RÖPORTAJ — 13 Ekim 2017 at 21:05

TERMİKEL GROUP YÖNETİM KURULU BAŞKANI AHMET KAYA: AR-GE OLMADAN REKABET EDEMEYİZ!

Günümüzde sanayicinin global düşünmesi gerektiğine vurgu yapan Termikel Group Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kaya, global rakiplere bakıldığında Ar-Ge ile büyüdüklerinin altını çiziyor ve ekliyor; “Ar-Ge olmadan dünya markalarıyla rekabet etmemiz mümkün değil” diyor.

 

Termikel, 70 yıla yaklaşan üretim tecrübesiyle ankastre ürün pazarında önemli bir oyuncu. Bugün 50’den fazla ülkeye ihracat yapan Termikel dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Biz de Termikel Group Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kaya ile ihracatı, Ar-Ge’yi ve Termikel’in hedeflerini konuştuk.

 

Öncelikle bir sanayici olarak, son dönemde sağlanan Ar-Ge teşvikleri hakkındaki görüşünüzü alarak başlayalım söyleşimize…

Günümüzde üretim, ticaret, ekonomi, sadece Türkiye ile sınırlı değil. Ulaşımın kolaylaştığı ve haberleşmenin son derece geliştiği bu ortamda global düşünmemiz lazım. Global düşündüğümüzde de rakiplerimizin Ar-Ge faaliyetleriyle büyüdüklerini fark ediyoruz. Dolayısıyla bizim de araştırma-geliştirme faaliyeti yapmamız gerekiyor. Yapmadığımız zaman rekabetçiliğimizi kaybediyoruz. Termikel’in son 5 yıllık ihracat kg birim fiyatına baktığımızda, 4,5 dolardan başlamışız 5,5 dolara geldiğini görüyoruz. Türkiye’nin ihracat kg birim fiyatı 1,7 dolar. Yani Termikel olarak Türkiye’nin ortalama ihracat birim fiyatını üçe katlamışız. Tabii biz 4,5 dolardan 5,5 dolara çıkmayı Ar-Ge ile sağladık. Eğer sanayi üretimi yapacaksanız Ar-Ge’siz olmaz. Devletimiz de hükümetimiz de bürokrasi de bu işin farkında. Farkında oldukları için de son iki yıldır Ar-Ge teşvikleri çıkarttılar. Şirketler kendi Ar-Ge merkezlerini kuruyorlar. Bunu da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına onaylattırıyorlar. Bakanlık Ar-Ge merkezlerini sürekli denetliyor. Karşılığında Ar-Ge merkezlerindeki çeşitli projelere destek veriyor. Mesela bir ürünü geliştirmek için alacağınız yazılımın bedelinin belli bir miktarını devlet karşılıyor. O projede çalışan mühendisin, personelin sosyal güvenlik primlerini ve vergisini devlet karşılıyor. Şimdi yapılan projelere baktığınızda devletin vermiş olduğu destekler aslında proje içerisinde küçük rakamdır. Ama manevi desteği büyüktür. Bizim için bu manevi desteğin olması daha önemli. Mesela bizde 20 tane Ar-Ge personeli var. Biz Termikel’in Ar-Ge Merkezi’nde çalışıyoruz dedikleri zaman çalışanlara da bir motivasyon oluyor.

 

Bugün gelinen noktada üniversite-sanayi işbirliğinin Ar-Ge için önemi nedir? Sizler üniversitelerden ne ölçüde faydalanabiliyorsunuz?

Türkiye’de Üniversite-Sanayi işbirliği aşağı yukarı 30 senedir konuşuluyor. Ben sanayi odası meclis üyeliğimde bu konuda çok konuştum. Üniversite-Sanayi işbirliği komisyon başkanlığı yaptım. Üniversitelerle görüştüm. Yıllar içinde üniversitenin içerisinde teknoparklar oluştu. Şimdi teknoparklardaki çalışmalar üretim odaklı değil. Daha çok yazılım ve prototip üretiyorlar. Bunun üretim ayağı noksan olunca da üretilen, icat edilen şeyin ekonomiye katkısı olmaz. Onun için ben teknoparkların özellikle sanayi bölgeleri içerisinde olması taraftarıyım.

 

Diğer taraftan sanayicinin aradığı ara eleman sayısı yeterli değil. Öte yandan çok sayıda mühendis mezun ediliyor. Sanayinin şu anda üniversite-sanayi probleminden önce meslek lisesi problemi var.

