RÖPORTAJ — 31 Ekim 2017 at 19:27

İNCİ GS YUASA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI HAKAN YILDIRIM: YENİ YATIRIMLA İHRACATTA BÜYÜYECEĞİZ!

 

Manisa’daki yeni yatırımla üretim kapasitelerini 7 milyona çıkarmayı hedeflediklerini belirten İnci GS Yuasa Genel Müdür Yardımcısı Hakan Yıldırım,  yurtiçinde de büyüme hedefleri olduğunu ancak kapasite artışının büyük ölçüde ihracata gideceğini dile getirdi.

 

Türk ve Japon ortaklığıyla kurulan İnci GS Yuasa akü üretimdeki deneyim ve gücünü daha da yukarı taşıyacak yatırımının temelini Eylül ayında Manisa Organize Sanayi Bölgesinde attı. İnci GS Yuasa bu fabrikanın üretime alınmasıyla birlikte 5 milyon adet olan üretim kapasitesini 7 milyona çıkaracak. Yüzde 40’lık bu artışın İnci GS Yuasa’nın gerek yurtiçinde gerekse yurtdışındaki satış hacmine yansıması bekleniyor. İnci GS Yuasa Genel Müdür Yardımcısı Hakan Yıldırım ile yeni yatırımı ve elektrikli otomobildeki gelişmeleri konuştuk.

 

Söyleşimize akü üreticisi olarak sizi de ilgilendiren elektrikli otomobil teknolojileri hakkındaki görüşlerinizi alarak başlamak isteriz…

Elektrikli araçlar her geçen gün dünyada daha fazla yer teşkil ediyor. Bunları işimizle ilgili olduğu için takip ediyoruz. Bundan 15 yıl önce elektrikli otomobil yine çok fazla konuşuluyordu ama ürüne dönüşen çok bir şey yoktu. 2015 yılına gelindiğinde yollarda gördüğünüz araçların yüzde 20-30’u elektrikli araçlar olacak deniyordu. 2017’ye geldik hala yüzde 1 değil. Ama son dönemde iş biraz daha ciddileşti. İşe devletler girmeye başladı; İsveç başlangıcı yaptı, İngiltere ve Fransa onu takip etti. 2040 yılından sonra içten yanmalı motorlu araçları trafiğe çıkarmayacaklar. Bu adımlar gelişimi hızlandırıyor. Firma bazında Tesla, sektöre yeni bir oyuncu olarak girdi ve hızlı büyüdü. Bu büyüme diğer otomotiv üreticilerinin kendilerini sorgulamaya başladılar. Şimdi Alman, Japon ve Güney Koreli otomobil üreticileri elektrikli araçlara yatırım yapmaya başladılar. Bu araçlarda batarya en kritik komponent. Bataryada da iki kritik konu var; biri menzil, diğeri hızlı şarj. Sürücüler batarya bittiğinde yolda kalmayı veya seyahatin ortasında durup 7 saat şarj etmeyi istemiyorlar. İkisinde de gelişmeler var tabii ki. Artık bataryalar daha hızlı şarj edilebiliyor şarj istasyonlarında. Menzil sorunu da daha büyük pil paketleri kullanılarak aşılabiliyor. Ama teknolojide şu an çığır açacak bir gelişmeyi de henüz göremiyoruz.

 

Bir de kendi kendini şarj edebilen batarya yakın deniliyor…

Enerji varken yok edilemiyor, yoktan var edilemiyor: Bir şeyden başka bir şeye transform oluyor sadece. Bu olabilir tabii. Aracın üzerine güneş panelleri konulur, aracın hareket eden bütün aksamından enerji geri toplanırsa böyle bir şey mümkün. Ama ben oranın çok uzağında olduğumuzu düşünüyorum.

