RÖPORTAJ — 1 Şubat 2018 at 21:39

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ, ELEKTRİK ELEKTRONİK BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: YERLİ OTOMOBİL HİDROJENLİ OLMALI!

 

Geleceğin otomobil teknolojisinin hidrojen enerjisi ile çalışan araba olacağına dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektrik Elektronik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sıddık Yarman yerli otomobili üretecek babayiğitlere şöyle sesleniyor: “Siz bu arabayı hidrojen enerjisi ile çalışan bir araba yapın ki geleceği yakalayın. Yapılmışı bir daha yapmanın; benzin motorlu, dizel motorlu bir araba teknolojisi geliştirmenin bir hayrı yok. Şu ana kadar yapılanlar içerisinde dünyada daha iyisini yapma şansınız da zaten yok.”

 

Prof. Dr. Sıddık Yarman, 1974 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Fakültesi, Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Yüksek Lisansını 1978 yılında Stevens Institute of Technology’de Elektrik Mühendisliği Bölümü-Matematik dalında tamamladı. Doktorasını Cornell Üniversitesi Elektrik Mühendisliği-Matematik dalında 1982 yılında tamamlayan Sıddık Yarman, 1984 yılında Yardımcı Doçent Doktor ünvanı ile Anadolu Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi’nde akademik kariyerini sürdürdü. Amerika ve Japonya’da uzun süre öğretim görevlisi olarak bulunan Yarman 2004 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektrik Elektronik Bölümünün Başkanlığını yürütüyor. Ulusal ve uluslararası birçok bilimsel ödüle, 250’den fazla bilimsel makaleye ve haberleşme teknolojileri üzerine projelere ve kitaplara imza atmış Prof. Dr. Sıddık Yarman ile İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektrik Elektronik Bölümünün projelerini konuştuk.

 

Başkanlığını yaptığınız İstanbul Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünün misyonundan bahseder misiniz?

İki temel görevimiz var. Birincisi; üniversite olarak endüstrinin ihtiyacı olan akıllı mühendisleri yetiştirmek. İşsiz üniversite mezunu değil, eli iş tutan, konusunu bilen mühendis yetiştirmek. Benim İstanbul Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölüm Başkanı olarak hedefim hep bu olmuştur. Benim bir tane öğrencim işsiz değil. Daha mezun olmadan iş buluyorlar; bu güzel bir şey.

 

Diğer temel görevimiz ise bilimsel araştırmalar yapmak. Biz çok ciddi bir araştırma bütçesine sahibiz. Bu bütçeyle bugüne kadar hep endüstriyle ilintili projeleri destekledik. Çok da güzel sonuçlar aldık.

 

Odaklandığınız projelerden bahsedebilir misiniz?

Bölümümüzde bir mikrodalga mühendisliği laboratuvarı kurduk. Bu laboratuvarda özellikle GSM haberleşmesi, telsiz haberleşmeleri ve askeri telsiz haberleşme ve anten konularında muhteşem işler yaptık. Dünyadaki en ileri mikrodalga güç kuvvetlendirici tasarım tekniklerini biz literatüre buradan sunduk. Bir şeyi keşfetmeden önce hayal kurmanız lazım. Önce biz bunun hayalini kurduk. Bu fikirleri ürettik. Özgün fikirleri bir araya getirdik, bu fikirlerden bir matematik teorisi ürettik. Matematik teorisinden sonra bunun bilgisayar programlarını işler hale getirmek ve prototipi geliştirmek lazımdı; prototipi geliştirdik. Dünyada standardı olmayan, hiç kimsenin elinde olmayan yepyeni bir ses-kodlama tekniği keşfettik. Bu tamamen bizim kodlama sistemimiz. Bu kodlama sayesinde telefon görüşmeleri hiçbir şekilde dinlenemiyor. Ses kodlama tekniğimizi bugünlerde resim ve video uygulamalarında da kullanacağız.

 

Şifreleme ortadan kalkıyor mu?

