RÖPORTAJ — 2 Mart 2017 at 12:39

GEBZE ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ (GOSB) YÖNETİM KURULU BAŞKANI VAHİT YILDIRIM: GOSB BİR BAŞARI HİKAYESİDİR!

vahit yıldırım

 

Türkiye’deki organize sanayi bölgesi modelinin işleyiş açısından örnek bir rol model olduğunu söyleyen Gebze Organize Sanayi Bölgesi (GOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım, bu modelde kendi kendini finanse ederek kurulan GOSB’un, bir başarı hikayesi olduğunu vurguladı.

 

Türkiye’deki organize sanayi bölgeleri (OSB) içinde Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin (GOSB) çok önemli bir yeri var. Toplam 17,5 milyar dolar üretim hacmi, 6,5 milyar dolar ihracatı olan ve 25 bin kişiye istihdam sağlayan GOSB’un çalışmalarını ve hedeflerini GOSB Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile konuştuk.

 

Bugün işsizlik Türkiye’nin gündemine oturmuş durumda. Bir taraftan işsizlik sorunu yaşanırken, öbür taraftan iş dünyası çalıştıracak işçi bulamamaktan yakınıyor. Bu sorunun çözümü nasıl bir sistemle olabilir?

Bu sorunlar öyle 3-5 yılda çözülecek konular değil. Biz bugüne kadar buna kalıcı çözümler aramadık, geçici çözümlerle geldik. Hala bugün geçici çözümler peşindeyiz. Türkiye’de özellikle 2000 yılından sonra dengeler tamamen bozulmuş durumda. 2000 yılında dürüst, çalışkan, önce mesleği öğrenmek, çalıştığı işletmeye faydalı olmak, sonrasında ücreti düşünen çalışma kültürü biraz da olsa vardı, şu anda yok. Artık çalışanlar işletmeye girdiğinde ben en az, en rahat nasıl çalışırım, en çabuk en fazla parayı nasıl alırım, ya da yarınlarda en iyi ücretli işi bulup da nasıl iş değiştiririm diye düşünüyor. Ben işveren olarak çalışana güvenmeyeceğim, çalışan işverene güvenmeyecek; biz beraber iş yapacağız. Böyle bir çalışma kültürü olamaz. Biz zaman zaman soruyoruz; bu iş eğitimle mi olur? Evet, eğitimle olur ama eğitim bana göre sadece okulda verilmez. Eğitim önce ailede başlar. Biz bugün ne yapıyoruz; çocuğu sıfırdan 6-7 yaşına kadar maalesef gerekli şekilde eğitemiyoruz. Sonra onu bir okula veriyoruz ve o kötü malzemeden iyi ürün çıkmasını bekliyoruz. Sonra da okulu suçluyoruz. O yüzden çözüme dönük çabayı aileden başlatmalıyız. Bugün iş dünyasında İşletme sahipleri ya da işletmelerde profesyonel olarak çalışanlara baktığınızda, bugün başarılı olanların okulda teoriyi, iş hayatında pratiği iyi yoğurmuş insanlar olduğunu göreceksiniz.

 

Benim bir önerim var; mesleki-teknik lise ve üniversite mezunlarının diplomalarının verilmesinin çalışma şartına bağlanması. İnsanları iş kültürüne adapte edebilmek için üniversite mezunlarının ilgili işyerlerinde 2 yıl çalıştıktan sonra, meslek lisesi ve teknik kolej mezunlarının ise 1 yıl iş yeri tecrübesi edindikten sonra diplomalarını almaları sağlanabilir. İleri tarihli diploma uygulaması, yeni mezunların büyük maaş beklentisini engelleyeceği gibi, onları kendi mesleklerini yapmaya yöneltecek ve iş tecrübesi kazandıracaktır. Bakın bu kadar basit bir uygulama, her iki tarafın tüm sorununu çözecektir.  Bunu varsayımla değil, veri ve tecrübeye dayanarak söylüyorum.

 

Peki, neden hala eski hatalar devam ettiriliyor bu ülkede?

Ülkelerin gelişmişlikleri o ülkedeki sivil toplum örgütlerinin gelişmişlikleri ile paralel gider. Bizde maalesef STK’ların ve diğer kurumların başındaki insanlar yönetimlere gelene kadar çok uğraşırlar, yönetime geldikten sonra sadece o kurumun yönetim kurulu başkanı olarak kalırlar. Bir belediye başkanı, bir kaymakam, bir vali, başbakan, cumhurbaşkanı, “Arkadaşlar bir sorun var mı ?” dediğinde, “Allaha şükür efendim, hiçbir sorunumuz yok.” derler. Halbuki bin tane sorun vardır. Onlar ayrıldıktan sonra bin tane eleştiri yapılır. Aslında bu davranış, yöneticilerimizi de kötü yöne sevk eder. Popülist ve biat kültüründen kaynaklanan bir sorun bu, bu durum, “saygı göstermek” olarak düşünülür ama aslında var olan gerçeği yansıtmamak, saklamak olarak ifade edilebilecek bir davranıştır.

