RÖPORTAJ — 2 Ocak 2018 at 20:08

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI DR. FARUK ÖZLÜ: HEDEFİMİZ, TEKNOLOJİ ÜRETEN BİR TÜRKİYE OLUŞTURMAK!

 

 

Türkiye’nin bütün söylemlere rağmen 2017 yılında dünya çapında rekor bir büyüme gerçekleştirdiğini söyleyen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, “Teknoloji transfer eden değil, teknoloji üreten bir Türkiye oluşturmak istiyoruz” dedi.

 

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü; “Bütün konuşmalar ve bütün söylentilere rağmen Türkiye büyüyor. Türkiye birinci çeyrekte büyüdü, ikinci çeyrekte büyüdü. Üçüncü çeyrekte ise dünya çapında dünya ölçeğinde bir büyüme rekoru kırdı. Toplamını aldığımızda ortalama Türkiye’nin büyümesi 7.3’tür. Peki sanayi büyümesi ne kadar? Sanayimiz üçüncü çeyrekte yüzde 15.8 büyüdü. Ortalama yüzde 11.1 Türkiye’nin genel büyümesi, imalat sanayimizin büyümesi yüzde 15.8’tir. Bununda ortalamasını aldığımızda imalat sanayimizde toplam 3 çeyrekte ki büyümemiz toplam yüzde 9,4’tür. Türkiye büyüyor, Türkiye büyümeye devam edecek” ifadelerini kaydetti.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, yurt dışında Türkiye’nin OSB’ler kuracağını ifade ederek; “Organize Sanayi Bölgeleri Türkiye’nin planlı sanayileşmesinin en önemli alt yapı unsurlarından birisidir. Türkiye OSB kurma, bunları geliştirme ve yönetme konusunda son 50-60 yılda ciddi bir deneyim ve bu deneyimi önümüzde ki dönemlerde yurt dışına ihraç edeceğiz. Yurt dışında OSB’ler kuracağız ve bunları işleteceğiz, yöneteceğiz” dedi. Faruk Özlü, bilim ile sanayi arasında bir bağ kurmak istediklerini belirterek “Bizim bilim, sanayi ve teknoloji politikalarında konusunda yeni bir yaklaşımımız var. Bizim bilim ve teknoloji politikaları ile sanayi politikalarının eş zamanlı belirlenmesini istiyoruz. Bu konuda ısrarcıyız. Bunu neden böyle istiyoruz? Çünkü bilimden teknolojiye, teknolojiden sanayiye bir bağ kurmak istiyoruz. Bilimin çıktısı, teknolojiye girdi, teknolojinin çıktısının, sanayiye girdi olmasını istiyoruz. Topluma ekonomik ve sosyal fayda sağlamayan bilim bizden uzak olsun. Bizimle alakası yok. Topluma ekonomik ve sosyal fayda sağlamak esastır. Dolayısı ile biz bilimden, teknolojiye, teknolojiden sanayiye bir bağ kurmak istiyoruz. Bazı akademik yaklaşımlar var. Bunları tasvip etmiyoruz. Ben bilimin faydası olup, olmadığına bakmam. Benim için bilmek önemlidir diyen görüştüğüm akademisyenler var. Yaptığımız çalışmaların, yaptığımız işlerin önce neye faydası var diye soracağız. Topluma bir faydası yoksa, insanlığa bir katkı sunmuyorsa, medeniyetin oluşumuna girdi sağlamıyorsa o bilimin, o bilginin, o teknolojinin bizimle alakası yok. Dolayısı ile biz bu bağı çok önemsiyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin esas odaklanması gereken noktanın endüstriyel arama olması gerektiğini söyleyen Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü; “Biz kendi teknolojisini üreten bir sanayi dönüşümünü hedefliyoruz. Bütün dünya endüstri 4-0 diyor. Fakat Türkiye’de bazı çevrelerin endüstri 4-0’ı iyi anlamadıklarını görüyorum. Her şeye 4-0 diyorlar. Geçen bir iş adamı proje getirdi. Diyarbakır 4-0 diyor. Birisi eğitim 4-0 diyor. Bu 4-0 sanayi devrimidir. Buna bazı ülkeler toplum 5-0 diyor. Teknolojideki dönüşümün toplumsal dönüşümü tetiklemesi nedeniyle toplum 5-0 diyorlar. Biz sanayi 4-0 ile ilgili çalışmalarımızı gelecek yılın ilk yarısında paylaşacağız ve açıklayacağız. TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, YASED, TİM, TTGB ile birlikte ortak bir platform oluşturduk. Onlar raporlarını getirdiler. Nedir bu raporlar? Türkiye’nin yol haritasını hazırlıyoruz. Endüstri 4-0 dedikleri dönüşümüm Türkiye’de ki yol haritasını hazırlıyoruz ve buna biz Türkiye’nin kendi sanayi devrimi demek istiyoruz. Kopya etmek değil, kendimiz hazırlamak istiyoruz. Bakın Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü var. Diyor ki; ‘bilim tetkikle olur, tercüme ile olmaz’ diyor. Öyle tercüme ile Almanlar 4-0 demiş bizde 4-0 diyelim her şeye 4-0 diyelim, şehirler 4-0, eğitim 4-0 bu şekilde olmaz. İnşallah önümüzdeki yıl Türkiye’nin kendi sanayi devrimini yapacağız. Biz buna Akıllı Toplum 5-0 demek istiyoruz. Sadece teknolojideki dönüşümü değil teknolojideki dönüşümün toplumdaki dönüşüme yansımalarını dikkate almak istiyoruz. Biz yapmasak da, biz dursak da dünya dönüşüyor. Dünya ilerliyor, biz bunun gerisinde kalamayız. Birinci ve ikinci sanayi devrimlerini 100 yıl geriden takip ettik. Üçüncüsünde 30 yıl gerideydik. Bu 4-0 denilen hadisede çok geride sayılmayız. 3-4 yıl aramızda bir fark var. Türkiye’de maalesef bu konuda yapılan anlamlı bir çalışma da yok. Bizim üniversitelerimizde bilimsel kapasiteleri arttırmamız lazım. Üniversitelerimizin bilgi üretmesi lazım. Ya bilgi üretip bunu teknolojiye dönüştürürsünüz, ya da teknoloji üretirsiniz transfer edersiniz. Teknoloji transferi çok güzel bir durum gibi görünüyor ama aslında biz teknoloji satın alıyoruz. Parasını veriyoruz ve satın alıyoruz. İmalat bilgi paketi, üretim bilgi paketlerini parasını verip satın alıyoruz. Teknoloji denilen şey aynen bir sermaye gibidir. Kapitaldir. Biz teknoloji transfer eden değil, teknoloji üreten bir Türkiye oluşturmak istiyoruz. Sanayimizin teknoloji üretmesini istiyoruz. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu alanda teknolojisini kendisinin üretmesini istiyoruz. Bunu üreteceği yerde teknoparklardır” dedi.

