RÖPORTAJ — 1 Ağustos 2016 at 15:03

IŞIK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: IŞIK ÜNİVERSİTESİ 4. SANAYİ DEVRİMİNE HAZIR!

PROF.DR.SIDDIK YARMAN

 

  1. Sanayi Devriminin gereksinimlerine uygun insan kaynağını yetiştirmenin hayati bir konu olduğunu vurgulayan Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman, Işık Üniversitesi’nin yeniden yapılanmasını tamamlayarak 4. Sanayi Devrimine hazır hale geldiğini dile getirdi.

 

Ülkemiz zor bir süreçten geçiyor. Bu süreçte eğitim sisteminin sil baştan yapılandırılması da tartışılıyor. İçinde bulunduğumuz kaostan çıkışı, eğitim sistemimizin geleceğini ve Işık Üniversitesi’nin hedeflerini Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman ile konuştuk.

 

Ülkemiz maalesef bir darbe girişimin yarattığı kaotik bir süreçten geçiyor. Sizin bu durumla ilgili yorumunuzu almak isteriz ilk olarak…

Şu anda acımız, yaralarımız çok taze. Haince bir saldırıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu ülkemize yönelik çok acı bir darbe kalkışması. Bir defa şunu soralım: İyi insan nasıl yetiştirilir? Bunun cevabını bütün dini kitaplar, felsefi yapıtlar veriyor. Ülkemizde, zaman zaman, maalesef, ego veya çıkar savaşlarına tanık oluyoruz. Eğitimi herkes kendine göre yorumlayıp birtakım değer sistemleri oluşturmaya kalkınca bugünkü sonuçlar doğuyor. Her gün eğitim sistemi değişmez. Özellikle üniversite ve sonrası eğitimde insanları çok ciddi şekilde hayata hazırlayan bir altyapı olmalıdır. Her ulusun bir altyapısı var, bir değer sistemi var. Bunlar da bir şekilde eğitim sistemi üzerine yansıyor. Bunları da yadsıyacak halimiz yok. Bununla beraber Maslow’un, İhtiyaçlar Hiyerarşisinde ortaya koyduğu gibi insanların birçok gereksinimi vardır. Bu gereksinimlerin başında yaşama içgüdüsü ve beslenmek geliyor. Bunun için üretim zincirinin bir parçası olmak lazım. Bunun belli koşulları var. Modası geçmiş, yüksek maliyetli ilkel yapılarla üretim yapamazsınız. Biz, üniversitelerimizi, gençlerimizi hayata ve evrensel olarak geçerli olan üretim süreçlerine hazırlayan laboratuvarlar olarak görüyoruz. Biz bu laboratuvarlarımızı hayatın değişen koşullarına, bilim ve teknolojideki gelişen koşullara, üretim altyapısındaki değişen koşullara göre biçimlendirmek zorundayız. Günümüzde artık endüstride sayısal devrimden bahsediyoruz. Türkiye’nin de bu zincirdeki yeri de malum. Günümüzde, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, devletimizin tüm birimleri, “Türkiye olarak” dünya ekonomisinde üst basamaklara tırmanabilmek için üretimde katma değerimizi artırmak zorundayız.” diyorlar. Katma değeri artırmak demek akılcı üretim yapmak demek, dünya ekonomik sistemine entegre olmak demek. Dünya ekonomik sistemine entegre olmak için de kaliteli iş gücüne ihtiyacımız var. Bu kaliteli iş gücü gökten zembille gelmeyeceğine göre, o zaman bunu yetiştirmemiz lazım. Biz bugüne kadar gençlerimizi bu doğrultuda yetiştirdik mi? Biz yıllarca Türkiye’de üniversitelerde bilim ve teknolojiyi tartışmadık. 1. Dünya Savaşındaki, 2. Dünya Savaşındaki, geçmişteki mağduriyetlerimizi yeni olmuş gibi, bugüne taşıyarak bir şeyler yapmaya çalıştık. Bunlarla bir yere varmak mümkün değil. Sonuçta adam kayırmacı yöntemlerle, liyakate önem vermeden devlet içinde yapılanırsanız, torpillerle, sahtekarlıklarla sınavlar kazandırırsanız ızdıraplı günler yaşarız. Geldiğimiz nokta da bu… Şükürler olsun ki, ülkemizde hasbelkader kuvayi milliye ruhu, sağduyu galebe çalıyor. Halkımız, güzel insanlarımız ülkemize, demokrasiye sahip çıkıyor.