 

Elektrikli araçların hayatımızın bir parçası olabilmesi için fiyat noktasında da ekonomik hale gelmesi lazım…

Öncelikle Türkiye’de temel batarya teknolojisi lityum iyon teknolojisidir. Biz İnci GS Yuasa olarak Türkiye’de kurşun asit akü üretiyoruz. Lityum iyon akü üreticisi değiliz ama Japon ortağımız GS Yuasa, Japonya’da lityum iyon üretiyor ve araştırma-geliştirme yapıyor. Elektrikli araçlara yönelik pil geliştirme faaliyetleri yürütüyorlar.

 

Bu Türkiye’de niye düşünülmedi?

Bu biraz arz-talep dengesiyle ilgili bir konu. Türkiye’de elektrikli araca talep çok sınırlı. Pazara yakın olmak ve know-how’a sahip olmak önemli. Japon ve Alman iki şirket de bu alanda insan kaynağına sahipler. Bu aşamada araştırma geliştirme merkezleri oralarda kuruldu. Tabii, devlet teşvikleri de çok önemli. Türkiye’deki araç üreticilerinin elektrikli araç üretimi çok sınırlı, nerdeyse yok diyeceğimiz düzeyde. Bu, yarın Türkiye’de olmayacağı anlamına gelmez. Talep artışıyla birlikte biraz daha devlet desteği gerekiyor. Zaten vergiler yüksek ülkemizde.

 

Türkiye’de milli otomobil üretiminde iç piyasayla birlikte yurt dışı pazarların da hedeflenmesi gerektiği konuşuluyor. Bu otomobilin elektrikli olması gerektiği dillendiriliyor. Burada sizlere de görev düşmüyor mu üretici olarak?

Evet, haklısınız. Bizim de dönem dönem konsorsiyum kapsamında katılımcı görüşmelerimiz oluyor. Şu anda somutlaştırılmış bir durum yok. Yerli otomobili üretip Türkiye’de çok büyük avantajlar sunmak yetmiyor. Ürünün rekabetçi olabilmesi için bir teknik yetkinlik gerektiriyor. Üretildikten sonra da bu ürünün nerede şarj edileceği, nerede servis hizmeti göreceği, bataryaların kimin tarafından üretileceği, geliştirileceğinin belirlenmesi gerekiyor. Lityum-iyon teknolojisinde ortağımızdan dolayı böyle bir yetkinliğe sahibiz. Şu anda uzayda Dünya’yı gözleyen uzay istasyonunun pilleri dahi GS Yuasa tarafından üretiliyor. Talep olması durumunda burada bu pilleri üretecek çalışmaları yapmaya hazırız. Ama talebin somutlaşması gerekiyor. Bu olursa know-how transferini sağlamak Türkiye için de iyi bir fırsat olur aslında.

 

Yeni fabrika buna uygun mu?

Yeni fabrika buna uygun, alan olarak buna hazır. Bunu yapma yetkinliğe sahibiz orada. Ama o makine parkının kurulumuyla ilgili talep görmemiz lazım ki böyle bir yatırıma girelim.

 

Akü sektörünü değerlendirmek gerekirse bugün durum nedir sizce?

Akü sektörü belki Türkiye’de çok göz önünde değil ama çok önemli bir sektör. Türkiye’de akü pazarının büyüklüğü şu anda 3,5 milyon adet. Bu da yılda yüzde 4-5 arasında büyüyor ortalama. Türkiye’de kurulu kapasite 15 milyonun üzerinde. Ve bu adetlerde de akü üretimi gerçekleştiriliyor Türkiye’de. Bunun yaklaşık yüzde 25’i iç pazara, geriye kalan kısmı ihracata gidiyor. Özellikle civar ülkeler, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Körfez ülkeleri ve eski doğu bloku ülkelerine ciddi miktarda ihracat yapılıyor. Keza Avrupa ülkeleri için de durum böyle. Gördüğümüz kadarıyla rekabet şartları çetinleşiyor. Güney Korelileri de yoğun bir şekilde görmeye başladık bu sektörde. Güney Kore devletinden aldıkları desteklerle oldukça rekabetçi fiyatlarda pazarlara giriyorlar. Sektör, yabancı yatırımcıların da ilgisini çekiyor. En son örneği de biziz.

