RÖPORTAJ — 2 Mart 2020 at 13:54

NİLÜFER ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL GÜLMEZ: SANAYİCİYE DAHA FAZLA TEŞVİK VERİLMELİ!

 

Faizlerin düşürülmesinin takdire şayan, önemli bir gelişme olduğuna vurgu yapan Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez, ekonomide durgunluktan çıkış için sanayicilere doğru fonlamayla daha fazla teşvikler verilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

 

Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) genç bir sanayi bölgesi. Geçtiğimiz Aralık ayında kuruluşunun 18. Yıldönümünü kutlayan NOSAB, Bursa ekonomisine olduğu kadar ülke ekonomisine de önemli katkıda bulunuyor. NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ekonomide zorlu geçen 2019 yılının ardından, 2020’nin durgunluk ortamından çıkış yılı olabileceğine, bunun içinse devlet teşviklerinin hayati önemde olduğuna dikkat çekiyor.

 

Bildiğiniz üzere 2019 sanayicilerimiz için de sıkıntılı geçen bir yıl oldu. Yeni umutlar ise 2020 yılına kaldı. Siz hem ülke geneli hem de Bursa özeli için bugünkü konjonktürü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bursa’da iki sektör çok önemli: tekstil ve otomotiv… Benim iki firmam da otomotiv sektöründe faaliyet gösteriyor. Bölgemizde çok sayıda tekstil sanayicisi de var. Onların da durumlarını net görebiliyorum. Otomotivde maalesef 2018’in Ağustos ayından itibaren bir daralma başladı. Ticari araçlar kısmında bu daralma yüzde 65-70’lere vardı. Otomobil kısmında da yüzde 10-15’ler gibi oldu. Otomotiv sektörü kar marjı çok düşük olan bir sektör. Bir başka sektörde mesela; tekstilde yüzde 10’luk daralma pek bir rahatsızlık yaratmayabilir ama otomotivde yüzde 10 daralma bazı şirketleri faaliyetini devam ettiremeyecek duruma düşürebiliyor.

 

Diğer taraftan önceki dönemlerde yaşadığımız ekonomik krizlerden 6 ay-1yıl aralığında çıkabiliyorduk. Bu kez 1,5 yılı geçti. Grafik tam yatay bile değil. Mesela; otomotiv sektöründe 2020 yılında 2019’a göre yine yüzde 10’a yakın bir küçülme öngörülüyor. Yani aşağıya iniş devam ediyor. Böyle sürerse yönetilebilir olmaktan çıkacak. Bunun mutlaka bir maliyeti olacak. Bedeli de hem çalışanlarımız hem de işverenler, sanayiciler ödeyecek. Bu açıdan durum kötü… Otomotiv sektöründe birçok firma bireysel olarak çıkış yolunu ihracatta arıyor. Bu bizim gibi cari açıkla yaşamını sürdüren bir ülke için iyi bir şey aslında. Döviz kuru biraz daha reel duruma gelse elimiz daha da güçlenecek. Özetle; ihracatla çözmeye çalışıyoruz sorunu. Ama iç pazarda küçülme devam ediyor.

 

Peki, Tekstilde durum nasıl şu an?

Tekstilde Çin’deki koronavirüs salgınından dolayı pozitif etkilenme oldu. Siparişler arttı. Çünkü tekstil sektörü otomotiv gibi değil. Otomotivde bir firmaya tedarikçi olmak yıllar alıyor. Tekstilde hızlıca sipariş alabiliyorsunuz.  Otomotiv firmaları da yeni pazarlar için araştırmalara başladı. Önümüzdeki hafta bir Avrupa turuna çıkacağız bazı arkadaşlarla. Eski ve yeni müşterilerimizden Çin pazarından parça tedarik edenlerle görüşeceğiz. Tabii, Çin’deki salgın üzücü ama küresel ekonomik sistemin de gerekliliğini yerine getirmek zorundayız.

 

Peki, ihracat-iç Pazar dengesi sanayiler için nasıl kurulmalı?

İç piyasadan tamamen kopmak doğru değil. Hiçbir sanayici ne çok ihracat yapmaktan ne de daha çok iç piyasaya çalışmaktan kaçınmaz. Ancak 50-50 gibi oranlarda tutabilmek en doğrusudur.

 

Teknolojik değişim sanayideki oyuncular tarafından ne düzeyde benimsenmiş durumda? Uyumda bir sıkıntınız var mı?

