RÖPORTAJ — 2 Mart 2017 at 12:30

HATAY BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI DOÇ. DR. LÜTFÜ SAVAŞ: EXPO 2021 TÜRKİYE’NİN PROJESİDİR!

0003 (1)

 

“Savaş olan yerde Expo olur mu?” itirazlarına karşın Hatay’ı iyi anlatarak botanik dalında Expo 2021’in ev sahipliğini aldıklarını belirten Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, Hatay kadar diğer bölge illerine de katkısı olacak Expo için Ankara’nın desteğinin şart olduğunun altını çizerek; “Biz bunu aldık, Hatay’a getirdik ama bu artık Türkiye’nin projesi” dedi.

 

Hatay 8.500 yıllık geçmişinde 13 ayrı medeniyete ev sahipliği yapmış bir tarih ve kültür şehri. Üç büyük dinin mensuplarının uyum içinde yaşadığı bu tarih şehri, yanı başında yaşanan Suriye iç savaşı nedeniyle zor günler yaşıyor. Ancak tüm bu zorlukların içerisinde Hatay, Botanik Expo’sunun 2021 yılında ev sahipliğini yapmaya hak kazandı. Biz de bu başarının mimarı Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş ile projelerini, Expo 2021’i ve Hatay’ın sorunlarını konuştuk.

 

Kentsel dönüşüm ülkemizin önemli ve öncelikli konularından bir tanesi. Hatay Büyükşehir Belediyesi bu alanda nasıl bir çalışma yürütmektedir?

Kentsel dönüşüm aslına bakarsanız ülke olarak bizim basiretsizliğimiz demek. Biz 30-40 yıllık, ekonomik ömrünü tamamlamış binaları yıkıyoruz, yeniden yapıyoruz. Avrupa’ya bakıyorsunuz; 200 yıllık binada oturuyor insanlar. Bizim 25-30 yılı geçti mi bizim evlerimiz eskiyor. Bunu bir irdelemek lazım. İkincisi, kentsel dönüşüme neden ihtiyaç var, bunu irdelemek lazım. Üçüncüsü, bizlere kentsel dönüşümü yaptıran nedenlere gitmek lazım, bunu irdelemek lazım. Avrupa’da önce altyapı yapılıyor, sonra yollar yapılıyor, ondan sonra belediyenin vermiş olduğu izinle evler yapılıyor. Bizde tam tersi insanlar önce gecekonduyu yapıyor, yavaş yavaş bir mahalle, bir semt oluyor ve ondan sonra altyapı için uğraşılıyor. Devlet, belediye de oraya altyapı götürüyor, yol yapıyor… Avrupalısı-Amerikalısı doğanın dengesini bozmamayı konuşuyor. Biz ise 2000’den sonra kentsel dönüşümü konuşmaya başladık. Bakın biz nerden geliyoruz, onlara nereye gidiyor.

 

Bu, popülizm olsa gerek…

Tabii ki popülizm… Türkiye’deki sistem maalesef bu. Şimdi bu konuların irdelenmesi lazım. Ama oluşan komplikasyonları çözmek için kentsel dönüşüm yapmalıyız. Ama bir daha kentsel dönüşüm yapmamak üzere bu kaçak yapılanmayı, kötü yapı sokunu, gecekondulaşmayı önleyelim. İkisine de başlamak lazım. Biz ne kadar kentsel dönüşüm yapıyoruz diye övünmektense, 30-40 yıl sonra oluşabilecek kötü yapılaşmayı önlüyoruz diyebilmek lazım. Maalesef biz bunu yapamıyoruz. Her ilçenin, her büyük şehrin etrafında gecekondulaşma süreci devam ediyor. Antakya Belediye Başkanlığım döneminde şehrin merkezinde bir kısmı ruhsatlı bir kısmı gecekonduların olduğu 350 dönümlük bir alanımız vardı. Büyükşehir olduktan sonra o alanı Bakanlık, Antakya Belediyesi’ne verdi. Bir de İskenderun Belediyesi’nin yaptığı bir kentsel dönüşüm var. Bizim dönüşüm yaptığımız iki alan var şu anda. Bunların ikisi de tarihi dokunun bitişiğinde yer alıyor. Bölgede otel yapmaya çalıştık; yaparken başına gelmedik kalmadı. Kazdıkça tarihi eser çıkıyor. Önce Osmanlı dönemi, sonra Bizans, sonra Roma, daha sonra da Helenistik dönem…

