RÖPORTAJ — 1 Haziran 2016 at 13:51

AREL EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİM KURULU ÜYESİ MÜNEVVER GÖZÜKARA: AREL KOLEJİ, IB SİSTEMİYLE EĞİTİMDE FARK YARATIYOR!

IMG_2063

 

AREL Koleji’nin eğitimde IB (International Baccalaureate: Uluslararası Bakalorya) sistemini uyguladığını vurgulayan AREL Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi Münevver Gözükara, bu sistemi başarıyla uygulayan öncü eğitim kurumlarından biri olduklarını ifade etti.

 

AREL Koleji, 1990-1991 Eğitim ve Öğretim Yılı’nda AREL Anaokulu, İlkokulu, Ortaokulu ve Anadolu Lisesi ile eğitim çalışmalarına başladı. İlk mezunlarını 1994 yılında verdi. 2007 yılında ortaokul ve lise sınıfları için Uluslararası Bakalorya Orta Yıllar Programı (IB-MYP) uygulamalarında başarılı görüldü ve otorizasyon alarak IB okulu olmaya hak kazandı. İlköğretim okulu ise 2008 yılında IB programına dahil oldu. 1990 yılında kurulan AREL Koleji bugün, Özel AREL Anaokulları, Özel AREL İlköğretim Okulu, Özel AREL Anadolu Lisesi, AREL Spor ve Kültür Kompleksi, Özel AREL Fen Lisesi ve AREL Üniversitesi ile birlikte tam donanımlı ve uluslararası kalite standartlarında eğitim veriyor. Biz de AREL Koleji’nin eğitim faaliyetlerini AREL Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi Münevver Gözükara ile konuştuk.

 

AREL Eğitim Kurumları’nın eğitimde öne çıkan yönleriyle başlayalım…

Anaokuluna öğrenciyi 36 aylıkken alıyoruz, yani 3 yaşını bitirmiş oluyor. 4-5 yaş ve hazırlık sınıfı dediğimiz 6 yaş grubumuz var. Anaokulunda eğitmeye başlıyoruz çocukları. Günümüzün çocukları 36 aydan sonra zaten eğitilme ihtiyacı hissediyor. Yabancı dil eğitimi de tüm dünyada küçük yaşa kaydı ki küçük yaşta öğrenilen dille büyük yaşta öğrenilen dil arasında dünya kadar fark olduğunu hepimiz fark ediyoruz. En başta çocuğa davranış kazandırmaya çalışıyoruz. Ondan sonra da eğitim safhası geliyor. Bir kere ana dil bilmeyen çocuğun ikinci bir dil öğrenmesi mümkün olmuyor. Anadili üzerinde çok duruyoruz anaokulu çocuğunda. Gerçi ana dili her yaşta önemli. Hatta üniversite çağında bile önemseniyor. Ondan sonra da ikinci bir dil olarak İngilizceyi öğretmeye çabalıyoruz. Niye İngilizce derseniz? Bilgisayar dilinin İngilizce olmasından dolayı her millet, her ülke kendi çocuğuna İngilizceyi öğretiyor. Bu dünya dili oldu. İnsanoğlu da derdini en iyi ana dilinde anlatabiliyor. Öyleyse bu çocuklar İngilizceyi ana dili kadar bilecek ki derdini anlatabilsin. Ana diline paralel bir İngilizce vermeye çabalıyoruz kurum olarak. Bu da anaokulunda yavaş yavaş başlıyor. Çocukları önce konuşturmaya çabalıyoruz. Konuşturduktan sonra işimiz çok kolaylaşıyor. Dolayısıyla devam ediyor basamak basamak İngilizce öğretmek. Onun dışında ikinci bir dil vermeye ana dili dışında 5. sınıftan başlıyoruz. 5. sınıfta seçmeli olarak şu anda Almanca ve İspanyolca var. Çocuk bu iki dilden birini seçiyor. İleride bir dil daha koymayı düşünüyoruz. Üç dilimiz olacak ve üç dilden birini çocuk seçecek.

 

Yabancı dil için özel eğitim sisteminiz var mı? Nasıl bir yol yöntem uyguluyorsunuz?

