RÖPORTAJ — 4 Aralık 2018 at 14:35

EDİRNE TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZAY ÖZTÜRK: TÜRKİYE KENDİ KENDİNE YETMEYİ HEDEFLEMELİ!

 

Türkiye’nin büyük bir coğrafyaya, nüfusa ve ciddi bir tüketim potansiyeline sahip olduğunu söyleyen Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk, sürdürülebilir tarım politikalarıyla birlikte Türkiye’nin kendi kendine yetebilir hale gelmesini hedeflemek gerektiğini vurguladı.

 

Artan ekonomik sıkıntılar tarımsal üretimi ve ürün fiyatlarını daha fazla konuşmamıza yol açıyor. Böyle bir konjonktürde ister istemez tarımın sorunları ve üretim modelleri de daha fazla sorgulanıyor. Biz de bu bağlamda Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk ile tarımdaki sorunları ve Edirne Ticaret Borsası’nın çalışmalarını konuştuk.

 

Türkiye’de yıllardır hep tartıştığımız tarım ve hayvancılık konusu var. Yeni hikaye yazmak adına tarımı ele alacak olursak neler söylemek istersiniz?

Tabii ki tarım herkesin dilinde olan stratejik bir konu… Gelecekte birçok teknolojik cihaz olmadan yaşayabiliriz ama gıdasız yaşayamayız. Bununla ilgili bir şeyler yapmak gerekiyor. Türkiye büyük bir coğrafyaya, nüfusa ve ciddi bir tüketim potansiyeline sahip. Sürdürülebilir tarım politikalarıyla birlikte, ülkenin kendi kendine yetebilir hale gelmesiyle ilgili hedefleri çok net belirlemek ve hayata geçirmek gerekiyor. Ama öncelikle Türkiye’nin ihtiyacı olan, kendine yetemediği ürünleri biraz konuşmak gerekiyor.

 

Şu anda yağlı tohumlarda ciddi anlamda açığı var ülkenin. Bu açık biraz daha iyi planlamalar yapılarak kapatılabilir. Diğer taraftan nüfusun artmasıyla beraber hayvancılık konusunda ciddi ihtiyaçlar hasıl oluyor. Yurtdışından ciddi et ithalatımız var. Bunun çözümü hayvan varlığını artırmaktan geçiyor. Ancak hayvan varlığı artarken yem ihtiyacı da artıyor. Yem sektörünün hammadde ihtiyacının yüzde 55’i ithal ediliyor. Dövizdeki artışı dikkate aldığımızda bu hammaddeyi burada üretmemizin önemi ortaya çıkıyor. Bu hammaddeyi ithal edemezsek hayvanlarımızı besleyemeyiz, et üretemeyiz.

 

Havza bazlı üretimde ise süreçleri, verimliliği ve ürünleri revizyondan geçirmek gerekiyor. Bakanlığın verdiği desteklerle bu işi hızlandırarak üretim artışı sağlamak gerekiyor.

 

Peki, Trakya bölgesinde tarımın durumu nedir?

Trakya işlenebilir arazileri, coğrafi şatları, teknolojik ve bilgiye dayalı yapılan tarımıyla Türkiye’nin çok önemli üretim bölgelerinden bir tanesi. Trakya özelinde çok büyük sulama projeleri yapılıyor. Hamzadere Barajı’nın sulama hatlarının belirli bir kısmı açıldı. Çakmak Barajı maalesef ki yavaşladı. Bence bu kadar yatırımdan sonra hızlı bir şekilde bitirilip sulama alanlarının açılması gerekiyor. Kuzey bölgesinde üç tane barajımız var. Bunların yeraltı sulamaya çevrilmesi gerekiyor. Yüzey üstü kanallarımızda su zayiatı var. Bunları düzenlemek gerekiyor. Süloğlu, Kayalı ve Kırklareli Barajlarının sulama hatları hayata geçtikten sonra Trakya’daki ürün deseni de değişmeye başlayacak. Hayvancılıktaki eksiğimiz kaba yem üretimi. Bölgemiz kaba yem üretimde ciddi bir merkez haline gelebilir. Kaba yem üretimi hayvancılıkta maliyetleri düşürecek, karlılığı artıracak. Bunun yanı sıra bölgede farklı üretimler gündeme gelmeye başlayacak. Trakya’da meyve üretimi artabilir, bağcılık artıyor. Daha sonra bunlarla ilgili bağlı sektörler de gelişebilir. Şarap üretiminde dünyaca ünlü markalar yaratılabilir. Meyve ile ilgili olarak kurutulmuş meyve ve meyve suyu fabrikaları kurulabilir. Buradaki sıcak su kaynaklarını tespit ederek seracılık da yapabiliriz. Elbette bunları yaparken teknolojiyi de sürecin içine katmak gerekiyor. Teknolojiyi entegre edemediğimiz bir tarım dünyada rekabet edemeyeceğimiz bir tarım anlamına gelecek. Ondan dolayı bu konulara da yoğunlaşmak gerekiyor.

