RÖPORTAJ — 5 Nisan 2016 at 18:22

UĞUR KOLEJİ GENEL MÜDÜRÜ HALUK KOÇAK: EĞİTİMDE TEK HEDEF İYİ İNSAN YETİŞTİRMEKTİR!

dsc_7595-h

 

Hizmet sektörünün bir parçası olan eğitim sektöründe faaliyet gösterdiklerini dile getiren Uğur Koleji Genel Müdürü Haluk Koçak, diğer sektörlerden farklı olarak çıktıların ölçülmesinin imkansız olduğu eğitim sektöründe tek hedefin iyi insan yetiştirmek olduğunu vurguladı.

 

Günümüzde özel eğitim kurumları arasında ciddi bir rekabet yaşanıyor. Bu rekabette Uğur Koleji de 26 yıllık tecrübesiyle öne çıkan eğitim kurumlarından bir tanesi konumunda. Uğur Koleji Genel Müdürü Haluk Koçak ile özel eğitimdeki rekabeti ve kaliteyi konuştuk.

 

Özel eğitim kurumları arasında nasıl bir rekabet yaşanıyor son dönemde?

Tabii ki eğitimde rekabet olacaktır. Çünkü birden fazla özel teşebbüs var. Ama şu unutulmamalı ki; özel okullarda okuyanlar da çalışanlar da bu ülkenin insanları. Dolayısıyla bunu bir kenara koyamazsınız. Özel eğitim sektörü devlete kolaylık sağlayan, gelişmesine katkı sağlayacak olan bir hale geldi son yıllarda. Bunda tabii devletin de katkısı vardır; teşvikleriyle. Dolayısıyla beraber düşünmek gerekir. Bir okulu, binayı istediğiniz gibi yapın, ne yaparsanız yapın, sonuçta çocuklar sınıfa girecekler ve bu sınıfın kapısı kapanacak; Orada öğretmenle yalnız kalacaklar. Tabii şunu tartışabiliriz; sınıf olmalı mı? Okul nasıl olmalı? Bütün okulları değiştiriyoruz, sınıfları değiştiriyoruz. Değişim olacak ancak biz bugünü ihmal edemeyiz. Çünkü eğitim denizin üstündeki gemi gibi: Gemiyi durduramazsınız. O hareket ederken işlerimizi, düzeltmelerimizi yapmak zorundayız. Asıl şunu yapmalı; daha iyiyi nasıl yaparızı denetlemeliyiz. Şu anda ne oluyoru denetliyorsanız zaten yanlış yapıyorsunuz. Öğretmenlerin ne yaptıklarını denetlemek değil, daha iyi nasıl yapabileceklerini ortaya koymak gerekir. Bugün en çok konuşulan konulardan biri de sektörde zincir okulların varlığıdır. Olmalı mı, olmamalı mı? Bunu benim söylemem çok doğru olmaz. Bizim 2 kampüsümüz var: Beylikdüzü ve Florya.

 

Özel eğitim kurumlarının hedefi ne olmalı sizce?

Aslında biz hizmet sektörüyüz. Ama diğer sektörlerden farklı olarak çıktılarının ölçülmesi imkansız olan bir sektörüz. Sadece tek bir hedef var aslında: iyi insan yetiştirmek. İyi insan yetiştirmeyi kesinlikle sınavlarda başarılı olan insan, A Plus üniversitelere giren insan ya da o üniversiteden sonra da çok yüksek maaşlarla çalışan insan olarak tanımlarsak hata yapmış oluruz. Burada iyi insandan neyi kastettiğimizi aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Öncelikli olarak ülkesini seven, ülkesinin çıkarı için her şeyi yapabilecek, sonrasında kendisine, yakın çevresine ve ailesine faydalı olan insandan bahsediyoruz. Zaten bunu yaptıktan sonra toplu bir düzelme ve bir iyilik olacaktır.

 

Pekiyi, bu nasıl sağlanacak?

Etik değerlerle sağlanacak. Fakat burada milli etik değer diye bir şey var mıdır, yoksa evrensel etik değerler var mıdır? Bunu tartışmak gerekiyor. Etik değer dediğiniz şey aslında evrenseldir. Tüm dünyanın kabul ettiği evrensel değerler… Bugün sınırların kalktığından, globalleşmeden bahsediyoruz.

 

Uğur Eğitim Kurumları’nın yapısını da konuşalım biraz…

Biz 26 yıllık bir okuluz. Bizde öğretmen önemlidir, özgürdür ama sınırları da olmak zorundadır. Neden? Çünkü bu kampüsümüzde 8 şubemiz, diğer kampüsümüzde de 5 şubemiz var. Toplam 13 şube. Biz velimize diyoruz ki: 13 şubemize hangi öğrenciyi alırsak alalım aynı hizmeti alacak. Bunu diyorsak, bu şekilde yapılandırmak zorundayız. Bu 13 öğretmenin ilgili yöneticileriyle bir araya gelip bir yıl boyunca ne yapacaklarını belirlemeleri gerekir. Süreçte belirli aralıklarla bir araya gelip, ne yaptıklarını, ne yapacaklarını gözden geçirmeleri gerekir. Bunu yapmazsanız eğer hedeflenen eğitimi yürütemezsiniz.

