RÖPORTAJ — 5 Mart 2018 at 16:47

İSTANBUL KÜLTÜR EĞİTİM KURUMLARI OKULLAR KOORDİNATÖRÜ BİRİZ KUTOĞLU: BİR MARKA SADAKATİ YARATTIK!

 

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’nın sektöründe ilk akla gelen marka olduğuna vurgu yapan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, veli ve mezun memnuniyetini sağlayarak bir marka sadakati yarattıklarını dile getirdi.

 

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları inovasyonu kurum kültürü haline getiren az sayıda özel eğitim kurumundan birisi. 1960 yılından bu yana özel eğitimde ilk akla gelen isim olmayı başaran kurumun yeniliklerini Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu ile konuştuk.

 

Eğitim yılının başından bugüne kadar ki çalışmalarınızı yenilikler itibariyle konuşalım istiyorum. Bu sene neler yaptınız?

Türkiye’de okullar genelde iki dönemdir; birinci dönem-ikinci dönem. Biz geçen yıl aldığımız kararla okulumuzu 9’ar haftalık 4 çeyrek döneme geçirdik. Bir hafta güz tatili bir hafta ilkbahar tatili olarak… Bu yeniliği daha verimli bir eğitim için yaptık. Öğrencilerin bıkmadan usanmadan öğrenme heyecanının dinamik tutulması felsefesi üzerine kurguladık bunu. Uygulayan başka okullar da var elbette ama ender uygulayan okullardan biriyiz. Haliyle okulları 1 hafta önce açtık akademik takvime göre. Bu durum öğretmen hizmet içi eğitiminde bize bir hafta kazandırdı. Normalde okullarda öğretmen hizmet içi eğitimine zaman bulunamadığından dolayı sınırlılıklarla karşılaşılır. Biz bu sınırlılığı böylelikle kaldırmış olduk. Aslında iki dönem tarım toplumunun bize bir armağanı. İki dönem sonrasında 3 ay yaz tatilinin ülkemiz için büyük bir lüks olduğunu düşünüyorum. Çünkü ülkemizin çok çalışmaya ihtiyacı var. Özellikle eğitimcilerin çok çalışmaya ihtiyacı var. Eğer dünyadaki lider ülkeler arasına girmek istiyorsak, çalışmak zorundayız. Ama verimli çalışmak tabii. Şimdi ilk 9 hafta çocuklar okula daha kolay intibak ediyorlar, özledikleri bir ortama geliyorlar, heyecanlı ve aktif bir biçimde periyotu tamamlıyorlar. Bunun bir faydası daha var, çok uzun zaman geçmeden öğrenciye geri bildirim veriyorsunuz. Yani 18 hafta sonundaki karne değil, 9 haftanın sonunda bir karne veriyorsunuz. Haliyle öğrenme eksikliklerini daha kolay telafi etme olanağına sahip oluyorsunuz. Güz tatili ardından ikinci çeyrek, sonrasında tabi sömestr tatili… Şu an üçüncü çeyreğin içindeyiz; Nisan ayında ilkbahar tatili var. Böylece de kışın yoğunluğunun ardından ilkbaharın heyecanıyla birlikte çocuklarımızı yine bıkmadan okulda tutuyoruz. Çünkü havalar ısınınca öğrencileri sınıfta tutmak zor olur. Bu sistem okulda verimliği artıran bir yapı oldu. Aileler de çok memnun, çocuklar da. Çünkü okullarda ilk dönem çok ağır geçer okullarda. O ağırlığı attık böylece. Tüm okullardan 1 hafta önce açılıp bir hafta geç kapanıyoruz.

 

Peki, bu sistemin Türkiye’de tüm eğitim sistemine yayılması gerekmiyor mu?

