RÖPORTAJ — 8 Eylül 2020 at 14:09

EDİRNE TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZAY ÖZTÜRK: “TARIMDA KENDİ KENDİNE YETEBİLMENİN ANAHTARI VERİMLİLİK ARTIŞIDIR”

EDİRNE TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZAY ÖZTÜRK

TARIMDA KENDİ KENDİNE YETEBİLMENİN ANAHTARI VERİMLİLİK ARTIŞIDIR!

Pandemi sürecinin tarımda kendi kendine yetebilmenin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk, bu hedefi gerçekleştirilebilmenin anahtarının verimlilik artışı olduğunu vurguladı.

Pandemi sürecinde gıda ve tarım daha önemli hale geldi. Ticaret borsalarının da iştigal konularının tarım, gıda ve hayvancılık olması nedeniyle önemli kuruluşlar olduğuna dikkat çeken Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk ile pandemi sürecinde faaliyetlerini nasıl sürdürdüklerini ve tarımın geleceğine ilişkin konuları konuştuk.

Edirne Ticaret Borsası özelinde pandemi sürecine nasıl girdiniz? Süreci yönetmek adına nelere dikkat ederek ilerliyorsunuz?

Ticaret borsalarının iştigal konuları tarım, gıda, hayvancılık. Özellikle böyle dönemlerde gıda daha öncelikli hale geliyor. Biz de Edirne Ticaret Borsası olarak vakalar Türkiye’de gözükmeye ve artmaya başladıktan sonra borsamızda da tedbirler almaya başladık. Allah’a şükür Borsamızda Covid-19’a vakası görülmedi. Tüm tesislerimize girişlerde ateş ölçmeye başladık, hijyenle ilgili ünitelerimizi kurduk. Hububat ve yağlı tohumların yanında, canlı hayvan ve süpürge teli salon satışları yapan bir borsayız. Salon satışlarımızda sosyal mesafe tedbirlerini hassasiyetle uyguladık. Salgının gelişmesiyle birlikte canlı hayvan pazarları tüm Türkiye’de kapandı. Ancak aldığımız tedbirleri Tarım İl Müdürlüğümüz, Sağlık İl Müdürlüğümüz ve Valiliğimiz ile paylaşmamız sonucunda canlı hayvan borsamızdaki satış faaliyetleri tedbirlerimiz sayesinde devam etti. Türkiye’de canlı hayvan satışının yapıldığı tek yer Edirne Canlı Hayvan Satış Tesisleriydi. Diğer taraftan gıda zincirinin de kesintiye uğramaması gerekiyordu. Bu noktada Bakanlığımızın aldığı tedbirlerle tüm ülkede tarım faaliyetleri ve ticareti devam ettirildi. Biz de hububat, yağlı tohum ve canlı hayvan satışları ile entegre et tesisimizdeki kesim faaliyetlerimizin tamamı devam ettirdik.

Covid-19 pandemisi bize neleri öğretti sizce?

Pandemi süreci çok net bir şekilde kendi kendine yetebilen bir ülke olmamız gerektiğini öğretiyor. Bu durum, başta sağlık, ilaç ve gıda sektörü olmak üzere tüm sektörler için geçerlidir. Biz 82 milyon nüfuslu büyük bir ülkeyiz. Tarımda, hayvancılıkta ve sağlık sektöründe gelecekte yapacaklarımızı planlamamız gerekiyor. Uzun vadede üretimin ve verimliliğin artırılmasıyla ilgili projeler yaparak kendi kendimize yetebilir hale gelmemiz gerekiyor.

Peki, ilgili bakanlıkların sürece ilişkin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle, Sağlık Bakanlığı bu süreci çok güzel yönetti ve yönetiyor. Aldıkları tedbirleri, müdahaleleri ben çok yerinde buluyorum. Şu anda sağlık alt yapısına bakıldığında, Türkiye birçok gelişmiş ülkenin dahi çok daha ilerisinde. Bu kazanımlar şu anda bizlere ciddi anlamda fayda sağlıyor.

Diğer tarafta tarıma baktığımızda; kendi kendimize yetebilmemiz için verimliliğimizi artırmamız gerekiyor. Planlamamızı daha detaylı yapmamız gerekiyor. Türkiye’de tarımda, hayvancılıkta verimliliği artırmak için hala yapılabilecek çok şey olduğunu düşünüyorum. 

Arazi toplulaştırmasına ilişkin yasa ne kadar etki yaratmış sizce?

