RÖPORTAJ — 6 Mayıs 2017 at 13:28

MB HOLDİNG ONURSAL BAŞKANI MUHARREM BALAT: YENİLENEBİLİR ENERJİYE ÖNCELİK VERİLMELİ!

IMG_2516

 

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını hızlı bir şekilde azaltması gerektiğine vurgu yapan MB Holding Onursal Başkanı Muharrem Balat, bunun için yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Muharrem Balat güvenlik kaygılarına rağmen nükleer enerji kullanımının Türkiye için elzem olduğunu sözlerine ekledi.

 

Gaziantep’in önemli sanayi kuruluşlarından MB Holding; inşaat, enerji, yapı malzemesi, tarım, medikal tekstil ve turizm sektörlerinde faaliyet gösteren 50 yıllık bir kuruluş. Yatırımcı yönüyle dikkat çeken MB Holding’in Onursal Başkanı Muharrem Balat ile Türkiye’nin enerji gerçeğini ve MB Holding’in hedeflerini konuştuk.

 

Enerji, ülkemizin en önemli ihtiyaçlarından biri.. Bu gerçekle yola çıkacak olursak, enerjide dışa bağımlılığını minimize etmek için Türkiye’nin nasıl bir yol haritasına sahip olması lazım sizce?

Enerji biliyorsunuz bir memleketin kalkınması için birinci sıradaki kaynaktır. Enerjisiz hiçbir üretimin gelişmesi mümkün değildir. Hele gelişmekte olan ülkeler için enerji çok büyük önem arz eder. Bizim enerji kaynaklarından petrolümüz ve doğalgazımız yok; dışarıdan alıyoruz. Nehirlerimiz var; barajlar yapıp elektrik üretebiliyoruz. Bir de daha evvel kömürle ve petrol artıklarıyla çalışan santrallerimiz var. Enerjimizi bunlardan temin ettik. Şimdi bir malzemeyi ithal ederek enerji elde ettiğiniz zaman elektrik maliyeti bayağı yükseliyor. Bir de her zaman kesilme olasılığı var. Yani devletler birbirileriyle anlaşamadıklarında ilk akla gelen enerji kaynağını durdurmak oluyor. Ondan sonra alışverişi durdurmak ve turizmi engellemek geliyor. Bu yüzden dışa bağımlılığımızı azaltmamız lazım. Bunu yapmak için de yenilenebilir enerji kaynaklarımızı gündeme getirmek lazım. Bu enerji kaynaklarımız; hidrolik, yani su kaynaklarımız, jeotermal enerji kaynakları, rüzgâr ve güneş enerjileri. Biz Türkiye olarak bu enerjilerden yararlanmaya yeni yeni başladık. Bunlardan en önemlileri de rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi. Güneş enerjisi üretiminin depolanma şansı olmadığı için bir sisteme 24 saat verilme şansı olmuyor. Kesintili üretim yaptığı için birinci derecede enerji değil bu haliyle. Rüzgâr enerjisi ise rüzgârın akımına bağlı olduğu için yine büyük hatlara bağlanıp bir şehri, bir sanayi tesisini besleme şansı yok. Geriye jeotermal enerji ve hidrolik enerji kalıyor. Baraj yaparak hidrolik enerjiyi sürekli enerji haline getirebiliyoruz. Ancak Türkiye, hidrolik enerji yönünden mevcut kaynaklarını hemen hemen kullanmış durumda. Geriye kömürle elde edilen enerji ve nükleer enerji kalıyor. Nükleer enerji santrallerini de muhakkak yapmamız lazım. Demek ki öncelikle yenilenebilir olsun olmasın tüm yerli enerji kaynaklarını kullanacağız. Onların eksiklerini petrolle ve doğalgazla elde ettiğimiz enerji ile kapatacağız.

 

Siz de nükleer enerji elzem diyenlerdensiniz. Diğer taraftan da bazı endişeler var. Bu konuyu biraz açarsak neler söylemek istersiniz?

Nükleer enerjiden herkes korkuyor ama kullanmak mecburiyeti de var. Bu santrallerde meydana gelen bir kaza neticesi çevresini çok kötü şekilde etkileyeceği biliniyor. Onun için nükleer santrallerden kaçınılıyor. Fakat bundan evvel mesela; Almanya, Fransa, İtalya 10-15 tane yapmışlar ve kullanıyorlar. Bizde nükleer santralleri tehlikeli diye uzun müddet engellediler. Ama şimdi artık engellenmeyecek noktaya geldi. Nitekim Ruslar ile yaptığımız anlaşmayla iki tane nükleer santrale başlamış olacağız. Bence bu başlangıç gerekliydi. Son bilgilerin de nükleer santrallere tatbik edilerek doğabilecek kötü etkileri en aza indirmek ve bu şekilde bunlardan yararlanmak lazım diye düşünüyorum.

