RÖPORTAJ — 2 Aralık 2019 at 12:12

ALTIPARMAK GIDA YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZEN ALTIPARMAK: BALA ADANMIŞ 40 YILIN ÜRÜNÜ: BALPARMAK!

 

Balda bir dünya markası olmayı hedeflediklerini vurgulayan Altıparmak Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak, Balparmak’ın bala adanmış 40 yılın ürünü olduğunu dile getirdi.

 

Bal sektörünün tartışmasız lider markası Balparmak önümüzdeki yıl 40. yılını kutlamaya hazırlanıyor. Bilimsel yöntemlerle, tüketici odaklı, kaliteden ödün vermeden çalışmalarına devam ettiklerine vurgu yapan Altıparmak Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak ile Balparmak’ın 40 yıllık serüvenini ve hedeflerini konuştuk.

 

Önümüzdeki yıl 40. yılınıza giriyorsunuz. Bu 40 yıldaki deneyimlerinizi ve kurumsal gelişiminizi özetle anlatabilir misiniz?

ODTÜ İşletme Bölümü’nü bitirdikten hemen sonra girişimcilik ruhuyla İstanbul’a geldim. Kısa bir süre içerisinde bir döküm fabrikasında çalışmaya başladım. Ama bu seçim daha çok hayatımı idame ettirmek için yaptığım bir seçimdi. Çok iyi gelirim olmasına rağmen işi sevemedim. Bir yıllık çalışmadan sonra işten ayrıldım. Daha düşük ücretli ama hedeflerime yönelik bir iş seçmek çok zordu. Ama yapabileceğim ve seveceğim işler olmalıydı. Pazarlama alanına yöneldim. Ancak kötü tecrübelerim oldu. Bu tecrübeler bana iş hayatında insanlara ne kadar güvenmem gerektiği konusunda önemli ders oldu.

 

Daha sonra bir baharat üretim ve satış şirketinin pazarlama departmanında çalışmaya başladım. Baharatçı firma yönetimi, bana bir pazarlama ve dağıtım şirketi kurarak, ürünlerinin İstanbul dağıtımını üstlenmemi önerdi. Babam Sabri Altıparmak ve kardeşim Özgür Altıparmak ile birlikte Altıparmak Pazarlama Kolektif Şirketi’ni kurduk. Kısa sürede pek çok gıda ürününün pazarlama, satış ve dağıtımını başarıyla gerçekleştirdik. Bu ürünler arasında, babamın Köy Enstitüsü yıllarından yakın bir arkadaşının bir ürünü de vardı: İnsanlığın binlerce yıllık kadim ve doğal dostu, gıdası, bal. O yıllarda Türkiye’de arıcılık yeni gelişiyordu. Türkiye’de tanınan, tercih edilen, dağıtımı yaygın biçimde yapılan bir bal markası yoktu. Dolayısıyla bal sektörü, ufku geniş, önü açık bir alandı ve yapılabilecek çok şey vardı. Türkiye’nin en iyi yörelerinden, en seçkin ballarını derleyip, en güvenli, en hijyenik biçimde ambalajlayarak tüketicilere sunduk. Uzun vadeli hedefimiz Türkiye’nin en iyi ballarından bir dünya markası yaratmaktı.

 

Bilimsel yöntemler ve tüketici odaklı bir anlayışla tüketicinin ihtiyaç ve taleplerini dikkate alarak, pazar koşullarını doğru analiz ederek, kararlılık ve sabırla, seçkin kadrolarla, kalite ve yönetim ilkelerinden ödün vermeden çalıştık. Altıparmak çatısı altında piyasaya sunduğumuz Balparmak, 1989 yılında Türkiye’nin en çok satılan bal markası oldu. Bugün Altıparmak Gıda San. ve Tic. A.Ş. unvanı ile yoluna devam eden Türkiye bal sektörünün lider kurumu olarak, 30.000m2 arazi üzerinde kurulu tesislerimizde, üç vardiyada 32.000 ton/yıl işleme kapasitemiz, 300’ün üzerinde çalışanımız ile Avrupa’nın en büyük bal paketleyicileri arasında yer alıyoruz. Önümüzdeki yıl da 40. yılımızı kutlayacağız. Bu 40 yıl boyunca bala bir adanmışlığımız var.