 

Gerçek sorunlar dile getirilmiyorsa ve çözüm getirilmiyorsa o zaman biz Türkiye’yi aydınlık yarınlara nasıl taşıyacağız?

İşsizlik yüzde 12’yi geçmiş durumda. Biz çalıştıracak nitelikli insan bulmakta zorlanıyoruz. Şimdi bu bir tezat oluşturmuyor mu? Cumhurbaşkanımızın işçi alımıyla ilgili bir seferberlik söylemi var. Bir firma ihtiyacı olmadığı halde sırf cumhurbaşkanı söylüyor diye işçi alımı yapıyorsa yanlıştır. Aynı şekilde; firmanın gerçekten ihtiyacı olup da, cumhurbaşkanı demeden istihdam yapmaması da ayrı bir yanlıştır. İnanın ki şu an ülkemizde işsizlik bu boyutta değil. Bu işsiz arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin çoğu işsizliği iş edinmiş durumda. Gelin bu düşünce tarzı ve sarmaldan kurtulalım. Kendimizi iş kültürü, ahlakı ve meslek olarak öyle bir yetiştirelim ki hem kendimize saygımız artsın, hem insanların bize saygısı artsın. Yaşamda hep kendinize bir şey verecek ve verdiğinizi alacak arkadaşlar edinin. Bu durum hem sizi, hem de sizinle arkadaşlık edenleri geliştirir diyorum çevremdekilere.

 

Hükümetin az gelişmiş illerimize yönelik yeni teşvik paketi gündemde. Sizce ne kadar etkili olur bu paket?

Doğuda ya da belli illerde uygulanacak teşvikler açıklanıyor. Aslında o bölgelerde, sanayiden çok o bölgenin güçlü taraflarını öne çıkartıp, o sektörleri orada yatırım yapmaya teşvik etmeli. Dünyada tarıma, özellikle ekolojik tarıma ve hayvancılığa yeniden yöneliş var, hele nitelikli bir tarım, hayvancılık çok mutlu eder bu sektörü. Ülkemizin güneşi, iklimi toprağı buna çok elverişli. Bugün sanayide arz fazlası var, talep çok düşük ve karlılık az. Dolayısıyla sanayi üretiminde çok büyük karlar yok artık. Belki 1980’lere kadar vardı ama 1980’lerden sonra düşmeye başladı. Ve geldiğimiz noktada treni kaçırıyoruz.

 

Treni kaçırıyoruz derken, 4. Sanayi devriminden bahsediyorsunuz sanırım…

Üçüncüye kadar şansımız vardı; ucuz işçilik, lojistik, arz talep dengesi avantajdı bizim için. Ama Sanayi 4.0’da artık ucuz işgücünün, arz talebin terse dönmesi ile lojistik konusunda farklı opsiyonların sunulması ile bizim gibi ülkelerin bu özelliklerinin bir hükmü kalmadı.

 

Türkiye 4. Sanayi devrimine kendini hazırladı mı sizce?

Bence Türkiye çok iyi hazırlanmadı. Öncelikle Sanayi 4.0 doğru anlaşılmadı. Bu konuda özel teşvikler ve devlet politikası olması gerekiyor. Halen treni yakalayabiliriz ama 2 ya da 3 yıl sonra tren kaçmış olacak, bu konuda ısrarcı olmalıyız. Bugün dünyadaki ekonomik büyüklük sıralamasında dünyanın 16./17. Ekonomisi durumundayız. Bu sıralamada 20’ye inebilir ya da 12. sıraya çıkabiliriz. Bu bir tahmin değil, realitedir; bunu not etmenizi rica ediyorum.