 

Peki, tesislerin kurulacağı bölgeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nükleer santrallerde türbinlerin, çalıştıktan sonra soğutulması lazım. Bunun için de bol miktarda suya ihtiyaç var. Bu demektir ki nükleer santralleri sahillerde yapmak lazım. Türkiye bu noktada şanslı. Çünkü üç tarafı denizlerle çevrili. Dünyada yerleşim alanı olarak kullanılmayan sahil kesimi nerdeyse kalmadı. Nükleer santral kurulması için az yoğunluklu yerleşimlerin seçilmiş olması bence doğru bir karardır.

 

Bildiğimiz kadarıyla jeotermal ile ilgili önemli çalışmalarınız var. Jeotermal enerji yatırımlarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Türkiye’de ilk jeotermal enerji santrali olan Dora 1’i 2006 yılında yaptık. Herkes o santrali gördükten sonra jeotermale bir akın başladı. Maalesef bu akını iyi yönetemedik. Jeotermal kaynaklarının çok önemli bir vasfı var. Yenilenebilir olması için kullanılan suyun belirli bir mesafeye tekrar basılması, oradan ısınarak yeniden emilen kuyuya gelmesi lazım. Kuyular birbirine yakın olursa hemen soğuyarak gelir ve kurulan tesisin hepsini yok eder. Mesela 2-3 km uzağa basacaksınız, o yer altından ısınacak, ısınan su dalga dalga emilen yere gelecek. Maalesef buna dikkat etmeden sıra sıra jeotermal alanlarını parçalayıp birçok işletmeye verdiler. Herkes hızla kuyu açtı, kaş yaparken göz çıkarıldı adeta. Jeotermalin çok dikkatli kullanılması ve geri dönüşümünün sağlanması lazım. Biz onu gayet güzel organize ettik. Bizim sahamızda 5 jeotermal santralimiz var.  Dora 1’i kurduk. Ondan iki yıl sonra Dora 2’yi yaptık. Ardından bir sene bekleyip Dora 3’ün kuyularını açtık. Daha sonrasında Dora 4 ve Dora 5 kuyularını açtık. Bu şekilde 2006’dan 2017’ye kadar kademeli olarak bütün tesisi tamamlamış olduk. Şimdi çok verimli çalışıyorlar. Randımanları bizim tespit ettiğimiz randımandan yüksek. Yüzde 100 değil, yüzde 105 randıman alıyoruz.

 

Türkiye’de jeotermal kaynakları olarak veri var mı elinizde?

Ege Bölgesinde çok fazla mesela… Bilindiği üzere daha çok yanardağların etrafında olabiliyor. Kısacası, Anadolu’nun birçok yerinde var.

 

Jeotermal Enerji Santrallerinin çevreyi kirlettiği söyleniyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Jeotermal enerji santrallerinin doğaya saldığı buhar ve su nedeniyle çevreyi kirlettiği iddia ediliyor. Jeotermal kuyulardan çıkan buharlar, enerji üretildikten sonra re-enjekte yöntemiyle yeraltına verilirse herhangi bir çevre kirliliği yaşanmaz. Özellikle fotoğrafta da gördüğünüz gibi tesislerimizde kendiliğinden yetişen çiçekler bulunmakta ve arılar bu çiçeklerden polen almaktadırlar. Bildiğiniz gibi arılar havası kirli olan bölgeye yaklaşmazlar. Bu yüzden kontrollü üretim yapılan jeotermal enerji santrallerinin çevreye bir zararı bulunmamaktadır.

 

Peki, jeotermal yatırımlarınız itibariyle orta ve uzun vadede neler yapmayı planlıyorsunuz?

Jeotermalde bize ait olan bölgenin tamamını kullanmış olduk. Artık bunların sağlıklı çalışmalarını, memlekete enerji vermelerini, kendi borçlarını ödemelerini sağlayacağız. Bir de yurtdışı çalışmalarımız var. Yurtdışında da bir ülkede ilk jeotermal santralini kuracağız. Bu yılın sonuna doğru üretime başlayabiliriz.