 

Bugün kaç ton üretiminiz var?

Şu anda 7 bin tondan fazla üretimimiz var. Demek ki üretimi 100 kattan fazla artırmışız. 2018 verilerine göre pazarda, indirim marketleri hariç, tonajda yüzde 44 ciroda yüzde 55 payımız var.

 

Siz bal üretiminde çıtayı oldukça yükseğe çıkardınız. Bunu nasıl başardınız?

Bu noktada biraz da ODTÜ ruhundan, kültüründen bahsedeyim. Biz ODTÜ’lüler, ülke sorunlarına duyarlı, sorgulayıcı, araştırıcı, çevreci bir kültürün içinde yetiştik. Bunun sonucunda toplumun sağlığı için daha neler yapabiliriz diye hep araştırdık. Birincil önceliğimiz halk yararına ürün geliştirmek oldu. Para kazanmak bu amaca ulaşmak için bir araç oldu sadece. O nedenle bal sektörünü geliştirmeyi kendimiz için bir vazife gibi gördük. Bal dünyada en zor tahlil edilen ama en kolay taklit edilen üründür. O yüzden işimiz zorludur. Dolum ve dolum makineleri işimizin yüzde 25’ini, satış da yüzde 25’ini oluşturur. Ama diğer yüzde 50’si gerçek ve sağlıklı balı, sahte baldan ayırt edebilmektir. Bunun için gerekli analizleri yapabilecek bir laboratuvara ihtiyacınız vardır. Biz de bu ihtiyaca yönelik olarak Balparmak Bal ve Diğer Arı Ürünleri Araştırma ve Kalite Kontrol Laboratuvarı’nı (APİLAB) kurduk. Laboratuvarımız TÜRKAK tarafından akreditedir. Balparmak, dünyadaki bal paketleyici firmalar arasında böyle bir laboratuvara sahip tek firmadır.  Amerika’daki bal işletmelerinde bile böyle gelişmiş donanımlı bir laboratuvar yoktur. Ama daha büyük genel laboratuvarlar tabii ki vardır. Özetle; halkın sağlığına çok önem veriyoruz. Halkımız da bizi ve sonuçta ürünlerimizi takdir ediyor. Kalitemizin izlenebilirliğini ve ürünlerimizin güvenilirliğini kanıtlamak için ürünümüzün analiz raporlarını ve o balın bitki/çiçek kaynağını ambalajlarımızın üzerine priospot uygulaması ile yerleştirdik. Bu uygulama dünya gıda sektöründe bir ilki temsil ediyor. Başarı tesadüf değildir. Bunun için kalite ve sağlıktan taviz vermemeniz gerekiyor.

 

Türkiye’de balı analiz edecek devlet kuruluşu var mı?

Birtakım laboratuvarlar var tabii ki. Fakat analizin yeterli parametrede yapılması gerekiyor. Yetersiz sayıda parametreyle analizi yapılan ve gerçek dediğiniz bal, sahte olabilir. Biz en çok parametrede analiz yapan firmayız. Toplamda 200’den fazla parametreyi analiz ediyoruz. Yılda 10 bin numuneyi, ortalama 50 parametreden analiz ettiğimizi düşünürsek yılda 500 bin parametreye bakıyoruz demektir. Dolayısıyla Balparmak alan bir kişi, aldığı balın hiçbir veteriner ilacı (antibiyotik) ve zirai tarım ilacı (pestisitler) kalıntısı içermediği garantisini de almış, böylece yüzde yüz gerçek ve sağlıklı bal yemiş oluyor. Hem gerçek, hem sağlıklı balı aynı anda sağlayan bizim kadar geniş donanımı olan başka bir firma yok. Diğer bal firmalarının iyi niyetinden şüphe etmiyorum ama iyi niyet yeterli değil. Sonuçta ne yaparsanız yapın yeterli analiz yapmadan gerçek ve sağlıklı balı garanti edemezsiniz.

 

İhracat konusunda neler yapıyorsunuz?