AREL Koleji bir IB okuludur. Biz 8 yıldır IB otorizasyonuna sahibiz. Yabancı dil öğretiminde IB’nin bize çok yararı oldu. Biz klasik sistemde bu işi yapmaya çabalıyorduk. IB kapsamında aynı Türkçe öğretiminde olduğu gibi okuma parçalarıyla, hikâye kitaplarıyla çocuğun konuşmasını, düşünmesini, okumasını, yazmasını, duymasını öğretme yöntemini benimsedik. Dilbilgisi 4. sınıfta başlıyor, 5. ve 6. sınıfta ağırlık kazanıyor. Ondan sonra da zaten çocuk daha üst seviyeye devam ediyor.

 

Çocuk lise çağına gelince yabancı dilde ana dil seviyesine erişiyor mu?

Anaokulumuzdan, ilkokulumuzdan ve ortaokulumuzdan liseye geçen çocuklarımız için evet. Son senelerde okuttuğumuz kitap seviyesi ne kadar yüksekse çocuğun dil haznesi ve anlatımı o kadar güçlü oluyor. Lise son sınıfta çocuklar üniversite sınavına giriyorlar. Sınava girmek için biz 9. sınıfta temel atmaya çabalıyoruz. Hazırlık sınıfımız var. Anadolu lisemizde. 9. ve 10. sınıfta ağırlık veriyoruz yabancı dile. 11 ve 12. sınıflar dil konusunda fazla sıkıştıramıyoruz. Çünkü çocukları sınava hazırlıyoruz. 11.- 12. sınıfta da ağırlık vermiş olsak dil seviyesi çok yükselir.

 

Okulunuzda nasıl bir fiziki yapıda eğitim ve öğretim veriyorsunuz?

Şu anda yeni okul binamıza geçmiş bulunuyoruz. Bizde klasik sınıf sistemi yok. Derslik sistemi var. Derslik sisteminde de derslik sayısının fazla olması gerekiyor. Ve biz bu sistemden memnunuz. Öğrenci, derslik sisteminde üniversite öğrencisi gibi hangi dersliğe gideceğini takip ediyor ve 10 dakikalık arada derse psikolojik olarak hazırlık yapıyor. Sabit sınıfları olan okullarda ise öğrenci zaten gireceği, çıkacağı yeri biliyor, onun telaşına hiç düşmüyor. Arkadaşıyla oyun düşünüyor. 10 dakikalık bir süreye de hiçbir şey sığmıyor. Dolayısıyla o kafayla derse giriyor. Öğretmenin onu derse adapte etmesi bizde 2-3 dakika alıyorsa, o okullarda 7-8 dakika alıyor. Bunun önüne geçmiş oluyoruz. Ve öğrenci okulun kapısından adımını içeriye attığı zaman burada eğitim alacağının, eğitileceğinin, öğretileceğinin, öğretilmesi gerektiğinin farkında olarak giriyor. Bu farkındalıkla öğrenci daha randımanlı çalışıyor. Okulumuzda zil de yoktur. Öğrenci de öğretmen de buna kendi ayarlıyor. Dolayısıyla öğrenci planlamayı öğreniyor.  Planlamayı öğretmek IB sisteminin temellerinden birisidir.

 

Zincir eğitim kurumlarının sayısı her yıl artmakta. Bu rekabette AREL Eğitim Kurumları kendini nerede konumlandırıyor?

Yılını hatırlayamıyorum. Bir kısım okullar kapanmıştı. Bu halkta güvensizlik yaratmaya başlamıştı. Tekrar güven kazanmak için okullar 2 ve 3. şubelerini açmaya başladı. Zincir okullar açıldıkça halkta oluşan güven zincir okulların Türkiye’de daha da çoğalmasına yol açtı. Aslında biz buna fazla katılamadık. Özel okul kurmak hem maddi hem manevi çok yük getiriyor. Biz topladığımız ücretin yüzde 65’ini kendi personelimize ödüyoruz. Çünkü yetenekli, örnek olacak insan bulmamız gerekiyor. Bu insanı da kolay bulamıyoruz. Ve bu insana emek veriyoruz, eğitiyoruz. Bizim kurumumuz öğretmen için bir eğitim ocağıdır. Yetiştirdiğimiz öğretmenin de elimizden kayıp gitmesine izin vermemeye çalışırız. Dolayısıyla bunun maliyeti de yüksek oluyor. Kısacası aynı kaliteyi her okulda aynı düzeyde yakalamak mümkün olmuyor. Biz IB programını uygulamaya geçirene kadar 2 yıl harcadık. IB sistemine geçtikten bu yana da 8-9 yıl geçti. Başlangıçta örnek alacak çok okul yoktu. Bir şeyleri ilk yapacaksanız çok zaman ve emek vermeniz gerekiyor. Biz de emek ve zaman harcadığımız bu sitemde eğitim veren bir eğitim kurumu olarak kendimizi konumlandırıyoruz. Zincir okullar konusunda okul müdürünün başarıyı getirdiği bilinci toplumda gelişti. Özel okulların çoğalması, devletin yükünün özel okullara geçmesi, yükün paylaşılması çok güzel. Eğitim kalitesini geliştirmek koşuluyla.