Arazi toplulaştırması mutlaka bir fayda sağlayacaktır. Ama bana göre arazi toplulaştırmalarının daha radikal bir şekilde yapılmasında fayda vardı. Türkiye’deki arazilerin parçalı olması ciddi anlamda verim kaybı yaratıyor. Trakya’dan örnek verirsek; bir kişinin toplamda 80 dekarlık arazisi 3 ila 5 parça halinde. Her bir arazi parçasına ulaşım için işgücü, zaman ve akaryakıt maliyeti olduğunu da unutmamak gerekir. Arazi sınırlarını ortadan kaldırmak ve birleştirmek ciddi anlamda verimlilik sağlayacaktır. Ölçek büyüdükçe teknolojiyi de bu ölçeğin içine entegre etmek kolaylaşıyor. Küçük arazilerde ise teknolojiye yatırım yapmak yüksek maliyet getiriyor.

Trakya’nın verimli topraklarını betona dönüştürme çabası da var bir taraftan. Konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Şehir nüfusu artarken doğal olarak şehirler de büyüyecek. Ancak bunu iyi planlamak gerekiyor. Şehirler tarımsal arazilerin olduğu bölgelere doğru çok yayılmamalı. Aynı şekilde sanayi tesisleri ve bölgeleri yatırımlarına da verimi yüksek olan, sulama yapılabilen alanlarda izin verilmemeli. Verimi düşük, tarıma elverişli olmayan alanlara doğru kaydırmak gerekiyor. Bugün Trakya’nın bu özellikte alanları da var. Sanayiyi özellikle Istranca Dağı’nın eteklerindeki verimsiz arazilerde konumlandırmak gerekiyor. Elbette sanayiciye altyapı konusunda da yardımcı olmak gerekiyor.

Trakya hem Avrupa’ya hem de İstanbul’a yakınlığı ile çok iyi bir konumda. İstanbul’un birçok tarımsal ve hayvansal ürün gereksinimini karşılayabilecek bir bölge. Ancak bölgemizde son dönemde suyla ilgili problemler var. Baraj projelerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması, sulama kanallarının hizmete açılması çok önemli. Eski sulama altyapısının modernize edilmesi, su kayıplarının önlenmesi için yer altına alınarak verimliliği yüksek basınçlı sistemlere dönüştürülmesi gerekiyor.

Suyla ilgili çözüm sadece barajlar mı, yoksa bizim doğayla ilgili yapmamız gereken başkaca işlerimiz var mı?

Ağaçlarımız bir şekilde kesiliyor, yangınlar çıkıyor. Ağaçlandırma projelerini bakanlığımız yapıyor. Bunları da artırmamız gerekiyor. Tabii, bu bilinç tüm vatandaşlarımızda da olmalı. Yeşil olduğunda yağış oluyor, yağış olduğunda da bereket oluyor. Diğer taraftan nehirlerimizdeki suyun boşa akması yerine en iyi şekilde yararlanmamız gerekiyor.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) Trakya bölgesinin alt yapısını çok iyi biliyor. Yapılması gerekenler de bir şekilde planlanmış aslında. Ama yine de bölgedeki STK’lar olarak bizler; bölgenin ihtiyacına göre hangilerinin öncelikli yapılması gerektiğini Tarım Bakanımızla olan toplantılarımızda DSİ Bölge Müdürümüzle, milletvekillerimiz ve ilgili mercilerin hepsiyle görüşüyoruz. Gündeme getiriyoruz, yatırım planlarına aldırıyoruz, öncelik tanınması konusunda baskı oluşturuyoruz. Bu konularda ilerlemeler de var. Sonuç alınmaya başlanıldı. Bu projeler hayata geçtiğinde verimliliğe ciddi bir katkı sağlayacak.

Diğer taraftan bölgedeki ürün deseninde de farklılaşma olacak. O da çok önemli. Şimdi Trakya’da genelde sulanmayan arazilerde buğday, ayçiçeği ve kanola ekiliyor. Ama sulanmaya başlanıldığında çeltik ve mısır ekimimiz artacak. Başka ürünlerin de üretimi başlayacak. Türkiye’nin en büyük pazarı İstanbul’a çok yakınız. Burada süreçleri hızlandırıp hayata geçirmek gerekiyor. Çünkü önümüzdeki dönem için ikinci pandemi dalgası konuşuluyor. Bunun arkasından çok farklı virüslerin çıkabileceği söyleniyor. Bu durumda kendi kendine yetebilir hale gelmemiz elzem. Bunun da en önemli şartlarından bir tanesi verimliliği artırmak. Bu da suyla çok rahat bir şekilde olacak.

Ata tohumlarının yaygınlaştırılması, verimli hale getirilmesi için Trakya’da nasıl bir yol izleniyor şu anda?

