RÖPORTAJ — 5 Ekim 2016 at 00:21

EDİRNE YAĞ SANAYİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI OKYAR YAYALAR: YAĞ BİTKİLERİ TARIMI DAHA FAZLA DESTEKLENMELİ!

okyar_yayalar_2

Türkiye’nin bitkisel yağ üretiminde temel sorununun hammadde yetersizliği olduğunu vurgulayan Edirne Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Okyar Yayalar, desteklemelerin yeterli olmadığını, sadece parasal değil, doğrudan ve teknik desteklerin de olması gerektiğini dile getirdi.

Geçtiğimiz günlerde Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği sektörün sorunlarını masaya yatırmak ve çözüm arayışlarında bulunmak üzere “Yağlı Tohumlu Bitkiler ve Bitkisel Yağlar Konferansı”nı düzenledi. Biz de Olin markasıyla bitkisel yağ sektöründe varlığını sürdüren Edirne Yağ Sanayi A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Okyar Yayalar ile bu konferans bağlamında bitkisel yağ sektörünün sorunlarını konuştuk.

Öncelikle “Yağlı Tohumlu Bitkiler ve Bitkisel Yağlar Konferansı” kapsamında ele alınan konulardan giriş yapalım…

Sorunların gündeme getirilmesi açısından önemli bir çalışma olduğunu söyleyebilirim. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği güzel çalışmalar yapıyor. Esasen Türkiye, yağ bitkileri tarımını desteklemek zorunda. Hammadde üretimi Türkiye’nin kendine yetmiyor; bunu kabul etmek lazım. Devletimizin bir desteği var ama o destek çok küçük bir destek. Onun dışında ithalata yüksek gümrük vergisi koyuyor. Ancak bir tek ay çiçek yağında sorun yaşamıyoruz. Yağlara toptan bakmak lazım. Türk halkı ayçiçek yağını seviyor, kullanıyor. Güzel de bir yağ, en ufak bir tereddüt yok. Ayçiçeğin yanında soya var, kanola var, yeni pamuk yağı var, mısır yağı var. Bir de aspir var. Şimdi bütün bunlara birden bakmak lazım. Bunlara ayrı ayrı baktığınız zaman sanayinin canına okuyorsunuz açıkçası.

Destekleme var, ama yeterli mi değil?

Destekleme sadece parayla olmuyor, biraz da teknik destek olması lazım. Tarım il müdürlükleri bu işi sadece kooperatiflere bırakırsa olmuyor, o zaman ticari bakıyor kooperatifler. Yani bir şekilde üreticiyi, çiftçiyi desteklemek lazım. Direkt destek lazım. O yetmiyor, onu da arttırmak lazım. Yani bir şeyler yapmak lazım sanayiciyi kösteklememek için.  Müthiş bir haksız rekabet oluyor sonuçta. Öbür tarafta ihracat var. Dahilde işleme belgesiyle ihraç ettiğiniz mala karşılık gümrük vergisiz ham madde getiriyorsunuz. Güzel, getirelim ama bizim bazı firmalarımız var, firma demek de ne kadar doğru, bazı becerikliler var, Suriye’ye, Irak’a yağ ihraç ediyor. İhraç edilen yağın karşısında ham madde geliyor gümrüksüz. Ama iyi güzel de son yıllarda Suriye’ye ne kadar ihraç edilmiş? Rakamlara bir bakmak lazım son iki senede. İnanılmaz ihracat var Suriye’ye. Kim alıyor bunu Suriye’de? Irak’ta da benzer durumlar yaşandı.

Devlet son dönemde daha iyi denetim yapıyor deniyor…

Tabii son dönemde Tarım Bakanlığı daha iyi denetliyor. Özellikle et ürünleri olarak sucuk-pastırma ve yağların denetimi daha sıkı yapılıyor.

Neden bazı ürünlerde tağşiş oluyor?

İşin satış tarafına bakıyorsunuz; bu ucuzcu market zincirleri var. Onların derdi belli; markaları öldürmekle meşguller. Kim ucuzsa ondan alıyor, işte bazıları da kendi markasıyla yaptırıyor. Yani pazar tarafı bu kadar zor. Burada boğuşup duruyoruz açıkçası. Bakıyorsunuz; olmayacak fiyatlara promosyon çıkartıyorlar. Bakıldığında; bu zarardır. Çünkü bunun ham maddesi belli, miktarı belli, firesi belli, ambalajı belli… Yani bunun hesaplanması belli. Peki, bunu nasıl yapıyorlar? Ya bu ayçiçek yağı değil ya da bizim anlayamadığımız bir maliyet hesabı var.

Sizin de anlattığınız gibi haksız rekabet var, tağşiş var, karıştırılan yağlar var. Peki, sağlık tarafında nasıl bir durum var ortada?