Yayılabilir tabii. Önce pilot uygulama yapmak lazım. Ülkenin gerçeği, ülkenin coğrafi konumu, bölgelerin sosyo-ekonomik durumu, sosyo-kültürel durumu; bunların hepsi çok önemli. Fakat en tepedeki hedef eğitim verimliliği ise buna geçilmeli. Eğer geçebilirsek ülke olarak çok yol kat edebileceğimize inanıyorum. Tekrar altını çiziyorum özellikle öğretmenin hizmet içi eğitiminde gezi-gözlem-inceleme üçlüsü çok büyük öneme sahip. Öğrencilerimizin müfredatla ilgili vizyonunu genişletmek için de tüm gezi-gözlem-incelemeler o çeyrek tatillerde güz ve ilkbahar tatilinde bile yapılabilir. Tatilden ziyade aslında bir yenilenme, bir vizyon geliştirme çalışması kurgulanır öğrenci ve öğretmen için. Öğretmenin hizmet içi eğitimi bir konferans salonunda bir seminer değildir. Tam tersine öğretmenlerin inceleme gezileri, mesleki gelişim için yurt dışı gezileri yapması gerekir. Bunların hepsi bu çeyrek dönemlere, sömestir tatiline ve yaza yansımalı. Yılda 52 haftanın 36 haftası eğitim-öğretimdir. Kalan 16 haftanın belki 6 haftası tatil olmalı. Geriye kalan 10 hafta ise tamamen öğretmenin mesleki gelişimi için kurgulanmalı düşüncesindeyim.

 

Peki, siz öğretmenler için neler kurguladınız, neler yaptınız?

Öğretmen eğitimi İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’nda çok üst noktadadır. Hatta kendi içinde bir markadır. Kültür Eğitim Geliştirme Merkezine (KÜGEM) çok önem veririz. KÜGEM, iki ana dönemden oluşur bizde; Yaz ve Eylül dönemi olarak. Yaz dönemi Ağustos’ta başlar. Moral, motivasyon ve yıla özel açılış konuşmalarıyla başlar. Örneğin son iki yıldır Boğazda gemi turuyla başlıyoruz. Çünkü moral ve takım olmak çok önemli. Ardından geleneksel konuşmaları yaparız en üst düzeyde. Konuşmaların sebebi de o yılki hedeflerimizi öğretmenlerimizle paylaşmaktır. İlk gün böyle geçer. Ama ardından dört haftada çok yoğun hizmet içi eğitim programı uygularız öğretmenlerimize. Bu sene inovasyon üzerinde çok durduk. İki yıldır öyle ama bu sene daha da derinlemesine başladık. Sadece eğitici fikirleri değil, dünya ile ilgili fikirleri, günlük yaşamla ilgili fikirleri ele aldık. Öğretmenlerin kafasında hep inovasyon var. Bu tema ile başladık, devam ediyoruz. İlkbaharda öğretmenler için kurgulanmış çok farklı eğitimler var. Biz bu konuda İstanbul Kültür Üniversitesi’nden de büyük destek alıyoruz. Fen Edebiyat, Mühendislik ve Mimarlık fakültelerimiz öğretmeni daha donanımlı kılmada önemli noktadalar. Bilgi transferini bu şekilde sağlıyoruz.

 

