RÖPORTAJ — 5 Haziran 2017 at 16:17

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL BİLECİK: EKONOMİK SÖYLEM VE POLİTİKALARA İHTİYACIMIZ VAR!

92d5c61ad9ec5a145b386a39f9f08b93_XL

 

 

 

“Yatırım ve üretimimizi desteklemek için piyasaya güven veren ekonomik söylem ve politikalara ihtiyacımız var” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, bu amaçla ekonomi yönetiminde mümkün olduğunca merkezi bir söylem ihtiyacının altını çizmek istediklerini söyledi.

 

Özellikle makro ekonomi alanına giren ve piyasa oyuncuları açısından büyük önem arz eden konularda, tek ses ve bütünlüğün önemli olduğunu söyleyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, “Küresel ekonomi hızlanırken rakiplerimiz de boş durmuyor. Dünyada dengeler yeniden kurulurken gelişmekte olan ülkeler arasında kimler en fazla reform yaptıysa, kimler rekabet gücünü ve verimliliği artırıcı politikalar geliştirdiyse önümüzdeki dönemde büyüyen dünya ekonomisinden en fazla payı da onlar alacak. Maalesef, uluslararası rekabet endekslerinde son dört yılda 43. sıradan 55. sıraya geriledik. Artık ucuz finansmana dayalı büyüme dönemi geride kaldı. Zaman tam anlamıyla reform zamanı” dedi.

 

Bugün dünyada 4.Sanayi Devrimi ile tetiklenen insanlık tarihinin en kapsamlı teknolojik devriminin yaşandığını belirten Erol Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Günlük yaşamlarımız gelişen teknolojilerden her alanda etkileniyor. Bundan önceki sanayi devrimlerinde olduğu gibi, sadece ekonomi değil, toplum ve siyaset de köklü bir değişim dönemine giriyor. Bir çelişki olarak, aşırı popülist hareketler; yanıltıcı bilgiler ve oluşan dezenformasyon, teknoloji sayesinde seçmeni daha rahatça etkileyebildiği bir ortamdan besleniyor. Uygarlığın evriminde sık sık yaşanan böyle zorlu ve karmaşık bir dönemde, daha iyi bir geleceği inşa etme sınavı içindeyiz. Gelişmiş, demokratik ülkelerin siyasi sorumluları, önümüzdeki dönemde bu yeni durumla nasıl başa çıkılacağına odaklanmak zorunda kalacak. Sonuçta, toplumsal değişim talebine ilerici yaklaşımlar ve yenilikçi yöntemlerle yanıt geliştirmek, tüm dünya ülkelerinde artık 21. yüzyılın öncelikli bir siyaset hedefidir. Öte yandan içinde yaşadığımız dijital çağı, çevreden sağlığa kadar insan hayatının daha iyiye gitmesi ve gezegenimizin sürdürülebilirliğinin sağlanması için, önemli fırsatlar içeriyor. Bu çelişkileri iyi yönetmeli, dönüşümün teknoloji kaynaklı, insan ve çevre odaklı çözümler üretmesi için çalışmalıyız. Dolayısıyla devletler, iş dünyası, sivil toplum ve üniversitelere ciddi sorumluluk düşüyor.”

 

“Bugün için öncelikli beklentimiz, artık seçim ortamının geride bırakılmasıdır” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, konuyla ilgili sözlerine şöyle devam etti: “Dış politikada özellikle AB ile iletişimdeki olumlu yaklaşımların gösterdiği üzere gösterdiği üzere, bu yöndeki adımların hızla atıldığını görmekten kuşkusuz büyük memnuniyet duyuyoruz. İçeride de referandum sonuçlarının sergilediği bölünmüşlük görüntüsünü tamamen değiştirecek tüm birleştirici adımların, hükümetin gündeminde olduğuna inanıyoruz. İş dünyasının içindeki kişiler olarak, bizim birinci beklentimiz, Türkiye’nin yeniden bir reform dalgası yakalaması ve uzun zamandır ertelenen ve artık geciktirilmemesi gereken adımları atmaya başlamasıdır. Ekonomide; güvenilir, takip edilebilir bir programla birlikte, bu programın hayata geçirilmesini ve yatırım dünyasına da doğru mesajların verilmesini sağlayacak hukuksal zeminin tesisi öncelikli beklentimizdir. Bu yöndeki somut reform önerilerimizi, bizi Mart ayında kabul buyuran Sayın Cumhurbaşkanımızla ve hükümet üyelerimizle son derece verimli görüş alışverişi ortamlarında ve aynı zamanda 16 Nisan günü referandum sandıkları kapanır kapanmaz, açıkladığımız görüş belgemizde de paylaştık.”

 

Gelişmiş ülke ekonomilerinin toparlanmaya başlamasının, dünyaya genel bir iyimserlik havası yaydığını ifade eden Erol Bilecik, “Ancak uzmanların çoğu, bu toparlanmanın henüz kırılgan olduğunda hemfikir. Bizim açımızdan, özellikle Avrupa piyasalarının canlanması ve bunun sürekliliğinin sağlanması büyük önem taşıyor” diye konuştu.