Var maalesef. Şimdi Endüstri 4.0’ı geçtik, 5.0’ı konuşuluyor. Türk sanayisinin 3’e tam geçtiğini düşünmüyorum. Tabii ki geçen birçok firma var. Bölgemizde de Endüstri 4.0’e geçen bir firma var. Fakat böyle firmaların az ya da çok olmasından öte üzücü taraf şu ki teknolojiyi biz yaratmıyoruz. Satın alıyoruz ve ciddi bir döviz ödüyoruz.

 

Yani teknoloji altyapısını geliştirmek için teşviklere ihtiyaç var. Bugünkü yapı sizce sanayiciyi bu anlamda destekliyor mu?

Aslında son yıllarda üreticiye verilen destekler eski yıllara göre daha iyi. Ülkeyi yönetenler gerçekten üreticiye, ihracatçıya destek olmak istiyor. Yüksek faizlerin olduğu dönemlerde biz ihracat kredileriyle ciddi anlamda nefes aldık. Çok büyük katkılar verdi Eximbank. Bizim borçlanma maliyetlerimizi çok düşürdüler. Tabii, ülke olarak zor bir coğrafyadayız. Bu coğrafyanın koşullarına da uymak zorunda kalıyoruz. O nedenle ekonomik koşullar da hızlı değişiyor. Dolayısıyla da çok sık ekonomik paket açıklanıyor farkındaysanız. Ülke olarak kalıcı politikalarımız olması gerekiyor. Sadece ekonomimizde değil, demokratik sistemimizde, hukuk sistemimizde ve uluslararası ilişkilerimizde de sürdürülebilir politikalara ihtiyacımız var. Bu politikalar olmadığında yabancı yatırımcıyı ülkemize çekecek ortamı da yaratamamış oluyoruz.

 

Güncel istihdam yapısında nasıl bir tablo oluştu Bursa’da?

Bursa çok göç alan bir ilimiz. Göçlerden kaynaklı bir istihdam sorunumuz var. Biz 1,5 yıl öncesine kadar istihdam edecek işgücü kaynağı bulamıyorduk. Çalışmak istiyorum diyen herkesi hemen sistemin içine alıp kendi bünyemizde eğiterek çalışacak hale getiriyorduk. Ekonominin küçülmesi, özellikle de inşaat sektörünün etkilenmesi hızla bir istihdam sorunu haline geldi. Özellikle beyaz yakalılarda uzun süredir bir yığılma var, bir işsizlik ordusu var. Bunun temelinde üniversitelerimizin önemli çoğunluğu niteliksiz ve ihtiyacın çok üzerinde mezun vermesi bulunuyor.

 

Siz NOSAB olarak eğitimde nasıl bir katkı sunuyorsunuz?

İlk olarak kısıtlı kaynaklarla bir ilköğretim okulu yaptık ve Milli Eğitim’e devrettik. Adı NOSAB İlköğretim Okulu’dur. Bu okulun 20 yıldır her türlü ihtiyacını karşılıyoruz. Bursa’daki okullar içinde iyi bir okuldur. Ayrıca anaokulu ve kreş yaptık bölge çalışanlarımız için. Şimdiki hayalimiz endüstriyel meslek lisesi kurmak. Bunu sanayiciler olarak yapabiliriz. Ancak okul yeri olarak arsa üretmemiz gerekiyor. Onunla ilgili çalışmalarımız oldu. Bakanlıklarla görüşmelerimiz sürüyor.

 

Güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi için neler yapılmalı sizce? Nasıl bir yol haritasını hızlı bir şekilde önümüze koymalıyız?

Faizlerin hızlıca düşürülmesi takdire şayandır. Tabii, bunun sürdürülebilir hale gelmesi lazım. Güven ortamının yaratılması için de gerekli her şeyi yapıyorlar. Burada devlet bankalarımızın katkısı çok büyük… Özel bankalar ayak uydurmak zorunda kalıyorlar. Bunun devam etmesi lazım. Diğer taraftan yeni kaynaklar yaratıp gerçek anlamda ihracatçıya, üreticiye daha fazla destek olunması lazım. Daha önce Kredi Garanti Fonu ile yapılan fonlamayı yeniden, doğru bir planlamayla doğru sektöre yapmakta fayda var. Bu tür kaynaklarımızı doğru kullanmaya özen göstermeliyiz.

 

Son mesajınız olarak neler söylemek istersiniz?

Ben ülkemden her zaman umutluyum. Hiç umutsuz olmadım. Çok zor günler yaşadık, yaşıyoruz da. Ülkemiz daha iyi yönetildiğinde hızla bu girdaptan, bu sıkıntılardan çıkacağımızı biliyorum. Yönetenlerin ülkeye güvenmeleri gerektiğini ve vatandaşların da bu ülkeden umut kesmemesi gerektiğine inanıyorum.