RÖPORTAJ — 1 Ekim 2018 at 20:17

GENERAL MOBILE YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEBAHATTİN YAMAN: YERLİ TELEFON ÜRETİMİNİ DESTEKLEYEN EKOSİSTEM KURMALIYIZ!

 

Ar-Ge, tasarım ve patentiyle Türk mühendislerince geliştirilip üretilen global markalara ihtiyacımız olduğunu söyleyen General Mobile Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yaman, bunun için yerli akıllı telefon üretimini destekleyen bir ekosistem kurma hedefini gündemlerine aldıklarını vurguladı.

 

İçinde bulunduğumuz kriz yerli üretimin önemini bize bir kez daha hatırlattı. Ancak 21. Yüzyılda “Yerli Malı Haftası”nı aşan bir yerli üretim anlayışına sahip olmak gerekiyor.  General Mobile YKB’si Sebahattin Yaman ile yerli telefon üretimi için nasıl bir yapı oluşturulması gerektiğini ve General Mobile’ın hedeflerini konuştuk.

 

Türkiye’de yerli telefon üretimini sanayi, üniversite ve devlet üçlüsünü düşündüğümüzde nasıl ele almalıyız Sizce?

Öncelikle kısa dönemli gündemleri aşıp uzun vadeli politikalara yönelmek gerekli. Burada dört önemli sacayağı var: Birincisi ve en önemlisi marka, ikincisi; yerli üretim, üçüncüsü yerli üretimin ekosistemini oluşturmak, dördüncüsü; Ar-Ge’yi de ülkemizde yapmaktır. Bizim global ölçekte milli markalara ihtiyacımız var. Malın sahibi, ev sahibi biz olmalıyız. Başkasının markasına hizmet edersek yolda kalırız. Markanın sahibi olursak sürdürülebilirlik var demektir. Şu anda bu eksik… 2023’e girerken global düzeyde kabul gören markalarımızın olması gerekiyor. Bunun için öncelikle markaların, daha sonra da tasarım ve Ar-Ge’nin desteklenmesi lazım. Ayrıca patentler de bize ait olmalı. Bunlarla beraber yerli üretim değer kazanabilir. Biz iş modelimizi bunların üzerine kurduk. General Mobile ismen yabancı görünse de Türk Patent Enstitüsüne kayıtlı yerli bir markadır. 10’un üzerinde patentimiz var.

 

General Mobile bu dört sacayağında neler yapıyor?

General Mobile global bir markadır. Ar-Ge’sini, tasarımını burada yapıyoruz. İkitelli’de dünyanın en modern fabrikalarından birini kurduk; Türkiye’de üretim yapıyoruz. Şimdi gündemimizde yerli akıllı telefon üretimini destekleyen bir ekosistem kurmak var. Bugün kamuoyunda tartışıldığının aksine global markalar parça üretmez, üretimin entegrasyonunu sağlar. Biz de Türkiye’de bu parçaların üretimini yapacak babayiğitleri ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Çünkü bu parçaları üretecek know-how ülkemizde var. Bu konuda mesafe aldık. Ancak bunun için ülkemizde 3-4 milyon adetlik bir üretim ölçeğine ulaşmamız lazım. Türk şirketlerinin bu alanda üretime giremeyişinin nedeni bu ölçekte bir pazarın ülkemizde oluşturulamamasıdır. Bir tesis kurduğunuzda büyük ölçeklere uygun olarak her gün çalışıyor olması lazım. Bu tesis iç pazara veya dış pazara yönelik büyük bir üretim ölçeğine sahip olmalıdır. Bunu başarabilirsek bu parçaları daha düşük maliyetle daha kaliteli olarak ülkemizde üretebiliriz. Bunun için ayrıca üniversiteler ve meslek liseleriyle işbirliği yapmamız lazım. Biz firma olarak bunu yapıyoruz. Bu bir sistem haline gelirse kaliteli ürünü sürdürülebilir şekilde üretiriz.

 

Biz bayilikten toptancılığa, distribütörlükten üreticiliğe telefon sektörünün her alanında çalıştık, deneyim sahibi olduk. Bugün dünyadaki en iyi üreticilerle çalışıyoruz. Bu sistemi A’dan Z’ye bilen bir iki insandan biriyim. Bu enerjimizi kullanarak bir ekosistemi oluşturmak en büyük hedeflerimizden birisidir. Biz bu misyonun öncüsüyüz şu anda. Bugün doğru bir yatırım iklimindeyiz. Bu krizi fırsata çevireceğiz. Biz diğer yerli üreticilerle birlikte hareket etmek için çalışıyoruz.

