RÖPORTAJ — 4 Aralık 2018 at 14:47

HASTAVUK A.Ş. YÖNETİM KURULU BAŞKANI MÜJDAT SEZER: BEYAZ ET ÜRETİMİNDE ÇOK İDDİALIYIZ!

 

Dünya ölçeğinde kabul edilebilir kalitede beyaz et üretimi yapan Türk firmaları olduğunu söyleyen HasTavuk A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, bu firmalardan birisi olarak Japonya pazarına ihracat yapmaya başladıklarını, bunun beyaz et üretiminde çok iddialı olduklarını ortaya koyduğunu dile getirdi.

 

1972 yılında iki arkadaş olan Sedat Sırrı Sezer ve İsmail Hakkı Yılmaz tarafından kurulan HasTavuk, bugün Irak’tan Japonya’ya kadar birçok ülkeye tavuk ihraç ediyor. Bursa, Balıkesir, Eskişehir ve Afyonkarahisar’da üretim tesisleri bulunan HasTavuk, 1.800’ü aşkın çalışanıyla hizmet veriyor. HasTavuk’un hedeflerini ve beyaz et sektöründeki sorunları HasTavuk A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer ile konuştuk.

 

 HasTavuk olarak sektörde köklü ve önemli firmalardan birisiniz. HasTavuk’un dünden bugüne gelişimini kısaca anlatabilir misiniz?

HasTavuk 1972 yılında kurulmuş iki ortaklı bir şirket. 1972 yılında Sezer ve Yılmaz Ailelerinin ortak iş yapma kararıyla ortaya çıkan HasTavuk,  önce yem bayiliği ardından yumurta işiyle sektöre giriş yaptı. Bir taraftan araziler alıp yatırıma başladı. 1982 yılında ilk kez yurt dışından kendi damızlıklarımızı getirerek, geçen yıllar içinde kapasitesini arttırdı. 2003 yılına kadar şirket yönetiminde, işin içinde yer alan yönetim kurulu, 2003 yılında bayrağı çalışanlarına teslim ederek profesyonel yönetim şekline geçti.

 

1982 yılında başlayan yumurta civcivi bir müddet sonra etlik civciv üretimi de ekleniyor işletmenin üretim kalemlerine. O zaman büyük bir üretim başlıyor. Ardından Türkiye’de yumurta civcivi üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini üretebilecek duruma geliyoruz. Halen bu o oranda gidiyor. Buna ilaveten entegre olmayan firmalara da etlik civciv üretip satan bir firma oluşuyor. Daha sonra zaman zaman beyaz et işine girme düşünceleri var fakat bu olmuyor bu süreçte. Ama 2013 senesinde HasTavuk’un damızlık üretimi artık büyümesi gereken yere geldikten sonra beyaz et sektörüne de yatırım yapma kararı alındı. Böylece beyaz ette de 5 senelik bir geçmişimiz oldu. Bugün damızlık bölümü ve et ürünleri şeklinde iki tane ana üretim kolu var HasTavuk’un. Bunların genel müdürlükleri de kendi içinde ayrı. Bu yapılanmayı da bu sene tamamladık. Bu çalışmaların sonucunda 2017 yılında 660 milyon TL’lik bir ciroya ulaşıldı. 2017 ihracatımız da 40 milyon dolar civarında oldu. Bu ilk 10 aylık verilere baktığımız zaman 2018’de yaklaşık 900 milyon TL ciro ve 50 milyon dolar bir ihracatla kapatmayı öngördük. Hatta bu sene hedeflerimizin biraz daha üstüne çıktık. Gerek ihracatta olsun gerek iç pazarda olsun iyi gidiyoruz. Kuluçkalık yumurta ve civciv konusunda ihracatımız oldukça etkin ve özellikle körfez ülkeleri olmak üzere tüm komşu ülkelerinde büyük oranda tutulan bir firmayız. Onun dışında beyaz ette çok iddialıyız. Türkiye’de her işletme beyaz eti kaliteli üretir. Dünya ölçeğinde kabul edilebilir kalitede üretim yapan Türk firmaları var. HasTavuk da bu firmalardan birisi olarak kaliteli ürünleriyle Japonya’ya beyaz et ihracatı yapmaya başladı.

 

Bu da bir ilk herhalde Türk firmaları açısından…

Evet ilk. Ben her zaman şunu söylemişimdir: Türk halkı Japon halkı kadar kaliteli yeme hakkına sahiptir. Yani biz Japonya’ya kaliteli Türkiye’ye alt grup ürünü sunmayı asla kabul etmiyoruz.

 

HasTavuk ürünlerini diğerlerinden ayrıştıran özellikler nelerdir?

Geçmişte hep şöyle bir mantık vardı; ne olursa olsun tavuk etinin lezzeti değişmez. Yanlış bir bakış açısı bu. Tavuk etinin her zaman daha lezzetli olmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için yapılması gereken birkaç iş var. Bunların başında bir kere tartışmasız hijyen koşulları geliyor. ikincisi tavuk etine lezzet vermek için bazı teknolojileriniz ve uygulamalarınız olması lazım.

