RÖPORTAJ — 1 Aralık 2016 at 21:11

BEYPİLİÇ GENEL MÜDÜRÜ DR. SAİT KOCA: BEYPİLİÇ YENİ YATIRIMLARIYLA DAHA DA İDDİALI!

mn8c0137

Önümüzdeki yıl üretime başlayacak yumurta tavukçuluğu tesisi için 25 milyon Euro ve 2018 yılında üretime başlayacak yeni kesimhane için 65 milyon Euro yatırım yaptıklarını belirten Beypiliç Genel Müdürü Dr. Sait Koca, yeni yatırımlarla birlikte yumurtada günlük 1,5 milyon adede ve piliçte de saatte 50 bin kesime ulaşarak sektördeki iddialı konumlarını sürdüreceklerini vurguladı.

 

Uzun yıllardır sorun yaşayan beyaz et sektörü son birkaç yılda da kuş gribinden, komşu ülkelerle yaşanan sorunlardan dolayı yara aldı. Sektörün mevcut sorunlarını ve Beypiliç’in yatırımlarını Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR) Başkanı ve Beypiliç Genel Müdürü Dr. Sait Koca ile konuştuk.

 

Beypiliç, sektöründe yatırımcılığıyla da lider konumda olan bir firma. Bu bağlamda yeni projelerinizi konuşarak başlayalım…

Beş-altı yıldır bekleyen yumurta tavukçuluğu üretimini bu yıl hayata geçirmeye başladık. İnşaat yatırımı başladı, makineleri alındı; bu yılın sonunda onlar da gelecek, yılbaşında montajı başlayacak. Önümüzdeki yıl sofralık yumurta üretimine başlamış olacağız. Toplam değeri 25 milyon Euro olan bu yatırımımızla, ilk etapta 1,5 milyon adet günlük yumurta kapasitesini hedefliyoruz. Sonraki hedefimiz bunu 5’e, 6’ya katlamak. Biz beyaz et sektöründe yaklaşık yüzde 10’luk bir pazar payına sahibiz. Aynı pazar payını sofralık yumurtada da elde etmeyi hedefledik.

 

Bunun dışında yine birkaç yıldır bekleyen kesimhane projemizin startını verdik. Projeyle ilgili teknik çalışmalar bitti. Yatırım büyüklüğü 65 milyon Euro olan projemizde yaklaşık 35 bin metrekarelik ana binaya ek yardımcı tesislerle 40-45 bin metrekare kapalı alanı olan bir tesis yapılacak. Mevcut tesisin iki katından daha büyük bir tesis olacak. Böylece saate 50 binin üzerinde kesim yapan bir kapasiteye ulaşacağız. Bu yatırımın da inşaatını önümüzdeki ilkbahar başlatmayı düşünüyoruz. İnşallah 2018’in sonuna doğru da hayata geçiririz.

 

Sektörün son yıllardaki gelişimini nasıl yorumluyorsunuz?

Son yıllarda bazı sıkıntılar oldu. Bunda ihracatın da etkisi var. İhracattaki düşme canlı üretim yapan bir sektöre darbe vuruyor. Son 2 yıldır ihracatta ciddi bir gerileme var. Bu yıl da çok ciddi gerileme bekliyoruz.

 

Bunda Rusya pazarının payı ne kadar?

Rusya pazarı çok ciddiye aldığımız bir pazar değil aslında. Evet, bir pazardır. Onlar daha çok mekanik ayrılmış et dediğimiz ucuz kıymaları alıyorlar. Rusya pazarıyla ilgili belirli sistemler kurulamadı halen. Tabii, kotamız yok orada. Kotası olan bir ülkeyle rekabet etme şansımız yok. Biz yüzde 85 gümrük vergisi veririz, kotalı ülkeler yüzde 20 verir. Rusya pazarına Kaliningrad Serbest Bölgesi üzerinden 20-25 bin tonluk bir beyaz et ihracatımız oluyordu. Ama bizim için ihracatta en büyük sorun Avrupa Birliği pazarına girememek oldu.

 

Bunun nedeni ne peki?

Ben Avrupa Birliği’nin tavrının siyasi olduğunu düşünüyorum. Bu konuda elimizdeki kozları iyi kullanamadık. Yıllarca bize “Siz bizden kırmızı et almıyorsunuz.” eleştirisi getirdiler. Kırmızı et almaya başladıktan sonra da bizden beyaz et almadılar. AB’den kırmızı et alırken belki “Siz de bizden beyaz et alacaksınız.” denebilirdi.