 

Bu konjonktürde Işık Üniversitesi nerede duruyor?

Feyziye Mektepleri Vakfı – Işık Üniversitesi Camiası olarak, Selanik’ten başlayan bir tarihimiz var. 130 yıllık eğitim vakfıyız. Biricik sloganımız “iyi insan yetiştirmek”. Atatürk, Işık Okullarının bir öğrencisi.. Çağdaş uygarlığı benimsemişiz, bilim ve teknolojiyi benimsemişiz. Günlük yaşamın altyapısının ne olması gerektiği hususunda bir hayat algımız, dünya algımız, bir evren algımız var. Geçmiş değerlerimize fevkalade bağlıyız. Çocuklarımızı da gelişmiş ülkelerin bilim ve teknolojisine entegre olacak şekilde yetiştirme gayreti içindeyiz.

 

Işık Üniversitesi’nin içinde bulunduğu dönüşümü kısaca anlatabilir misiniz?

Biz Işık Üniversitesi’ni kuruluşunun 20. Yılında tekrar yapılandırıyoruz. Dünyanın gelişen koşullarına ayak uydurabilmek için üzerinde çalıştığımız bu yapılanmayı sonuçlandırdık. Bütün ders müfredatımızı, kabiliyetlerimizi, laboratuvarlarımızı gözden geçirdik. Eksik olan, açılması gereken bölümleri, araştırma merkezlerini açıyoruz. Yatırımlarımızı buna göre yönlendiriyoruz. Işık Üniversitesi 20 yıl önce ciddi bir altyapıyla kuruldu. Herkese parmak ısırtacak modern bir kampüsümüz var. O kampüste birçok sosyal sorumluluk projeleri, bilim ve teknoloji projeleri yapılıyor. Maslak Kampüsümüzde Güzel Sanatlar Fakültemiz var. Bilim ve sanatı burada kucaklaştırdık. Yaratıcılığımızı Güzel Sanatlar Fakültemizle zenginleştiriyoruz.

 

Kısaca hayatın her alanına dokunuyorsunuz…

Müzik ve sahne sanatları bölümünü de açtık. Estetik sanatlar (cam-seramik), tekstil, görsel sanatlar (resim-heykel) gibi bölümlerimiz var. Ve bütün bölümler koordineli bir şekilde hayatın her noktasına dokunuyor. Çünkü üretim yaratıcılıktan uzak, önyargılı bir şekilde yapılamaz. Bugünkü yaşamı, bugünkü bilimi, teknolojiyi inkar eden bir yaklaşım tarzı olamaz. Dolayısıyla, üniversitelerin, eğitim kurumlarının önyargılardan arındırılmış, rasyonellik bazında, sebep-sonuç ilişkisi doğrultusunda ama insanların tercihlerini gönlünce yapabilecekleri bir yapıda olması gerekiyor. Endüstride sayısal devrim dediğimiz 4. Sanayi Devrimini hayata geçirmemiz gerekiyor. Biz de üniversitemizde bu yaklaşım tarzını benimsedik. İnsanların inanç dünyasında serbest olduğunu kabul ederek, bu bilinçle din, dil, ırk ayırımı yapmaksızın tüm vatandaşlarımıza, sadece ülkemizde yaşayan vatandaşlara değil, dünya vatandaşlarına yaklaşıyoruz. Tabii öğrencilerimizin çoğu ülkemizden geliyor ama yurtdışından gelen birçok öğrencimiz var. Dolayısıyla biz evrensel değerlerde bir eğitim, bilim ve teknoloji üretim sisteminin bir parçasıyız. Bu yapı içerisinde de eğitim ve araştırmada temel bilimler, fen bilimleri, uygulamalı bilimler ve sosyal bilimlerde araştırmalar yapan bir eğitim kurumu olmuş durumdayız.