Şifreleme diye bir şey yok. Bu inanılmaz bir şey. Araya girip konuşmayı kimse dinleyemez.  Çünkü standardı yok; daha önce hiçbir yerde çıkmamış, kimse nasıl çalıştığını bilmiyor. Burada kurduğumuz sistemin mucidi biziz. Geliştirenler ise doktora öğrencilerimiz ve projemizde çalışan mühendis arkadaşlarımız. Bu sistemi mucidinin bile çözemeyeceği şekilde yaptım ki devletler bunu güvenli bir şekilde kullansınlar. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı gibi üst makamlar bu sistemle güvenli konuşacaklar. Bu çalışmamızın mali desteğini TÜBİTAK’tan temin ettik. Yine bir Vakıf-Devlet kuruluşu olan STM AŞ ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Son birkaç yıldır yerli otomobili tartışıyoruz. 2004 yılından bu yana başkanlığını yaptığınız Elektrik-Elektronik bölümünün bu alanda yaptığı çalışmalar var bildiğimiz kadarıyla. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

Japonya’da Tokyo Teknoloji Enstitüsü’nde birkaç yıl görev yaptıktan sonra 2007 yılında İstanbul Üniversitesi’ne Elektrik Elektronik Bölüm Başkanı olarak geri döndüm. Göreve başlar başlamaz, öğrencilerimizin yönlendirmesiyle, güneş enerjisi ile çalışan araba yapma hedefini koyduk. Akademisyen ve öğrenci arkadaşlarımızla beraber SOCRAT adını verdiğimiz arabayı tasarladık ve 2009’da TÜBİTAK Formula-G Güneş Enerjili Araç Yarışında şampiyon olduk. Üst üste dört kez bu başarıyı tekrarladık. Kupalarımızı koyacak yer kalmadı. Bu proje bize güneş panellerinin nasıl kullanıldığını öğretti. Ancak pratik değeri sınırlıydı. Güneşten elde ettiğimiz enerji elektrik enerjisi. Enerjisi ister güneşten, ister rüzgardan, ister hidrojenden al, sonuçta arabayı elektrik motoruyla çalıştırıyorsun. Esas olan elektrik motoruyla çalışan bir araba yapmaktı. TÜBİTAK bunun da yarışmasını yaptı. “Elektrikle çalışan bir araba yapacağız.” dedik; yapar yapmaz gene Türkiye şampiyonu olduk.

 

Bu gelişmelerin sonrasında hidrojenli araba hedefini önümüze koyduk. Çünkü güneş enerjisini toplayabilmek için arabayı büyük yapmak zorundasınız. Bu zorluk nedeniyle güneş arabalarından hidrojenli araba projesine geçiş yaptık. Aynı dönemde TÜBİTAK artık hidrojen arabasında yarışma yapacağını açıkladı. Bu doğru bir karardı. Çünkü bir araba 1 kilo hidrojenli tüple 400-500 km yol yaparken güneş enerjili arabayla 50-60 km yapıyordu. Pratik hiçbir tarafı yoktu. 2011 yılında Hidroist adıyla ekip kuruldu. 2012 yılında TÜBİTAK’ın Alternatif Enerjili Araçlar Yarışında alınan tasarım ödülü ile başlayan bol ödüllü başarılı bir süreçten geçerek bugüne kadar geldik.

 

Özetle; biz İstanbul Üniversitesi olarak Türkiye’de en iyi arabaları yapmışız.  Bunu da bizim lisans öğrencilerimiz yapıyor. Sistem entegrasyonu kabiliyeti geliştirmişiz. Dolayısıyla bu sistem gayet güzel çalışıyor. Elektrik motorunu yapması iş bile değil. Ancak seri üretim yapmak için bir yapı oluşması lazım.

 

Peki, Türkiye’de iyi tasarımcılar var mı?