 

MB Holding’in diğer bir faaliyet alanı da inşaat.. Sektörün gidişatı konusunda sizin bakış açınız nedir?

İnşaat sektörü gerçekten temel sektörlerden bir tanesi.  İnşaatsız ekonomi mümkün değil. Avrupa ülkelerinde inşaat bitmiş durumda. Çünkü nüfus artışı düştü. Mevcutlar da azalıyor gittikçe. Dükkanlar kapanıyor. Türkiye bu bakımdan çok şanslı bir ülke. Şimdi inşaat sektörü daima öncü sektör olarak yaşayacak. Hem Türkiye’de hem komşu ülkelerde… Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelerde müteahhit, mühendis, esnaf ve sanatkar yok; onların işlerini ancak biz yapabiliriz. Türkiye bu konuda birinci planda çalışma yapabilecek bir ülke. Bunun desteklenmesi, beslenmesi ve geliştirilmesi lazım. Çok büyük bir döviz kaynağı söz konusu.. Yurtdışında iş yapan bir müteahhit sanki kendi memleketinde petrol kuyusu bulmuş kadar yararlı memleketine. Ama biz çevremizde savaş durana kadar yeni yatırımlar için bekleyeceğiz.

 

İnşaat demişken, üretimini yaptığınız perlit içerikli üründen de bahseder misiniz?

Ülkemizde Çevre ve Enerji dostu yapı malzemelerinin kullanımında duyarlılık gelişiyor. Ülkemizin doğal kaynaklarını kullanarak üretimini gerçekleştirdiğimiz PERSTONE markalı yapı ve yalıtım ürünleri, petrol ve türevi ürünlerin kullanımının azaltılmasına katkı sağlıyor. Ar-Ge ve üretim aşamasında dikkat ettiğimiz en önemli husus yapıların ihtiyacı olan enerjiden tasarruf ederken, kullanılan ürünlerin insan sağlığına olumsuz etki etmemesidir. Bu bilinçle geliştirip pazara sunduğumuz PERSTONE markalı ürünlerimizle ısı, ses ve yangın yalıtımı yapılmaktadır. Sektörden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz.

 

Ülkemiz ekonomisinin bugünkü durumu ve geleceği ile ilgili düşüncelerinizi de aktarır mısınız?

Ülkemiz çok güzel bir yerde dünyada. İnsanları çalışma yönünden gayet hevesli, istekli. Eğer iyi yönlendirilirse ekonomik gücümüz çok kısa zamanda Avrupa seviyesinin üzerine çıkabilir. Türkiye belirli bir zaman sonra bilimsel ve kültürel olarak da Avrupa’nın üzerine çıkabilir. Çünkü burada büyük bir genç nüfusumuz var. Genç nesil iyi eğitim alır ve iyi idare edilirse ülkemiz çok iyi noktalara gelebilir.

 

Son olarak genel anlamda mesajınızı da almak isteriz…

İnsanın kendi memleketi, kendi bayrağı, kendi toprağı gibisi yoktur. İnsan memleketinden uzak kalınca hasretiyle yanıp tutuşur. Bazen yurtdışı seyahatlerimden döndüğümde, önce havaalanından Taksim’e gelip İstiklal Caddesi’nde bir yürüyorum. O insanları, o genç insanları görüyorum; insanları görme arzusu oluyor. Oradaki çorbacıda bir çorba içiyorum, sandviç yiyorum, portakal suyu içiyorum. Ondan sonra gidiyorum otele. Allah kimseyi vatansız bırakmasın. “Vatanımıza dokunanın vay haline!” denmesi lazım. Bizim en büyük vasfımız laik, demokratik bir cumhuriyete sahip olmaktır. Memleket ne kadar zengin olursa olsun, eğer demokrasi tam işlemiyorsa yaşamak bir zul haline gelir. Hiç kimse rahat edemez orada. Onun için cumhuriyetimize, demokrasimize dört elle sarılıp her tehlikeden koruyup kollamamız, gençlerimizi yeni imkanlarla yetiştirip iç çekişmelerden kaçınmamız lazım. Bilhassa bu laiklik ilkesine dört elle sarılmalıyız. Çok önemli bir konu da yargının bağımsız olmasıdır. Eğer bir memlekette adalet iyi çalışmıyorsa o memleketin gelişmesi, büyümesi, ileriye gitmesi mümkün değildir.

 

 

Kaydet