RÖPORTAJ — 31 Ekim 2017 at 19:46

SOSYALBEN AKADEMİ GENEL MÜDÜRÜ ECE ÇİFTÇİ: SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİNDE ŞİRKETLERE VE EĞİTİM KURUMLARINA REHBERLİK EDİYORUZ!

 

SosyalBen’in üç kurumu ile birlikte yaşadığımız dünyadan sorumlu olmak ve gelecek nesillere değer katabilmek vizyonuna sahip olduğunu belirten SosyalBen Akademi Genel Müdürü Ece Çiftçi, bu vizyonu sürdürülebilir kılmak için 2015 yılında SosyalBen Akademi şirketini kurduklarını, SosyalBen Akademi’nin sosyal sorumluluk bilincine sahip kurum ve kuruluşlar ile öğrencilere, doğru sosyal sorumluluk projeleri geliştirmede danışmanlık vererek rehber olduğunu dile getirdi.

 

SosyalBen, Ece Çiftçi’nin başka insanlara yardım etme, değer katma ideali ile kurulmuş bir sosyal sorumluluk hareketi. Bugün SosyalBen Vakfı, SosyalBen Akademi ve SosyalBen Store olarak faaliyetlerini sürdüren SosyalBen’in kuruluş hikayesini ve SosyalBen Akademi’nin çalışmalarını ve hedeflerini SosyalBen Akademi Genel Müdürü Ece Çiftçi ile konuştuk

 

SosyalBen’in kuruluş hikayesini dile getirmek adına sözü size bırakmak istiyorum…

Ben 14 yaşındayken sivil toplumda çalışma şansım oldu.  Bir gün okulumuza gelen Columbia Üniversitesi profesörü Peter Daglish Nepal’de yaptığı çalışmaları anlatıyordu. Birinin bir başkasına profesyonel anlamda bu kadar yardım edebildiğini ilk defa orada gördüm, o kavramlarla ilk defa orada tanıştım ve çok etkilendim. Bende “Ben de başkalarının hayatına dokunabilirim.” düşüncesi oluştu. Kendimi tanımaya başladığım, sosyal becerileri keşfettiğim bir zamandı. Matematikte çok başarılı değildim ama keman çalıyordum. Bir gün okul gösterisinde önce matematikten ödül alan arkadaşımız çıktı, arkasından sahneye ben çıktım ve keman çaldım. Ve bir aydınlanma anı oldu: matematik ödülü alan arkadaşımla aynı sahneye çıkıyor, onun gibi ben de alkışlanıyordum. O yüzden benim matematikle uğraşma gibi bir zorunluluğum kalmamıştı aslında. Ailemden de bu anlamda destek aldım. Ardından sahip olduğum olanakları başkalarıyla paylaşma düşüncesiyle SosyalBen’in temellerini attım. Arkadaşlarımdan ve öğretmenlerimden destek istedim. Proje fikrimi İbrahim Betil’le paylaştım. O yaz tatilinde Şanlıurfa’nın Suriye sınırına yakın bir gençlik merkezinde 250 öğrenciyle çalışarak ilk projemi gerçekleştirdim. Ondan sonra ben lise hayatım boyunca sahaya çıktım. Mezun olma evremde sosyoloji okumaya karar verdim, üniversitede 1,5 yıl kulüp olarak devam ettik, sonra dernekleştik. Ardından SosyalBen, çalışmalarına vakıf olarak devam etmeye başladı.

 

Hedefleriniz dahilinde bugün geldiğiniz nokta için neler söylemek istersiniz?

Aslında hedefler çok, o yüzden şu an için kendimizi bir noktada görmüyorum. Daha yolumuz var. Bizim vizyonumuzda insana ve özellikle çocuklara, gençlere dokunmak, değer katmak var. Bu işi sürdürülebilir kılmak için 2015 yılında SosyalBen Akademi şirketini kurduk. Vakıfla beraber 3 kurumun ortak vizyonuna baktığımızda da yaşadığımız dünyadan sorumlu olmayı ve gelecek nesillere değer katabilmeyi amaçlıyoruz.

 

Bu sosyal girişimcilik ve sosyal şirket kavramı Türkiye’de çok yeni kavramlar. Sizi SosyalBen Akademi şirketini kurmaya iten neydi?

