Teknolojik gelişim ile birlikte insanların yaşam biçimlerinin de değişmeye başladığı, buna bağlı olarak son dönemlerde televizyon izlenme oranlarının da biraz düştüğü gözlemleniyor…

Televizyon izlenme oranlarının düşüyor olması doğal. Eskiden tek bir ekran vardı sonradan bu ikiye çıktı bilgisayarla birlikte. Ama şu anda hepsini domine eden akıllı telefonlar var. Teknolojik kısmıyla ilgili ben şunu söylüyorum her zaman: Akıllı telefonun en büyük avantajı çok fonksiyonlu olması. Her şeyi yapıyor. Onu hayatınıza rahatlıkla adapte ediyorsunuz. Fotoğraf çekiyorsunuz, konuşuyorsunuz, internete giriyorsunuz… Ayrıca her yere götürebiliyorsunuz. Fiyatı da ulaşılabilir. Teknolojik olarak televizyonda en önemlisi büyük ekranla izleme ve görüntü kalitesi sağlamaktır. Akıllı olması daha geriden gelen bir özelliktir. Büyüklüğü dolayısıyla da her yere götüremezsiniz. Ve de kısıtlı zaman dilimlerinde izleyebiliyorsunuz. Ama ne olursa olsun hala televizyonun temel fonksiyonu izlemek. İzlenme oranları düşse de televizyon yerini koruyor.

 

Gelişmiş ülkelerde televizyon satışları ne durumda peki?

Orada şöyle bir şey var; onların televizyon sahipliği oranları bizimle aynı ama onlarda yeni teknolojilerin yaygınlaşması çok daha hızlı oluyor. Herhalde bunu penetrasyon olarak kırabilen tek ürün grubu Türkiye’de akıllı telefonlar. Onun haricinde bir örneği yok. Tabii Türkiye ile Avrupa arasında televizyonda teknoloji farkı eskiden daha fazla olurdu. Bu fark 3 seneydi, şimdi bir sene geriden geliyor.

 

Hali hazırda televizyon satın almada fiyat birinci sırada mı geliyor?

Her yerde fiyat birinci sıradadır. Yani bütün tüketiciler eğer parasını sokağa atan birisi değilse mutlaka en iyi teknolojiyi en iyi fiyata satın almak istiyor. Yani kimse en ucuz diye uyduruk bir televizyon almak istemiyor. Tabii Türkiye’de Avrupa’ya göre fiyat olarak çok daha uygun koşullarda televizyon satın alabiliyorsunuz.

 

Pekiyi, şu anda üreticiler içerik tarafında istenen düzeyde üretim ya da işbirliği yapıyorlar mı bunun için? Siz TP Vision olarak bu anlamda neler yapıyorsunuz?

Aslına baktığınızda bu iş modelinin nasıl olacağını firmalar kendi içlerinde farklı değerlendiriyorlar. Doğru olan ürünün platform ve içeriğinin farklı olmasıdır. Biz de bu modeli uyguluyoruz. Zaten platformlar yavaş yavaş oturmaya başladı. Kendi platformunda ısrar eden üreticiler de var ama temel olarak globalde iki tane büyük platform var: IOS ve Android. Biz kendi ürünlerimizi en iyi kalitede en iyi izleme deneyimini, en iyi görüntü kalitesini sunacak şekilde tasarlıyoruz. Android platformunda ilerliyoruz. Geçen sene başladık, bu sene de aynı şekilde devam ediyoruz. Var olan içerikle ilgili de doğru işbirliklerini yapmaya çalışıyoruz.

 

Pekiyi, Türkiye televizyon pazarına baktığımızda pazarı domine eden yerli üreticiler mi, yabancı markalar mı?

Şu anda benim gördüğüm piyasada 6 tane marka var. Bunun 3 tanesi yerli, 3 tanesi de uluslararası marka. Aslında baktığınızda biz neredeyse dört senedir buradayız. O açıdan birçok insan da marka olarak Philips TV bir Türk markası mı, uluslararası marka mı diye bakmıyor. Belki onlara Türk markalarından daha eski olduğu için daha bilindik geliyor. Bu 6 marka arasında iyi bir rekabet var. Şu anda gördüğüm dominant bir durum yok. Ama geçen senenin son çeyreğinden başlayarak uluslararası markaların güç kaybettiğini, yerel markaların ise güç kazandığını görüyoruz. Bizim açımızdan değişen bir şey yok. Pazar payımızı artırmaya devam ediyoruz.

 

Tüketici doğru bir televizyon almak istiyorsa nasıl bir yol izlemeli mesela?