Evet, iyi tasarımcılar var. Diğer taraftan TÜBİTAK’ın kendi bünyesinde yaptığı çalışmalar var. TÜBİTAK’ın Başkanı Profesör Dr. Arif Ergin de çok değerli bir arkadaşımız. O da çok güzel çalışmalar yapıyor. TÜBİTAK, lityum iyon batarya teknolojisi geliştiriyor. Ama gelecek bana göre hidrojen enerjisiyle çalışan araba teknolojilerinde.

 

Ama milli araba herhalde elektrikli olacak…

O da netleşecek. Orada zaten çok büyük isimler var. Hepsini tanıyoruz, biliyoruz. Hepsi fevkalade saygın gruplar.

 

İstanbul Üniversitesi bu kadar bilgi birikimine rağmen neden bu projede değil? Farklı bir üniversite de göremiyoruz bu projede.

Bundan sonra üniversiteye gelmelerini bekliyorum. Bana gelir danışırlarsa kendilerine “Arkadaşlar, siz bu arabayı hidrojen enerjisi ile çalışan bir araba yapın ki geleceği yakalayın. Yapılmışı bir daha yapmanın kimseye bir hayrı yok. Benzin motorlu, dizel motorlu bir araba teknolojisi geliştirmenin bir hayrı yok. Şu ana kadar da yapılanlar içerisinde dünyada daha iyisini yapma şansınız da zaten yok” diyeceğim.

 

Bütün dünyada araba teknolojisi değişiyor. Elektrik motorlarına yönelim var; Türkiye’de de elektrik motorları yapılabilir. Bir grubun ayrıca elektrik motoru üzerinde çalışması lazım. Anadolu’nun dört bir tarafında elektrik motorları yapılıyor. Araba teknolojisine uygun motor yapılabilir. Biz İstanbul Üniversitesi olarak Japonya’dan ithal ettiğimiz silikalı saçlarla arabalarda çalışan elektrik motoru yaptık.

 

Ülke olarak çalkantılı bir süreçten geçiyoruz. Bu zorlu dönemde “Bir ülkeyi bağımsız kılacak en önemli unsurlar nelerdir?” diye sorsam, nasıl bir cevap verirsiniz bize?

Bir ülkeyi ayakta tutan en temel yapı taşı insan beynidir, insan gücüdür. Bir ülkede insan gücü varsa o ülke güçlü bir ülke olur, güçlü bir devlet olur. Bir ülkenin insan gücü yoksa hiçbir şey olmaz. Bilim ve teknoloji gücü de insan gücüyle alakalıdır. Bir ülkede beyin varsa bilim ve teknoloji vardır, bilim ve teknoloji varsa güçlü bir ekonomi ve ordu vardır. Dolayısıyla her şey insandan başlar. Akıl-Bilgi Birikimi ve Mlli Birliktelik’ten başlar. Beni son zamanlarda en çok üzen şey elimizdeki insan gücünü bozuk para gibi harcamış olmamızdır. Çünkü gerek silahlı kuvvetler içerisinde gerek üniversitelerdeki insan gücünün bir kısmı yanlışlıkla bazıları da dış mihraklar tarafından kötü niyetli olarak yetiştirildiği için tasfiye edildi. Bu memleketi seven güzel insanlar var. Tabii ki en gelişmiş ülkelerden bilgiyi alıp gelecekler. Ben 10 sene Amerika’da kaldım, bir o kadar sene Avrupa’da ve Japonya’da hocalık yaptım. Ama ülkeme döndüm ve 1984 senesinden beri Türkiye’de çalışıyorum. Devletimiz için çalışıyorum. İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim. İnsanlar kolay yetişmiyor. Devletin en kritik noktalarında memleketini seven ve iyi yetişmiş insanları görevlendirmek lazım. Hainler memleketin içerisine girmiş olabilir, temizleniyorlar işte… Sonuçta ülkemizi akıllı-bilgili-yapıcı-yaratıcı konusunda ehil ülkemizi seven insanlarına teslim etmemiz lazım. Biz hep genç nüfusumuz var diyoruz ama bu nüfus iyi yetiştirilmezse maksat hasıl olmaz.