 

  1. sanayi devriminden bahsettiniz. Müfredatınızı 4. Sanayi devrimine göre mi hazırlanıyorsunuz?

Sanayide sayısal devrime göre yapılanıyoruz. Bu çalışma Güzel Sanatlar Fakültemizi de biçimlendirmekten geçiyor. Çünkü bir tasarım yapacaksınız. Böylece insanlara bir vizyon, bir gelecek kazandıracaksınız. Bunu yeni yapacağınız filmlerle, yeni yazacağınız romanlarla, felsefi yaklaşımla, yeni teknolojik ürünlerle oluşturacaksınız. Sanatçılar her şeyin üzerinde insanların yaratıcılığını teşvik eder, insanların geleceğini biçimlendirir ve sanatçıların ön görüleri sayesinde ileride hangi noktalara erişebileceğimizi görürüz. Ayrıca, tabii ki temel bilimleri herkesin özümsemesi gereklidir ki temel bilim altyapısı ile gelecekteki uygulamaları kurgulayalım. Uygulamalı bilimlerde güncel teknolojileri yakalayabilmemiz kaçınılmazdır ki yetiştireceğimiz gençler üretim halkalarında yerlerini alabilsinler.

 

Bütün konuştuklarımız geleceğimizle ilgili aslında. Bunun için nasıl bir eğitim modeline sahip olmalıyız?

Biz 40 senedir FETÖ dediğimiz bir terör örgütüne Türk eğitim sisteminin önemli bir bölümünü teslim etmişiz. Bu bizlere acı veriyor. Bir insan mesleğinin üst düzeyine erişip halkın üzerine ateş açacak hale geliyorsa, bu yapıda bir sakatlık var demektir. Bu çılgınlıklar ön yargılardan kaynaklanıyor. Niye bugüne kadar müsamaha edilmiş bu insanlara? Sözüm ona, bunlar inançlı insanlar; sözüm ona, bunlar hizmet grubu… Bunlar cani… Aklı başında insanlar söylüyorlardı, kimseyi inandıramıyorduk. Şimdi inanmaya başladılar. İnsanların üstüne topla tüfekle, helikopterlerle ateş açtılar. Bunlar hangi eğitimi almışlar? Bunların Müslümanlıkla alakası yok. Bu, sapıklıktır… Caniliktir… Bunlar travmatik beyinler… Bunları, akıl hastanelerinde tedavi görmeleri gerekirken“imam”  kodlarıyla başımıza taç etmişiz. Biz bilim insanları olarak bunları hep söyledik. Biz kimseye önyargılı bakmadık ama bunlar bize hep önyargılı oldular. İnsanları kırk yıl kandırdılar. Kırk sene kandırılan toplum nasıl bir toplum olur? Allah yardımcımız olsun. Şükürler olsun, halkımız el ele vererek demokrasi kahramanlığını dünyaya gösterdi. Cumhuriyetimizin 93. Yılında demokrasiyi özümsediğimizi, özgürlüğümüzü kimselere teslim etmeyeceğimizi hep birlikte kainata duyurduk… Bu insanlık dersidir…

 

Hocam biraz da kendi rönesansımızı, aydınlanmamızı yapmadığımız için bunlar başımıza geliyor…

