RÖPORTAJ — 3 Nisan 2017 at 12:20

AREL EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİM KURULU ÜYESİ MÜNEVVER GÖZÜKARA: ÖĞRENCİLERİMİZ HARİKALAR YARATIYOR!

 

resim2

AREL Koleji öğrencilerinin gerek sosyal alanda gerekse akademik alanda çok başarılı olduğunu söyleyen AREL Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi Münevver Gözükara, geçen sene öğrencilerinin harikalar yarattığını, birçoğunu başta İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere üst düzey üniversitelere gönderdiklerini belirtti. Gözükara, bu yıl da aynı başarılara imza atacaklarını vurguladı.

 

AREL Koleji, anaokulundan liseye (AREL Anadolu Lisesi ve AREL Fen Lisesi) kadar ilk ve orta öğretim alanında 30 yıla yaklaşan deneyimiyle örnek gösterilen özel okullarımızdan birisi. 2008 yılında IB (International Baccalaureate: Uluslararası Bakalorya) programına dâhil olarak başarılı çalışmalarını bugüne kadar sürdüren AREL Koleji’nin eğitim faaliyetlerini ve hedeflerini AREL Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi Münevver Gözükara ile konuştuk.

 

Sonuna yaklaştığımız bu eğitim yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim açımızdan çok iyi bir yıl yaşıyoruz. Planladığımız gibi verimli bir yıl oldu. Şimdiden bir sonraki yılı planlamaya başladık. Öğrencilerimizin başarılarını görüyoruz. İster sosyal alanda olsun ister akademik alanda olsun çocuklarımız çok başarılılar. Gittikleri maçlardan, etkinliklerden kupalar, ödüller toplayıp geliyorlar. Girilen sınavlardaki başarılar çok güzel. İnşallah sene sonuna kadar da başarılarla devam edeceğiz.

 

Peki, ne tür yeniliklerle yürüyorsunuz?

Dünyanın gidişatına bakıyoruz. Dünyadaki eğitim akışını takip ediyoruz, ülkemizdeki eğitim akışını takip ediyoruz. Bugün bir kod yazma eğitimi gündemde; dünya umudu kod yazmaya bağladı. Biz daha geçen seneden anaokulundan itibaren çocuklara kod yazmayı öğretmeye başladık. Öğrenciler seviyelerine, öğrendiklerine göre yazılımlar üretiyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı da bu sene daha iyi adım atacak umudundayız. Yeni programın gelmesini bekliyoruz. O programa göre daha iyisini yapma çabasındayız. Programı mutlaka uygulayacağız ama onun üstüne eklemeler yapacağız.

 

Müfredat sürekli tartışılıyor ama bu sene sanki biraz daha ön plana çıktı bazı noktalarda. Siz nasıl bakıyorsunuz bu değişime?

Söylediğiniz konuda soru işareti var. Bir de tam okulların tatile gireceği zaman diliminde çıkardılar. Öğretmen okulda olmadığı zaman onu inceleme fırsatı pek fazla olmaz. Biz okulda mümkün olduğunca zaman ayırtmaya çalıştık. Ama başka okullar ne yaptı bilemiyorum. Tabii ki incelendi öğretmenler tarafından, raporlandı, gönderildi. Yalnız bu konuda ben gerçekten çok üzülüyorum. Halka sunduk ama halk neye göre değerlendirecek. Birçok ülkenin program oluşturma kriterleri var. Biz IB okuluyuz. IB okulu program geliştirme kriterleri var. Bu kriterlere göre; IB okulu olan her okul müfredatını oluşturur. Her ülke o kriterlere göre kendi müfredatını oluşturur. Şimdi Türkiye’de hangi kriterlere göre bir müfredat oluşturuluyor? Bunu bilmiyoruz. Talim Terbiye Kurulu başkanı dâhil birçok ilgiliyle görüştük ama hiçbirinin ağzından bu konuda bir cümle, bir kelime duymadık. Kriterler ortaya koysalardı, yeni müfredatı halk da eğitimci de ona göre değerlendirirdi.

 

 

Peki, IB sisteminden örnek alınıyor mu bu konuda?

