RÖPORTAJ — 5 Haziran 2017 at 15:45

SEVAL KABLO YÖNETİM KURULU ÜYESİ VE İHRACAT MÜDÜRÜ ERSİN TURGUT: TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KABLO FABRİKASINI KURACAĞIZ!

ERSİNTURGUT

 

Kablo sektöründe yoğun bir rekabet yaşandığına vurgu yapan Seval Kablo Yönetim Kurulu Üyesi ve İhracat Müdürü Ersin Turgut, bu rekabette sürekli yatırım yaparak önde olunabileceğini dile getirdi. Ersin Turgut, mevcut fabrikalarını bir araya getirecekleri Türkiye’nin en büyük kablo fabrikası olacak bir mega fabrika kuracaklarının da müjdesini verdi.

 

Türkiye kablo üretiminde son 10 yılda önemli yol almış ülkelerden birisi. Seval Kablo da bu gelişim sürecinde hem Denizli’de hem de ülke genelinde yenilikleri ve ihracat performansıyla parlıyor. Seval Kablo’nun son yıllardaki atılımlarını ve gelecek hedeflerini Yönetim Kurulu Üyesi ve İhracat Müdürü Ersin Turgut ile konuştuk.

 

Türkiye’de kablo sektörünün gelişimini ve Seval Kablo’nun sektördeki konumunu nasıl yorumlarsınız?

Türkiye’de 300’ü aşkın kablo fabrikası var. Dünyadaki sayıyı bilmiyorum ama Türkiye, Avrupa bölgesindeki kablo üssü konumunda; hem üretim kapasitesiyle hem kullanmış olduğu malzemelerden dolayı. Avrupa’da kullanımı tercih edilmeyen bazı malzemeler Türkiye’de kullanılıyor. Esasen Kablo sektörü son 10 yılda ihracatını çok geliştirdi. Ama son 5 yılda daha hızlı gelişti. Biz Türkiye’de en büyük 4-5 firmadan birisiyiz. Bunların içinde 2 yabancı firma var. Son 3 yıldır Türkiye’de kablo sektöründe ihracat birincisiyiz, aynı zamanda tüm Denizli’nin kablo ihracatçıları birincisiyiz. Bu birincilikler 10 yıl önce farklı firmalardaydı. Son 3 yıldır yaptığımız yatırımlarla iyi noktaya geldiğimizi düşünüyoruz. Üretimin yüzde 70-75’ini ihraç ediyoruz. Yüzde 30 da iç piyasaya sunuluyor. Çok farklı ülkelere ihracatımız var. Ağırlığımız Avrupa ama 80’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Tabii, 10 ülkede yoğunluk var. Son birkaç yılda orta gerilim kablosu üretimine başladık. Orta gerilim kablosu 36 bin volta kadar gerilim taşıyan yer altı kablosudur. Bu alanda rakip de az. Bunu Türkiye’de üreten 7 kablo fabrikası var. Yatırımı büyük ve üretmesi know how’a ve Ar-Ge dizayn ekibine dayalı bir ürün. Bir de halojensiz dediğimiz alevi iletmeyen kablo üretiminde kullanılan hammaddeyi üreten makineyi aldık. Bunu şu ana kadar Türkiye’de yapan 4 kablo fabrikasından birisiyiz. Bu hammadde genelde yurtdışından gelir.

 

Know-how’ı dışarıdan mı bu ürünün?

Hayır. Malzemelerin bir kısmı dışarıdan ama biz kendimiz yapıyoruz. Bu, reçete olarak ya büyük bedellerle satın alınabiliyor ya da kendi ürün grubunuza göre kendiniz reçeteyi oluşturuyorsunuz. Bu yemek yapmak gibi bir şey. Bu yemeği yaparken öğreniyorsunuz. Bir yıl gibi bir sürede öğrendik ama 2,5 yıldır kendimiz üretiyoruz. Bunu önce yerli makinede yaptık sonra yabancı makinesini getirdik ve işi öğrendik. Aslında 4-5 fabrikanın yaptığını biz tek bir yerde yapıyoruz. Biz bunu yaptığımız için Türkiye’de rekabet edebiliyoruz ama yurtdışındaki fabrikalar bizden büyükler. Onlarla rekabet etmek biraz daha zor. O yüzden katma değeri artıracak yatırımlar yapıyoruz.

 

O büyüklerin karşısında yine “1.lig’deyiz.” diyebiliyor musunuz?