 

Global rekabette firmaların gücünün korunması da önemli…

Geçtiğimiz yıllarda Yunanistan’da bir sıkıntı olduğunda biz sevinir, Brezilyada bir ekonomik sorun olduğunda ilgilenmezdik, oysa şimdi Yunanistan’ı takip ediyoruz kurtulsalar diye, Brezilyayı takip ediyoruz ekonomik sorun yaşamasın diye, yani global dünyada her ülkenin iyi olması lazım. Birbirimize bağlıyız, birbirimize muhtacız. Onun için ilk olarak bölgemiz ve ülkemizde hepimizin işinin iyi olması lazım. Benim tek başıma işim iyiyse bu işte bir yanlışlık vardır.  Ankara’da meclisteki milletvekillerimizin ve bürokratlarımızın çoğunluğunda maalesef bu hayali ve heyecanı göremiyorum. Bu riski görmeliler, bazı şeyleri yaşamak lazım ki inanabilsin insan, biz sanayinin içinde her gün her şeyi yaşadığımız için kendimiz, şirketimiz, bölgemiz ve ülkemiz için olumlu ve olumsuz durumları büyük riskleri gördüğümüz için istiyoruz ki, bizlerin düşünce ve talepleri dikkate alınsın. Bizlerin sanayici ve üretici olarak aldığımız riskler o kadar büyük ki, her şey doğru ve istediğimiz gibi gitse kazancımız makul seviyede olur. Yanlış gittiğinde ise hayatımızı ve geleceğimizi yatırdığımız bu işte, yıllarca hem ekonomik hem sosyal bedel ödemek durumda kalabiliriz. Sizce bu riski neden alırız, inanın ki bu ülke sevgisi, insan sevgisi, gelecek neslimizin devamı düşüncesinden başka bir şey değildir.

 

Yani bir bürokratik körlük mü var?

Deyim yerindeyse gövdesi taşın altında olan adamın tespitleri hayatidir. Çünkü o adamın bütün gövdesi taşın altında. Bu adam doğruları söylemek zorunda. Öbür tarafta siyasetçi bir hata yaparsa; en kötü ihtimalle bir dahaki seçimlerde koltuğundan olur. Peki, sanayici hata yaptığında ne olur? Hayatı gider. Bugün iktidarı, muhalefeti, bürokratı, sivil toplum kuruluşları, bankaları, sanayicisi ve tüccarı ile yaptığımız hatalarımız ülkemizin, özellikle sanayicinin sermayesini eritiyor. Tabii, bugün yaşanan sıkıntılarda hepimizin hata oranı farklı olabilir, ama hatalarımızı kabul etmemiz gerekiyor. Biz sorunlarımızı sağlıklı tartışamıyoruz. Bir siyasetçi ile bir araya gelindiğinde, sorunların açık bir şekilde sunulup, çözüm önerilerinin de de ortaya konulması gerekiyor. Ama daha çok, her şeyden şikayet edip, ne istediğimizi veri, belge ve rakamlarla somut bir şekilde anlatamadan, taleplerde bulunuyoruz. Böyle olunca siyasetçiye de hak vermek gerekiyor. Sorunların çözülmesini istiyorsak, somut önerilerle onların işlerini kolaylaştıracak yöntemle aktarımda bulunmamız gerekiyor.  Biz sorunların çözümünde diyoruz ki, “Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ne gelin, bölgenin verilerini alın, bu veriler iyiyse Türkiye doğru yoldadır, işler iyi gidiyordur.” Gebze Organize Sanayi Bölgesi, sorunlara ürettiği çözümlerle, sorunlara yaklaşım ve yönetim şekli ile ve tabii ki vizyonu ile rol model olarak alınabilecek bir OSB’dir.  Değil midir ki, insanların, kurumların ülkelerin sözü, yaptıkları ile örtüşüyorsa sözü dinlenir ve saygınlığı artar.

 

Peki, Gebze OSB’de işler nasıl gidiyor?

Gebze OSB’nin diğer OSB’lere göre durumu çok iyi. 17 milyar dolarlık bir hacmi var, 6.5 milyar dolarlık bir ihracatı var, katılımcısının yüzde 25’i yabancı sermayeli kuruşlardan oluşuyor. Nitelikli üretim yapan karma bir OSB’yiz. Ancak yabancı sermaye tarafında sorunlar var. Dünyanın en zor şeyi yabancı sermayeyi ülkeye çekmektir. En az onun kadar önemli konu mevcut yabancı sermayeli kuruluşların ülkedeki yatırımlarını sürdürmesidir. Yabancı sermaye çok zor gelir ama bir günde kolayca gider. Bugün yabancı sermayeli şirketlerin ülkeden çıkmak, yatırımlarını durdurmak veya azaltmakla ilgili talepleri var. Onlarla oturup konuştuğumuzda zorluklarını, sebeplerini sayıyorlar bu dönem bu katılımcılarımız ile daha yakın oluyoruz, elimizden gelen her desteği vermeye ve sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bizi aşan durumlar da ise hükümetimizden ve ilgili bakanlıklarımızdan destek istiyoruz.