 

Burada nasıl bir yol haritası ortaya konmalı?

Meslek liselerini parlatıp ön plana çıkartmak gerekiyor. Bundan 30 sene önce sanat okulu mezunları mühendislerden çok daha bilgiliydi. Şimdi de sanata meraklı insanları yetiştirmek ve onlara özel ilgi göstermek lazım.

 

Şimdi biz endüstri 4.0’ı konuşuyoruz ama sizce bu altyapıyla hayal mi?

Endüstri 4.0 meselesi sadece bizimle ilgili bir konu değil. Global bir konu. Şimdi benim rakibim Endüstri 4.0 sistemiyle fabrikasını çalıştırıyorsa benim de fabrikamı Endüstri 4.0 ile çalıştırmam lazım. Bazen deniyor ki “Endüstri 4.0’a geçersek işsizlik artar.” Şimdi işsizlikten önce rekabetçiliğim olmazsa fabrikayı kapatırım zaten. Kaldı ki bugün Türkiye’de sanayinin ağırlığı toplam gelirde yüzde 15. Yüzde 15’in Endüstri 4.0’a geçmesi işsizliğe ne kadar tesir eder. Burada işçi çalıştıracağım diye maliyetlerimi artıramam. Maliyeti mümkün olduğu kadar düşürmem lazım. Kalitemi de artırmam lazım ki dünyada rekabetçi olayım. Onun için Endüstri 4.0’ın tartışılacak bir şeyi yok. Bu tartışılmaz uygulanır.

 

Bu koşullarda bu uygulanır mı, yoksa konuşulur mu sadece?

Uygulamak isteyen uygular. Ama uygulamak için teknik eleman yeterliliği yok şu anda. Bugün üretim bantlarımı tam otomasyona çevirecek, oradaki bilgileri sisteme yükleyecek, üretim planlaması yapacak teknik eleman yok.

 

Son dönemde birçok sanayici-işadamlarıyla konuştuğumuzda Afrika pazarını telaffuz ediyorlar yeni pazar arayışlarında. Afrika pazarı sizin için ne ifade ediyor?

Afrika pazarı bizim de girdiğimiz bir pazar son 5-6 yıldır. Afrika’ya birçok ürün ihraç ediyoruz. Afrika’da en büyük rakibimiz Çinliler. Çin ürünleriyle rekabet ediyoruz. Bir de seviye olarak orta ve ortanın altı ürünler olduğu için rekabetçilik biraz daha zor. Ama yok kabul edilecek bir pazar değil. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Senegal’de, Kuzey Afrika’nın tamamında varız. Sudan’da, Kongo’da, Kenya’da işlerimiz var; çalışıyoruz.

 

İhracatınızda Avrupa pazarının payı nedir?

İhracatımızın yüzde 60’ını şu anda Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Bunun da büyük çoğunluğu İngiltere, Almanya, Fransa’ya yapılıyor.

 

Avrupa’da sizi avantajlı kılan unsurlar nelerdir?

Yani rekabetçilik ortamı olarak baktığımızda Avrupa’daki rekabetle Afrika’daki rekabet farklı. Avrupa daha kolay bizim için. Çünkü rakipler kaliteli. Gelip geçici rakipler değil. Ondan dolayı bir avantajımız var. Afrika’da öyle değil. Afrika’da önüne gelen piyasaya giriyor. Bir de nakliye zorluğu var. O bakımdan Avrupa daha kolay bizim için. Aslında dünyanın her yerine ihracat yapmamız lazım. Çünkü yumurtaların hepsini bir sepete koyamayız. Dünyanın çeşitli bölgelerinde krizler olduğu zaman diğer bölgelere yönelmeniz gerekiyor. Bu anlamda Avustralya ve Kuzey Amerika Türkiye’nin ağırlık vermesi gereken güzel pazarlar.

 

Siz bu anlamda ne yapıyorsunuz?

Biz Kuzey Amerika pazarını planlıyoruz. Farklı bir Pazar; ürün çeşitleri, standartları ve tüketici hakları biraz farklı. O pazara girmek için de orada olmak gerekiyor. Yeni yönetim üretime önemli teşvikler verdiler. Biz Meksika ve Brezilya’da üretim yapıp oraya satış yapmayı yeni yönetimden önce araştırdık. Araştırmaya devam ediyoruz. Şartlar olgunlaşırsa Amerikan pazarına girmek isteriz.

