RÖPORTAJ — 1 Mayıs 2016 at 13:33

KIBRIS TÜRK İŞADAMLARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI METİN ŞADİ: KIBRIS’TA ÇÖZÜM TÜRKİYE’SİZ OLAMAZ!

 

METİN ŞADİ 3

Türkiye’nin, hem Kıbrıs Türk’ü hem de Kıbrıs Rum’u için çok önemli olduğunu söyleyen Kıbrıs Türk İşadamları Derneği ( İŞAD ) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Şadi, adanın güneyine sıkışmış bir vaziyette olan Rumların Avrupa kıtasına ulaşmasının tek yolunun Türkiye olduğunu ifade ediyor. Şadi’ye göre Kıbrıs’ta çözüm Türkiye’siz olamaz.

 

Kuzey Kıbrıs ekonomisi son dönemde Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelerden olumsuz etkilenmiş durumda. İçeride de çok sık değişen hükümetlerin yarattığı bir siyasi istikrarsızlık var. Bu konjonktürde bir taraftan da müzakere süreci devam ediyor. Biz de bu konuları Kıbrıs Türk İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Şadi ile konuştuk.

 

KKTC’de ekonomik ve siyasi gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de Kıbrıs ile ilgili yanlış bir algı var. Kıbrıs’ın tamamının 1974’te fethedildiği gibi bir bilgi kirliliği var. Bu da tabii yadırganacak bir şey değil. Bunun yanında yadırganacak husus Kıbrıslı Türkleri tembel, işe yaramaz nitelikteki insanlar olarak kabul eden yaklaşımdır. Bunları ne savunacağım, ne kınayacağım ama genel olarak böyle bir durum var. KKTC küçük bir ülkedir. En fazla 300 bin nüfusumuz var. Ancak bir gerçek vardır ki Kuzey Kıbrıs’ta verimlilik çok düşüktür. Şu anda ekonomik hayatın ve parlamenter rejimin sürdürülebilirliği gerçekten iflas etmiştir. Bu en önemli gerçektir. Kıbrıslı bir Türk olarak Türkiye’nin zayıflamasından dolayı ne gibi sıkıntılar çekildiğini yaşayan bir nesilden geliyorum. Türkiye güçsüz ise dışta yaşayan Türkler de çok zayıf demektir. Türkiye güçlü ise dışta yaşayan Türkler çok daha iyi durumda olur. Dolayısıyla bizim için Kıbrıs’taki iklimden ziyade Türkiye’deki iklim önemli. Bu gayet normaldir. Kıbrıs nüfusu olarak bizim ekonomik yaşamsal hedeflere varabilmemiz için doğru düşünmemiz gerekiyor. Türkiye’nin ticari iklimiyle beraber Kıbrıs da çok güçlü bir yerde olur. Eğer biz kendimizi Suriye ile birliktelikte düşünürsek mümkün değil. Yunanistan da çok uzak, olmaz. Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs Türk’ü ve Rum’u için çok önemlidir. Kıbrıs Rum’u adanın güneyine sıkışmış bir vaziyettedir. Onların tek açılacakları kapı Afrika’ya, Mısır’a bakar. Biraz İsrail’e, biraz da çok uzakta Yunanistan’a bakar. Anakaraya, Avrupa kıtasına ulaşmasının bir tek yolu Türkiye üzerindendir. Limanlar açılsın, hava sahası açılsın demeleri bundandır. Akıllı insanlar Kıbrıs’ta bir çözümün Türkiye’siz olamayacağını bilir. Eğer biz bu beceriye sahip olmazsak, sen ben kavgalarıyla hayatımızı zindan edecek duruma gelirsek Kıbrıslılar olarak zarar görürüz. Aslında Kıbrıs ile Türkiye arasında bir tane değil belki 3 tane kablo olması lazım ve hem Rum’un hem Türk’ün bundan istifade etmesi lazım.

 

Peki, Kıbrıs’a hakim olan bakış açısı nasıl şekillenmiş durumda?

Kıbrıs’ta birtakım insanlar halen daha elektrik kablosu çekilmemesi için direnç gösteriyorlar. Diyorlar ki; Türkiye ile Kıbrıs arasındaki kablo çekilmesi şu an gereksiz. Bu işi stratejik bir yatırım olarak, önümüzdeki 20 yılı kapsayabilecek bir program olarak, Rum’un ve Türk’ün anakaraya bağlanması olarak gören zihniyet az. Hala daha gaz oradan mı gitsin? Buradan mı gitsin? Sorularıyla karşılaşıyoruz. Tabii ki bizden geçecek, başka nereden geçecek? Dolayısıyla Rumların bir kısmının düşmanlıklardan dolayı istememesi normal olabilir. Ancak bizim de doğru paradigmalar içerisinde, doğru görüş içinde olmamız lazım. Benim söylemeye çalıştığım, anlatmaya çalıştığım budur.

 

Bu sorun nasıl çözülebilir?