 

Türkiye’nin etkin olduğu bir pazar var mı ağırlıklı olarak?

Irak en büyük pazarımız. Irak’ta da çok ciddi tüketim artışı vardı ama son 1-2 yıldır orada da gerilemeye başladı. Ekonomik sıkıntılar dünyada alım gücünü etkiliyor ve ihracata etkileri de olumsuz oluyor.

 

Dış pazarları konuşmuşken, İran, sizin ve sektörünüz için neyi ifade ediyor?

İran, kendi ihtiyacını büyük oranda kendi üretimiyle karşılıyor. Çok az açık verirse o zaman alım yapıyor. İhracat anlamında bizim için bir cazibesi yok. Zaman zaman Irak’a mal da satıyorlar. Şu anda en büyük pazar Suudi Arabistan. Orada yasal izinler de alınmış. Önü açık gözüküyor ama çoğu zaman fiyat rekabetinde Brezilya’yı aşamıyoruz. Suudi Arabistan’a örneğin; Brezilya’dan daha fazla navlun ödeyerek malı gönderiyoruz ama bir konteyner gönderiyoruz. Onlar 15-20 bin ton gönderiyor, biz 20 ton gönderiyoruz. Burada sektörümüz bazı farklı destekler bekliyor ama ben diyorum ki; Suudi Arabistan için bize 3-4 yıl destek verin. Suudi Arabistan pazarına bir girelim; Brezilya ile olan fiyat farkını 3-4 sene içinde dengeler hale geliriz. Ondan sonra o pazardan bizi çıkaramazlar.

 

Sizin fark yaratan uygulamalarınızdan biri de iyi tarım uygulamaları. Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Dünyada hangi belge alınıyorsa, o belge Beypiliç’te vardır. Biz bu belgeleri duvara asmak için almıyoruz. Ciddi anlamda da uyguluyoruz. İyi tarım uygulamalarında da öyle oldu. Mesela; Türkiye’de bütün kümeslerinde iyi tarım uygulaması olan tek firma durumundayız. Tabii üretim yanında iş güvenliği konusunda da birçok eğitim veriyoruz. Yeni giren kümesler olduğu zaman hemen eğitimlerini verip belgesini almasını sağlıyoruz. Doğru uygulandığı zaman firmalara çok artılar getirdiğini düşünüyorum. Burada bürokrasi var diye biraz şikayet edilir ama sistem oturunca bürokrasi sorun olmaktan çıkıyor ve iş alışkanlıklara dönüşüyor.

 

Helal gıda konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Türkiye’de bizlerin haram gıda üretmesi zaten söz konusu olmaz. Belki bu yurt dışı için bu gündeme gelebilir. Ama yurtiçi için normalde gereken bir şey değil. Ama böyle bir talebin oluştuğu da bir gerçek. Biz TSE’nin bu belgeyi verme konusundaki çalışmalarına çok destek verdik. Bu işin doğru yapılması ve belgelendirilmesi için. TSE bu belgeyi vermeye başladığında ilk müracaat eden firma biz olduk. Bir hafta sonra da belgemizi aldık. Çünkü biz zaten ona uygun üretim yapıyorduk.

 

Diğer bir konu da doğal besicilik… Doğal besicilik doğal koşular itibariyle ne kadar ve nasıl mümkün?

Evet, doğal deniyor… Organik deniyor… Yani bir kavram karmaşası var. Doğal besicilikle endüstriyel besicilik arasında insan sağlığına zarar verecek hiçbir fark yok. Doğal beside hayvan doğada dolaşıyor, endüstriyelde kümesin içinde besleniyor. Biz doğadakinden çok daha iyi koşulları kümes içinde yaratıyoruz. Hele bu kış koşullarında o gariban hayvanlar dışarıda perişan olurken, evinizde olmayan şekilde kontrol edilmiş ısıtma ve havalandırma sistemi bulunan kümeslerde hayvan besliyoruz. Diğer taraftan başta kuş gribi olmak üzere hayvan hastalıklarının yarattığı riskler var. Kuş gribi göçmen kuşların taşıdığı ve önce açıkta olan hayvanlara bulaşan bir hastalık. Bunları da hesaba katmak gerekir.