 

Bu satın alma şeklinde mi, yoksa sıfırdan yatırım yapma düşünceniz mi var orada?

Satın alma şeklinde olursa daha avantajlı olur; kurulu düzene girmiş oluruz. Yabancı bir ülkede yabancı personel yapısıyla piyasaya girmek bayağı zor. En avantajlısı orada bir şirketle ortaklık kurmak veya şirketi komple satın almak. İlk giriş böyle olmalı. Pazara alıştıktan sonra şartlara göre yol izlenir.

 

Rusya pazarı sizin için ne ifade ediyor?

Rusya’da son 5-6 yıldır varız. Moskova’da ofisimiz var. Türkiye için bir fırsat olarak görüyoruz. Mesela bizim pişirici olarak dediğimiz ocak ve fırınlarda her yıl Rusya’da 1,6 milyar dolarlık ürün satılıyor. Türkiye’nin buradan aldığı pay henüz 50 milyon doları bulmadı. Orada daha çok Koreliler, Çinliler, İtalyanlar ve Almanlar var. Çin ürünlerini sevmiyorlar. İtalyanlar için iyi bir pazar orası. Bir ölçüde Almanlar varlık gösteriyor. Biz saydığım ülkelerden sonra geliyoruz. Rusya pazarı için çok iyi çalışmamız lazım. Çünkü hem komşumuz hem de nakliye avantajımız var.

 

İran için de büyük pazar deniliyor, siz nasıl görüyorsunuz?

İran’ı da bir fırsat ülkesi olarak görüyorum. İran son 5-6 yıldır ciddi gelişme içerisinde. İran’ın en büyük üç firmasıyla çalışıyoruz. Bu firmalar bizden yedek parça alıp fırın üretiyorlar. Üretim teknolojileri iyi ve bizden daha fazla yetişmiş insan kaynağına sahipler. Daha iyi bir sistemle bize ciddi rakip olabilirler.

 

Mağazalaşma hedefi olarak bu yıl için öngörünüz ne?

Termikel olarak kendi mağazalaşma sistemimizi kurduk. Ulusal-uluslararası zincir mağazalardan çıktık. Çünkü satış sistemleri pek hoşumuza gitmedi. Mağazalaşmada Termikel Store’larımızın sayısı 56 oldu. Önümüzdeki ay 3 tane daha açıyoruz; 59 olacak. Bu sene sonuna kadar 63-65 civarında olur. Nihai hedefimiz 80 tane mağaza açmak. Mağazalar sadece Termikel ürünü satıyorlar. Mağazaya girdiğiniz zaman Termikel’in fırınları, ocakları, davlumbazları var. 70 çeşit modelimiz var. Tüketicinin tüm isteklerine cevap veriyoruz.

 

Türkiye pazarında ne durumdasınız?

Bugün Termikel, iç piyasaya yaptığı üretimin yüzde 20’sini kendi markasıyla sunmakta, yüzde 80’ini OEM olarak başka markalara yapmaktadır.

 

İç piyasada nasıl bir fiyat rekabeti var?

Ürünlerimizin fiyatları daha çok orta seviyede. Bugün orta seviye pazarı çok büyük bir paya sahip. O pazardan pay alıyoruz. Ama kalite olarak bizim üst seviyelerden bir farkımız yok. Detaylar dışında… Üst seviye ürün grubu denildiğinde, ürün kalitesinden çok marka bilinirliği ön plandadır.

 

Peki, Termikel 2018’e nasıl bakıyor?

2018’den ümitliyiz. 2017 yılı sonuçları genel olarak, 2016’dan daha iyi olur. 2018 de 2017’den iyi olacak diye öngörüyoruz. İnşallah ülkemizde birlik beraberlik devam eder ve dış tehditler olmazsa gidişatımızı iyi görüyorum.

 

Eklemek istediğiniz son sözlerinizi de almak isteriz…

Bugün Türk sanayisine yapılabilecek en büyük teşvik yurtdışındaki rakiplerimize kendi ülkelerinde uygulanan kredi faizi oranının burada uygulanmasıdır. Bugün Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da vs. uygulanan faiz oranı neyse biz de onu istiyoruz. Başka istediğimiz hiçbir şey yok.

 

Kaydet