 

Edirne Ticaret Borsası olarak bu kapsamda ne tür projeleriniz var?

Takip ettiğimiz bir proje lavanta üretimi. Kuzey hattımızda kıraç araziler var. Kıraç arazilerde lavanta üretiminin çok doğru üretim olabileceği, bu üretim sonrasında bunun yağının çıkartılarak tıbbi ve kozmetik başta olmak üzere birçok alanda kullanımı oluyor. Bunu katma değerli hale getirip satabiliriz. Buna bağlı turizmi geliştirebiliriz. Lavanta bahçesinin ortasına bungalovlar koyulabilir, küçük hobi bahçeleri konumlandırılabilir. İstanbul gibi Türkiye’nin metropolüne 200 km mesafedeyiz. İstanbul’dan ciddi sayıda turist çekebiliriz. Bu projemizi geliştiriyoruz.

 

Bununla ilgili bir çalışma var mı gündemde?

Bunlarla ilgili toplantılar yapıyoruz. TEPAV’a bir rapor hazırlattık, bölgenin ekonomik dinamiklerinin ne olması gerektiğiyle ilgili. Üretim kısmına baktığınızda, özellikle aile işletmelerinden oluşan bir bölge var. Aile işletmelerinin bu süreçleri hızlı bir şekilde yönlendirmesi çok kolay olmuyor. Türk insanı anlatılandan çok gördüğüne inanıyor. Orada modelleri oluşturmamız gerekiyor. Lavanta üretiminde Tarımsal Araştırma Enstitüsü bunun örneğini bir şekilde yaptı; olabileceğini gösterdi. Bunun gibi örneklerle beraber Edirne farklı üretim modellerine doğru yönleniyor. Ceviz, badem, elma, armut vs. bölgede üretiliyor ama üretimin hızlandırılması gerekiyor. Bunların bir şekilde bakanlık tarafından da desteklenmesi gerekiyor. Bölgede çiçek üretimi potansiyelinin incelenmesi gerekiyor. Edirne’de lale bahçeleri vardı zamanında. Demek bu bölgede olabiliyor. Bunları hep konuşuyoruz. Burada ufak ufak icraat da başladı ama bu konuda bakanlığı da yanımıza alarak makro ölçekte modellemeleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Bu yapılırsa Trakya emin olun ki Hollanda olur.

 

Sürdürülebilirlikten bahsediyoruz ama diğer taraftan da tarım ve hayvancılıkta ithal kapısını da sonuna kadar açıyoruz. Burada bir tezat söz konusu değil mi?

Arz talep dengesine baktığımızda özellikle hayvancılıkta şu anda kendi kendine yetemeyen bir ülkeyiz. Diğer taraftan talebin yoğun arzın az olduğu noktada fiyatlar hızlı bir şekilde artabilir. Bu ithalatla regüle edilmeye çalışılıyor. Sonuç olarak tüketicinin de alabilmesinin, tüketebilmesinin sağlanması gerekiyor. Ama bir tarafı yaparken diğer tarafı da yıkmamak gerekiyor. Dolayısıyla hayvanı veya karkas eti yurtdışından getirerek bir şeyleri dengelemeye çalışırsak bu çok doğru olmaz. Sonuç olarak eti bizim üretmemiz gerekiyor. Bu eti, canlı hayvanı getirip de bir şekilde iç piyasada et fiyatını baskıladık ama diğer tarafta da üreticinin maliyetine de bakmak lazım. Birçok kişi besilik materyali yurtdışından getirtti. Getirirken yaşanan döviz artışı maliyetleri yükseltti. Yem hammaddelerinin çoğu ithalata dayalı. Bununla ilgili yükselişler de yem fiyatlarına yansıdı. Artan maliyetlerle birlikte besiciler bugünkü satış fiyatlarında zarar ediyor. Bu durumda varlığını koruyamayan besiciler nedeniyle açık daha da büyüyecek, daha fazla dışarıya bağımlı hale geleceğiz. Bunları da iyi analiz edip dengelemek gerekiyor. Ülke içindeki üretim bizim olmazsa olmazımız. Bunu mutlaka yaşatmamız gerekiyor.

 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde sizin de bir göreviniz var, orada çeşitli istişareler yapılıyordur mutlaka. TOBB’un bu konuda somut bir yol haritası var mı?

