RÖPORTAJ — 5 Mart 2018 at 16:42

PARILTIM YEMEK GENEL MÜDÜRÜ BAHADIR AYDIN: BALKANLAR’DAN BAŞLAYARAK DÜNYAYA AÇILACAĞIZ!

 

“İlk 4’teyiz.” diyerek yemek sektöründe zirvede olduklarına vurgu yapan Parıltım Yemek Genel Müdürü Bahadır Aydın, bundan sonraki hedeflerinin Balkanlar’dan başlayarak yurt dışına açılmak olduğunu ifade etti.

 

Yemek sektörünün duayen ismi Necat Aydın’ın tecrübeleri ve bilgi birikimi ikinci kuşakta oğluna geçti. Mezun olduğu 2008 yılının ardından yaptığı çalışmalar sonrasında Parıltım Yemek’i kuran Bahadır Aydın, babasının misyonunu sürdürüyor. Babasından aldığı bayrağı daha da yukarıya taşımak hedefini vurgulayan Parıltım Yemek Genel Müdürü Bahadır Aydın ile hedeflerini ve yemek sektöründeki gelişmeleri konuştuk.

 

Öncelikle Parıltım Yemek’in tarihçesi ile giriş yapalım söyleşimize…

Grubumuz 1984 yılında Necat Aydın tarafından İstanbul’da Parıltı Yemek olarak kuruldu. O günün şartları ve o günün standartlarına göre çok kaliteli bir yatırımla kurulan bir mutfakla İstanbul’un ses getiren işlerinden birine imza attı. Akabinde 1998 yılında Parıltı Yemek hisselerinin yüzde 50’sini Compass Group’a sattı. 2002 yılında da kalan yüzde 50’yi devretti. Bu süreçte 2002’den 2006 yılına kadar Necat Bey, Parıltı Yemek’in Genel Müdürlüğünü profesyonel olarak icra etti. Akabinde 2008 yılında ben üniversiteyi bitirince bu tecrübeyi, bilgi birikimini, alt yapıyı kullanmamız gerektiğini düşünerek bildiğimiz işi yapalım dedim ve 2010 yılında Parıltım Yemek’i kurduk. İki yıl içinde günlük 10 bin yemek gibi bir rakama ulaşmıştık. 2011 yılında güzel bir atılım yaptık. Ciddi yatırımlarla şirketi 1 yılda 19 kat büyüttük. 2012 yılının sonunda 80-90 bin kişiye yemek üretiyorduk. Bugün 150 bin kişiye yemek üretiyoruz. Yaklaşık 2 bin 500 çalışanımız var. Türkiye’nin 30 küsur ilinde hizmet veriyoruz. 200’e yakın tesisimiz var. Bunların büyük bir kısmı müşterilerin bünyesinde olan tesisler, yerinde hizmet verdiğimiz üretim yerleri. Ayrıca biz taşıma yemek kısmında da büyümeye çalışıyoruz. Çünkü orada ciddi bir pazar olduğunu ve kalitenin düşük olduğunu, bizim oraya kalite getireceğimize ve değerini yukarı çekeceğimize inanıyoruz. Merdiven altı dediğimiz üretimlerin zaten aktif olduğu pazar burası. Bunu biz aynı zamanda sektörde bir sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Son zamanlarda zaten ülkemizde talihsiz olaylar yaşandı. Burada gıda güvenliği ve o gıda zincirinin nasıl korunması gerektiği, hijyen standartları ve kalite kontrol sistemlerinin ne kadar önemli olduğu gündeme geldi. Bizim gibi firmaların değeri de anlaşılmaya başlandı.

 

Taşıma yemek kısmında sorun olduğu için mi yerinde yemek ön plana çıktı?

Yerinde yemek için öncelikle tesis gerekiyor. Tesise sahip olan firmalar daha taze yemek istedikleri için bunu tercih ediyorlar. Sonuçta taşıma yemek dediğinizde 9’da pişen yemek 12’de servis edilmesinden bahsediyoruz. Ama yerinde yemek dediğiniz zaman 11’de pişen yemeğin servisinden bahsediyoruz. Bu ciddi bir fark yaratıyor.

 

Peki, taşıma yemekte Türkiye’de bugün durum nedir?

Taşıma yemekte çok ciddi bir bilinmezlik var. İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı 4 bin yemek firması var. Kayıtlı olmayan kim bilir kaç bin tane firmadan bahsediyoruz Türkiye’de. Biz bunların 50 tanesini tanıyoruz. Genelde 3-4 liraya yemek satışları söz konusu.

 

Bunların varlığı biraz da taleple ilgili değil mi? Bu noktada nelerin değişmesi lazım?

Aslında süreç hizmet alımından başlıyor. Almak istediğiniz hizmetin ne olduğunu bilmeniz, anlamanız önemli. Biz de satın alma yapıyoruz. Ham madde ve hizmet satın alıyoruz am nasıl alacağımızı bilerek, kaliteyi bozmadan alıyoruz. Çünkü aynı kaliteyi biz de vereceğiz. 3-4 liraya yemek isteyen bir müşteriye zaten hiçbir zaman teklif vermiyoruz. Ama veren birileri çıkıyor. İşte burada onların bilinçlenmesi gerekiyor. Sadece 100 gram etin 4,5 lira olduğu bir ülkede nasıl bir porsiyon yemeği 4,5 liraya ürettiklerini ben gerçekten merak ediyorum. Ama gerekli gıda mühendisine, gerekli standartlara, gerekli belgelere sahip olmadan üretim yapan merdiven altı firmalar bu fiyatları verebiliyor.