Cumhuriyet döneminde bir aydınlanmaya gidildi. Yani hurafe, cahiliye döneminden çıkılarak gelişmiş uygarlık düzeyini yakalamak üzere modern kurumlar oluşturuldu. Dünyanın gelişmiş ülkelerine birçok öğrenci lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde gönderildi. Hatta dünyanın sanat merkezlerine dahi öğrenciler gönderildi. İşte İdil Biret bunlardan bir tanesi, Suna kan bunlardan bir tanesi… Konservatuarlar açıldı, sanat üniversiteleri açıldı. Dolayısıyla birçok ressam, birçok heykeltıraş, birçok bilim insanı yetiştirildi. Nobel de aldı bir Türk bilim adamı. Kendisi Türk toprakları üzerinde yetişmiş bir insan… “Ben bunu Atatürk devrimlerine borçluyum.” diyor. Yani Cumhuriyet döneminde yapılan reformlara borçluyum diyor. Bunun devam etmesi lazım.

 

Peki,  bu yaşanan olumsuzluklardan sonra yeni bir eğitim modelini konuşabilir miyiz?

Bu tartışma felsefi bir tartışma. Kısaca geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir mesele. Ama öncelikle eğitimin irrasyonellikten arındırılması lazım.. Bilim-teknoloji ile inanç sisteminin ayrıştırılması lazım. İnsanlar başka insanları rahatsız etmeyecek şekilde inançlarında serbesttirler. Ama birinin özgürlük alanının diğerini rahatsız etmesini engellememiz lazım. Dolayısıyla laikliği içselleştirmemiz gerekiyor. Devlet din, dil, ırk ve de siyasi tercih ayırımı yapmaksızın herkese eşit mesafede olacak. Bugün geldiğimiz nokta gerçek anlamda kırılma noktasıdır. Herkes demokrasinin herkese lazım olduğunu anladı. Sana-bana göre hukuk olmaz. Hukukun üstünlüğünü kabul etmeliyiz. Bir memleketteki en önemli şey adalettir

 

Bu süreçle kapatılan üniversiteler ve kolejler var illegal örgütle adı anılan. Kapatmak yerine başka bir çözüm olabilir miydi?

Pisliklerden arındırılmak tartışılamaz. Tabii ki hainlerin tüm sistemden ayıklanması gerekir… Hukuk işleyecek. Kurunun yanında yaş da yanmayacak…

 

Bu ayırımı yapabilecek miyiz?

İnşallah yaparız. Yapmazsak yine felaket… Vatandaşlarımız içinde din, dil, ırk ayırımı yapmadan, siyasal farklılık gözetmeksizin, devlet olarak eşit mesafede olmamız lazım. Cumhurbaşkanımız da, Başbakanımız da bu hususun altını kırmız çizgilerle çiziyor. İçimiz ferah…

 

Hiç şüphesiz ki, inanç tercihlerinden arındırılmış bir yapıyla, evrensel hukuk yaklaşımlarıyla devlet yönetilmeli. Türkiye Cumhuriyeti dün kurulmuş bir devlet değil. 100 senelik cumhuriyet burası. 700 senelik Osmanlı ve öncesindeki birçok devletin birikimi üzerine kurulmuş. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında doğmuşuz. Ben 64 yaşındayım, bu Cumhuriyetin değerleriyle yetiştirildim. Benim değerlerin şunlar: çağdaş bilim ve teknoloji değerleriyle, iyi insan olarak halkına, çıkmış olduğun vatana hizmet ver… Devletine güven… Gözünü kırpmadan vatan için canını ver… Hukuktan sapma… Herkesin inançlarına saygı duy… Tüm insanlara din, dil, ırk farkı ve siyasi tercih gözetmeksizin yaklaş. O güzel insanlarla bilgilerini paylaş ve birlikte bilgi üret. Ölmeyecek gibi çalış, ölmeyecekmiş gibi ibadet et… Bu şu demektir: Gece gündüz çalış ve topluma yararlı ol… Çalışırken de her an kendine ve seni var eden yüce yaradana hesap ver… Denetle… Kendini kötülüklerden arındır…