Tabir tam olarak oturmayabilir ama cephenin ortasında olan insanlarız. Savaşlar cephede kazanılır, karargahta yönetilir. Benim gözümde karargah Ankara, biz cephedeyiz. Ve TOBB’un cephede; her ilde her büyük ilçede noktaları var. Biz ihtiyaçları biliyoruz, çözümlerle ilgili fikirler oluşturabiliyoruz. Bunların hepsi TOBB tarafından toplanıyor. Yol haritaları devamlı olarak ilgili bakanlıklarla istişare ediliyor. Ben, TOBB Ticaret Borsaları Konseyi üyesiyim. Konsey toplantılarına Tarım ve Orman Bakanımız da geliyor. Orada tek tek söz alıyoruz, konu başlıklarını belirliyoruz. Bakan Bey’e bizzat ilk ağızdan bunları aktarıyoruz. Aynı zamanda bakanlıklara çözüm önerileriyle birlikte devamlı raporlar gönderiliyor. Çalıştaylara destek veriyoruz. Diğer taraftan lisanslı depoculuk konusunda TOBB’un yaptığı ciddi anlamda çalışmalar var. Ben de orada TOBB’u temsilen yönetim kurulu üyesiyim. TMO-TOBB Lidaş lisanslı depoculuğun geliştirilmesiyle ilgili kurulmuş bir şirket. Ben hububat ve yağlı tohumlarla ilgili ticarette geleceği olduğuna inanıyorum. Lisanslı depoculukla birlikte birçok imkanın yanında finansmana erişim de çok kolaylaşıyor. Bu desteklerle birlikte maliyetler de çok düşük oluyor.

 

Borsalar mı öncü lisanslı depoculukta yoksa özel sektör mü?

Özel sektörün de borsaların da lisanslı depoları var. Herkes bu yatırımı yapabiliyor. Ama kuruluş ve faaliyete ilişkin lisansları ve izinleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı veriyor. Bunu da çok doğru buluyorum. Lisanslı depoları ihtiyaç olan yerlerde kurmak gerekiyor. Birçok konuda olduğu gibi lisanslı depoculuk konusunda da TOBB Başkanımız hem vizyoner hem de bizlere ciddi anlamda destek veriyor, bizleri sürekli sürecin içine alıyor.

 

Peki, tarımda toplulaştırma istenilen seviyeye ulaştı mı?

Kimi bölgelerde çok hızlı kimi bölgelerde yavaş ilerliyor. Bu biraz da bir taraftan yereldeki yöneticinin, diğer taraftan bakanlığın ne kadar aktif çalıştığına bağlıdır. Ama toplulaştırmanın miras hukuku çerçevesinde uygulanması Türkiye’de tarımın geleceği açısından çok önemli bir konudur. Hepimizin bildiği gibi toplulaştırmanın olmadığı bir yerde verimli ve karlı bir tarım yapmamız mümkün değil.

 

Sizin Bulgaristan’da lojistik üs kurulmasıyla ilgili bir çalışmanız vardı. Bunun kapsamı neydi? Şu an bu güncel mi?

Buradaki lisanslı depoculuk modelini orada uygulamayı düşünüyoruz. Türkiye’nin nüfusu sürekli artıyor. Milli gelir artışıyla beraber tüketim de artıyor, bir taraftan açıklarımız ortaya çıkıyor. Bizim ürün tedarik ettiğimiz önemli ülkelerden biri Bulgaristan. O ürünler orada harman döneminde ucuz. Buradaki birçok firma oradan ithalat yapıyor. Ama harman döneminde alamıyor. Bunu nasıl çözeriz diye düşündüğümüzde; demiryoluna yakın bir bölgede 100-200 bin ton depolama kapasitesi çelik silolar kurma önerisi ortaya çıktı. Türk yatırımcılar olarak şirket kuralım ve depoya koyduğumuz ürünü teminat gösterip oradaki bankalardan finansman sağlayalım diye düşündük. Böylece ileride ihtiyacımız olduğunda güvenlikli ve sağlıklı depolarda saklayacağımız bu ürünleri Türkiye’ye getirebilmeyi hedefledik. Hatta bunu biraz daha sonra belki de Türkiye’de kurulacak ürün ihtisas borsasının elektronik satış platformuna bile bağlayabiliriz. Bunu farklı ülkelerde de uygulayabiliriz. Projemizle Filibe Başkonsolosumuz ve Ticari Ataşemiz çok ilgilendiler. Orada bazı finans kuruluşları da ilgilenmeye başladı. Orada da bir süreç yürütüyoruz. O da çok güzel bir proje olur diye düşünüyorum. Burada biz devletin de desteğini açıkçası istiyoruz. Biz tek başımıza da yürütebiliriz ama devletimiz bize destek verirse oradaki süreçler çok daha sağlıklı olur.

 

Son sözü size bırakmak isteriz genel manada…

Ben özellikle Edirne’ye baktığımda şu mesajı vermek istiyorum: Edirne bulunduğu lokasyonda tarım, hayvancılık ve turizm açısından tam bir cazibe merkezi. Bunu ülkemizdeki işadamlarının değerlendirmeleri gerektiğini ve burada yapabilecekleri çok güzel işler olduğunu düşünüyorum. Biz Edirne’ye yatırım yapmak isteyenlere sonuna kadar destek verme noktasında her türlü sözü veriyoruz ama doğru bir yatırım olması şartıyla…