İnovasyon demişken, İnovasyon Kültürü Dergisi’ni de konuşalım biraz…

Geçen Haziran ayında okullar kapanırken İnovasyon Kültürü Dergisi’nin ilk sayısını çıkardık. Türkiye’nin inovasyon adıyla çocuklar ve gençler için hazırlanmış ve okul tarafından çıkartılan ilk profesyonel dergisidir. Basit bir dergi değildir. Bir girişimcinin çıkardığı süreli yayın ne ise, aynı kalitededir. 3 aylık bir dergi, 2. Sayısını Eylül’de çıkardık. Artık Eylül’den beri D&R ve Migros’larda satılan bir dergi. Çok talep gördü. İnovasyon, teknoloji, bilişim ile ilgili tüm fuarlarda okurların karşısına çıktık. Oralarda da çok talep gördü. Önemli bir ihtiyacı karşıladığının farkına vardık. Bu bizim için çok güzel. 3. Sayı yani Aralık sayısı için bambaşka sürpriz vardı. İstanbul Kültür Eğitim Kurumları evrensel bir bakışı olan bir kurum. Haliyle evrensel anlamda bilim-sanat-spordaki gelişmeleri biz hep takip ediyoruz. Bilimsel anlamdaki gelişmelerde tabii Nobel Ödülleri var. Her yıl okulumuzda Nobel farkındalığı önemli bir etkinlikler diziniyle gerçekleştirilir. Biliyorsunuz Ekim ayında Nobel sahipleri açıklanıyor. Daha sonra Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta İsveç Kraliyet Ailesi’nin himayesinde bir tören yapılır Stockholm’de. Nobel haftası orada etkinliklerle kutlanıyor. Biz Ekim ayında her sene olduğu gibi Nobel’i işlemeye başlıyoruz. İşlerken, elimizde dergimiz var, öğrencilerimizle birlikte ödül almaya hak kazanan bilim insanlarıyla iletişim kuralım dedik. Onlardan röportaj isteğimiz oldu ve ikisinden olumlu yanıt aldık. Biri fizik alanından Prof Dr. Barry C. Barish, diğeri de kimya alanından Prof. Dr. Joachim Frank’ti. Önce çocuklar inanamadılar, biz çok mutlu olduk. Hem derginin gücüydü bu hem de kurumun böyle bir farkındalığının oluşuydu. Ardından biz Nobel farkındalığı kapsamında ilişkilerimizi sürdürdük ve İsveç Kraliyet Ailesi’ne bu durumdan bahsettik. Son derce olumlu cevap verdiler. Ödüle layık görülen bilim insanları da Stockholm’de bizimle yüz yüze görüşmeyi kabul ettiler. Bizim için de bir salon ayrıldı orada. O salonda dünyada lise düzeyinde katılan tek okul bizdik. Bununla da kalmadık; İsveç Kraliyet Ailesi, bu çalışmalardan dolayı bizi Nobel Ödül Töreni’ne davet etti. Röportajlarımızı yüz yüze yaptık. Ardından ertesi gün Nobel Ödül Töreni’ne 1.300 davetliyle birlikte katıldık. Müthiş keyifliydi ve çocukların unutamayacağı bir olaydı. Artık dünyaya bakışları değişti. Zaten amacımız evrensel bakışı kazandırmaktı. Evrensel bakış ve inovasyon çalışmalarımız devam etti. Bundan bir önce Amerika’da yapılan bir matematik yarışmasında Türkiye’den ödül alan 2 lise de bizim okullarımız oldu.

 

Endüstri 4.0’ı konuşuyoruz malum… Şimdi bunun üzerine Eğitim 4.0 nasıl şekillenecek?

Anaokulundan başlayacak. Buradaki mesele girişimcilik becerisinin kazandırılması… Artık her yerde teknoloji var. Bütün okullarda akıllı tahta, internet var, Avrupa’dan daha hızlı internet hızımız var. Yani bilgiye ulaşma yollarında problem yok. Problem düşünce becerisinin geliştirilmesinde… Üst düzey düşünce becerilerinin gelişmesine yönelik müfredat geliştirilmesi gerekiyor. Bunu yapmaksa yaratıcılığın, yenilikçiliğin hakim olduğu öğretme sürecini planlamadan geçiyor. Bu da 3 yaşta başlamalı. Elbette ki kodlama, algoritma, yabancı dil bu konuda çok etken. Okullarımızı yeniledik. Artık okullarda 3D yazıcılarımız var, sanal gerçeklik gözlüklerimiz var, greenbox odalarımız var. Ama bu da yetmez. Önemli olan düşünce becerisinin geliştirilmesi ve girişimcilik ruhu. Bu noktada sistem çalışmaları önem kazanıyor. Çocukların analiz yapması, sentez yapması, değerlendirme yapması, problem çözme becerisinin gelişmesi gerekiyor. Bunun için de tamamen yaparak, yaşayarak öğrenmekle birlikte vizyon geliştirme çalışmaları ve motivasyon lazım. Yani “yapma bozarsın, başımıza icat çıkarma” gibi ifadelerin tam tersi 3-4 yaştan itibaren günlük dilimize girmeli. Yani soru soran çocuklardan bıkmamalıyız. O sorular onların üst düzey düşünme becerisini geliştiriyor. Sorgulayıcı, üretken kültürü de işe koşmak gerekiyor. Teknoloji istediği kadar gelişsin, teknoloji tüketen değil, üreten kazınır.