Tabii ki 1. Lig’deyiz. Dünyanın her yerinde değil ama yoğunlukla çalıştığımız pazarlarda şampiyonlar ligindeyiz. Avrupa ağırlıklıyız pazar olarak. İngiltere, İrlanda, Hollanda gibi ülkelerde varlık gösteriyoruz… Afrika pazarına da sattığımız ürünler var. Tabii, orada fazla bilinmiyoruz ama Avrupa pazarında Seval Kablo denilince akla gelen ilk 5-10 firmadan biriyiz.

 

Afrika pazarı için özel bir çalışmanız var mı?

Genelde Afrika pazarında temas kurmak zor. Ya alıp çantanızı gideceksiniz ya orada bir bağlantınız olacak ya da onlar sizi bulacak. Genelde onlar bizi buluyorlar. Bunun dışında yurtdışındaki fuarlara katılıyoruz. Genellikle milli teşvikli fuarları tercih ediyoruz. Ancak Afrika’da, Avrupa pazarı gibi yoğun faaliyetimiz olmuyor.

 

Avrupa demişken 1 Temmuz’da yürürlüğe girecek olan CPR’yi (Construction Products Regulation: Yapı Malzemeleri Yönetmeliği) de konuşalım…

Bu yönetmelik yüksek binalarda, rezidanslarda, hastanelerde kullanılan halojensiz, yani alev iletmeyen kablonun niteliklerini Avrupa Birliği içinde daha da yükseltiyor. Türkiye’de buna geçecek ama ne kadar zamanda ve ne ölçüde uyum sağlanır bilemem.  Yeni yönetmelikle bu kablonun yanarken çıkardığı duman yoğunluğu, enerji, ne kadar damlattığı bütün olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de bu kriterleri test edecek laboratuvar sadece 3 firmada var şu anda. Seval Kablo bunlardan birisidir. Bu da 300 kablo fabrikası içerisinde yüzde 1’e denk geliyor. Türkiye’de halojensiz kablo standardına geçiş biraz zor olacak ama AB içinde bu uygulanacaktır.

 

Peki, bunun denetimi nasıl olacak?

Kablo sektöründeki denetimlerde genel olarak ciddi bir zafiyet var. Gönül ister ki Türkiye’ye üretimimizin yüzde 30’undan fazlasını satalım ama haksız rekabet var. Son kullanıcı binanın içinde hangi kablo var diye bakmıyor. Maalesef yangınların birçoğunun nedeni sigaradan sonra elektrik kontağıdır, kablosudur. Kablo üretiminde kullanılan malzemenin standart dışı olmasıdır. Türkiye’de bunu üreten ve satan çok firma var. Bizim en çok zorlandığımız konu budur.

 

Yüklenici bunu bilerek mi yapıyor?

Bazıları bilerek bazıları bilmeyerek… Şimdi fiyat odaklı çalışan firmalar mecburen uygun ürün diye alıyor, bazıları “Nasıl olsa ben oturmayacağım.” diyerek alıyor, bazıları da bilinçsizce alıyor.

 

Bizim kablo üretiminde resmi standardımız ne?

Türkiye’de TSE. Aslında bu standart yeterli ama standardı kontrol ve uyum yetersiz. Aslında dünyadaki standartlar da aynı ama bunun kontrol kısmında sıkıntı var. Denetleme de oluyor ama cezalar çok düşük düzeyde.

 

Yüklenici firmaların bu konuda yasal bir zorunluluğu var mı?

Genelde ürüne TSE damgasını vuran sorumludur kabloda. Çünkü kabloyu üreten fabrika TSE standardında üretim taahhüdünde bulunuyor. Bilinçli alıcılarda bir sıkıntı yok. Türkiye’de 5 kablo fabrikasının ne ürettiğini bilir ve onlarla çalışırlar. Büyük projelerde şartnameye 3-4 markanın ismi yazılır.

 

Projeler için ne tür çalışmalarınız var Seval Kablo olarak?

Bizim yaklaşık 8 kişilik proje ekibimiz var. Üçü İstanbul’da, üçü Ankara’da, ikisi de İzmir’de projelere markamızın isminin yazılması için gidip firmamızı tanıtırlar. Mümkün olduğu kadar proje sahiplerini fabrikaya getiriyoruz. Çünkü fabrikamız Türkiye’nin en modern fabrikalarından biridir. Fabrikaya gelinip de onay alamadığımız bir proje yok şu ana kadar. Ama insanları fabrikaya getirmek alışkanlığından kurtarmak çok zor. Şimdi biz bunu kırmaya çalışıyoruz. Maalesef belgeler değil insanların yorumu ön planda. Yurtdışında başarılı olmamızın en büyük nedeni belgelerin önemidir. Yani verdiğimiz sertifikalar, iş bitirme belgelerimiz, test sonuçlarımız, raporlarımızdır. Bunlara bakılınca Türk firması veya Alman firması olmanın çok önemi kalmıyor. Onların isteklerini karşılamak önemli. Ama Türkiye’de böyle değil. Ben Türkiye’nin ihracat birincisiyim ama Türkiye’de mal satarken daha çok zorlanıyorum.