Bu ekonomik işbirliği ile çözülebilir. Bizdeki yönetenler başımıza gelen bütün bu işlerde yanlış ve beceriksizlerdir. Ancak Akıncı ve Anastasiadis daha aklı selim, daha mantıklı düşünmektedir ve müzakereleri daha mantıklı bir şekilde götürmektedir. Sayın Akıncı’dan önce bir rüzgar vardı, şimdi de bu rüzgarı arakasına aldı diye düşünüyorum. Rum Kesimindeki seçimlerden sonra Sayın Anastasiadis ile birlikte bu rüzgar daha belirgin olacak.

 

Peki, müzakerelerin seyri bahsettiğiniz yeni paradigmayı yansıtıyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu müzakerelerdeki bütçesine bakacak olursak bunu yansıtmasını bekliyoruz. Avrupa Birliği Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun verdiği demeçlere ve tüm açıklamalarına bakarsak bunları görüyoruz. Anastasiadis Mayıs ayında Türkiye’ye gidiyor. Daha evvel Akel Genel Sekreteri Andros Kiprianu gitmişti. Biz de kendisini birkaç kere ziyaret ettik. Orada da çok iyi karşılandık. Önümüzdeki dönemde yeni bir mantığı oluşturmamız lazım. Benim en büyük mutluluğum şu ki: Biz de inşallah hayatta yaşarken hep beraber güzel oluşumu göreceğiz. Bizim gördüğümüz ve anladığımız kadarıyla Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde olumlu bir yere gelmesinde ana sebep yine Kıbrıs’tır. Artık Türkiye’siz bir Avrupa’nın tahayyül edilemeyeceğini görüyorsunuz. Ben bir şey daha görüyorum. Şu anda Rus kapısının kapanmasını gayet doğal olarak görüyorum. Bugün Avrupa Birliği ile Rusya arasında sıkıntılar var enerjiyle ilgili olarak. Türkiye’nin bir tarafı seçmesi gerekiyordu, Türkiye tarafını belli etti. Bunun da bedelini Türkiye ödemeyecek diye düşünüyorum. Ben Türkiye’nin,  ABD ile Avrupa Birliği arasında imzalanacak Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’na (TTIP)direkt taraf olacağını düşünüyorum. Bütün bunlara bakıldığında ülkemiz için hayırlı ve iyi yorumlar yapabiliriz. Kötü yorumlar da olabilir. Ama bizim bunu daha olumlu bir şekilde görmemiz lazım.

 

Başkanlık rejiminden bahsettiniz ve kurulacak hükümetten bu yönde isteğiniz var. Başkanlık rejimi bir önceki hükümette gündemde miydi?

Başkanlık konusu çok enteresandır. Sayın Derviş Eroğlu, başkanlık rejimini savundu. Bilahare Sayın Talat da savundu. Biz “Tamam, bunu yapın.” dedik. Takipçisi olacağız, biz bunu misyon edindik. Kısmetse önümüzdeki birkaç gün içinde Derviş Eroğlu ile bir yemeğimiz olacak. Ve biz onların görüşlerini de alarak başkanlık rejimi için müracaat edeceğiz meclise.

 

Turizm dışında, farklı yatırımlar olarak neler yapılabilir KKTC’de? İŞAD olarak girişimleriniz nedir bu konuda?

Bize göre hem kuzeyde hem güneyde Türkiyeli işadamlarının Kıbrıslılarla işbirliği içinde olması lazım. Bizim için en büyük güç Türkiye ile kurulacak ekonomik ilişkilerdir. Kıbrıs İş Forumu bu mantığı yaymak için yayıldı. Şu anda politik rüzgarın dinmesini bekliyoruz. Yaptığımız birçok çalışma var ama şimdilik bunları deklare etmiyoruz. Bu politik iklimde ellerinde siyah boya ile dolaşanları pek etkin kılmak istemiyoruz. Kıbrıs’ın tarihinde bunlar çok yaşandı. Türkiye’nin bir gücü var. Biz bu gücü doğru bir şekilde kullanmak istiyoruz. İnsanları ürkütmeden, katılımcı bir şekilde işbirliği yapmak bizim için en önemlisidir. Beraber kazanarak olası bir anlaşmada en büyük dinamik güç olmak istiyoruz. Bizim vazifemiz geçmişte yapılan hataları yapmamak. Ben Kıbrıslı Rumları Hıristiyan Osmanlı tebaası olarak görüyorum. Biz Osmanlı’yı unutarak da çok büyük yanlışlar yaptık. Çünkü bir Osmanlı geleneğimiz vardı, ortak bir noktamız vardı. Avrupa Birleşik Devletleri idi bana göre Osmanlı. Amerika Birleşik Devletleri bile çoğu şeyleri bizden aldı. Biz Kıbrıslı olarak Kıbrıslılığımızla iftihar etmeliyiz. Bu coğrafyanın barışını güzel ahlak temelinde kurup ülkemizi daha güzel bir yere getirmemiz lazım. 1.5 milyon insanın yaşadığı bir adanın artık bundan sonra her iki tarafın Anavatanla beraber herkes örnek olsun veya onların yaptıklarına destek olsun istiyoruz. Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasında aşılamayacak derecede düşmanlık olduğunu düşünmüyorum. Ancak yine de ben Kıbrıs’ın askersizleşmesine karşıyım. Burada İngiliz askerleri de var.