 

Ekstra yatırım mı gerekiyor bunun için?

Ekstra yatırım ve işletmecilik mantığı gerektiriyor. Civcivin kümese gelmesinden yemine kadar lezzeti etkileyen unsurlar var. Özellikle yem lezzet değiştirici bir faktördür; iyi veya kötü yönde etkileri olabilir. Biz yem üretimi için hiçbir şekilde hayvansal ürünler kullanmayız. Yemden hayvana geçen bazı lezzet ve kokular var. Bunlara sebep olabilecek daha ucuz hammaddeleri kullanmayız. Bunun yanında kesimhane teknolojimizde lezzete etkisi olan çok farklı uygulamalar var. Bunların başında kuru kesim dediğimiz Türkiye’de sadece 2 firmada olan ve dünyada sayılı firmalarda olan bir sistemimiz var. Aynı zamanda soğutma sistemimizde de olgunlaştırma dediğimiz özel bir teknolojimiz var. Bunların hepsini topladığınızda neticede daha lezzetli ürün çıkıyor. Tabii, maliyeti biraz daha fazla oluyor. Ama lezzeti vermek, kaliteyi vermek için bunu göğüslemek zorundasınız.

 

Siz de kendi yeminizi üretiyorsunuz değil mi?

Evet, tüm entegre firmalar gibi biz de kendi yemimizi üretiyoruz. Yem çok önemli bir faktör. Maliyet için de, lezzet için de önemli. Beyaz et üretiminde en önemli giderlerden birincisi yem. Türkiye beyaz et üretiminde Brezilya, Arjantin, Amerika dışında çok büyük oranda rekabet edebilir bir pozisyondadır. Daha rekabet edebilir hale gelmemiz için yapılması gerekenlerin başında hammadde maliyetlerimizin düşürülmesi geliyor. Hammadde maliyetlerini düşürmenin birinci yolu da ihtiyacımız olan hammaddeleri Türkiye’de üretmemizdir. Daha modern daha planlı üretimlerle bu hammaddeler hem miktar olarak artırılabilir hem de fiyat olarak düşürülebilir. Şu anda da rekabet edebiliyoruz. Japonya’ya ürün satabiliyoruz. Bütün Ortadoğu ülkelerine satabiliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin şu an yaklaşık 2,5 milyar dolar civarında hayvansal protein ihracatı var. İlk defa eylül ayı sonu itibariyle kanatlı ihracatımız 1 milyar doları geçti. Bu bir milattır. Bütün bu hammadde dezavantajına rağmen. İhracatımız hızlı bir trendde artıyor. Doğru politikalar uygulanırsa hiç tartışmasız sadece kanatlı sektörünün büyüklüğü 10 senelik süreçte ikiye hatta üçe katlanabilir.

 

Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkta sürdürülebilir milli bir politikaya ihtiyacı var. Bu hep konuşulduğu halde neden bir arpa yol alınamıyor?

Şimdi yapılması gereken çok basit. Bu işin iki tane ayağı var; özel sektör ve devlet. Devletsiz tarım olmaz. Çünkü tarım ve hayvancılık devlet politikalarıyla desteklenmesi gereken bir sektördür. Dolayısıyla her iki tarafın da bu konuda aynı masada oturup çok rahat bir şekilde konuşup, tartışıp doğru kararlar alması gerekiyor. İki tarafa çiftçiyi de ekleyebilirsiniz. Onların da para kazanması ve mutlu olması lazım. Doğru politikalar uyguladığımız zaman Türkiye, Hollanda ve Belçika’nın tarımdaki başarılarına ulaşabilir. Onların uygulamalarını ülkemize adapte etmek çok basit. Çünkü bu bilimsel bir şey. HasTavuk şu an mevcut kapasitesini en iyi şekilde değerlendirmek için çalışıyor. İstediğimiz yere ulaşmak için biraz daha efor sarf etmek gerekiyor. Bunun için gerek makine yatırımlarını gerek insan kaynağı yatırımlarını yapıyoruz. Bu ekonomik sarsıntının durmaya başladığı zaman o yatırımlara devam edeceğiz. Bu yatırımlar bizim maliyetlerimizi düşürecek, kalitemizi biraz daha artıracak.

 

İç tüketimde bilgi kirliliği mi var? Özellikle yumurta konusunda uzun yıllar böyle bir durum vardı. Sanırım onun etkileri hala sürüyor… Bir de organik kavramı var…

Yumurta artık alacağı değeri aldı, kolesterol tartışmaları bitti. Yumurta tüketimi bütün dünyada artıyor. Ama sektörün yapması gereken şeyler var. Öncelikle medyaya ve bilim çevrelerine sektörümüzü iyi anlatmalıyız. Bunların bir maliyeti var elbette. Bu konuda ben sektörü ve kendimizi suçluyorum.