Eski tohumlarımızın verimliliği düşük olduğundan üreticiler bunları ekmek istemiyorlar. Bu sebeple projeler belirli bir yere kadar uygulanıyor. Ata tohum kullanımını yaygınlaştırabilecek önemli trendlerden bir tanesi organik tarım ve organik beslenme. Organik tarımda toprağın kimyasal gübrelerle muamele görmemiş olması gerekiyor. Bu nedenle köylerin gübrelenmemiş meralarında bu tür projeler geliştirilebilir. Üreticilere ata tohumları verilir, gübre olarak da hayvan gübresi kullandırılabilir. Böylece o alanları da değerlendirmiş ve tarıma kazandırmış oluruz. Trakya’da özellikle hayvancılıkta aile tipi işletmeler de azalıyor. Bu projelerle insanların köylerden şehirlere göç etmesinin de önüne geçilebileceğini düşünüyorum.

Biraz da Edirne Ticaret Borsası’nı konuşalım. Fiili yatırımlar yaptınız mı bu dönem?

Bildiğiniz üzere bizim lisanslı depoculukta 40 bin tonluk kapasitemiz vardı. 2019 yılında yüzde 100 doluluk oranına ulaşınca bu konuda ilave yatırım kararı aldık. Projemizin alt yapısı da 60 bin ton kapasiteye göre kuruluydu. 20 bin ton ilavemizi de yaptık. Bu yıl verim düşük olunca depo kapasitemizin üçte birini kullanabildik. Şu an depolarımızda yaklaşık 23 bin ton buğday mevcut. İlave olarak bölgemizde en yoğun ekilen ikinci ürün olan ayçiçeği için Ticaret Bakanlığından izin aldık. Şu anda lisanslı depolarımıza ayçiçeği girişi de yapılabiliyor. Hem buğday hem de ayçiçeği ürünü Türkiye Ürün İhtisas Borsası üzerinden Elektronik Ürün Senetleri (ELÜS) vasıtasıyla alınıp satılabiliyor.

Lisanslı depoculuk her bölgede olmalı mı sizce?

Tarımsal üretim belirli bir miktara ulaştığında ihtiyaç duyuluyor. Az üretim olan yerlerde ürün alıcılar tarafından stokta tutulmadan satın alınıyorsa, lisanslı deponun kurulması doğru olmaz.

Peki, Edirne Ticaret Borsası bu yıl ki hasat dönemini nasıl geçirdi?

Küresel ısınmanın etkisiyle bölgemizde yağış konusunda ciddi sıkıntı oldu. Geçtiğimiz yıllara göre ürün verimliliklerimizde azalma var. Yüzde 30 yüzde 40’lara varan kayıplar söz konusu. Buğday hasadında verimlerimiz düşüktü. Maalesef ayçiçeği de aynı şekilde gerçekleşti. Geçtiğimiz yıla göre yağ oranlarımızda da 3-4 puan gerileme var. Ayçiçeğinde yağ oranı çok önemlidir. Çok iyi bir harman dönemi geçirdiğimizi söyleyemeyiz. Diğer taraftan kış kurağı dediğimiz bir su yoksunluğu da yaşadık. Kuzey bölgelerimizdeki barajlarımızda suyumuz yok. Özellikle mısır üretimi hiç yapılamadı. Su sorunumuzun çözümü ile ilgili projeleri biraz daha hızlı hayata geçirmek gerekiyor.

Son olarak, KOBİ’lere kullandırılan Nefes Kredilerini de konuşalım biraz..

Bilindiği üzere, bu krediler bankalar kanalıyla dağıtılıyor. Banka yöneticileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerden edindiğimiz bilgi; dönüşlerde sıkıntı olmadığı yönünde. Tabii, bu ilden ile bölgeden bölgeye de değişebilir. Bizim bölgemizde verilen kredilerde herhangi bir sıkıntı yok. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanımız Rifat Bey tüm ekonomiyi çok yakından takip ediyor. İhtiyaç olan dönemlerde “TOBB olarak biz varız. Borsalar ve odalar olarak sizler de bir ucundan tutun. Hep birlikte üyelerimize destek olalım” diyor. Edirne Ticaret Borsası olarak maddi kaynaklarımızı bu konuda kullanmaktan imtina etmiyoruz. Üyelerimize katkı sağlayabildiysek ne mutlu bizlere. Diğer taraftan ekonomik koşulların iyi olmaması nedeniyle değil, büyüme için kredi kullanma ihtiyacı hissedeceğimiz dönemlerin yaşanmasını temenni ediyoruz.