 

Bugün üniversitelerden mezun olan öğretmenlerin kalitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendisini geliştirmeye yönelen ve çok iyi niyetli gençlerimiz var. Biz ne yapıyoruz? Özellikle sınıf öğretmenliğinde yeni arkadaşlarımızı tecrübeli öğretmenlerle eşleştirip bir yıl beraber çalıştırıyoruz. O öğretmenle beraber çalışıyor. Bazen o anlatıyor dersi, bazen dinliyor, bazen diğer bir derse giriyor. Bazen de ortaokul derslerine girmelerini sağlıyoruz. Ve bunun sonucu çok güzel oluyor. Mevzu o zaten: öğrendiklerinizi çalıştığınız işte adapte edebilmek. Her üniversite iyidir, her profesörümüz, her öğretim görevlimiz değerlidir. Bizim yeni öğretmenlerde gördüğümüz tabii ki tecrübe eksikliğidir. Tecrübe de belli bir süreç sonrasında geliyor. Biz görüşmelerimizde öğretmenlerimizin bu işe ne kadar istekli olduklarını, kendiyle ve etrafı ile ilgili ne gibi değişiklikler yapmak istediklerini soruyoruz. Yani biz görüşmemizde öğretmene bitirdiği okulları ya da sınıfındaki sorunlu bir çocukla ilgili ne yapacağını sormuyoruz. En son okuduğu kitabı ya da son gittiği filmde onu etkileyen şeyi soruyoruz. Öğretmen hayatın içerisinde olabilirse çocukla iletişim kurar.

 

Gelecek nesilleri yetiştirecek olanlar öğretmenlerdir diyoruz. Ancak öğretmenlere sunulan ekonomik şartlar bu önemi ne kadar yansıtıyor?

Şu kadar olmalı, bu kadar olmalı diyemem. Bu, değer yargılarıyla, gelir düzeyiyle ve bütçenin oluşturulmasıyla alakalı bir şey. “Daha iyi olmalıdır.” demek işin kolay yönü. Ama bugünkü şartlardan daha iyi olması gerekiyor.

 

Bir öğretmen ikinci-üçüncü işi yapmalı mı, yapmamalı mı sizce?

Yapmamalı. Çünkü öğretmen hayatın içinde olmalı; Kitap okumalı, sinemaya gitmeli, kendi ailesi ile ilgilenmeli. Bütün bunları yapabilmesi için de belli bir ekonomik düzeyde olması lazım. Dolayısıyla biz kısır tartışmaları bırakıp gerçekçi çözümlere doğru gitmek zorundayız. İtiraz etmek yerine yapıcı olmamız gerekiyor.

 

Biraz da öğrencilerimizin durumunu konuşalım. Örneğin; Pisa değerlendirmelerini nasıl yorumlamak lazım?

Bir kere Pisa bir sınav değil, bir araştırma. İkincisi; Pisa ile ilgili konuşanların yüzde 90’ı bir tane Pisa sorusu görmemiştir. Kaç tanesi OECD’nin sayfasına girip bakıyor? Sayfalarca rapordan ne kadarını okuyorlar. Biz biraz ezbere konuşuyoruz.  Tabii ki Pisa’da başarılı olan ülkelere de bakalım, onları da araştıralım. Onların aynısını yapalım demiyorum. Ama kendimize özgü bir sistem yapalım. Bu sınavla ilgili yurtdışında okutmanlık yapan birçok öğretmenin fikirleri alınabilir: Ne tür çalışmalar yapıyorlar? Tabii ki devlet mutlaka araştırmıştır, bakanlık düzeyinde çalışmalar yapılıyordur ama işin içinde olan, pratikte olan arkadaşlarla da görüşülmeli.

 

Yeni eğitim dönemi hazırlıkları sürerken velilere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Ben kendi yaptığımı anlatırım. Başkalarının ne yaptığını, ne yapmadığını da anlatmam. Ama veliler kesinlikle şuna dikkat etsinler: Bir okulu gezmeye mutlaka okulun tanıtım günü haricinde gitsinler. Çünkü o günler özel hazırlanmış günlerdir. Ziyarette bulunduklarında mutlaka eğitimcilerle görüşsünler. Okulun müdürü, müdür yardımcısı ve rehberlik öğretmenleriyle mutlaka görüşmeye çalışsınlar. Onlarla görüşen kişilerin akademik kadrodan olup olmadığına mutlaka dikkat etsinler. O okulda mevcut öğrencilerin velileriyle görüşebilirlerse faydalı olur. Ama birden fazla görüş almak gerekir, yanlış yönlendirme olmaması gerekir. Bunun haricinde herkes ekonomik olarak gelirine göre hareket edecektir ama çocukları ile ilgili bir karar aldıklarında unutmasınlar ki bu işin bir ederi var. Ve ederi ne yazık ki bazı kurumların söylediği ederler değil. Bunu söyleyen kurumlarda ya eğitimci kadrosunda ya da başka bir yerde eksik vardır. Özetle çok iyi bir araştırma yapsınlar.