Biz bir dönem bağış ve sponsorlukta çok sıkıntı yaşadık. Uzun vadede hep aynı kişilere gidiyoruz, aynı kurumsal firmaların aynı yöneticilerinden benzer paralar istiyoruz. Biraz da gündeme göre projeyi farklı kılmaya çalışıyoruz. Kurumsal sosyal sorumluluk da devreye girdiği için bu durum beni çok kaygılandırdı. Çünkü bu hobi olarak yaptığım bir şey değil. Ben sponsor bulamazsam bu iş olmayacak mı kaygısı beni araştırmaya itti. Dünya ne yapıyor, dünya bunu nasıl algılıyor, nasıl yorumluyor diye baktık. Onların aslında üçüncü sektörden kendilerini fonladıklarını Amerika’da, Avrupa’da gördük. Aslında bu işten para kazanıyor olmak yanlış veya ayıp bir şey de değil. Tam tersine sürdürülebilirliği destekliyor. O dönemlerde şemsiye satıyorduk projelerimize gelir getirsin diye. Önce şemsiyeyle başladık, sonra defter ekledik. Bu, 10-15 kalem ürüne ulaşınca SosyalBen Store’u kurduk. Daha sonra e-ticaret mağazası kurmak için lidyana.com ve n11.com ile işbirliği yaptık ve aynı zamanda Mudo mağazalarında da ürünlerimizle yer almaya başladık. Mudo ile 8 şube ile başladık, şu an 22 şubeye ulaştık. SosyalBen Store, vakfın iktisadi işletmesinin bir parçası ama orada kendi içinde bir mağazacılık ilerliyor. Öncelikle ürünlerimizin beğenilmesini istedik ve bunu da tasarımla yaptık. Bağış ikinci planda kaldı.

 

Diğer taraftan şunu fark ettim; sosyal sorumlulukla ilgilenmek hayatımızın belli dönemleriyle sınırlı kalıyor. Üniversite ve emeklilik dönemleri… Ama bizim ihtiyacımız düzenli destek, düzenli katılım, aynı zamanda düzenli bağış, düzenli projeler… Öyle olunca da ben şöyle düşündüm; her işin bir danışmanlığı var. Sosyal sorumluluk alanında neden danışmanlık olmasın. Bunun üzerinde kafa yordum ve bir eğitim programı oluşturur gibi, danışmanlık hizmeti kapsamında ne tür hizmetler verebileceğimizi belirledik. Sonra bunu özel okullara ve kurumsal firmalara sunmaya başladık. Kurumsal firmalar “kurumsal sosyal sorumluluk” departmanları için bizden destek almaya başladı, onlar da topluma değer katmaya çalışırken SosyalBen Akademi’den profesyonel yardım alarak marka itibarları ve yarattıkları faydayı iki katına çıkardılar. Özel eğitim kurumlarındaki öğrenciler de,  sosyal sorumluluk projeleriyle yaşadıkları dünyadan sorumlu olması yanında üniversitede de iş hayatında da fark yaratacaklar aslında.

 

Tüm yaşamlarını etkileyecek ve kesintiye uğramayacak…

Kesinlikle. Çünkü bunu içselleştirmiş olacak. Özel okullara biz bunu sunmaya başladık. Biz dedik ki: Sosyal bir şirketiz, sosyal sorumluluk amacı güdüyoruz. Böylece 2015’te başladık. Önce özel okullar geldi, sonra bireysel öğrenciler gelmeye başladı. Yurt dışından özellikle öğrenciler çok geliyor. IB Sistemi ile hazırlanacak öğrenciler bizim kapımızı çok çalıyor. Çünkü hem sosyal sorumluluk projesiyle fark yaratmak istiyor hem de üniversiteyi bu farkla yakalamak istiyor. Bizimle birlikte çalışıyorlar. Bu kapsamda bizimle hem kendi projesini üretiyor hem de kendi avantajlı sosyal çevresinden olmayan dezavantajlı gençlerle iletişime geçmiş oluyorlar. Sosyal sorumluluk projelerinin toplumun iki ucunda yer alan ve hiçbir zaman bir araya gelmeyecek grupları bir araya getirmek gibi yadsınamaz bir artısı var.

 

Siz bunun için özel okullarla başladınız. Peki, Milli Eğitim Bakanlığı’na bu danışmanlık modelini anlatmak için başvuru yaptınız mı?

Aslında yaptık. Biz iki yıldır bu modeli uyguluyoruz. Bu modeli uygularken bunun çıktılarını da kendimiz tuttuk. Öğrenciye, öğretmene, eğitim kurumuna ve topluma çıktıları ve kazanımlarını anlatarak bireysel öğrencilerle ve eğitim kurumlarıyla ayrı ayrı ilerliyoruz. Biz bunu yaparken, 8 Haziran 2017’de Milli Eğitim Bakanlığı, Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğini yayınladı. Şimdi biz de Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmeyi bekliyoruz. Çünkü bizim faaliyetlerimizin hazırlanan yönetmeliğin kapsamında olan çok fazla çıktısı var. En başta dediğim gibi birbirini tanımayan iki grup SosyalBen Akademi sayesinde tanışıyorlar. Değişen sınav sistemi ile öğrencinin akademik performansının yanı sıra yaşadığı topluma karşı duyarlı ve sorumlu oluyor olması çok önemli olmaya başladı. Özellikle dünya, öğrencileri değerlendirirken bu şekilde ilerliyor. Türkiye’de de bunun adımları atılıyor, bu adımlar atılırken SosyalBen Akademi olarak alanda öncü olup, MEB ile birlikte “yaşadığımız yerden sorumlu olmayı” bir bilinç haline getirmeyi amaçlıyoruz.