 

Bu noktada devletten beklentiniz nedir?

Devletin yerli olan, bu topraklarda geliştiren, üreten ve marka olmaya çalışan şirketlere destek vermesi herkesi mutlu edecektir. Bununla birlikte, Türkiye’de üstün teknoloji ürünleri geliştirmeye ve Ar-Ge’ye odaklanmalıyız. Ar-Ge, yerli üretim, teknoloji geliştirme ve yerelleştirme konuları üzerinde topyekün çalışmamız gerekiyor. Yoksa ülke olarak taşeronluktan kurtulamayız.

 

Biz 2012 yılında taşeronluktan çıkma kararı aldık. Yani distribütörlükten çıkıp üreticiliğe yöneldik. Başlangıçta elimizde bir tek model dahi yoktu. Discovery adını verdiğimiz model 2013-2014 yıllarında dünya çapında bir başarıya imza attı. Gemileri yaktık ve bu başarıya ulaştık. Bugün de Türkiye gemileri yakmış durumda. Bunun dönüşü yok. Türkiye bundan sonra cari açık sorunu olmayan, bir tweet ile ekonomisi tehdit edilemeyecek, tam bağımsız bir ülke haline gelecektir. Biz ve bizden sonraki nesiller sürdürülebilir bir Türk ekonomisine sahip olacağız. Beyin göçünü tersine çevireceğiz.

 

Bu hedefte eğitim kurumlarımızın rolü ne olacaktır?

Öncelikle meslek liseleriyle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Üç meslek lisesi içerisinde sınıf açtık. Bu sınıflarda bizim arkadaşlarımız önce ders verdi. Arkasından laboratuvar açtık; cihazların tamirini yaptık. Her ay döner sermayeden 1.000 TL üzerinde kazanan öğrencilerimiz oldu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü bu projeyi benimsedi ve tanıtımını yaptı. Bu projeyi 7-8 lisede daha uygulamaya koyarak büyütüyoruz. Diğer taraftan birkaç üniversiteyle işbirliğini geliştiriyoruz. Üniversitelerde çok değerli, çalışkan, analitik bakışa sahip öğrencilerimiz var. Ama üniversiteden mezun olan öğrencinin bizim dünyamızla alakası yok. Öncelikle üniversitelerde kullanılan yazılım diliyle bizim kullandığımız yazılım dili arasında çok büyük fark var. Bazı üniversitelerle sınıf açma konusunda görüşüyoruz. Onların ihtiyaçları yönünde sınıf açmak istiyoruz. Ders programlarını değiştiriyoruz. Tasarım yarışmaları düzenliyoruz. Böylece ihtiyacımız olan yetişmiş insan gücünü sağlamak kolaylaşıyor. Biz bugün fabrikamızda ve teknik servisimizde istihdam ettiğimiz çalışanlarımızın yüzde 80-85’ini meslek liselerinden sağlıyoruz. Normalde buraya gelen çalışanlarımızı 6-7 ay içinde yetiştiriyoruz. Ancak meslek liselerinden gelenleri hemen tezgahın başına oturtuyoruz. Böylece 6-7 ay gibi bir zamanı kazanmış oluyoruz. Ve çalışanlarımız daha iyi eğitimli halde buraya geliyor. Çok daha verimli bir model oluşturmuş olduk.

 

Bahsettiğiniz ekosistemde en can alıcı konu yazılım. Bu konuda neler yapıyoruz?

Akıllı telefonlar için iki temel yaygın yazılım var biri Android diğeri ise iOS. Android açık kaynak bir yazılımdır. Onun üzerinde istenen geliştirmeyi firmalar yapabiliyor. Biz şu anda telefonlarımızın tamamını kendimiz geliştiriyoruz. Bizin başka firmaların kullanımına da sunduğumuz yazılımlar var. Bunun dışında çeşitli departmanlarımızda kullandığımız yazılımları da kendimiz geliştiriyoruz. Yazılım ekibimiz 30 kişiden oluşuyor. Google ile yaptığımız partnerlik anlaşmasından dolayı Android’in tüm kaynak kodlarına sahip olabiliyoruz. Bu kodları yazılım mühendislerimizle birlikte katma değerli servisler ekleyerek uygun yazılımlar olarak cihazımıza yerleştiriyoruz. Yazılım tarafında daha sonra tuning işlemleri yapılıyor.

