RÖPORTAJ — 1 Aralık 2016 at 21:03

EMSAN GENEL MÜDÜRÜ UĞUR KAYMAK: GENÇLER EMSAN’I SEVDİ!

emsan-genel-muduru-ugur-kaymak-1

Sosyal medyayı en iyi kullanan ve takipçisi en yüksek markalardan biri olduklarını söyleyen Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak, son beş yıldır yürüttükleri stratejide genç kitlelerle etkileşimi artırdıklarını, daha önce “Annemin markası” olarak bilinen Emsan’ı yeni nesle daha çok sevdirip benimsettiklerini vurguladı.

 

Ülke ekonomisi son birkaç yıldır sorunlar yaşasa da büyümesini sürdüren yenilikçi firmalarımız tüm sektörlerde varlığını sürdürüyor. Emsan da bu firmalardan bir tanesi. Ekonomideki sorunları, Afrika pazarını ve Emsan’ın bu zorlu dönemdeki stratejisini Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak ile konuştuk.

 

Hem iç piyasada hem de dünyada yaşanan ekonomik sorunlar alternatif pazar arayışlarını hızlandırdı. Afrika da bu arayışta önemli bir yere sahip. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Geçtiğim 3-4 senede Afrika için altyapı çalışmaları yapıldı, halen de yapılıyor. Bizim ülke olarak fiyat ve servis avantajımız yanında kişisel girişimlerin ortaya çıkardığı bir pazar, bir potansiyel var. Bu potansiyel er veya geç değerlendirilecek. Orada ülkemizin politik durumu çok da önemli değil bence. Çünkü ticari yaşamda taraflar fiyat, kalite ve talep gibi özelliklerle ilgileniyorlar. Bu nedenle o pazarlarda bizim şansımız geçmişe nazaran daha az değil. Önümüzdeki dönemde sadece birkaç ülkede değil, birçok Afrika ülkesinde Türk ürünlerini görme şansını bulacağız. Tabii ki rakiplerimiz, özellikle Çin, burada boş durmuyor. Çin’in avantajı, gittiği her ülkede kendi toptan pazarını yaratacak bir yapıya sahip olmasıdır. O ülkelerde büyük depolar oluşturuyor. Deponun bulunduğu yerden dağıtım yapıyor. Piyasaya daha güçlü giriyor. Biz ise bireysel olarak yapıyoruz bu ticaret savaşını. O pazarda biraz da devletin desteklediği bir yapı içerisinde yer almak gerekiyor.

 

Türkiye son yıllarda Afrika’ya dönük insani yardımlarını artırdı. Bunların ekonomik ilişkilere yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, Afrika’ya yapılan ciddi boyutta insani yardımlar var. Ancak bu yardımlarla ticari ilişkiler çok fazla paralellik göstermiyor. Yardımlar ülkemize karşı bir sempati uyandırıyor ama neticede ticaret yapan kişiler öncelikle kazançlarını düşünüyor. O nedenle o pazarlara daha yakın olmamız ve onların taleplerini daha hızlı karşılayacak organizasyonlar kurmamız gerekiyor. Bu, sivil toplum kuruluşları, ihracatçı birlikleri veya Türk İhracat Meclis’inin oluşturduğu yapılar şeklinde olabilir. Ama bir şekilde bunun hayata geçmesi lazım.

 

Emsan olarak Afrika pazarına dönük çalışmalarınız var mı?

Afrika pazarında birkaç ülkeyi inceledik. Birkaç ülkeye de ziyaretimiz oldu; Güney Afrika, Kenya, Zimbabve gibi… Bunların hepsinde, hazır bir markayla pazara girmekle o pazarda yeni bir marka oluşturmak arasında bir seçim yapmamız lazım. Çünkü bizim şu anda Türkiye pazarına sunduğumuz ürünlerle bahsettiğim ülkelerin hepsinde yer almamız mümkün değil. Çünkü orada talep gören ürünlerin kalitesi Türkiye pazarındaki ürün kalitesinin çok altında. Fiyat odaklı bir pazar var. Dolayısıyla bu pazara ayak uydurabilmemiz gerekir. Şu anda orada kısa zamanda gerçekleşecek bir çalışmamız yok. Uzun dönem için elbette ki düşündüğümüz bir pazar.