 

İhalelerle aranız nasıl?

Elektrik dağıtım firmalarının açtığı belli başlı ihalelere giriyoruz. Eğer önde gelen firmalar katılıyor ve rekabet eşitse sorun yok ama değilse bu ihalelere girmemizin bir anlamı yok. Çünkü bizim kalitemiz ve fiyatlarımız belli. Bir ihaleye olmadık fiyat verme şansımız yok. O yüzden rakiplerimizi seçiyoruz daha çok. Doğru rakipse yarışabiliyoruz. Standart üretim yapmayanlarla olabildiği kadar aynı projede bulunmamaya çalışıyoruz. O yüzden biz seçkin projelerde, ihracatta, ürünümüzün kıymetinin bilineceği yerlerde varız.

 

Peki, bu anlamda sosyal sorumluluk projeleri yaptınız mı?

En son Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, CPR ve Yangın Yönetmeliği ile ilgili konferans verdim. Orada elektrik mühendislerine sunum yaptık. Çünkü sonuçta projelerde isimleri yazacak olanlar da kabloyu bilecek olanlar da onlar. Şimdi bunu çeşitlendirmeye, daha farklı üniversitelere gitmeye ve doğruları anlatmaya çalışıyoruz. Bunların faydalı olduğunu düşünüyorum.

 

Hazır değinmişken üniversite-sanayi işbirliğini de konuşalım…

Üniversiteliler derslerinin bir kısmını Almanya’da olduğu gibi fabrikalarda almalı. Hem üretimi aksatmayacak hem onların eğitimine katkıda bulunacak şekilde bu, haftada 2 veya 4 saat olabilir. Bizim konferans ve eğitim salonlarımız var yeter ki onlar öğrenmek istesin. Biz onlara açığız. Kablo sektörü Türkiye’nin parlayan bir sektörüdür. Katma değeri çok yüksek bir ürün gamı olmasa da sonuçta dünya kablo üretiminin yüzde 2’si Türkiye’de yapılıyor. Bu 10 sene önce 0,5’ti. Yani 4 kat büyüme var 10 sene içinde. Bu sayı artarak yüzde 5’e ulaşabilir. Bu da kablo sektörünün 2-3 kat daha büyüme potansiyeli olduğunu gösterir. Bu büyüme için kalifiye insan gücüne ihtiyacımız var. Denizli özeli için konuşacak olursak; 12 tane kablo fabrikası ve büyük bir bakır fabrikası var. Bunlar bir araya gelerek ortaklaşa bir şeyler yapabilirler. Bir laboratuvar ya da küçük bir atölye oluşturulabilir ve orada eğitim verilebilir. Bu sadece üniversite için değil, meslek liseleri için de düşünülebilir. Okullarda kablo bölümü, plastik bölümü açılmalı. En azından Denizli özelinde açılmalıdır. Çünkü Denizli’de böyle bir ihtiyaç var.

 

Büyüme hedefleriniz arasında fabrika satın alma düşünceniz var mı?

Böyle bir düşüncemiz yok. Çünkü şu anda yatırımlarımız devam ediyor. Ama ileride satın alma yoluyla büyümeyi de düşünüyoruz. Nasıl Avrupa kablo üretiminden çekildiyse Türkiye’de aynı şekilde 15-20 yıl sonra çekilebilir. Çünkü giderler ve yasal yükler artmaya başlıyor. Maliyetler yükselmeye başladıkça üretim başka ülkelere kayıyor. Belki bizler de Avrupalının yaptığı gibi alıp satacağız. Şu anda biz Denizli’de 5-6 fabrikadan oluşuyoruz. Hepsi bir arada değil. Hepsini bir araya getirip bir mega fabrika kurma projemiz var. 200 dönümlük arazimizin 100 dönümünde tesis kurmayı planlıyoruz. Bu tesis Türkiye’nin en büyük kablo fabrikası olacak. Yatırım yapmazsak küçülürüz. Çünkü arkadan gelen birçok firma yatırım yapıyor, büyüyor. Biz de arkalardan gelerek birinciliğe yerleştik. Birinci olmak değil, birincilikte kalmak önemlidir.