 

Kurumsal tarafta yazılımcı bulmakta sorun yaşamıyoruz. Ancak teknik tabirle kernel seviyesinde yazılımcı bulmakta zorlanıyoruz. Bunu aşmak için istihdam ettiğimiz yazılımcı arkadaşlarımızı önce şirket içi eğitimlere alıyoruz. Sonrasında yurtdışından edindiğimiz know-how’ı onlarla paylaşıyoruz. Böylece kendi içimizde bir ekosistem oluşturmaya çalışıyoruz. Yazılım ekibimiz bu şekilde önemli bir seviye kat etti. Bunun sonucunda Turkcell ile bitphone projesini geliştirdik. Türkiye’de bunu yapabilecek muhtemelen tek marka General Mobile’dır. Android üzerine ek yazılımlarla servisler ekleyerek yeni bir model ortaya çıkardık. Tüketici, sıkıştırma teknolojisiyle veriyi daha hızlı indiriyor.

 

Bizim akademik camiadan da desteğe ihtiyacımız var. Üniversitelerden kernel seviyesinde uygulama geliştiren öğrenciler yetişmeli. Biz de onları yetiştirerek bir seviyeye getirelim. Bizim devlet desteğinde, üniversite-sanayi işbirliğinde modeller oluşturmamız gerekiyor.

 

Peki, Türkiye olarak sıfırdan bir yazılım mimarisi oluşturamaz mıyız?

Şu anda iki olan yazılım sayısı daha da artacaktır. Türkiye de bu yazılımları üretecek aday ülkelerden bir tanesidir. Bu o kadar da zor değil. Ancak devletin ve şirketlerin yazılıma odaklanması önemlidir. Dün “Türkiye çip üretmeli mi?” sorusunu “Hayır” diye yanıtlardık. Ama bugün aynı şeyi söyleyemeyiz. Çin de önceden “Hayır” diyordu. Çünkü yapılacak başka birçok iş vardı. Dünyada çip mimarisi üzerinde çalışan yüzün üzerinde şirket var. Bu şirketlerde çok sayıda Türk de çalışıyor. Onların edindiği çok büyük bir deneyim ve bilgi birikimi var. Bu alanda bir şirketle birlikte çalışılabilir. Temeli alınıp onun üzerine geliştirmeler yapılabilir. Veya bu şirket bir babayiğit tarafından satın alınıp üzerinde geliştirme yapılabilir. Ancak bu tür stratejik işlerde devlet desteği şart.

 

Türkiye’deki büyük grupların telefon üretimine uzak duruşunu nasıl yorumluyorsunuz?

Geçmişte ileri teknoloji konusunda firmalarımız çok kez duvara çarptılar. Bu büyük grupların bir kısmı bazı yatırımlar yaptılar. Ancak ağızları çok yandı. Maalesef bu tecrübelerin getirdiği bir öğrenilmiş çaresizlik oluştu. Ancak dünle bugün arasında fark var. Bugün doğru zamandır, sektöre girmeleri gerekir. Diğer taraftan bu gruplar işe mevcut örgütleriyle giriyorlar. Burada tecrübeli bir şirketle girmeleri gerekir. Bugün ulaşılabilir bir know-how dünyanın her tarafında var. Biz Türkiye’nin büyük şirketlerinden biri değiliz ama bu işi en iyi bilenlerden birisiyiz. Her alanında ödülleri olan bir şirketiz. “Şimdi yatırım zamanıdır.” diyoruz ve yatırım hevesine sahip herkese kapımızı açıyoruz. Elbette rekabet edeceğiz ama birlikte hareket edeceğimiz alanlarımız da olmalı. Rekabet firmaların kendilerine çeki düzen vermelerine de fırsat oluşturur. Ancak sektörde birkaç firma çıkararak dünyada başarı sağlayamayız. Sektöre en az 8-10 firmanın girmesi, böylece oluşan ekosistemle dünyaya açılmamız gerekir. Bu olursa bir iki global marka çıkarabiliriz. Bunu yaparsak yazılımda da atılım yapabiliriz.

 

Bu ekosistemim kurulmasında, yatırımları desteklemek amacıyla bir fon kurulamaz mı?