Türkiye gerçekten bu konuda feyz alıyor. IB okulu olmak isteyen çok fazla okul başvuru yapmış durumda. Müracaat ve çaba da çok olunca otorize olan okul sayısı da artmaya başladı. Biz Türkiye’de 2008 yılında otorize olduğumuzda 3’üncü-4’üncü okulduk. O yıldan bu yana sayı çok arttı.

 

Biz ülke olarak eğitimde hangi ülkeyi model olarak alıyoruz?

Türkiye, model olarak Finlandiya’yı aldı. Finlandiya’da da bizdekine benzer, yapılandırıcı eğitime daha çok önem veren, yaratıcılığı geliştirici bir eğitim yöntemi var. Bugünkü dünyanın gerekliliği yaratıcı nesil yetiştirmektir. Çünkü artık üniversitelerdeki eğitim dalları değişti. Ayrıca insanoğlu yaşadığı toplumdaki eksikliği görüp yeni meslekler oluşturuyor. Böyle bir toplumda yaşarken çocukların yaratıcı olmaması düşünülemez.

 

Yaratıcılıkta bugün çocuklarımızın geldiği nokta nedir?

Türk toplumu olarak yaratıcıyız. Ama yaratıcılık geliştirilmezse körelir, gider. Doğuştan gelen yetenekler bile geliştirilmez ise körelip yok oluyor. Biz çok uzun yıllardır ezberci zihniyetle nesil yetiştiriyoruz. Çünkü bir sınav ülkesiyiz. Son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, IB’den (International Baccalaureate: Uluslararası Bakalorya) çok esinlendi. Şimdi öğrenci merkezli eğitimi öğretmeye çalışıyor. Ama bu çaba boşa gidiyor; kâğıtta kalıyor. Çünkü öğretmen ister istemez sınava öğrenci yetiştiriyor. Sınava öğrenci yetiştirirken de mecburen hızlı gidiyor, ezberletmek zorunda kalıyor ve kendini geliştiremiyor.

 

Bütün özel eğitim kurumlarında olduğu gibi sizde de öğretmenlik başvuruları vardır mutlaka. Siz bu başvuruları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başvuruları birkaç kez süzgeçten geçiriyoruz ama aradığımız öğretmeni şıp diye bulmamızın da olanağı yok şu anda. Biz sorunumuzu şöyle çözüyoruz; kendi öğretmenimizi kendimiz eğitiyoruz. Öğretmeni yurtdışında ve yurtiçinde eğitimlere gönderiyoruz. Bizde öğretmen eğitimi seminer çalışmasıyla başlar senenin sonuna kadar devam eder. Böylece öğretmenlerimizi istediğimiz düzeye çıkartmış oluyoruz.

 

Biz bu sınav yorgunluğunu ne kadar yaşayacağız ülke olarak?

Ben her röportajımda söylerim; ölçmeden eğitim olmaz. Eğitimci ölçmek zorundadır. Buradaki en büyük zafiyetimiz ölçmeyi okul seçiminde kullanmak. Ölçme okul seçiminde kullanılmamalı, bunun çeşitli yolları, çareleri var. Artık üniversite okumak her vatandaşın en doğal hakkı ve görevi bu dönemde.. Zaten liseyi bitirmek mecburi oldu. Zorunlu olmayan bir üniversite eğitimi kaldı. Üniversite okumada da kişi kendini zorunlu hissedecek. Şimdi birçok ülke üniversite kapısını tamamen açmış, öğrencilerine defalarca hak tanıyor. Biz de o hakları tanıyalım. İnsanlar hazır olduklarında gidip üniversitenin kapısını çalsınlar. Hangi üniversitenin kapısını çalıyorsa o üniversite değerlendirir, o kişiyi alır ya da almaz. Bunu çözdükten sonra tabii ki devlet sınav da yapsın. Devlet bu sınavların sonucunu değerlendirip hangi okulun hangi sınıfında hangi dersin düzgün gitmediğini görür ve buna göre önlemini alır.

 

Son birkaç yılda devletin özel okullara yönelik teşvikleri olumlu etki yarattı mı?

