RÖPORTAJ — 4 Ağustos 2017 at 22:53

KAYSERİ SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MEHMET BÜYÜKSİMİTCİ: YERLİ OTOMOBİLİ ŞİDDETLE İSTİYORUZ!

 

Türkiye için yerli otomobil üretiminin önemli bir hedef olduğunu söyleyen Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, Kayseri’nin sadece mobilya sektöründe üretimi yeterli görmediğini, yerli otomobil üretimini gerçekleştirmeyi şiddetle istediklerini ifade etti.

 

Kayseri kadim bir ticaret şehri olarak son yıllarda mobilya markalarıyla öne çıkmış bir şehrimiz. Ancak anlaşılan o ki Kayseri sadece mobilya sektörüyle anılmak istemiyor. Daha büyük bir hedef olan yerli otomobil üretimine talip oluyor. Biz de Kayseri’deki bu heyecanı ve sanayinin gelişimini Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci ile konuştuk.

 

Öncelikle ekonomi çevrelerinin gündeminde daha çok yer almaya başlayan Endüstri 4.0’ı konuşalım…

Endüstri 4.0 dünyada da çok yeni bir konu. Türkiye bana göre ilk defa sanayi devrimini yakından takip etmeye başladı. Kayseri’de biz de Endüstri 4.0’da firmalara katkı vermeye çalışıyoruz. Bu işin daha çok tanıtımını yapmaya çalışıyoruz. Yurtdışında da konuyla ilgili epeyce geziler yaptık. Kayseri Sanayi Odası olarak hızlı davrandık ve bu konuyu anlatmaları için Türkiye’de belli başlı insanları kentimize davet ettik ve “4. Sanayi Devrimi Endüstri 4.0” konulu konferansı Şubat ayında düzenledik. Bugüne kadarki en kalabalık toplantıydı. Katılımcılar arasında ilk 500 ve ikinci 500 firmalarımızdan ciddi sayıda temsilci vardı. Bu firmalarımızın hemen hemen hepsi Endüstri 4.0 ile ilgili çalışmayı başlatmış. Bu bizi mutlu ediyor. İlgi oldukça güzel. Ama bu işin peşini bırakmamak gerekiyor. Çünkü Türkiye, Endüstri 4.0’a zamanında geçemez ise maalesef büyük sıkıntılara girer. Hep ucuz işgücümüzü öne koyarak bugünlere geldik. Ancak bugün Endüstri 3.0 fabrikalarda bile kol gücünden daha çok beyin gücünün önemli olduğunu görüyoruz. Kaldı ki Endüstri 4.0’ın en büyük özelliği bu.

 

Türkiye bu işe iyi başladı. Özellikle devlet bugüne kadar olmadığı şekilde hızlı davranıyor. Zaten zaman hızlı olma zamanı. Öte yandan bununla ilgili destekler konusunda neler yapılabileceği de konuşuluyor. Endüstri 4.0 ile ilgili desteklerin açıklanması gerektiğini düşünüyorum.

 

Endüstri 4.0 ile ilgili başta istihdam olmak üzere endişeler de var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben en ufak endişe taşımıyorum. Eğer öyle olsaydı, Japonya’da, Almanya’da işsizliğin zirve yapması lazım. Aksine Endüstri 4.0 rekabetçiliği artırıyor. Daha çok ve daha rekabetçi teknolojik ürünler üreteceğiz. Dolayısıyla refah artışı olacak. Bu da yeni iş alanlarının doğmasını sağlayacak. Dolayısıyla bu endişe bence çok gereksiz. Ama eğitimi mutlaka planlamamız lazım. Daha fazla eğitimli insana ihtiyacımız var. Endüstri 4.0’ın olmazsa olmazlarından biri nitelikli iş gücüdür. Bugünkü mesleklerin birçoğu gelecekte olmayacak. Bazı mesleklerin şekilleri değişecek. Japonya’da, Avrupa’da, Amerika’da farklı formasyonlarda mühendisler yetişiyor. Önceden sadece bilgisayar mühendisleri vardı, artık büyük data mühendisleri diyeceğiz. Uzmanlaşmak daha da önem kazanacak. Özetle bizim, Endüstri 4.0’ın yanında Eğitim 4.0’ı da başarmamız gerekiyor.