 

Siz bu ortaklığı know-how transferi amacıyla mı yaptınız? Yoksa ticari hedefleriniz de var mı?

Aslında ikisi ir arada. Öncelikli hedefimiz stratejik bir ortaklık kurmaktı. Dış yatırımı ikiye ayırabiliriz. Bir tanesi finansal yatırım, diğeri stratejik yatırım. Fonlar finansal hedeflerle şirketlere ortak olup 5 yıl içerisinde hissesini satıp ortaklıktan çıkıyor. Bizim yatırımımız öyle bir yatırım değil. Tek işi akü üretmek olan bir grupla ortaklık kurduk. Ortaklık talepleri sürekli gelmekteydi bize ama biz çok seçici davranarak, bu ortaklık ülkemize, milletimize ne katabilir diye değerlendirerek GS Yuasa ile ortaklık yapmaya karar verdik. Tabii ki ciddi bir know-how aktarımı olacaktır. Bunun ilk adımları atılmaya başlandı bile. Yeni tesisimiz Japonya’daki son teknoloji örnek alınarak artık burada hayata geçiriliyor olacak. Bütün projesini Japonlarla birlikte çizdik ve burada da Türk mühendisleri çok ciddi tecrübe kazandı.

 

Yeni fabrikayla birlikte üretiminiz ve iç piyasada pazar payınız da artacak ama asıl ihracat odaklı bir girişim olacak galiba…

Evet, doğru. Yaklaşık 5 milyon olan üretim kapasitemizi bu yeni yatırımla 2018’de 7 milyona çıkarmayı hedefliyoruz. Yurt içinde de çok agresif büyüme hedeflerimiz var. Ancak kapasite artışının büyük bir kısmı ihracata gidecek. 2 milyonun en az 1,5 milyonu ihracata gidecektir diyebiliyoruz.

 

İhracat hedefinize yeni pazarlarla mı, yoksa var olan pazarlarda daha etkin hale gelerek mi ulaşmak istiyorsunuz?

Biz iki stratejiyi birlikte izliyoruz. Ukrayna, Mısır, Dubai gibi ülkeler stratejik olarak pazar payımızı artırmayı ve büyümeyi hedeflediğimiz ülkeler. Yeni pazarlara da giriyoruz. Örneğin bu yıl Amerika pazarına giriş yaptık. Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Orta Amerika ülkelerine ilk ihracatımızı gerçekleştirdik. O pazarlarda büyümeyi bekliyoruz. Buna ilave olarak Avrupa’da GS Yuasa ortaklığının getirdiği sinerjiyle büyümeyi bekliyoruz. GS Yuasa,  zaten Avrupa’da çok ciddi bir pazar payına sahip. Ve şu anda bu ürünlerin tedariki Japonya, Endonezya ve Güney Kore’den yapılıyor. Biz bu tedariki sadece Türkiye’den yürütmeyi hedefliyoruz. Yani Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Doğu Bloku ülkelerinin üretim üssü Türkiye olacak.

 

Yeni yatırımınız istihdamınızda ne kadar artış sağlayacak?

Önemli bir istihdam sağlayacağına inanıyorum. Yaptığımız çalışmalarda yaklaşık 200 kişiye daha istihdam sağlayacağız. Bunlar direkt istihdam sayısı. Tedarikçilerimizi ve hizmet aldığımız diğer şirketleri hesaba katınca en az bin kişinin daha kazanç sağlayacağı anlamına geliyor.

 

Buradan Endüstri 4.0’a gelmek isterim. Endüstri 4.0’a geçişle birlikte istihdam azalacağı konusunda da bir endişe var. Siz buna katılıyor musunuz?