 

Medeniyetlerin beşiği denmesi boşuna değil…

Yani 13 tane ayrı medeniyetin yaşadığı bir şehir. Ve 8.500 yıllık bir geçmişi var, özellikle Antakya’nın… Bizim yaptığımız yer burada ikinci-üçüncü derece sit alanında. Bu sit alanlarının bir kısmı sit alanı, bir kısmı da kötü yapı stoku. Bir tanesinin yüzde 70’e yakın arsası bizim. Eski otogar, eski hal, eski itfaiye ve eski sanayi sitesi var. Bunların olduğu yer 150 dönüm. Burayı yapmaya gayret ediyoruz. İkincisi ise 1.150 tarihi evin olduğu sit alanı. O da 320 dönümlük bir alan. 144 parselden meydana geliyor. Çoğu özel mülkiyete ait. Antakya Belediyesi’nin ve vakıfların da orada mülkü var. Orayı yapmanın gayreti içerisindeyiz. Biri 4.5 km, diğeri 6.5 km. dışında bulunan 2 parseli kentsel dönüşüm alanı ilan ettirme gayreti içerisindeyiz. Özellikle bu 150 dönümlük bölgenin hemen ilerisinde bir Hilton Antakya Müze Oteli yapılıyor. Otel 6 ay sonra bittiğinde Yunanistan’daki Acropolis Museum Hotel’den sonra, dünyadaki ikinci müze oteli olacak. Ama bizimkisi çok daha kaliteli olacak. Mimari projesini Türkiye’de çok önemli bir mimar olan Emre Arolat çizdi. Altta mozaikler, tarihi eserler bulunacak. Yani altı müze üstü otel. Koridorlarda gezerken bu müzeyi rahatlıkla görebileceksiniz. Gündüzleri dışarıdan gelen halk da, otelde kalanlar da bundan faydalanacak. Biz 150 dönümlük alanda çok eser çıkmasını bekliyoruz. Onları yerinde kurmak istiyoruz, ona göre binaları şekillendirmek istiyoruz. Binalar en fazla 4 katlı olsun istiyoruz. Orada çarşımız, eğitim yerleri, ibadet yerleri, yeşil alanlar olsun istiyoruz. O tarihi dokuya yakın bir yapılanmayla biz bu alanı geleceğe taşımak istiyoruz.

 

Hatay’a huzurun başkenti de deniyor. Bu, yönetim olarak sizde nasıl bir etki yaratıyor?

Huzurun başkenti kendiliğinden oluşmuyor. Her renk bir defa empati yapmayı biliyor, sınırlarını biliyor, inancını yaşıyor ama diğer inançlara da saygı gösteriyor. Bu da bizim işimizi kolaylaştırıyor. Öte yandan belki de Türkiye’nin en zor şehri Hatay; en zor belediye başkanlığını da ben yapıyorum Büyükşehir Belediye Başkanı olarak. Ama aynı zamanda en zevkli belediye başkanlığı da Hatay’da Belediye Başkanı olmak Tüm yerel yönetimler kendi imkânlarıyla şehirlerini geleceğe taşımaya çalışıyor. Bizim bu zenginliğimiz de bizi bir satranç ustası gibi yetiştiriyor. Her gün bir şeyler öğreniyorsunuz, her gün bir şeyleri istişare ediyorsunuz. Çoğu belediye Anıtlar Kurulu ile çalışmaktan uzak duruyor, biz ise aile gibi olduk. Çünkü ben de bilim adamıyım. Oradaki arkadaşlarımız da bu işi bilimsel çerçevede yapıyorlar. Tarihimizi, kültürümüzü, medeniyet birikimimizi korumak adına bizimle birlikteler. Hem saygı gösteriyoruz hem de onlarla birlikte şehrin yeniden yapılanmasını şekillendiriyoruz.

 

Peki, Hatay’ın sahip olduğu bu değerlerle turizmde, ekonomide hak ettiği yeri aldığını söyleyebilir miyiz?