Evet, halkı canlandırdı, büyük de yararı oldu. Yani devlet, devlet okulundaki çocuğun devlete olan maliyetini özel sektöre aktardı. Bunu çok da iyi yaptı. İnşallah bu teşvikler devam eder.

 

 

 

O zaman devlet okullarında yoğunluk azalacağı için bir kalite artışı olmaz mı?

Tabii ki devletin okulları da güçlenecek. Devlet bugün özel okullardaki uygulamaları görüyor, örnek alıyor ve devlet okullarında uyguluyor. Bunlar güzel şeyler. Biz özel okul olarak hem kendimizi hem ülkemizi geliştireceğiz.

 

Üniversiteler ile işbirliği konusunda neler yapıyorsunuz?

Başka üniversitelerle de işbirliği içindeyiz. Ancak kendi üniversitemizden daha çok yararlanıyoruz. Arel Üniversitesi’nin birçok bölümüyle işbirliği içindeyiz. Mesela temel bilimler bölümlerimiz Fen lisesindeki bilim kurulu çatısı altında işbirliği yapıyor. Psikoloji bölümü rehber öğretmenlerimizle beraber çalışıyor. Bunun gibi Anaokulu Öğretmenliği bölümü tamamen bizimle çalışıyor. Mesela kodlama konusunda Bilgisayar Mühendisliği bölümünde çalışan akademisyenler ellerinden geldiğince bize yardımcı oluyorlar.

 

AREL Koleji olarak birkaç noktada daha var olma hedefiniz var mı?

Belki 1 ya da 2 okul açılabilir diye hep düşündük ama bir türlü uygulamaya geçiremedik. Bunun nedeni bir zorluktan çok zaman bulamamak diyebilirim.

 

Peki, AREL Koleji, önümüzdeki yeni eğitim öğretim yılına kendini nasıl hazırlıyor?

Hedeflerimizi genişletiyoruz. Teknoloji eğitimi konusunda yoğunlaşıyoruz, dil eğitimi konusunda yoğun durumdayız ama daha da yoğunlaşacağız. İngilizce öğretiyoruz, seçmeli olarak da Almanca ve İspanyolca öğretiyoruz. Şu an İngilizceyi anadiline paralel şekilde öğretmeye çalışıyoruz.

 

Yabancı dil eğitimini Türk öğretmenler mi, yoksa yabancı öğretmenler mi veriyor?

Anaokulumuzla 5. sınıf arasında 8 tane yabancı öğretmenimiz var. Anadili İngilizce olan öğretmenlerle çalışıyoruz. Ders saatlerini Türk ve yabancı öğretmenler arasında ikiye bölüyoruz.  Haftada 10 saat dil eğitimi varsa 5’ini yabancı öğretmen yapıyor, 5’ini Türk öğretmen yapıyor.

 

Avrupa’daki okullarla işbirliği konusunda bir çalışmanız var mı?

Uluslararası eğitim programlarını takip ediyoruz. Mesela bu sene çocuklarımızı İspanya’ya Modern Birleşmiş Milletler Konferansına gönderdik. Orada tüm dünya ülkelerinden çocuklarla bir araya geldiler. Bir hafta boyunca dünya ve ülke yönetimiyle ilgili örnek çalışmalar ürettiler. Öğrencilerimiz de aileleri de mutlu oldular. Fırsat oldukça bu tür uluslararası katılımlarımız oluyor.

 

Üniversite başarılarınızdan da söz eder misiniz?

Geçen sene öğrencilerimiz harikalar yarattı. Çok başarılı oldular. Çok sayıda öğrencimizi başta İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere üst düzey üniversitelere gönderdik.

 

Önümüzdeki dönem eğitim hayatına girecek çocukların velileri için vermek istediğiniz mesajınızı da almak isteriz…

Okulların eğitim kalitesini çok iyi inceleyip araştırsınlar. İnceledikleri okulla ilgili birçok veliyle görüşüp sorular sorsunlar. Okul yönetiminin anlattıklarını velilerinden de duymaya çabalasınlar.

 

Kaydet

Kaydet