 

Sanayici gözüyle Türkiye’deki eğitimi üniversite-sanayi işbirliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hep konuştuğumuz üniversite-sanayi işbirliğini istenilen düzeyde yapamıyoruz. Aslında bunun için icat yapmaya gerek yok. Gelişmiş ülkelerde sistemler var. Belki bir akademisyenin doktorasını, doçentliğini, profesörlüğünü sanayi ile yaptığı işbirliği projelerine bağlı olarak tamamlaması düzenlenebilir. Keza Türkiye’de sanayinin en büyük handikaplarından birisi eğitimde temel bilimlerin seçilmemesidir. Bizim çok sayıda fizikçiye, matematikçiye ihtiyacımız var. Eğer gerçekten katma değerli ürün yapmak istiyorsak fizikte, matematikte, kimya ve biyolojide ilerlemeliyiz. En son çıkan Ar-Ge yasasında bu konuyla ilgili inanılmaz destekler var. Temel bilimlerden çıkan insanları istihdam ederseniz neredeyse bütün maaşı, bütün sosyal hakları devlet karşılıyor. Bu koşullarda artık top sanayicide. Elini taşın altına koyacak çünkü patinaj çekmeden bu ülkeyi yukarıya götürmemiz lazım.

 

Üniversitelerimizin bu konuya bakışı nedir?

Şu anda üniversitelerimiz maalesef rutin olarak çok sayıda öğrenciye eğitim verip onları mezun etmekle meşgul. İstihdam edilen yeni mezunlardan da istediğiniz verimi alamıyorsunuz. Tabii gençlerde de yeterlilik endişesi var. Dört yıl boyunca birçok bilgiye sahip oluyorlar. Ancak uzmanlıkları yok. Bu nedenle çok çaba göstermeleri gerekiyor. Bunu onlara anlatıyoruz. Bu normal süreçtir. Eğer bu süreci biz üniversitede yürütebilirsek üniversiteden mezun olduktan sonra gençlerin endişesi kalmaz. Bu süreci dual sistem dediğimiz yarı zamanlı eğitim modeli içinde üniversitede teorisini, sanayide pratiğini görecek şekilde birleştirebiliriz. Böylece hem yeni mezunlar iş kaygısı yaşamayacaklar hem de işverenler bu gençleri yetiştirmek fazladan emek harcamayacak. Diğer taraftan Türkiye’de meslek lisesi konusunda da gayret göstermemiz gerekli. Çünkü ara kademe dediğimiz tekniker ve teknisyenlerimizi mutlak suretle iyi yetiştirmemiz lazım. O okulların çok cazip hale gelmesi gerekiyor. Bununla ilgili çalışmalar yapılmalı.

 

Geçenlerde Sayın Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanımız çok güzel bir açıklama yaptı. Teknik kolejlerden bahsetti. İşe yatkın gençlerimizi bu okullara yönlendirmeliyiz. Çünkü ülkenin kurtulması, ilerlemesi sanayiye bağlı. Sanayisi olmayan hiçbir ülkenin uzun vadeli ayakta durabildiği görülmüş bir şey değil. Güzel adımlar var ama bu adımları Endüstri 4.0 çağında hızlı atmamız gerekiyor.

 

Endüstri 4.0 konusunda ciddi yatırımlar gerekiyor. Ama Türkiye’nin kaynak yetersizliği de ortada…

Şimdi firmalarımız analizlerini iyi yapmak zorunda. Endüstri 3.0’ı tamamlamamış bir kuruluşumuzun Endüstri 4.0’a geçmesi mümkün değil. Dolayısıyla firmalar uzmanlar eliyle tespitlerini ortaya koymalı. Endüstri 4.0’a geçiyorum deyip tüm kazanımlarını riske atmamalılar. Çünkü biz üretim yaptığımız sektörler itibariyle rekabeti yoğun yaşayan bir ülkeyiz. Analiz sürecinden sonra Endüstri 4.0’a nasıl geçeceğimizi planlamak zorundayız. Bu geçişin bir finansman ayağı olacak. Bu noktada bir devlet desteği gerekecek. Zannederim bununla ilgili bir çalışma yapılıyor ama içeriğini bilmiyoruz. Devlet de biliyor ki bu geçiş süreci finansman acısından sancılı olacak. Bizler de bunu safhalar halinde yapabiliriz. Bunu başarabiliriz çünkü vizyonu yüksek işadamlarımız, genç mühendis arkadaşlarımız bu konuya ciddi ilgi duyuyor. Türkiye’de muhteşem yazılım firmaları kurulmaya başladı ki bizim en rekabetçi olacağımız sektörlerden biri. Sermaye ihtiyacının görece az olduğu beyin gücünün ve bilginin ön planda olduğu bir sektör. Dolayısıyla yazılımda kendi öz kaynaklarımızı kullanarak Endüstri 4.0’a geçişte avantaj sağlayabiliriz.

 

Kayseri’nin rotasında Endüstri 4.0’ı başardığını varsaydığımızda ana sektör olarak mobilya mı olacak? Farklı sektörlere de yönelim başlayacak mı?