İhracata çok önem vermemiz gerekiyor. Zaten inovasyona da bu nedenle yöneliyoruz. Şu anda yaklaşık yüzde 3’lük bir ihracat oranımız var. Hedefimiz ilk 5 yıl içerisinde bu rakamı yüzde 30’lara çıkarmak. Elbette ülke içerisinde elde etmiş olduğumuz pazar payını koruyacağız. Ancak yüzde 80-90 pazar payı da hedeflemiyoruz. Ben bunun doğru olduğuna da inanmıyorum. Biz ambalajlı bal pazarında rekabet ediyoruz. Reklam ve diğer pazarlama faaliyetleriyle bu pazardaki payımızı artırmaya çalışıyoruz. Öte yandan bal pazarının yarısından fazlasını oluşturan açıkta satılan bal pazarının, paketli bala çevrilmesi için toplumda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bunu yapmak da dünyanın en zor işi.

 

Yeri gelmişken açıkta satılan bala ilişkin görüşlerinizi alalım…

Bu söyleşide en çok vurgulamak istediğim konu bu aslında. Tüketiciler açıkta satılan, köyde satılan, arıcılardan alınan balın hatta petekli balın en iyi bal olduğunu zannediyor. Bu dünyada da yaygın olan bir görüş. Böyle bir şey asla doğru değil. Arıcı, yaptığı bal sahte ise bunu bilir. Çünkü yapıyorsa kendisi yapıyordur. Ama balın sağlıklı olup olmadığını hiçbir arıcı bilemez. Arıcı balda sahtecilik yapmayabilir ama o bal yine de sağlıksız olabilir. Çünkü arı yaklaşık 80 km2 lik bir alanda dolaşır. Dolayısıyla arının nereye konduğunu, nereden su içtiğini vb. kontrol edemezsiniz. Bunu yapabilmenin en sağlıklı yolu analizdir. Sonuçta hiçbir insan balın tadına, kokusuna, rengine, akışkanlığına bakarak balın gerçek ve sağlıklı olduğunu anlayamaz. Bu konuda söylenenleri şehir efsanesi olarak kabul etmenizde yarar var. Çünkü insanlar böyle kandırılıyorlar. Organik bal, petekli bal, kara kovan balı, sözleşmeli arıcılık yapılarak alınan bal, helal sertifikalı bal gibi etiketler de balın sağlıklı ve gerçek bal olmasını sağlamaz. Bütün bunların mutlaka analiz edilmesi gerekir. Analiz edilirse zaten bu etiketlerin hiçbirisine gerek kalmaz.

 

Türkiye’de yıllık bal üretimi ne kadardır?

Türkiye’de ambalajlı bal pazarı aşağı yukarı 25 bin tondur. Ama Nielsen verilerine dayanarak bizim tahminimiz, toplam üretim 50-55 bin tondur. Bazen 60 bin tona çıkar. Ortalama 50-55 bin ton diye görüyoruz. Bizim payımız bu 25 bin tonunun içerisindedir.

 

Peki, bu tonaj herhangi bir işlemden geçip çoğaltılabiliyor mu?

Hayır, bala bir şey katılamaz, baldan bir şey alınamaz. Dolayısıyla biz bal üretim tesisi değiliz, biz bal seçici kuruluyuz. Biz kendimizi böyle tanımlıyoruz. Seçtiğimiz farklı balları bir araya getirip bir tat ve koku standardında sınıflıyoruz. Çünkü her doğal balı alıp da sınıflandırmadan paketlersek tat değişimleri olur. O zaman marka olamayız. O yüzden biz aldığımız balları 10-12 ana sınıfa ayırıyoruz. Onlardan da değişik harmanlar yapıp Balparmak Yayla veya Ova balı olarak tüketicinin beğenisine sunuyoruz. Tüketicinin Balparmak’tan hep aynı tat ve kokuyu alması için bir harmanlama reçetemiz var.

 

Yeni ürünlerinizden de kısaca bahseder misiniz?