 

Temel sebepleri neler?

Şu an biz sundukları en temel sebeplerden bir tanesi belirsizliklerdir. Siyasi, ekonomik ve hukuki belirsizlikler var. OHAL süreci de yabancı sermayeyi olumsuz etkiliyor. Firmaların yaşadıkları hukuki sorunlar en az ekonomik sorunlar kadar etkili oluyor. Mal veriyorsunuz bir dert, sipariş veriyorsunuz ayrı bir dert… Bir sıkıntı olduğunda size sirayet ediyor. Bir de böyle belirsizlikler var. Nitelikli personel bulma yönünde sorunları var, özellikle ithalatta gümrükte yaşadıkları majör sorunlar, global firmaların mali incelemeleri, SGK incelemeleri vs. Şu an firmalar tarafında bu tür rahatsızlıklar söz konusu.

 

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ni kuruluşundan bugüne geçen 30 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin kuruluşundan bugüne gelişi bir başarı hikayesidir. GOSB kendi sermayesini oluşturarak, devletten veya özel sektörden kredi almadan kurulmuştur. Bugün GOSB en üst standartlarda hizmeti, herhangi bir aidat ve bedel almadan katılımcısına vermektedir. Bunu birçok kişiye söylediğimizde, “Ama devlet size kamulaştırma hizmeti vermeseydi siz bunu yapamazdınız.” diye karşılık alıyoruz. Devlet diğerlerine de aynı kolaylığı sağlamış. Niye diğerleri aynı başarıyı gösterememiş. Aslında ülke yönetimi için de, OSB’ler için de başarının temelinde vizyon yatar.

 

Organize sanayi bölgeleri için yeni bir kanun gündemde. OSB’lerin daha verimli çalışması yönünde beklentiler var. Siz OSB’lerin geneline baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Türkiye’de şu anda 304 organize sanayi bölgesi var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar ortaya koyduğu birkaç başarılı modelden birisi organize sanayi bölgeleridir. Çok iyi bir modeldir. Şu anda bu modeli Avrupa da dahil olmak üzere tüm dünyadan ülkeler irdeliyor ve almaya çalışıyor. Onun içindir ki, iki sene önce Gebze Organize Sanayi Bölgesi olarak dedik ki: Biz bu modeli niye ihraç etmiyoruz? Yurtdışına gidip OSB’ler kuralım. İlk olarak geçen sene Aralık ayında imza attık; Tataristan’da bir OSB kuracağız. Kurulması ve işletilmesi tamamen bize ait olacak. Bu Gebze OSB’nin ortaya koyduğu çok önemli bir vizyondur. Bu model Türkiye’de çok daha geliştirilmeli. Türkiye’deki sanayinin tamamı mümkün olan en kısa zamanda organize sanayi bölgelerinin içine taşınmalı. Çünkü organize sanayi bölgelerinin kendine has bir kanunu var. Bu kanun buradaki yerli ve yabancı yatırımcıyı koruyor. Buraya gelen yatırımcı bilir ki arsa alımından başlayarak tüm ruhsatları ve gerekli hizmetleri OSB Bölge Müdürlüğü’nden alır. Aynı zamanda OSB’ler sanayicinin kendi kendini yönettiği başarılı birer demokrasi modelidir. Biz yönetime iki yılda bir seçimle geliyoruz. Eğer iyi yönetiyorsak, iyi hizmet ediyorsak bir sonraki dönem için de bizi seçerler, sanayici olduğum için sanayicinin derdini bilirim. Sorunun çözümünü de iyi bilirim. Peki, iyi ve düzgün sanayici başka ne ister? Planlı sanayileşme ister. Bunu da OSB’ler sağlar. Diğer önemli bir konu da sanayiye ilişkin verilerdir. Bugün en sağlıklı veriler organize sanayi bölgelerinden elde edilen verilerdir. Bir diğer artı da; organize sanayi bölgeleri, yerel yönetimleri destekler, bölgesindeki sosyal sorumluluk projelerinde yer alır, üniversiteler ve okullara katkı sağlar, bölgesindeki tüm sivil toplum örgütlerinin gelişmesinde ve geliştirilmesinde etkin rol alır, bölgesindeki ve ülkesindeki yerel medya ve ulusal medya tarafında katkı sağlar, üretirken çevreye duyarlıdır, üretirken kayıt dışılığa taviz vermez, planlı sanayileşmenin temel sistemidir.

 

Kaydet