 

Avrupa Birliği’ne üyelik süreci, milli refahımız, yerli ekonomimiz ve küresel rekabette daha güçlü bir Türkiye hedefi için, belirleyici öneme sahip olduğunun altını çizen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, “AB piyasası hala bizim en büyük ihracat pazarımız olma özelliğini koruyor. Dünyanın bizim için en önemli ekonomik gücü ile ilişkilerimizi, üyelik hedefinden asla feragat etmeden, daha fazla derinleştirmeye kendi refahımız ve menfaatlerimiz açısından ihtiyacımız var. Hepsinden önemlisi gençlerimizin kendilerini 21. yüzyılın dünyasında eşit şartlarda yarışacak bireyler olarak yer bulabilmeleri için, AB ile tam üyelik sürecinin devamı ve bu sayede sosyal yaşam standartları, mevzuat uyumu, ekonomi, bilim, teknoloji ve eğitim odaklı ilişkilerin geliştirilmesi çok önemlidir. Türkiye-AB ilişkileri hiçbir zaman sorunsuz olmamıştır ancak kopmamıştır da. Her iki taraf da sorunların üstesinden gelme kabiliyetine haizdir. Her iki tarafın siyasetçilerine geçmişin tatsızlıklarını bir kenara bırakarak, ortak bir geleceği kurmak üzere büyük bir sorumluluk düştüğü inancındayız. AB üyelik süreci, sağladığı sosyal refah, teknolojik ilerleme, finans, yatırım, ihracat, turizm ve öngörülebilir bir hukuk devleti düzeni unsurlarıyla Türkiye’nin öncelikli milli menfaatidir. AB üyelik süreci ikili ekonomik ilişkilerin ötesinde, dünyanın diğer bölgeleriyle ilişkilerimiz üzerinde de belirleyici etkiye sahiptir. Asya dinamizmine sahip bir Türkiye’nin Avrupa’nın içinde yer alması, küresel rekabette gücümüzü arttıracak olup, temel milli menfaatimizdir” dedi ve ekledi: “TÜSİAD olarak Avrupa olgusunu hiçbir zaman bir kulübe üye olma çabası seviyesinde görmedik. Bu hedefi Osmanlı İmparatorluğu’nun modern çağların meydan okuması karşısında yaptığı ve doğruluğuna inandığımız tercihinin uzantısı olarak görüyoruz. Bize göre, İmparatorluğun varisi Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa değerler kümesine aittir.”

 

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, “Dünyayla irtibatını dijital olarak kuran bir gençliğimiz var. Fiziksel ve dijital dünya arasında sınırların kaybolduğu bir dönemde yetişiyorlar. Ekonomiye, siyasete, toplumsal hayata katılıma ilişkin algı ve deneyimleri, temelden farklılık gösteriyor. Onların özlemlerini ne ölçüde iyi anladığımızdan emin değilim. Gençlerimizin önünü açmak; başarılı, nitelikli eğitim ve iş hayatları olmasını, ülkesini seven bireyler olarak yetişmelerini, sosyal sorumluluk sahibi olmalarını, kendilerini her alanda özgürce ifade edebilmelerini sağlamak için, gerekli adımları atmalıyız. Yakın tarihimiz ispat ediyor ki; Türkiye, halkının ve özellikle gençliğinin her alanda özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini, bilgiyi ve yaratıcılığı yücelten bir ülke olduğu zaman, dünyada yükseliyor, güçleniyor. Bu doğrultuda, eğitim sistemimizin dijital çağın gerektirdiği sorgulayıcı, analitik ve eleştirel düşünmeye yönelik, yaratıcılığa odaklı, ezberden uzak bir felsefeye uygun olarak yeniden tasarlanması gerektiğini düşünüyoruz. 15 yaş öğrencilerinin becerilerini ölçen PISA ve yetişkin becerilerini ölçen PIAAC sonuçlarının yansıttığı yetersizlikler, geleceğin lider ülkesi olma arzusuna ve azmine sahip bir ülke için üzüntü verici seviyededir ve bunlar hızla aşılmalıdır. Eğitim politikamızla kalkınma politikamızı uyumlu kılacak, kapsayıcı bir stratejiye ihtiyaç duyuyoruz. Gençlerimizin işsizlik sarmalına girmemeleri için, eğitim ile işgücü piyasası arasındaki bağın güçlendirilmesi ve vasıf uyumunun gözetilmesi bu stratejinin bir parçası. Dünyada bilim ve iletişim alanlarında, öne çıkmış olan İngilizcenin, ana dile yakın yetkinlikte öğrenilmesi de bu stratejinin içinde değerlendirilmelidir. Diğer yandan, tüm gelişmiş ülkelerde KOBİ’ler ekonominin itici gücüdür. Bunun sağlanabilmesi başta teknik beceri sahipleri olmak üzere yetişmiş ve sanayinin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir işgücünün varlığına bağlıdır” dedi ve ekledi: “Dünya ekonomisinin yavaş da olsa toparlanmaya başladığını az önce belirttim. Bu büyüme bir yandan dış talebi artırarak ihracat fırsatları yaratıyor. Diğer yandan ise sermayenin gelişmiş ülkelere geri dönmesine neden olarak finansman maliyetlerimiz üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Amerikan Merkez Bankası faizleri artırmanın yanında artık yıl sonu ya da 2018 başında bilanço küçültmeye de başlayacak. Avrupa’da ise enflasyonun geri dönmesiyle önümüzdeki yıl faiz artışlarının başlaması muhtemel görünüyor. Bu politikaların Türkiye ekonomisinde hem faiz, hem de kurlarda yukarı yönlü hareketler yaratma ihtimali maalesef yüksek gözüküyor.”

