RÖPORTAJ — 8 Ocak 2017 at 22:38

TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ BAŞKANI RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: HER SEKTÖRDE VERİMLİLİĞİ ARTIRMAMIZ GEREKİYOR!

baskan10
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı  M. Rifat Hisarcıklıoğlu, kişi başı gelirimizi 10 binden 25 bine çıkarmak ve neredeyse 7 yıldır içinde bulunduğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak için dünden farklı bir şeyler yapmamız gerektiğinin her geçen gün daha da belirginleştiğini söylüyor.
“Bunun çözümüyse faizi indirince ekonomi ve yatırımlar büyür şeklinde tek başına işe yaramayacağı görülen kolaycı ezberlerin dışında bir yerde duruyor” diyen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, özellikle de düne kadar köyden şehirlere doğru iç göç vasıtasıyla büyüyen ülkemizde artık sektörel verimlilikleri artırmak gerektiğinin altını çizdi.
Dünyada da benzer durumun söz konusu olduğunu ifade eden Rifat Hisarcıklıoğlu, “Sadece ülkemizde değil diğer ülkelerde de büyüme sorunlu. Faizi indirip likiditeye artırdığınızda otomatikman yatırımlar artmıyor ve ekonomi büyümeye başlamıyor. Faiz sıfıra indirilse ve hatta negatif yapılsa da ekonomiler büyüyemeyebiliyor” diye konuştu.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Benzer şekilde likidite tavana vursa, şirketlerin kasalarından nakit para da fışkırsa da yatırım yapmayabiliyorlar. Belirsizlik karşısında nakitte kalmayı tercih ediyorlar. Kişiler de gelecek endişelerinden dolayı ellerindeki nakit parayı harcamayıp muhafaza etmek isteyebiliyorlar” dedi.
“Dolayısıyla ekonomik büyüme ve yatırımlar için sadece tek bir değişkene bakmak değil tüm çevre şartlarını dikkate almak önem kazanıyor” diyen Rifat Hisarcıklıoğlu, “Yani ekosistemin bütününe bakmak gerekiyor. Bu durum özellikle Türkiye ekonomisi için geçerli. Çünkü Türkiye ekonomisinde yatırımları devlet değil özel sektör yapıyor. Aynı durum tüketim harcamaları veya ihracat için de geçerli” şeklinde konuştu.
Tüm bu nedenlerle Türkiye ekonomisinin büyümesinin sadece faizle oynanarak değil, bir bütün olarak uygun ortamın sağlanması ile mümkün olabildiğini söyleyen Başkan Hisarcıklıoğlu, “Bu durumu 2003 sonrasında yaşadık. O dönemde faiz oranları bugünkünden daha yüksek olmasına rağmen, AB üyelik sürecinin getirdiği olumlu hava ve reform gündeminin öncelikle ele alınması sayesinde hem iç yatırımlar hem ülkeye gelen doğrudan yatırımlar arttı, ekonomi hızlı bir büyüme sürecine girdi” dedi.
“Bugün geldiğimiz noktadaysa ekonominin bundan sonra daha hızlı büyümesi için her sektörde verimliliği artırmamız gerekiyor” diyen Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerine şöyle devam etti; “Bunun için öncelikle daha seçici olmak, doğru yatırımlara odaklanmak gerekiyor. Gerekli teknolojilerin içeriye transferi için yabancı yatırımları çekmek gerekiyor. Ancak açıktır ki yargı sistemi, kural hâkimiyeti ve hukukun üstünlüğü alanlarında sıkıntılar yaşanırken istenen miktarda yabancı yatırımcı gelmesi, gelenlerin de teknoloji ve ihracat potansiyeli getirmesi kolay olmuyor. Bu tür yabancı sermayenin çekilmesi giderek daha önemli geliyor. Zira küresel ekonomide söz sahibi olmanın yolu küresel değer zinciri içinde yer alan firmaların sayısının artmasından geçiyor.”
Öte yandan Türkiye ekonomisi açısından bakıldığında ABD faiz artırımlarının bizim için iyi olmayacağının açık olduğunu belirten Rifat Hisarcıklıoğlu, “Buna ilave olarak son dönemde Avrupa Birliği ile ilişkilerin bozulması da iş dünyasının bakışını olumsuz etkiliyor. Bu koşullar altında Türkiye ekonomisinin önümüzdeki yıllarda yüzde 4 ve üzerinde bir büyüme oranı tutturması için eskisinden daha fazla çaba göstermemiz gerektiği de açık. Buna yönelik bir hazırlık var mı diye baktığımızda reaktif açıklamalar ve makro ihtiyatı uygulamaları gevşeten dolayısıyla risk algısını daha da yükseltme tehlikesi bulunan adımlar dışında fazla bir şey göremiyoruz” diye konuştu.
Geleceğe yönelik ışık tutması beklenen Orta Vadeli Program’da bile benzer bir durumun söz konusu olduğunu söyleyen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “OVP’deki varsayım, küresel belirsizliğin azalacağı, küresel büyümenin tedricen artacağı, ticaret ortaklarımızın ılımlı büyüyeceği, finansal piyasalardaki dalgalanmaların ve jeopolitik risklerin azalacağı, FED’in faiz artırımlarının sınırlı olacağı, büyümenin finansmanına yurtiçi tasarruflarla birlikte yabancı sermaye girişinin katkı sağlayacağı şeklinde. Yani ekonomi politikalarımız oluşturulurken hemen her şeyin yolunda gideceği umulmuş, ona göre hazırlık yapılmış. Ancak önce Brexit, sonrasında Trump ve şimdilerde AB ile artan sorunlar geldi. ABD seçimi sonrası Meksika parası doğal olarak en çok değer kaybedendi. Ama seçimde bizimle doğrudan ilgili bir konu olmamasına rağmen Türk Lirası da en olumsuz etkilenenlerden biri oldu” dedi ve ekledi: “Bunun temel nedeni şu olabilir: 2002-2007 döneminde Türkiye’nin ortalama büyüme oranı yüzde 6,8, cari işlemler açığı ise yüzde 3,7 idi. 2008-2015 döneminde ortalama yıllık büyüme oranı yüzde 3,4’e geriledi, cari işlemler açığı ise yüzde 5,8’e yükseldi. Hem dışarıya daha bağımlı hale geldik, hem büyüme tempomuzu kaybettik. Yeni bir büyüme hikâyesi yazamayınca yatırımlar azaldı ama finanse etmemiz gereken dış açık yükseldi. Sonuçta Türkiye’nin kırılganlığı arttı.”
“Bu politika belirsizliğini bir an önce geride bırakıp, yeniden ekonomiye ve reformlara odaklanmalıyız” Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Ekonomideki belirsizlikleri azaltıp, normalleşmeye geçmeliyiz. Yerlerde sürünen yargıya itimadı yükselterek kurumlara ve kurallara güven duyulmasını sağlamalıyız. Böylece risk algısı düşecek, herkes kendi işine odaklanabilecektir. Türkiye bugün bütün kurumlarıyla büyük bir imtihandadır. Doğal kaynaklara sahip olmayan Türkiye’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğünden başka çıkışı yoktur.”

 

Kaydet