 

Bununla ilgili yaptırımlar yetersiz herhalde…

Ancak bir vatandaş şikayet ederse bir denetim söz konusu olacak. Yoksa bununla ilgili herhangi bir girişim yok. Ama sadece denetim değil hizmeti alan firmaların, kişilerin bilinçli satın alma yapmaları gerektiğini düşünmüyorum.

 

Peki, müşteri portföyünüzün çeşitliliğinden bahsedelim, sektörel bazda dağılım nedir?

Bizim ağırlığımız ağır sanayide. Ağır sanayinin önde olduğu bir müşteri yapımız var. İkinci sırada okullar geliyor. Okullarda 2013 yılında ciddi bir atılım yaptık. Yönetim Kurulu Başkanımız Necat Bey okullardaki yemek düzeninin bir standarda bağlanması, sağlıklı bir hale getirilmesi için ciddi mücadele vermiş, ciddi projeler hazırlamış ve kendinde bir sorumluluk görüyor. Dolayısıyla hem sektör hem firma olarak okullarda çocuklarımıza, gençlerimize güzel, sağlıklı, kaliteli yemekler sunmak istiyoruz.

 

Yurt dışı ile ilgili nereleri hedefliyorsunuz?

Şimdi biz Parıltım Yemek’te ikinci Jenerasyon olarak öncelikle Balkanlar olmak üzere yurt dışında faaliyet göstermek için çabalarımızı sürdürüyoruz.

 

Yabancıların ilgisinin arttığı da görülüyor sektörde… Size gelen teklifler var mı ortaklık konusunda?

Sektör güvenini biraz yitirdi Türkiye’de. Bu güven tekrar kazanılıyor mu? Nasıl görünüyoruz dışarıdan bilmiyorum. Bize gelen talepler oluyor. Biz ilgilenmediğimizi söylüyoruz. Çünkü bizim bir finansal yatırımcıya, bir desteğe ihtiyacımız yok. Biz, bayrağımızı daha yukarılara taşımaya, gelebileceğimiz noktaya gelmek istiyoruz.

 

2017 yılı sizin özelinizde nasıl bir yıl oldu?

Biz 2017 yılında yüzde 15 büyüdük. Cirosal olarak baktığımızda yüzde 20’nin üstünde büyüdük. Bizim hedefimiz yüzde 7,5-8’di aslında. Biz 6 ayda hedefimizi tutturduk. Tabii, sektördeki bilinirliğimiz de çok artmaya başladı.

 

Sektörde kendinizi nerede konumlandırmış durumdasınız?

Yerli sermaye olarak en büyüğüz. Sıralama zamanla değişse de, kurumsal, önde gelen firmalar arasında biz ilk 4’teyiz diyebilirim.

 

Girmek istediğiniz ama giremediğiniz bir sektör veya sektörler var mı şu an?

Evet, air catering var. Bu konuda fırsatları inceliyoruz. Yeni havalimanında biz de bu pazardan bir pay alabilecek miyiz diye yatırım şartlarını, yapılması gerekenleri inceliyoruz. Sonuçta Türk Hava Yolları’nın anlaşması var, hep olacak. Bizim hedefimiz zaten Türk Hava Yolları değil ama burası bir hub olacak, buraya dünyanın önde gelen birçok havayolu firması gelecek. Ve in-flight yemek pazarında faaliyet göstermek ve var olmak istiyoruz. Türkiye’de bu sektörde en önde olmak bizim hedefimiz. O bayrağı biz taşımak istiyoruz.

 

Peki, ürün kalitesinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Bizim için çok dikkat ettiğimiz bir süreç. Başta satın alma süreci var. Satın alma ekibimiz firmalarla görüşüyorlar, beklentilerini, kapasitelerini, lojistik imkanlarını değerlendiriyorlar. Bu değerlendirme sonucu olumluysa kalite kontrol ekibimiz üretim tesisini ziyaret edip sanki Sağlık Bakanlığı denetliyormuş gibi bağımsız bir şekilde denetliyor. Eğer denetim sonucu bir sıkıntı yoksa ve fiyat politikası da uygunsa o firmayı referans listemize alıyoruz. Ondan sonra bu firma bize kendi ürünlerini satmaya çalışıyor.

 

Fiyat artışlarıyla nasıl baş ediyorsunuz?

Bizde kontratlar belli sürelerde yapılır, belli zam periyotları ve zam oranı olur. Sektörümüz son 4-5 yıldır zam oranlarından olumsuz etkileniyor. Çünkü gıda enflasyonu bizim hesaplamalarımızın hep üstünde oluyor. Bir şekilde bu artışlardan etkileniyoruz ve bunu müşterilerimize anlatmaya çalışıyoruz. Ama sektörün önde gelen yabancı sermayeli firmalarının kontratlarında gıda enflasyonu maddesi yer almaya başladı. Biz de yeni kontratlarımıza bu maddeyi muhtemelen koyacağız.

 

Toparlayacak olursak son mesajınızı da almak isteriz…

Sosyal sorumluluk projesi kapsamında kitap okuma evi ile ilgili bir çalışmamız var. Bir de bu sene içerisinde ortaokul yaptıracağız inşallah. Bunların hepsi Muğla Milas’ta olacak.