 

“MİLLİ VE YERLİ ŞUURUNU HER ALANDA HAYATA GEÇİRMEMİZ GEREKİR”

 

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, “Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümet olarak hep milli ve yerli vurgusu yapıyoruz. Bu vurgu sadece sözde öylesine yapılan bir vurgu değildir. Milli ve yerli önceliğimizi her alanda uygulamaya döküyor, bu unsuru sadece siyasetimizin değil, icraatımızın da merkezine yerleştiriyoruz” dedi.

Bakan Özlü, “Dünya’da amansız bir mücadele devam ediyor. Yayılmacı hevesler, sınır tanımaz bir şekilde her alanda kendini hissettirmeye devam ediyor. Güçlü ülkeler, her alanda var olmanın mücadelesini kıyasıya ve çoğu zaman maalesef kıyıcı bir şekilde sürdürüyor. Ekonomiden siyasete, tüm kartlar açık bir şekilde oynanıyor” diye konuştu.

Modern istila yöntemleriyle toplumların dize getirilmeye çalışıldığını belirten Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, bu dize getirme çalışmalarının bir yanında askeri ve ekonomik baskıların diğer yanında ise aslında daha dipte daha derinde çok daha sinsi, kesintisiz bir istila mekanizmasının olduğunu çok iyi bir şekilde işlediğini ifade etti. Bakan Özlü, bu istila mekanizmasının dil, kültür ve değerler istilası olduğunu bildirdi.

“Dil bilincinin toplumda yerleşmesi ve gelişmesini sağlamak için bir araya gelmek zorundayız” diye konuşan Bakan Özlü, sinsi mekanizmanın en öncelikli hedeflerinden bir tanesinin toplumların dili olduğunu belirtti.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü; “Dilini bozdukları bir toplumun her şeyini bozabilirler. Dillerini yönettikleri bir toplumu her alanda yönetebilirler. Dillerine yabancılaştırdıkları bir toplumu her türlü değerlerine karşı duyarsız hale getirebilirler” dedi.

Modern insanın bunalımını tarif eden yabancılaşmanın felsefecilerin ve psikologların çok yakından ilgilendiği bir kavram olduğunu ifade eden Bakan Özlü; ancak yabancılaşmanın sadece bireylerde ortaya çıkan bir durum olmadığını, yabancılaşmanın çeşitli şekillerde modern toplumları da özünden uzaklaştırıp çürümeye götüren bir kavram olduğunu kaydetti.

Bunun en tehlikelisinin bir toplumun diline yabancılaşması olduğunu dile getiren Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü; “Diline yabancılaşan bir toplum ilk düğmeyi yanlış iliklemiş demektir. Kadim kuraldır, ilk düğmeyi yanlış iliklersen sonraki düğmeler de hep yanlış iliklenir. Dilini koruyamayan, onu geliştiremeyen, zenginleştiremeyen, toplumlar ne kendi özgün kültürünü oluşturabilir, ne de milli değerlerini koruyabilirler. Dili yoz bir toplumun, kültürü de yozdur, edebiyatı da yozdur ve yozlaşmış bir toplum güdülmeye mahkumdur. Milli birliğimizin en önemli unsuru olan dilimizi koruyamazsak ülkemizi de koruyamayız, devletimizi de koruyamayız, milletimizi de de koruyamayız” diye konuştu..

Bakanlık olarak bu anlamda ciddi bir proje yürüttüklerini aktaran Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, şunları kaydetti:  “Sizin Türkçe karşılığı olan hiç bir kelimenin yerine yabancı kelime kullanılmasın ilkenizle, bizim ithalata karşı başlattığımız yerli ürün seferberliği aslında aynı dertle dertlendiğimizin göstergesidir. Nasıl ki biz 1000 ürün 1000 KOBİ projemizle Türkiye’de üretebileceğimiz ancak ithal ettiğimiz ürünlerin üretimini Türkiye’de yapmaya başladıysak sizlerin de benzer çalışmaları dil alanında yapmanızdan memnuniyet duyuyoruz. Çünkü eğer peşinden gidilecek bir ülke olacaksak, milli ve yerli şuurunu her alanda hayata geçirmemiz gerekiyor. Ancak açık konuşmak gerekirse bu anlamda almamız gereken daha çok mesafe var. Üretilen mal ve ürünlerin isimlerinden ticari unvan ve adlara… yabancılaşmanın yozlaşmanın ve özentinin hızla arttığını maalesef görüyoruz. Teknolojinin hayatımızın her alanına girerken beraberinde yabancı kavramları da getirip hayatımızın orta yerine soktuğu bir sır değildir. Hal böyle ama hep böyle kalmak zorunda değil. Türkiye büyük bir ülke, Türkçe çok zengin bir dil. Kendi bilim dilimizi de kavramlarımızı da oluşturabilecek, yerleştirebilecek güçteyiz ama bunun için üretmeliyiz. Bilimi Türkiye’de üretirsek, bilim dilini de Türkçe yaparız. Teknolojiyi Türkiye’de üretirsek teknolojinin kavramlarını da Türkçeleştiririz. Sanayi ürünlerini de Türkiye’de üretirsek isimlerini de bu topraklardan çıkartırız. Çocuğu doğan nasıl adını koyarsa, biz de bilgi üretirsek, teknoloji üretirsek, sanayi olarak üretirsek bunun da ismini kendimiz koyarız.”

Bakan Özlü, bir dilin bilim dili olabilmesi için konuşulduğu toplumda bilgi üretiminin de var olması gerektiğini vurgulayarak; “Bu yüzden bilgi üreteceğiz, bilim üreteceğiz. Bilim üreterek Türkçemizi, dilimizi yükselteceğiz. Bunun için hedefimizi bilim merkezi, teknoloji üssü ve ileri sanayi ülkesi Türkiye olarak belirledik. O hedefe ulaşmak için araştırma, geliştirme ve yenileşme seferberliğini başlattık ve inşallah bu hedefe ulaşacağız. Rahmetli şair ve yazar Fazıl Hüsnü Dağlarca, ‘Türkçe benim ses bayrağım’ derken hepimizin hislerine tercüman olmuş hepimizin bam teline dokunmuştur. Gerçekten de ana dilimiz olan Türkçemiz yere düşürmeden göklere çıkarmamız gereken bayrağımızdır. Türkçe bayrağına sahip çıkmak, dilimizle ve edebiyatımızla kanatlanmak, bu bayrağı rüzgarsız bırakmamak, memlekete dair hedefleri, umutları olan hepimizin ortak vazifesidir. Değerli edebiyat gönüllüleri, alanlarımız farklı olsa da derdimiz aynıdır. Aynı dertle dertlenen bir kardeşiniz olarak faaliyetlerinizle çok önemli bir boşluğu doldurduğunuza inanıyorum. Türkçe konuşacağız, Türkçe düşüneceğiz, Türkçe seveceğiz, Türkçe hayal kuracağız.” diye konuştu.