Fondan ziyade birtakım kriterleri yerine getiren firmalara destek verilmesi gerekiyor. Bizim gibi milli markalara destek verilmeli. Ve ileri teknoloji üretimindeki politikamızı bütünlükle ele almalıyız.

 

Biraz da ihracatı konuşalım. İhraç pazarlarınız hangi bölgelerde yer alıyor?

Biz bugüne kadar yakın çevremizdeki ülkelere ve Avrupa’ya ihracat yaptık. Buralarda gayet iyi sonuçlar elde ettik. Şimdi Afrika pazarında büyümek istiyoruz. 6-7 ülkeyle ilgili çalışmalarımız var. Hatta bir yerel partnerimiz üretim yapmak istiyor. Konuyla ilgili görüşmelerimiz sürüyor. O ülkelerdeki devlet desteklerinden yararlanmak istiyoruz. Aslında yurtdışında doğru bir yapılanma gerçekleştirmek gerekiyor. İlgili lisanslardan satış ve teknik servis ağına kadar kriterleri yerine getirmek gerekiyor. Bunları 33 ülkede başardık. Bu sayıyı 45 ülkeye çıkarıp pazarımızı büyütmeyi hedefliyoruz.

 

2,5 milyon adetlik kapasitenizi 4,4 milyon adede nasıl çıkarmayı hedefliyorsunuz?

Mevcut fabrikamızda yer sorunumuz yok. Sadece makine parkını büyütüp gerekli insan kaynağını sağladığımızda bu hedefe ulaşabiliriz. Yeni teşvikleri de değerlendiriyoruz kapasite artırımı için. Şu anda yüzde 60-70 kapasiteyle çalışıyoruz. Önce tam kapasiteye ulaşmamız lazım.

 

Satış sonrası servis konusunda neler yapıyorsunuz?

Satış sonrası servis Türkiye’de uzun yıllar kangrenleşmiş bir sorun haline geldi. Bazı büyük markaların aylar sonra randevu verdiği bir dönemde biz servise gelen müşteriye 60 dakikada cihazın tamiri veya yeni cihaz garantisi verdik. Kargoyla gelen cihaza da 24 saatte servis verme garantisi sunduk. Bu kurallarımız hala geçerlidir. Bu konuda oldukça başarılıyız. Kalite olarak bilinen birçok markadan daha ilerideyiz. Çok ünlü birkaç markayla da aynı seviyedeyiz. Fiyatımız ise onların yarısı düzeyinde. Yakında başvurduğumuz ödülleri de açıklayacağız. Özellikle kamera konusunda bir dünya otoritesi olan kuruluşun markamıza verdiği puanları ortaya koyup rakamlarla konuşacağız.

 

Satış stratejiniz bundan sonra nasıl şekillenecek?

Şu anda tüketiciye 6 taksitle telefon satıyoruz. Findeks altyapısını kullanarak müşterilerimize kendi kullandırdığımız krediyle istediği telefonu alma imkanı sunuyoruz. Şu anda kredili satışlar bayilerimiz üzerinden yapılıyor. Bayimiz tüm işlemi online ortamda gerçekleştiriyor. Bunu daha da geliştireceğiz. Doğrudan satış mağazası açmıyoruz. General Mobile markalı mağazaları bayilerimizle iş ortaklarımızla değerlendireceğiz. Tüm satış kanallarıyla çalışmalarımız da sürecek.

 

Son mesaj olarak neler söylemek istersiniz?

Önümüzdeki beş yıl içerisinde başta cep telefonu ve diğer ileri teknolojilerde olmak üzere ülkemizin birkaç global marka çıkarmasını önemsiyorum. Ar-Ge, tasarım ve patentleriyle Türk mühendislerince burada geliştirilen markaların çıkması gerekiyor. Ekosistemin burada geliştirildiği, üniversite ve meslek liselerinin entegrasyonunun sağlandığı ve devletimiz tarafından bu altyapıların desteklendiği bir dünya hayalim var. Mevzuatın da buna göre düzenlenmesi gerekiyor. Bürokraside hala ilerleyemediğimiz konular var. İthalat ağırlıklı bir modele göre düzenlenmiş bir mevzuat hali hazırda uygulanıyor. Yerli üretimi ve yerli markaları arka plana iten bu mevzuatın değişmesi ve bizim gibi yerli firmalar için eşit rekabet koşullarının sağlanması gerekiyor.