 

Sosyal sorumluluk bilincinin eğitimle sürdürülebilir hale gelmesi lazım…

Kesinlikle bunun yayılması lazım. Biz zaten bunu yaparken toplumsal öğrenme dediğimiz bir metot uyguluyoruz. Bu metot aslında şunu söylüyor: Farklı disiplinleri kullanarak çocuğun toplumdan sorumlu olması. Biz SosyalBen Akademi’de de hep bu metodu kullandık. O yüzden SosyalBen Akademi ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği gerçekleşirse bunun çarpan etkisi çok fazla ve farklı olacaktır.

 

Özel sektör kuruluşlarının SosyalBen Akademi’ye bakışını nasıl yorumluyorsunuz?

SosyalBen Akademi olarak kurumsal ayakta şirketlere doğru sosyal sorumluluk stratejileri sağlamaya çalışıyoruz. Onlar da bizimle çalışmak istiyorlar. Çünkü sosyal sorumluluk marka itibarına inanılmaz destek oluyor. Marka itibarının yanı sıra tüketiciler daha sorumlu olan kuruluşların ürün ve hizmetlerini tercih ediyorlar. Onun dışında strateji hazırladığımız şirketlerde sosyal sorumluluk projeleri personel aidiyetini de çok güçlendiriyor. Biz zaten şirketlere şunu öneriyoruz hep: çalışanlar sosyal sorumluluk projelerine mutlaka dahil edilmeli.

 

Yeni jenerasyon sizin çalışmalarınıza nasıl bakıyor?

Bence bu anlamda şanslıyız. Çünkü şirkette çalışanların büyük çoğunluğu yeni jenerasyondan. Bir önceki jenerasyon da tecrübeleriyle destek veriyor. Ekip arkadaşlarım ne mesai saati ne de iş tanımı kavramlarını tanımaksızın çalışıyor. Akademinin en sevdiğim yanlarından birisi de burada çalışanların çoğunluğunun kadın olması.

 

Bu alanda tek misiniz Türkiye’de?

Sosyal sorumluluk proje danışmanlığını eğitim sektörüne veren tez kurumuz. Fakat, özel sektörde aynı anda faaliyete başladığımız kurumlar var.

 

Sektör oluşmaya başladı diyebilir miyiz bu alanda?

Evet, sektör oluştu. Sektörün sadece daha fazla kendini anlatmaya ve tam ne yaptığını herkese ulaştırmaya ihtiyacı var, bunun için de bol bol iletişim halinde olmak ve görünür olmak çok önemli.

 

Yabancı oyuncular da var mı bu alanda?

Yabancı kurum Türkiye’de yok.  Ama Amerika, Kanada ve Hong Kong bu alanda önde. Zaten bu işin çıkış noktası yurtdışı.

 

Peki, uluslararası ölçekte ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Aslında vakıf olarak uluslararası alandayız. Türkiye’de kurulan bir vakıfız ama uluslararası misyonumuz da var. Öğrencilerin yeteneklerini geliştirmek için atölye çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmaları Ürdün’de, Afrika’da, Kamboçya’da, Nepal’de, Moğolistan’da yaptık. Uluslararası çalışmalarımız ikiye ayrılıyor: Gelişmiş ülkelerde Ar-Ge yaparken gelişmekte olan ülkelerde de bu çalışmaların uygulamasını yapıyoruz.

 

2017 nasıl bir yıl oldu sizin için? Ve 2018 ile ilgili hedef ve öngörüleriniz nelerdir?

Proje ve görünürlük anlamında 2017 çok verimli oldu. Biz Türkiye’de 54 ilde şimdiye kadar 18 bin çocuğa ulaşmış bir sivil toplum örgütüyüz. İnsanlar SosyalBen’i biliyor ama anlatamıyorlardı. O yüzden kamu spotu hazırladık. O kamu spotu ile çok güzel geri dönüşler aldık. O yüzden 2017 yılı iletişim anlamında çok değerliydi. Türkiye-Ürdün ilişkilerinin 70’inci yılı nedeniyle Ürdün Büyükelçimiz Türkiye’den sivil toplumu temsil için bizi davet etti. Orada Birleşmiş Milletler’in kampında çalıştık. Ayrıca ben G20 toplantısına katıldım. Aslında SosyalBen’i, dolaylı olarak da Türkiye’yi yurt dışında anlattığımız güzel bir yıl oldu.

 

Şirket bünyesinde ise 2017 bol bol Ar-Ge sürecimizi geliştirdiğimiz ve dünyadaki örnekleri hem kurumsal şirketler hem de eğitim kurumları için Türkiye’ye uygun modele dönüştürdüğümüz ve bu araştırmaların eşiğinde işbirliği sayımızın arttığı bir yıl oldu.

 

2018’de SosyalBen Akademi bazında hedefimiz daha fazla eğitim kurumu ve kurumsal firmayla çalışmak ve Milli Eğitim ile birlikte okullarda öğretmenlerin sosyal sorumluluk konusundaki eğitimlerini veriyor olmak. İkinci olarak SosyalBen Akademi’nin daha görünür olması hedeflerimiz arasında. Ne kadar görünür olursak o kadar geri bildirim almış olacağız.