 

Kuş gribinin kümeslerde beslenen hayvanlara geçme riski var mı?

Bu mümkün değil. Kırmızı alarma geçiyoruz anında. Bununla ilgili apayrı planlarımız, programlarımız var. Zaten normal koşullarda bile biyogüvenlik önlemlerini çok sıkı tutuyoruz.

 

Sektörün genelinde bu tam olarak yerine getiriliyor mu?

Sektörümüzde daha iyi. Geçen sene bazı yumurtacılarda başladı. Ama ilk olay geçen sene Kastamonu’nun köy hayvanlarında başladı. İşin kötüsü orada 100 tane hayvanda çıktığı haber olunca bütün ticaret duruyor Türkiye’de. Kısıtlamalar bölgesel olarak uygulanabilirse sektörün genelinin zarar görmesi de engellenmiş olur. Bu yönde düzenleme yapılacağı yönünde bilgiler var.

 

Beyaz et sektöründe karlılık ne durumda?

Beyaz et tüketimindeki ciddi artış durdu. Tüketimdeki artışın devam etmesi lazım. Türkiye’nin toplam et tüketimi 37,5 kilo civarında. 23 kilosu kanatlı, geri kalan 13-14 kilosu ise büyükbaş. Bu, dünya ortalaması olan 43,4 kilonun çok altında. Bunun ana sebeplerinden biri Müslüman ülkelerde domuz eti tüketiminin olmamasıdır. Bu durum bizi geri bırakıyor. Dengeli beslenebilmek için Türkiye’nin bu açığı kapatması lazım. Kırmızı etle bunu halledemiyoruz. Balıkçılığımız da bunu kapatacak üretime sahip değil. Tek alternatif beyaz et tüketimini artırmaktır. Buna hükümet dahil herkesin inanması lazım. Ama maalesef son yıllarda yüzde 98’i yanlış kaynaktan aldığı bilgilerle yorum yapan kişiler beyaz et sektörüne zarar veriyor. Bazen bizi yumurta tavukçuluğu sektörü ile karıştırabiliyorlar. Oradaki yanlış uygulamaları beyaz et sektöründe oluyormuş gibi yorumlayabiliyorlar.

 

Kırmızı et sektörü ile beyaz et sektörü arasında bir çatışma var mı?

Bizim kırmızı et sektörünü karşımıza alan bir tavrımız hiç olmadı. Onların da aldığını duymadım. Alıyorlarsa ayıp ediyorlar. Çünkü onlar zaten ürettikleri ne varsa iyi fiyata satıyorlar. Ben şu anda kırmızı ette ithalata karşı çıkıyorum. O ithalat bize de zarar veriyor çünkü. Ayrıca bizim sağlık ve hijyen anlayışımıza uymuyor. Şimdi ithal etler gelecek, çözülecek, raflara konacak, benim evime gelecek ve ben de onu taze et diye donduracağım. Halbuki o et dondurulursa insan sağlığına zara verir.

 

2016 yılı karlılık noktasında Beypiliç için nasıl bir yıl oldu?

2016 henüz bitmedi. Ancak geçen yıl çok kötüydü. Dolayısıyla 2015’e göre bu yıl daha iyi bir tablo çıkacaktır. Öte yandan bu sene dengesiz bir yıl oldu. 15 Temmuz öncesinde yoğun bir talep vardı. Biz de fiyat artışı yapmıştık. Ancak, 17’sinde satışlar bıçak keser gibi kesildi. Fiyatlar kademeli olarak yüzde 15 civarında geriledi. Olağan yılların aksine Ekim ayından sonra da fiyatlar gerilemedi. Yavaş yavaş da yükselmeye başladı ve yaz aylarındaki durgunluğu telafi ediyor. Normalde yılın son üç ayında zarar ederdik, bu sene zarar etmeyerek kapatacağız.

 

Peki, 2017 yılını nasıl öngörmektesiniz?

Biz kaliteli bir gıda üretiyoruz. Uygun fiyatlı, sağlıklı gıda ürettiğimiz için bu sektörün önünün hep açık olacağını düşünüyorum. Bu sektör emek yoğun bir sektördür. Yeni yapılacak yatırımlarla istihdam daha da artacaktır. Dolayısıyla bu sektörün tüketimi ve ihracatı artırma konusunda elinden tutulmalı.

Kaydet