Böyle bir endişe çok yersiz değil. Dünya genelinde otomasyonun artması, robotların hayatımıza girmesi tabii ki belirli iş kollarında işsizliğe yol açabilecektir. Bunun için dünyada bir çözüm bulunması gerektiğini ben de düşünüyorum. Bununla ilgili çok radikal öneriler var. Şu deniyor: Herkese belirli bir gelir verilsin. Yoksa sosyal boyutu büyük olur. Türkiye gerçeğine gelirsek; ben çok kısa vadede böyle bir dönüşüm olacağını beklemiyorum. Özellikle Türkiye’de verimlilik anlamında gideceğimiz yol daha uzun. Biz önce 4.0 ile verimliliğimizi artıralım. Orada yetkin iş gücümüzü değerlendireceğimiz farklı iş kolları var. Onları daha katma değerli alanlarda kullanabilirsek bundan kimse zarar görmeyecektir. Tam tersine daha fazla insan istihdam edilecektir. Gelirlerimizi, katma değerimizi arttırdıkça daha fazla insana iş imkanı bulabiliriz. Katma değersiz işleri de bırakalım robotlar yapsın.

 

Sizin de bazı kuruluşların yaptığı bir akademi yapılanmanız var mı? Varsa nasıl işliyor?

İnci Holding bünyesinde kurulu bir İnci Akademi’miz var. Burada çok farklı alanlarda eğitimler organize ediliyor. Bir düzenli liderlik akademisi yine İnci Akademi adı altında her yıl kurgulanıyor. İnci Holding Grup Şirketlerinde hali hazırda yeni yönetici olmuş veya yarınlarda yönetici olma potansiyeline sahip çalışanlarımız 1 yıl boyunca bir MBA tadında bir eğitim alıyorlar. Genç İnci programımız kapsamında üniversiteden yeni mezun olmuş arkadaşlarımızı bünyemizde yetiştirilmek üzere, yine 1 yıllık yoğun bir programla farklı alanlarda çalıştırıyoruz.

 

Peki, müşteri memnuniyeti anlamında neler yapıyorsunuz?

Bu anlamda önce ihtiyacı anlamaya çalışıyoruz. Bu ihtiyacı anladıktan sonra çözümler geliştiriyoruz. Biz istiyoruz ki müşterimizin İnci Akü’yü aldığında yolda kalmayacağına olan güveni artsın. Bunun için öncelikle ürün kalitesini sürekli geliştiriyoruz. Sonrasında ise yolda kalma durumunda bizim müşterimiz olsun olmasın, tüm tüketicilere yerinde Akü değişim hizmeti götürmeye çalışıyoruz. Bir İnci Akü alan müşterimize 6 ay boyunca ücretsiz yol yardım hizmeti veriyoruz. Sorun aküden kaynaklansın veya kaynaklanmasın; bu hizmeti veriyoruz.

 

Bunun dışında sektörde ilk ve tek e-garanti uygulamasını hayata geçirdik. Siz ürünü aldığınızda üzerindeki tekil bir kodu plakanızla birlikte satış noktamızdaki sistemimize kaydediyoruz ve diyoruz ki: Siz artık İnci Akü’nün e-garanti koruması altındasınız. İki yıl boyunca Türkiye’deki tüm servis noktalarında aküleriniz sistem üzerinden garanti hizmeti alabilirler. Artık faturanızı veya garanti belgesini taşımanıza ihtiyaç yok.

 

Son olarak tüketicilere akü seçimi noktasında nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Akü günlük hayatta çok fark etmediğimiz ama araçta çok kritik rol oynayan bir ekipman. Bir istatistiğe göre; araçların yolda kalma nedenlerinin yaklaşık yüzde 60’ı akü kaynaklı. Çok önemli bir orandan bahsediyoruz. Tabii, burada temel kriter ürün kalitesi olmalı. Biz tüketicilere bunu öneriyoruz. Ucuz aküye yönelmektense kendilerini yolda bırakmayacak ve uzun süre sorunsuz çalışacak akülere yönelmelerini öneriyoruz. Ayrıca satın aldıktan sonra alacakları hizmete de dikkat etmeliler.