İnovatif ürünlerimizden BallıMix yeni çıktı biliyorsunuz. İçinde şeker yok, palm yağı yok, sadece ayçiçek yağı ve fındık yağı var. Fındık, bal ve kakaodan oluşuyor. Çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik sağlıklı atıştırmalık bir ürün. Bir diğer ürünümüz olan Balparmak Propolis Plus da çok önemli bir arı ürünü. O da son üründe saf propolis ve su içeren, hiçbir alkol ve türevi madde içermeyen, tek kullanımlık, hijyenik ve pratik bir ürün. Cebinizde bu ürünü taşıyabiliyorsunuz. Çocuklar ve yetişkinler için ayrı dozlarda sunduk. Balparmak Ar-Ge Merkezi’nde, TÜBİTAK desteği ile gerçekleştirdiğimiz araştırma projeleri sonucunda geliştirilen özel teknoloji ile propolisin su içinde çözündürülmesiyle elde ettiğimiz bir ürün. Geliştirdiğimiz bu teknik sayesinde tüketicilerimize standardize, yüksek etken maddeye sahip su bazlı saf propolis sunuyoruz.

 

Son olarak sosyal sorumluluk projelerinizi konuşalım…

Üç önemli sosyal sorumluluk projemiz var. En sevdiğim projelerden biri TEMA Vakfı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz “Arılar Varsa Yarınlar Var” projesi. Bu projeyle arıların, ekosistemin çeşitliliğine ve yaşamın sürdürülebilirliğine katkıları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Proje, çocuklara ve yetişkinlere yönelik eğitim, etkinlikler ve bilgilendirici bir web sitesinden oluşuyor. Bu çerçevede 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerini iki ders saatini kapsayan eğitimlerle buluşturarak, dünyadaki bitkilerin yüzde 80’inden polen alarak doğaya dağıtan böylece yaşamın çeşitliliğinde büyük bir görev üstlenen arıların, yarınlarımız için ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz. Yetişkinlere ise; 30 ilde farkındalık stantları, 10 ilde “Arıların İzinde” bisiklet turları ve arılarvarsa.org isimli web sitesi ile ulaşıyoruz. Üç yıl sürmesini planladığımız proje boyunca 50 ilde 46 bin 500’ü çocuk olmak üzere toplamda 70 bin kişiye ulaşmayı hedefliyoruz.

 

Bunun yanında, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) katkılarıyla hayata geçirdiğimiz “Balparmak Arıcılık Akademisi” ile kırsal kalkınma bölgelerindeki kadın ve gençlerin arıcılığa kazandırılmasını ve Türkiye’nin sahip olduğu arıcılık potansiyelini en iyi şekilde kullanarak, arıcılık mesleğinin sürdürülebilirliğine destek olmayı amaçlıyoruz. “Balparmak Arıcılık Akademisi”, arıcı adayları ile arıcıların ihtiyaç ve beklentilerine göre, uzman akademisyenlerin katkılarıyla sürdürülecek üç farklı eğitim programı sunuyor: “Uzaktan Eğitim”, “Gezici Araç Eğitimi”, “Uygulamalı Sınıf Eğitimi”.

 

Üçüncü projemiz ise “Kahvaltılı Sabahlar, Sağlıklı Yarınlar” projesi. 2015 yılında TOÇEV ve Millî Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle yürüttüğümüz proje kapsamında, çocuklara düzenli kahvaltı yapma alışkanlığının kazandırılması için İstanbul, Balıkesir, Denizli, Kahramanmaraş, Mardin, Nevşehir, Kars ve Bartın’daki ilköğretim okullarını ziyaret ettik. 16 bin ilköğretim öğrencisine düzenli kahvaltı yapmanın önemini çizgi filmin gücünü kullanarak eğlenceli bir şekilde anlattık. Proje ile çocukların doğru beslenmesinde kilit rol oynayan ebeveynlere de eğitimler verdik. Eğitimler sonrası yapılan araştırmalarda, ebeveynlerin de çocuklarının sağlıklı gelişiminde, düzenli kahvaltı yapma alışkanlığının önemini kavradıklarını gözlemledik. Her hafta düzenli olarak tesisimizde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle, çocuklarımıza kahvaltının önemini anlatmaya devam ediyoruz.