Öncelikle kendi ihtiyaçları neyse ona göre karar vermeleri gerekir. Yani bir müşterinin 65 inç televizyon ihtiyacı vardır, diğerinin 32 inç televizyona ihtiyacı vardır. Kimisi akşam bir saat tv izler, görüntü kalitesine çok önem ve değer vermez. Kimisi de televizyon izlemekten zevk alır; iyi bir ses, iyi bir görüntü ve son teknolojilere hazır bir ürün almak ister. Buna göre tercihler değişir. Artık global ekonomiden bahsediyoruz. Doğru olan; tüketicinin ihtiyacını görüp ona uygun ürünü ortaya çıkarabilmektir.

 

Philips, fiyat politikası olarak belli bir kesime mi odaklı?

Hayır. Bizim ürünlerimizin belli bir kalite standardı var. Çünkü Philips’in bir marka değeri var ve o marka değerinin de belli seviyelerde korunması gerekiyor. Ama o noktadan sonra bütün fiyat segmentlerinde bütün teknolojik sepetlerde anlamlı ise biz ürün sunmaya gayret ediyoruz. Şöyle ki çok büyük ekranlı televizyon segmentine girmiyoruz. Mantıklı, endüstriyel olarak belli bir ölçeği işaret eden alanda oynuyoruz. Bu seneki ürün gamımızda smart olmayan bir ürünümüz de var. Ama 65 inç, Android özelliği olan Ultra HD görüntü kalitesi olarak bütün markalarla yarışabilecek iddialı olduğumuz ürünler de var.

 

Hükümetin finansal kısıtlamalar getirmesi perakendeyi nasıl etkiledi sizce?

Taksit sayısının azaltılması hatta cep telefonunda olmaması ne değiştirdi? Hala cep telefonu peynir ekmek gibi satılıyor. Evet, perakendenin kendi içindeki dengeleri biraz değiştirebilir. Sadece kredi kartı enstrümanı ile satış yapan firmalar güç kaybetti. Onun haricinde kendi içinde farklı enstrümanları reset edenler kazandı. Türkiye’de de bakıyorsunuz şu anda geleneksel kanalın ve bayi kanalının bir yükselişi var. Niye? Sonuçta bu firmalar finansal anlamda mikro yönetim yapabiliyor ve daha fazla enstrüman sunabiliyorlar. Yani senet dediğimiz bir şey hayatımızda hala var. Bugün küçük şehirlerde 20-30 senedir bayilik yapanlar müşteriyi de 30 senedir tanıyor ise veresiye alışveriş yapılıyor.

 

Teknoloji marketleri farklı finansman modelleri ile kredi kartı sınırlamalarının olumsuz etkilerini aşsa da daralma devam ediyor.

Bunların hiçbiri temel etken değil. Bu tamamen tüketicinin davranışıyla ilgili. Şu anda tüketicide biraz kafa karışıklığı var. Tüketici, kendini biraz daha rahat, huzurlu, güvende hissedeceği bir ortamda olmalı ki televizyona para harcasın. Bir de fiyatlar uygun olsun. Uygun olması için de kurların bizim avantajımıza olması gerekiyor. Geçen sene en büyük zorluklardan birisi döviz kurlarının hızlı yükselişiydi. Biz geçen sene kurlar yükselince neredeyse plan yapamaz duruma gelmiştik. Şimdi ise daha doğal gidiyor. Bunu göz önünde bulundurunca sektörün içinde bulunduğu durum çok da kötü değil. Bu sektörde yurtdışına bağımlıyız. Temel girdilerimiz dolara endeksli. Ama dolarla satış yapmıyoruz.

 

Toparlayacak olursak, 2016 yılında ortaya koyduğunuz hedef nedir?

Geçen seneyi seçimle, hükümeti kurmakla geçirdik. Bütün 78 milyon onunla meşguldü. O ortam sonrasında da bir senenin planını yapmak zordu. Ama biz 2016’yı açıkçası çok kötü bir yıl olarak görmüyoruz. Televizyon pazarının ilk 3 ayda geriye gitmesine rağmen toplamda yüzde 1 ile 5 arası büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Bu tahminlerimizde hala sabitiz. TP Vision kurulalı dört sene oldu. Hiçbir zaman agresif hareket etmedik. Daha çok var olan müşterilerimizle işimizi ilerletmeyi öngördük. 2012’den beri satışlarımızı artırarak devam ediyoruz. Geçen seneye baktığımızda bir tek yerel markalar ve biz büyümüşüz. Philips Televizyon olarak 2016’da da var olan pazar payımızı artırmayı hedefliyoruz.