 

Avrupa pazarı için neler söyleyebilirsiniz?

Emsan, satış noktaları açısından oldukça yaygın bir yapıya sahip Avrupa’da. Hollanda, Belçika, Almanya, Avusturya’da satış noktalarımız var. İstikrarlı bir şekilde bu pazarlarda büyüyoruz. Halen hedeflediğimiz kitle Türk kökenli Avrupalı vatandaşlar ya da oraya sonradan yerleşmiş olan vatandaşlarımız. Dolayısıyla henüz oradaki yerel halka çok fazla hitap etmiyoruz.

 

Peki, Türkler arasında penetrasyon ne düzeyde?

Sadece Emsan açısından değil, Türkiye’de birçok markanın penetrasyon açısından Avrupalı markalardan çok daha fazla ilgi gördüğü muhakkak. Ama orada da bir değişim var, artık orada da fiyat odaklı bir yaklaşım var. Dolayısıyla biz oradaki stratejimizi de tekrar gözden geçirmek zorundayız. Almanya’yı ve belki Hollanda’yı da hariç tutarsanız son 5 yılda Avrupa’da ekonominin iyiye gittiği söylenemez. Dolayısıyla burada da tercihler ne yazık ki fiyat odaklı ürünlere doğru kayıyor. Belki daha önce davranmış olmalıydık oradaki kitleye hitap etmek açısından. Ama geç de olsa bunu yerine getirmeye çalışıyoruz şu an.

 

Arka arkaya teşvik paketleri açıklanıyor. Bunlar yatırımcının kafasını karıştıracak uygulamalar olarak görülüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

Aslında benim de kafam karışık. Teşviklerin daha gerçekçi olması gerekir. Doğu ve Güneydoğu’ya verilen yatırım teşviklerinin şimdiye kadar herhangi bir sonucu olmadı. Bundan sonra sonucu olması için orada siyasi ve fiziki koşulların değişiyor olması lazım. Bunlar değişmediği müddetçe, ne kadar cazip gözükürse gözüksün, kimse o bölgeye yatırım yapmaya cesaret edemez. Ancak belki yerel yatırımcılar buna cesaret eder. Kaldı ki teşviklerin ne kadar kısa sürede verildiği ya da taahhütlerin ne kadar kısa sürede yerine getirildiği konusunda endişeler var. O nedenle kafalar karışık ve de ortada net bir resim olmadığı için bir yatım iştahı ne yazık ki yok.

 

Sektörünüzde markalaşmanın potansiyelinin altında kaldığı görüşü var. Bu amaca yönelik olarak özel bir teşvike ihtiyaç var mı sizce?

Bence markalaşma anlamında özel bir teşvike ihtiyaç yok. İhracat anlamında mevcut teşvikler bence yeterli. Bence önemli olan; ülkenin içinde bulunduğu ortamda bunları düşünecek, bunlara heves edecek yatırımcı iştahının olmayışıdır. Moral olarak kimse bunlara yeltenmiyor. Eğer biz bu ülkede kalıcıysak, başka bir ülkeye taşınmayı düşünmüyorsak öncelikli pazarımız kendi ülkemizdir. Daha sonra dış pazarlara yönelebiliriz. O zaman da yaptığımız üretimin sağlıklı bir şekilde devam edeceğini ve de maliyetlerimizin uluslararası düzeyde rekabetçi olup olmayacağını da kontrol ediyor olmamız lazım. Biz uluslararası piyasalarda bazen zor durumda kalıyoruz. O da girdi maliyetlerindeki yükseklikten kaynaklanıyor.

 

Peki, devletin Ar-Ge teşvikini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki bu teşvikler hiçbir şey olmamasından daha iyi. Ama teşvikli Ar-Ge yatırımları yaptığınız zaman, bunun neticesinde ortaya çıkacak ürünü de satabilecek pazara ulaşmanız lazım. Bu pazara ne zaman ulaşabiliriz? En azından 6 aylık süreçte veya daha yakın zamanda ya da daha uzun bir süreçte bu pazar ortamı gözükmüyor. Ar-Ge yatırımı hiçbir zaman boşa giden bir yatırım değil; ileride kullanabileceğiniz ürün ya da teknolojiye dönüşüyor. Ama siz bunu yaparken başkaları da boş durmuyor. Sadece yurt içindekiler değil, yurt dışındakiler de bir çaba içinde.