Yerli otomobil üretimini Kayseri’de gerçekleştirmeyi şiddetle istiyoruz. Bu konuda bir çalışma yaptık. Otomotiv sektörü için limana yakınlık kriterini değerlendirdiğimizde; örneğin Almanya’da otomotiv sanayii genelde iç ve güney bölgelerde gelişmiş.  Aynı şey Fransa, İngiltere, Amerika için de geçerli. Liman yakınında olan otomobil fabrikalarının sayısı sınırlı. Türkiye’de biz bölgeler arası gelişmişlikle ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Bu da milli bir mesele. Yani milli ve yerli bir otomobil yapmayı planlıyoruz. Olayın neresinde olacağımız önemli, nasıl bir otomobil üreteceğimiz önemli.

 

Elbette bunu da düşünüyorlardır ama bizim Kayseri olarak iki önerimiz var. Birincisi; mutlaka elektrikli otomobil üretilmelidir. İkincisi; bu otomobil iç bölgelerde üretilmeli. Çünkü otomotiv sektörü bütün mamul ve yarı mamulleri değişik yerlerden tedarik ediyor. Yine Bursa’dan, Adapazarı’ndan ürün alabilirsiniz ama gidip Erzurum’dan veya Urfa’dan alma şansınız da yüksek olur. Orada yatırım teşvikleri ile yan sanayi tesisi kurulabilir. Elektrikli otomobil açısından Kayseri’nin bir avantajı var; burada yıllardır savunma sanayine pil üreten bir tesisimiz var. Kayserili sanayicimizin yıllar önce kurup, Türk Ordusu’na hediye ettiği Askeri Pil Sanayi, Aspilsan var. Şu anda da lityum iyon pille ve değişik iki ürünle ilgili Ar-Ge ve üretim faaliyetlerine devam ediyor. Bildiğiniz gibi, elektrikli otomobilin maliyetinin yüzde 30 ila 35’i bataryalardan kaynaklanıyor. Dolayısıyla ben bu anlamda Kayseri’nin ideal bir yer olduğunu düşünüyorum.

 

Bu yatırımın bölgeye etkileri nasıl olur?

Direkt olarak 12-13 şehre, endirekt olarak da en az 30-40 şehrimize etkisi olur. Amerika’da Tesla örneğine baktığımızda; üretim tesisinin limana yaklaşık 4 saatlik bir mesafede olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni bölgedeki eyaletlerin verdiği teşviklerden yararlanmak. Aynısını biz de başarıp elektrikli otomobil pazarına çok iddialı bir şekilde girebiliriz.

 

Kayseri özellikle mobilya sektöründe markalar oluşturmuş bir kentimiz. Son dönemde marka kültürünün yaygınlaşması için neler yapılmakta kentte?

Çok güzel örnekler var Kayseri’de. Mobilya ağırlıklı olmak üzere köklü firmalarımız var. Oldukça da eski firmalarımız var. Son yıllarda elektrikli ev aletleri sektöründe öne çıkan, yeni yatırım yapan firmalarımız var. Diğer taraftan dünyanın birçok markasına ürün yapan firmalarımız var ki bunların kapasitesi daha da artacak. Tekstilde özellikle belli konularda dünya markası olan şirketlerimiz var. Kayseri Sanayi odası olarak yeni bir çalışma başlatıyoruz; özellikle Üniversite Sanayi Araştırma İşbirliği Vakfı (ÜSAİV) çatısı altında bir dizi seminerler yapacağız. Burada marka bilinci ve kaliteyle ilgili sunumlar yapılacak, deneyim paylaşımları olacak.

 

Bir de Kayseri’nin marka şehir olması hedefi var ki bu alanda ivme kazandıracak konulardan birisi kış turizmidir. Kayseri kış turizminde merkez olma yolunda çok iyi gidiyor. Özellikle Avrupalı müşterilerimiz buradaki tesis imkanlarının başka bir yerde olmadığını söylüyorlar. Bu yöndeki çalışmaların marka şehir hedefi kapsamında öne çıkartılması lazım.

 

Altını çizmek istediğiniz başka bir konu var mı?

İçinde bulunduğumuz süreçte dünyaya baktığımızda özellikle Amerika’da ve Avrupa’da herkesin yerli ve milli olmaya çalıştığını görüyoruz. Türkiye ve Kayseri olarak da biz bunu becermeliyiz. Yeni ürünlere odaklanmalıyız. Artık yerli ve milliyi sadece dilimize pelesenk etmekle kalmamalı, icraata döndürmeliyiz. Bunun için potansiyelimiz var.

 

Kaydet