Hatay gerçekten çok önemli bir konumda ve Antakya şehri de Roma döneminde üç büyük şehirden bir tanesi. Devamlı deprem göre göre 130 yılda bir yıkılmış, sel gelmiş toprakla kapatmış, üstüne bir daha yapmışlar. O tarihi zenginliğin sebebi bu. Ayrıca, mozaiğin merkezi de Hatay. Daha sonra bizden yetişen ustalar çalışmalarını Gaziantep, Urfa, Kahramanmaraş’ta yapmışlar. Ama şu anda bizim müzemiz herhalde dünyada birinci sıradadır. Altı sene öncesine göre Hatay, yavaş yavaş yükselen bir trendle içeriden ve dışarıdan en son 360 bin civarında turisti ağırlamış. Mutfağımız ise sadece Ortadoğu’nun değil, Avrupa’nın en zengin mutfağı. Tarih var, kültür var, medeniyet var, lezzetli yemeklerimiz, tatlılarımız, denizimiz, yaylalarımız, kaplıcalarımız var, Amik Ova’mız ve birçok tarihi alanımız var. Bütün bunları görmeye gelen insanlar son 6 yıldır pek gelmez oldu. Bunun sebebi de Suriye, Irak ve Ortadoğu’daki kaos. Bu kaos Türkiye’de oluyormuş gibi bir algı oluşunca bizim turist sayımız çok azaldı. Özellikle Ortadoğu’dan gelenler alışveriş için de geliyordu Hatay’a. Ama şimdi bütün bunlar minimize olmuş durumda.

 

Bu kaos Hatay ekonomisini ne düzeyde etkiledi? Siz bu olumsuzluklara karşı neler yapıyorsunuz?

Bunun için biz öncelikle hükümetimizden, devletimizden destek istiyoruz. Çünkü biz Anavatan’a katıldık katılalı 1939’dan beri böyle aciz duruma düşmedik. Bankalar bize kredi vermekten imtina ediyor, krediyi daha pahalıya veriyor, verdiği krediyi hızlı bir şekilde geri istiyor, vs. Bizim kredibilitemiz gittikçe düştü, ekonomimiz sığlaştı. Lojistik sektörümüz çökmek üzere, tarım sektörü kötüleşti. Cilvegözü’nden gelen insanlar buradaki esnaftan alışveriş yapıyorlardı. Bunlar artık yok. Bunun dışında demir çelik sektörünün Ortadoğu’ya ihracatı durdu. Rusya ile yaşanan sorun dolayısıyla yaş meyve-sebze, tahıl vs. ihracatı sıkıntıya girdi. Savaş nedeniyle en büyük zararı Hatay şehri çekti. Savaştan sonra da en iyi payı Hatay’la beraber bölgenin almasını istiyorsak Hatay’daki sanayicinin, esnafın, çiftçinin, turizmcinin ayakta kalması gerekiyor.

 

Bu noktada Hatay için çok büyük öneme sahip EXPO’yu konuşalım biraz da…

EXPO başvurusundan önce EXPO Antalya’da stant açtık, oraya 4 proje gönderdik, 4’ü de kabul oldu. Daha sonra Haziran ayında EXPO’ya başvuru yaptık. İlk savunmamızı 29 Eylül’de verdik; beğenildi. Sonraki savunmamızı Almanya’nın Düsseldorf şehrinde 23 Ocak’ta verdik. Bir ülkenin, “Savaş olan yerde EXPO olur mu?” şeklinde itirazı vardı. Biz Hatay’ı iyi anlatarak kabul ettirdik ve botanik dalında EXPO’yu aldık. Biz bunu aldık, Hatay’a getirdik ama bu artık Türkiye’nin projesi. Ve iş bizden çıktı, biz burada nefer olarak çalışmaya razıyız. Yeter ki bu güzel organizasyon olsun. Bu sadece Hatay’a değil, bölgemizdeki şehirlere de ekonomik katkı sağlayacak bir organizasyondur. Biz şu anda bunun için çok hızlı çalışacak büyük bir profesyonel ekiple bu işi götürmenin gayreti içindeyiz. Bu konuda tabii ki Ankara’nın da desteği şart. Bizim de belediye olarak elimizden geleni yapmamız lazım. Hatay’ın 8.500 yıllık geçmişi ve medeniyet birikimi var. Üç semavi din ve etkin mezhepler açısından zengin bir yer. Gökkuşağı gibi zenginiz ve bu zenginliği dünyayla paylaşmamız lazım. Biz şu anda hem altyapıda hem üst yapıda tempolu bir şekilde çalışıyoruz. Bu EXPO sayesinde biz şunu da elde etmiş olacağız; Altyapı projelerini hızlandıracağız; Asi nehrini güzelleştireceğiz, yollarımızı, ulaşım sektörünü daha zenginleştireceğiz, aynı zamanda tarihi dokuyu ayağa kaldıracağız. EXPO’nun gelişiyle 20 yıllık projeleri 5 yıla sığdıracağız.