 

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, “Makroekonomik istikrar ve öngörülebilirlik gerek yatırım ortamının en önemli şartları gerekse bizlerin günlük operasyonlarımızda karar almamızı, iş yapışımızı kolaylaştıran çok önemli iki faktör. Bunları sağlamanın yolu ise kurallı bir ekonomiden geçiyor. Bu amaçla özel sektör olarak şu hedeflere destek olmaya hazırız:

  • Enflasyon oranının kalıcı olarak %5 veya altına indirilerek fiyat istikrarının sağlanması;
  • Kayıtdışı ekonomi ile mücadele ve vergi politikalarında sadelik, saydamlık ve etkinliğin tesisi;
  • Sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve alternatif finansman araçları yoluyla reel sektöre kaynak yaratılması;
  • Kamu ihaleleri mevzuatının AB standartlarında rekabetçi, saydam ve verimli olacak şekilde yasalaşması ve uygulanması..

Aynı yönde ekonomide verimliliği ve üretkenliği artırmak amacıyla da hedeflerimiz ve önerilerimiz bellidir:

  • Sanayi stratejisinin, 21. yüzyılda ülkelerin gücünü belirleyecek olan 4.Sanayi Devrimi ve dijital teknolojik dönüşümle uyumlu somut hedeflerle güncellenmesi;
  • Enerji sektöründe serbest, sürdürülebilir ve öngörülebilir piyasa hedefli reformların hayata geçirilmesi;
  • İstihdam üzerindeki vergi ve prim yükünün OECD ülkeleri ortalamasına çekilmesi, güvenceli esnek çalışma biçimlerinin geliştirilmesi;
  • Kobilerin verimlilik ve finansmana erişimde dijital çağın gereklerine uygun açılımlarına destek verilmesi;
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinin eğitim, çalışma ortamı ve yönetime katılım başta olmak üzere hayatın her alanında sağlanmasına yönelik kararlı adımlar atılması.

Bu reformların başarısı için toplumsal desteği pekiştirecek ve Türkiye’nin uluslararası saygınlığını, çekim gücünü ve marka değerini yükseltecek bir iletişim stratejisine de ihtiyacımız mutlaka var” dedi.

 

“19 Mayıs’ta, işgal altındaki bir yurtta, umutsuz gibi gözüken koşullarda, mücadeleyi başlatan ve kazanan Cumhuriyetimizin kurucu kuşağı; 21. yüzyılın bu çetin rekabet koşullarında bizim için ilham ve cesaret kaynağı olmalı” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, sözlerini şöyle noktaladı: “Milli kalkınmamız, öncelikle kendi kaynaklarımıza ve değerlerimize dayalı bir anlayışla daha özgür, daha emin ve özgüvenli bir toplum olmayı gerektiriyor. Ancak bugünün dünyasında yalnızca yerel olanın imkanlarıyla küresel alanda yer edinmek de mümkün değil. Türkiye’nin bugüne kadarki avantajı ait olduğu coğrafyaların, kültürlerin, nüfusunun çoğulculuğunun getirdiği zenginliği harmanlaması olmuştu. Bugün de aynı yolda yürümeyi sürdürmeliyiz. Milli ve yerli bir yaklaşımın temelinde; ekonomisi, toplumsal ilerlemesi ve doğasıyla sürdürülebilir bir süreçte dijital devrimi yakalayan, küresel rekabette güçlü bir demokrasi vardır.  Bu yönde, her alanda ve her anlamda özgür bir gençliğe, özgür bir topluma ve güçlü bir hukuk devletine sahip olması, Türkiye’nin dünyada en önemli güç kaynağıdır. Biz TÜSİAD olarak bu hedeflere ulaşmak için; gençliğimiz için; Cumhuriyetimiz için; bu yönde ilerleyen demokratik ve müreffeh bir Türkiye için varız ve tüm azmimizle çalışıyoruz.”

Kaydet