 

Yeni neslin Emsan’a bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz Türkiye’de sosyal medyayı en iyi kullanan ve de takipçisi en yüksek olan markalardan bir tanesiyiz. Sosyal medyada faal olan ilk 10 marka içinde yer alıyoruz. Sektörümüzde de açık ara birinciyiz. Sosyal medya muhakkak ki genç kitlenin yoğun olarak kullandığı ve var olduğu bir ortam. Müşterilerimiz ya da takipçilerimiz de bizden aldıkları ürünle ilgili yorumları rahatlıkla paylaşıyorlar burada. Ayrıca bize önerilerde de bulunuyorlar. Biz de bu sayede kendimize çok daha hızlı bir şekilde yön verebiliyoruz, gerek ürün geliştirme gerekse kalite anlamında. Daha önce güvenilen ve “Annemin markası” olarak bilinen markayken, şimdi kendimizi yeni nesle çok daha sevdirdiğimizi ve benimsettiğimizi görüyoruz. Bu bizim son 5 senedir takip ettiğimiz stratejiydi. Bu stratejinin başarılı olduğunu sevinerek görüyoruz.

 

Emsan açısından 2016 yılı nasıl tamamlanıyor sizce?

2016 yılı bütçesini yaparken 2015’e göre daha zor bir yıl olma ihtimalini göz önünde bulundurduk. Nedeni de 2015’in ikinci yarısından itibaren piyasadaki gelişmelerin bize bu yönde birtakım sinyaller vermesiydi. Ama biz bunu şöyle değerlendirdik: Bu sadece bizim için değil, rakiplerimiz için de zor bir yıl olacaktır. Marka gücü, satış gücü daha fazla olan markalar buradan avantajlı çıkacak. Tam aksine güçleri yetmeyenler bu yarıştan düşecek. Dolayısıyla pastadan aldığımız pay büyüyecek. Nitekim de bu değerlendirmemiz şu ana kadar gerçekleşti. 2015’e göre yüzde 15’lik bir büyüme hedefi koyduk ve bu hedefi Ekim ayı gerçekleştirmiş gözüküyoruz.

 

Karlılık açısından nasıl bir yıl oldu?

2016’da karlılığımız bir miktar düştü. Satılan malın maliyeti yükseldiği için karlılığımız düştü. Çok önemli bir düşüş olmadığı için Ar-Ge ve pazarlama yatırımlarımıza devam edebiliyoruz.

 

Ürün gamınızda önümüzdeki dönemde radikal bir değişiklik olacak mı?

Radikal değişiklik olmayacak. Fiyat odaklı ürünlere ürün gamımız içinde daha fazla yer vereceğiz. Bunu kaliteyi düşürerek yapmayacağız elbette. Emsan markası olarak belli bir kalitenin altında mal üretip müşteriye sunmamız zaten mümkün değil. Piyasa koşullarına göre alternatif ürünleri tüketiciye sunmaya çalışacağız.

 

2017 için öngörüleriniz nelerdir?

2017 yılı içinde pasta büyümezse bile biz kendi payımızı büyüteceğiz. 2017 yılında satın alma gücünün daha düşük olacağını göz önünde bulundurarak piyasaya bu satın alma gücüyle doğru orantılı fiyatlanacak ürünler de sunmamız gerekiyor.  u gerçeği göz ardı edersek başarılı olmamız mümkün değil. O nedenle birinci stratejimiz 2017 için satın alma gücünü göz önünde bulundurarak bir ürün yapılandırması yapmak, ikincisi de daha çok satış noktasına ulaşmak. Bu hedefi tutturursak 2017 yılı içerisinde de 2016 yılına göre bir büyüme oluşacaktır. Ancak 2017’de daha az kara razı olacağız.