 

Bütün olarak ülkemizdeki eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğitimde müfredat her okulda aynı. Müfredatı değiştiremeyiz. Öte yandan bir sınav ülkesiyiz. Bizim çocuklarımız da sınava giriyor. Ve tamamen müfredattan ve müfredatla ilgili kazanımlardan soru çıkıyor. Biz de yaşadığımız topluma ayak uydurmak zorundayız. Çocukları bu arada sınava da hazırlıyoruz. Ama her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Biz ezberletmeye değil kavratmaya çalışıyoruz. Bunun çeşitli yolları var. Her öğretmen şu anda bunu isterse çok güzel yapar. Çünkü dünyada örnekleri çok. Biraz yabancı dili varsa bütün okulların sitelerine girip bu yöntemleri öğrenebilir. Ancak IB’nin sitesine giremiyor. O kendi üye olduğu okulların öğretmenlerine giriş hakkı veriyor. Ama Türkiye’de mesela Milli Eğitim Bakanımızın hazırlattığı EBA adında bir site var. Siteye girildiği zaman çok çeşitli kavrama düzeyinde öğretme şekillerini veren örnekler var. Öğretmen o örnekleri inceleyip birkaç tanesini uyguladığı zaman çocuğun kavrama düzeyinde öğrendiğini zaten görecek. Ama önce öğretmenin eğitilmesi gerekiyor. Ondan sonra da bir sınav sistemimiz var. İster istemez öğretmen sınava öğrenci hazırlarken ezberci eğitime geçiyor. Konuyu birkaç kere tekrar ettirmek zorunda kalıyor. Çünkü öğrencinin bilgi düzeyinin eksik kalmasını istemiyor.

 

Türkiye’de yetişmiş donanımlı öğretmen sorunu var mı sizce?

Üniversite düzeyinde var ama kolejlerde sınıf öğretmenleri ya da branş öğretmenleri açısından öyle bir sorunumuz yok.

 

Ebeveynler okul tercihlerinde nasıl bir bakış açısıyla hareket etmeli?

Ebeveynler çok fazla araştırma yapmalılar. Ve yapıyorlar da. Mesela filan zincir okulun filan bölgedeki okulu işe yaramaz ama şu bölgedeki okulu iyi diyebilecek duruma geldi artık toplum. Veli, çocuğunu özel okula vermeden önce şunu düşünür: İyi yabancı dili olsun, doğru davranışlar edinsin, bir dünya insanında bulunan meziyetlere sahip olsun. Bu meziyetler bizim milli eğitim sistemimizde yok mu? Var. Var ama bir kurumu oturtmak için çeşitli yolların denenmesi gerekir. Bir okul o yolları ne kadar deniyor? O okul bu davranışları ne kadar yerleştiriyor bir insana? Mesela iletişiminin yüksek olması, sosyal olması, bilgili olması, dönüşümlü ve eleştirel düşünmesi gerekiyor. Bunun gibi 10 tane öğrenen profili var. Bu profilleri çocuğa kazandırmamız gerekiyor. Kültürler arasındaki farklılıkları öğrenmesini ve ona saygı göstermesini çok önemsiyoruz.

 

Sizin vermek istediğiniz son mesajınız varsa onu da almak isteriz…

Keşke dediğim, olmasını düşlediğim bir konu var. Sınav, eğitimin olmazsa olmazlarından. Eğitimde bulunurluk çok önemli.

 

TEOG sınavıyla biz çocukları bir nevi sınıflandırıyoruz. Okul okul ayırıyoruz. Okul seçimi yapıyoruz. Sınavı okul seçiminde kullanmayıp, öğretmen eğitiminde kullanabiliriz. TEOG sınavıyla bakanlığımız her okulun, hatta her öğretmenin başarısını görebilir. Başarısı düşük öğretmenleri eğitime alabilir. Öğretmen başarısı artmadan öğrenci başarısını arttıramayız.

 

Düşlerimin gerçek olması umuduyla!