 

Bu saydığınız projelerle ilgili gerek içeriden gerekse uluslararası fonlardan ne kadar istifade ediyorsunuz?

Şimdi 200 milyon dolarlık bir dış kredi çalışmamız var. Düşük faizli olması için çalışıyoruz. Tabii, İller Bankası’na da başvurduk. Yeni büyükşehir olduğumuz için ilçelerin, beldelerin altyapısı yetersiz, olanlar da eski, değişmesi lazım. Bunun için hummalı bir çalışmamız var.

 

Hatay Suriye’deki savaştan ne kadar etkilenmiş durumda?

Burada bir savaş yok. Ama savaş yanımızda oluyor. Bir defa bomba patladı; 52 vatandaşımızı kaybettik. Onun dışında Hatay’da majör bir olay olmadı. Ama dünyada gelmiş olduğumuz süreçte terörist istediği yerde istediği eylemi yapacak durumda. Bunu ne sizler bitirebilirsiniz ne de her an engelleyebilirsiniz.

 

Ankara’nın desteğinden bahsederken; Hatay milletvekillerinin Hatay’ın gelişmesine yönelik katkılarını da konuşalım…

Biz Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1938’e kadar kurtuluş mücadelesi veren bir şehiriz. Türkiye Cumhuriyeti 16 yaşındayken biz bağımsızlığa kavuşmuşuz ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hatay için yaptıklarını unutamayız. Ve ölüm döşeğindeyken bile Hatayı düşünen, Hatay benim namusumdur, Hatay benim şahsi meselemdir diye Hatay’ı sahiplenen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e biz çok şey borçluyuz. Bu nedenle biz bayrağımızı ve Atatürk’ümüzü çok seviyoruz. Yönümüz Ankara’ya dönüktür. Hatay halkı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamalarındaki o sıkıntıları çok iyi bilir, verilen şehitlerin değerini çok iyi bilir. Fransız işgalinde kalmış atalarımız bağımsızlık mücadelesi vermiş ve kendi cumhuriyetlerini kurmuş: 10 ay 20 gün yaşamış bir cumhuriyet… Sonra parlamentoyu feshetmiş ve ana vatana katılmayı yeğlemişiz. Bu gurur vesilesidir. Hatay bugüne kadar Türkiye’de vergi konusunda da 8’inci-9’uncu olmuş bir şehirdir. 13. büyük şehiriz. Sanayimiz ve tarımımız gelişmiş durumdadır. Bizim şehir olarak Ankara’dan beklentimiz var. Tabii ki muhalefet milletvekillerinin yapacağı fazla bir şey yok. Muhalefette ve iktidarda beşer milletvekili arkadaşımız var. Bir iktidar partisi milletvekili, Hatay ile ilgili konularda hassas ve yardım istediğimiz zaman bize destek veriyor. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Ama özellikle birkaç tanesi de Hatay gelişmesin, Hatay’a yatırım yapılmasın diye Ankara’da bizim yapmak istediğimiz işleri bozma gayreti içindeler. Hataylı bunun farkına varmak zorunda. Herkesin bir misyonu var. Milletvekili olarak gezmek ayrı, milletvekilliğinin hakkını vermek ayrı. Ben Belediye Başkanı olarak şehri bir nefer gibi gezdim. Bu işin manevi sorumluluğunu biliyorum. Milletvekillerinin de bu konuda müthiş bir sorumluluğu var. Çünkü onlar her gün Ankara’dalar ve Bakanlıklara da yakınlar. Yüksek mevkilerdeki insanların kapris ve nefret konusunda algılarının kapalı, sevgi ve şefkat konusunda algılarının olabildiğince açık olması lazım. Ancak o zaman bu ülkeye, bu millete, bu şehre hizmet edebilirler.

 

Nisan ayında yapılacak bir referandum var cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir defa en gelişmiş 20 ülkenin 19 tanesi parlamenter sistemle yönetiliyor. Bir tanesi başkanlık sistemi ile yönetiliyor. En son sıradaki 20 ülkenin 19 tanesi başkanlık sistemi ile yönetiliyor, bir tanesi parlamenter sistemi ile yönetiliyor. Başkanlığa geçen ülkelerin hangisine bakarsanız bakın milli gelir hemen düşüyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başkanlık sistemi kendine münhasır bir sistemdir; iyi örnek olarak bir istisnadır.