 

Organik ve doğal ürün konusuna gelince; öncelikle insanların talep ettikleri ürünü yeme haklarını teslim edelim. Dolayısıyla doğal isteyen doğalı, organik isteyen organiği alır. Ama doğal veya organik üretenin bunu gerçekten üretip üretmediğini hem devletin hem tüketicinin kontrol etmesi lazım. İnsanların aldatılmaması gerekir. Doğalın ve organiğin faydaları bilimsel olarak tartışılacak konular. Diğer taraftan endüstriyel üretilen yumurtanın, ki üretimin yüzde 90’ı böyledir, insan sağlığı açısından hiçbir sakıncası yoktur. Öyle olsa zaten biz sektör olarak öncelikle kendimizi yargılar ve ona dur deriz.

 

Beyaz ette ihracat boyutunu konuşacak olursak eksiklerimiz neler sizce?

Öncelikle ülkemizi hayvansal protein üretimi açısından ele alalım. Balık ürünlerinde Türkiye üretimi hızla gelişen bir ülke. Hemen hemen bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilen bir ürün kalitemiz var. Beyaz et ve süt ürünleri de öyle. Kırmızı et fiyatı yüksek ama kaliteli bir ürün. Kaliteli üretemezseniz dünyaya pazarlamazsınız. Ülke olarak böyle bir sıkıntımız yok. İhracat pazarlarına baktığımızda; Japonya’nın süt ürünleri ve kanatlı etinde en büyük ithalatçı olduğunu görüyoruz. Biz Japonya pazarına son bir yıldır girebiliyoruz. İkinci en büyük ithalatçı Avrupa Birliği. Avrupa Birliği’ne su ürünleri ihracatı yapabiliyoruz ama kanatlı ürünleri için senelerdir kapalı bir pazar. Orada tek sorun siyaset değil. Bazı çalışmaların yapılıp pazarın açılması lazım. Ama biz sektör olarak bunu aşamıyoruz. Her gelen iktidara Avrupa Birliği ve Çin pazarını açmamız gerektiğini anlatıyoruz. Çözüm için teknik, bürokratik çalışma gerekiyor. Sektörle beraber yapılırsa, bu sorun çözülür.

 

Öte yandan çok akıllı bir ihracat politikası uygulanması lazım. Sektör için 1 milyar dolar ihracat çok düşük. En büyük kanatlı et ithalatçılardan biri Suudi Arabistan. Bütün körfez ülkeleri ve Irak zaten önemli bir potansiyel barındırıyor. Suriye henüz toparlanmasa bile oraya ihracatımız hızla artıyor. Libya’ya da ihracatımız hızla artıyor; orada da ihracat potansiyeli var.

 

İç piyasada da adil bir rekabet olması lazım. Siz iç piyasada tüketicinin alım gücünü suiistimal etmeyecek şekilde bir fiyat politikası uygulanması lazım. İçeride arz-talep dengesi oluştuğu zaman ihracata daha fazla ürün verebilme şansımız olacaktır.

 

Kurumsallaşma ve markalaşma konusunda nasıl bir yol haritanız var?

İşletmeyi 3 birime ayırdık: Beyaz et genel müdürlüğü, civciv genel müdürlüğü, finansman ve insan kaynakları müdürlüğü. Dördüncü birim olarak ihracat genel müdürlüğünü düşünüyoruz. Ancak onun için biraz daha zamanımız var. Bizim çocuklarımız şirkette çalışmaz, görev almaz. Genel Müdürlerimiz yeterli kapasitededirler ve şirketi güzel idare ederler, yönetim kurulu bazında biz denetleriz, takip ederiz ve tabii ki tecrübelerimizi paylaşırız.

 

Markalaşma konusunda ise yatırım yapacağımız iki ana konumuz var. Bir tanesi insan kalitesinin artırılması; bu çalışma başladı devam ediyor. Diğeriyse Bursa dışında da markalaşmaktır. Bursa’da biz markayız. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu marka çalışmalarını İstanbul ve Eskişehir’de devam ettireceğiz. İstanbul, Eskişehir ve Bursa bizim için önemli. Ciddi bir şekilde 2019’da bunlara yatırım yapacağız. Pazarlama çalışmaları paralelinde Ar-Ge kurulacak. Ar-Ge ve inovasyon pazarlamanın olmazsa olmazı.

 

Nasıl bir istihdam politikasına sahipsiniz şirket olarak?

Şu anda 1.838 kişiyiz. Geçen sene de 1.700 kişiydik. Biz üretimi artırdıkça yaklaşık aynı kalsın istiyoruz. Otomasyon yatırımlarıyla bunu sağlayacağız. İstihdamı mümkün olduğu kadar sabit tutup personel başına verimi artırmayı hedefledik. Bu yöndeki çalışmalarımız da iyi gidiyor. Asla istihdamı azaltıp karlılığımızı artırmak düşüncesinde olmadık. İşçilikten tasarruf etmeden önce tasarruf edilecek o kadar alan var ki önce onlara fokuslanmak lazım.