Bu yağlar birbirilerine göre çok fazla farklar göstermez. Yani sağlığa zararlı değil. Adamı öldürmez, adamı hasta etmez. Bu tamamen tüketicinin aldatılması ve sanayi tarafında da haksız rekabet yaratılması demektir.

Rakamlara bakıldığında Aspir ve kanola üretiminde artış var ama ayçiçeğinde bir artış yok. Yani desteklemeye rağmen ayçiçeği ilerleyemiyor…

Aspir, hoşlarına gitti herhalde karıştıranların. Şu anda ayçiçek ham yağının tonu 3.700 Lira, aspir yağının tonu 300 Lira. Şimdi çok güzel karışıyor. 3’te 1 karıştığı zaman kolay kolay anlayamazsınız; yani tüketici anlamaz. Ancak laboratuvar ortamında çözülür. Dolayısıyla aspiri sevdiler ama biraz geç keşfettiler.

Siz diyorsunuz ki “zincir marketler markaları öldürüyor.” Yani tüketici nezdinde bu markalar zayıfladı mı?

Tabii bir markette bir ürün 11 lira öbür ürün 10 liraysa, tüketici 10 lira olanını tercih edebiliyor. Biz rekabete karşı değiliz hiçbir zaman, rekabet güzel bir şey. Bütün mesele haksız rekabet olmasın.  Maliyetler çok büyük farklar göstermez birbirinden. Çok yüksek kapasiteli tesisler biraz daha maliyetleri düşürüyorlar mutlaka. Ama ham madde tarafında herkes üç aşağı beş yukarı aynı fiyata alıyor. Sonuçta vatandaş haklı olarak ucuza bakıyor. Markada ısrarcı olan ticari zincirler oluyor; lokantalar gibi…

Peki, bu sorunlar hep bu şekilde mi devam edecek?

Şimdi Sayın Bakan Faruk Çelik güzel bir şey söyledi: Tarıma daha çok üretim alanlarının açılmasını istiyoruz. Ama burada ekonomik değeri olan ürünlerin ekilmesine yardımcı olmak lazım, onları desteklemek lazım. En başta da yağ bitkilerini desteklemek lazım. Türkiye’nin tarım politikası yok biliyorsunuz. Tarım politikası yok derken, tütünden kaçtılar biraz, doğaldır. Şimdi şekerden, pancardan kaçmak zorunda kalıyorlar.

Sanayi kesimi biraz teşvik paketleriyle destekleniyor, tarım biraz üvey evlat gibi mi kaldı?

Tarım çok önemli bir sektör. Rusya’da Türk ürünlerinden boşalan yeri Türkmenistan’dan ve diğer bölge ülkelerinden gelen ürünlerin aldığı, o pazarı kaybettiğimiz söyleniyor. Başka ülkelere Pazar kaptırıyoruz.

Peki, Olin’i konuşacak olursak; 2016 hedefleri nelerdir?

Biz biraz kötü bir tablo koyduk ortaya ama bu tablonun içerisinde var olmaya çalışıyoruz, markamızı sürdürmeye uğraşıyoruz. Markanın güçlü olduğu bölgeler var, oralarda devam ediyoruz. Oralarda işlerimiz iyi. Bir taraftan devlet destekli kooperatif, diğer taraftan iki büyük yabancı firma var. Ciddi olarak çalışıyorlar, imkanları çok fazla. Onların yarattığı rekabete rağmen güçlü olduğumuz bölgelerde kendi markamıza güvenerek, mevcut müşterilerimizle idare etmeye çalışıyoruz açıkçası.

Yerli markalar olarak özel bir destek veya koruma bekliyor musunuz?

Yok, öyle bir şey aklımızdan bile geçmiyor.

Yereli markaları korumak gerekmiyor mu sizce?

Elbette korunması gerekiyor ama onun için öncelikle yapılması gereken haksız rekabeti önlemektir. Bunun yapılması lazım. Haksız rekabet önlendiği zaman biz öyle ya da böyle mücadele ederiz. Bütün mesele bu.

Son mesajınızı da alalım…

İşin ruhunda, bir sanayici olarak baktığımızda, hep değindiğim gibi bizi haksız rekabet çok yoruyor. Diğer taraftan perakende ayağında mücadelemizi devam ettireceğiz. Biz yaşayacaksak onlarla yaşayacağız, bunun şakası yok. Onun dışında Türkiye’de tüketicinin ayçiçek yağı tercihi iyi bir seçim. Zeytinyağı güzel bir yağ, ona diyecek bir şeyim yok. Ayçiçek yağı olsun, mısırözü yağı olsun, kanola yağı olsun; bir kokusu olmaz. Hele ki ayçiçeği yağında hiç koku olmaz. Çünkü rafine edilirken o kokuyu alırız biz. Zeytinyağı övülürken ayçiçek yağına da haksızlık edilmesin.