 

Temelde neler yapılması lazım bu yeni döneme hazırlık için?

Tabii ki devlet, özel okulların artırılmasına teşvik anlamında ciddi katkı sağlıyor. Devletin bu politikası olumlu… Burada belki devlet özellikle üniversite ile işbirliği yaparak öğretmen eğitim modelinin geliştirilmesini sağlayabilir. Bu noktada güncel bilginin Türkiye genelindeki öğretmenlere aktarılması, bir sistemin kurulması gerekir. Bu noktada sadece seminerler dizini yeterli değil, sistemin öğretmenlerin yaşamlarına dokunması gerekiyor. Daha sistematik pedagojik formasyondan bahsetmiyorum. Bir yüksek lisans eğitimi, öğretmenlerimizin çoğunun İngilizce bilmesi, İngilizce kaynak taraması yapması, her yaz bir şekilde dünyanın bir yerine birkaç hafta da olsa devlet tarafından mesleki eğitim için gönderilmesi. Devlet bir doktor veya mühendise nasıl yatırım yapıyorsa aynısının öğretmene yapılması lazım. Ancak öğretmenin vizyonu gelişirse çocuk gelişir.

 

Biraz da markalaşma kavramını konuşalım… Siz bu konuda neler yapıyorsunuz?

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okulları 1960’tan beri eğitimde marka olan bir okul. Diğer sektörlerde nasıl bazı isimler ilk akla geliyorsa okul denince de Kültür öyledir. Aklımıza gelen o isimler aslında onların o sektörde markalaştığının göstergesidir. Şimdi okul deyince İstanbul’da kaç okul sayılıyorsa onlar markadır. Yalnız marka demek kalite demek değildir. Burada marka sadakati devreye giriyor. Biz marka değeri olan bir okuluz. Marka değeri de velilerin memnuniyeti, mezunlarımızın memnuniyeti, mezunların iş dünyasındaki yerlerini kapsar. Kültür Koleji’nin öğrettiği İngilizce ile iş hayatını yürüten ciddi bir mezun sayısı var. Bu çok önemli ülkemiz açısından. Ya da Kültür’ün kazandırdığı evrensel bakışla çok iyi üniversitelere yerleşmiş mezunlar var. Mezunlarımızın torunlarını okutuyoruz. Ya da torunun çocuğunu okutuyoruz. Bu da marka buy cheap viagra on line sadakatini sağladığımızı gösteriyor. Eğer bir marka bu duruma gelmişse başarılıdır.

 

Bir kadın eğitim yöneticisi sıfatınızla son mesajınızı da almak isteriz…

Eğitim camiasında kadınlar daha fazladır. Ve kadına belki en fazla yakıştırılan mesleklerden biri öğretmenliktir. Ancak ben kadınların tüm mesleklerde başarılı olacağına inanan biriyim. Çünkü duygusal yaklaşımıyla birlikte kadının girişimcilik, iş geliştirme ve iletişim becerileri daha yüksektir. İş hayatında bu becerilerin kadınlara kazandırdığına inanıyorum. İş hayatındaki kadınların toplumun gelişmesine son derece olumlu katkıları olduğunu görüyoruz. Devletimiz de bunu teşvik ediyor zaten. Bunda bir sıkıntı yok. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü evrensel bir gün; o gün bu özellikler ya da değerlendirmeler daha çok öne çıkıyor. Ama kadının toplumdaki önemi tek bir günde ele alınamaz çünkü kadın demek yaşam demek, üretmek demek. Yine Sanayi 4.0, iş geliştirme, üretim kültürü, iletişim konularında kadının çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum.