RÖPORTAJ — 3 Aralık 2020 at 17:08

ASAŞ GENEL MÜDÜRÜ DERYA HATİBOĞLU: “2020 BÜYÜME HEDEFLERİMİZE 2021’DE ULAŞACAĞIZ”

ASAŞ GENEL MÜDÜRÜ DERYA HATİBOĞLU

2020 BÜYÜME HEDEFLERİMİZE 2021’DE ULAŞACAĞIZ!

Pandeminin başlangıcında bir daralma yaşadıklarını söyleyen ASAŞ Genel Müdürü Derya Hatiboğlu, Haziran’dan itibaren çıkış yakalasalar da bu yılın sonunda 2019 yılı rakamlarını yakalayacaklarını, 2020 için öngördükleri büyüme hedeflerine ise 2021 yılında ulaşacaklarını dile getirdi.

Alüminyum sektöründe lider firmalardan birisi olan ASAŞ, kurulduğu 1990 yılından bu yana sektöre yön veren yatırımlarıyla başarılı bir grafik ortaya koydu. 2019 yılında İSO 500’de ilk 100’de 65. sırada yer alan ASAŞ, Sakarya Bölgesinde 923.000 metrekare alan üzerine kurulu, 300.000 metrekarelik kapalı alana sahip son teknolojiyle donatılmış 5 üretim tesisinde ve İstanbul’da genel merkezinde 2.400’den fazla çalışan istihdam ediyor. Bünyesindeki AR-GE merkezi ile önemli projelere imza atan ASAŞ’ın hedeflerini, küresel rekabeti ve ekonomideki gelişmeleri ASAŞ Genel Müdürü Derya Hatiboğlu ile değerlendirdik.

Özellikle pandemi sürecini de göz önünde bulundurursak, Asaş özelinde sonlarına geldiğimiz 2020 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2020’yi aslında bir elmanın iki yarısı gibi değerlendirmek iyi olur. 2019’un sonunda SAP kurumsal işletim sistemimizi yeni bir versiyona dönüştürdük. Bu dönüşüm ile Core Transformation dalında birincilik ödülünü aldık. 2020’nin ilk iki ayında bu dönüşümün firma içinde daha etkin bir şekilde kullanılması için çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Ardından pandeminin ilk işaretleri çıktı ortaya. Ancak ilk 3 ayı olumsuz etkilenmeden geçirdik. Pandemi yasaklarının özellikle Avrupa’da yaygınlaşmasıyla müşterilerimizin siparişleri dondurmaları ve ertelemeleri nedeniyle Nisan ve Mayıs ayları zorlu geçti. Siparişlerde ve üretimde ciddi şekilde azalma oldu. Bir de kronik rahatsızlığı olan kişilerin işe gelememesi iş gücünde yüzde 7’ye varan bir kayba yol açtı. Bunların hepsi bizi biraz etkiledi. Ama daralan talep ve iş gücü kaybı dengesini doğru yöneterek müşterilerimize bir sıkıntı yaşamadan kesintisiz hizmet vermeye devam ettik. O dönemi biraz küçülerek ama herhangi bir işten çıkarma yapmadan geçirdik. Haziran ayından itibaren çok güçlü bir geri dönüş gördük. İç piyasa oldukça hareketliydi; hala daha hareketli, otomotiv sektörü geri döndü; Avrupa’da çalışmaya başladılar. Dolayısıyla Haziran’dan bu yana çok iyi gidiyor. Mart-Nisan-Mayıs aylarında yaşadığımız bu daralmaya rağmen zannediyorum ki sene sonunda geçen yılın rakamlarını yakalamış olacağız. 2020 yılı için hedeflediğimiz yüzde 5-10 büyümeyi öyle görünüyor ki 2021 yılında gerçekleştireceğiz.

Peki, bu rakamları yakalamanızda ihracat mı daha etkili oldu?

Aslında hem iç piyasa hem dış piyasa aynı düzeyde etkili oldu. Ben açıkçası iç piyasanın bu kadar iyi ve güçlü olacağını çok öngörmüyordum. Çünkü döviz kurundaki dalgalanma ve faiz oranlarındaki değişim etkendi. Bu dönemde güçlü bir taleple karşılaşmak bizim için de olumlu oldu. Genelde bizim gibi sanayi şirketlerinin uzaktan çalışmaya yönelik altyapıları çok hazır değildir. Ancak biz çok önceden bu konudaki alt yapı yatırımlarımızı tamamlamıştık. Pandemi döneminde de dijital teknolojiyle sağladığımız uzaktan iletişim ve çalışma ortamı sayesinde hem çalışanlarımızı, hem müşterilerimizi hem de tedarikçilerimizi iş süreçlerimiz konusunda sürekli bilgilendirerek şeffaf bir iletişim ortamının oluşmasını sağladık ve çok iyi bir iş çıkardık. Gerek fabrikada gerekse merkez ofisimizde birçok beyaz yaka arkadaşımız evden çalışmaya başladık.

Uzaktan çalışma hala devam ediyor mu?

Genel merkezimizde normalde çalışan sayımız 230-240 düzeyindedir. Bugünlerde bu sayının yaklaşık yüzde 40-50’si uzaktan çalışıyor. Fabrikada bunu yapmak biraz daha zor. Üretimle direkt ilişkili olan beyaz yakalı arkadaşlarımızın orada olmasını istiyoruz. Bu yüzden orada uzaktan çalışma oranı biraz daha az.

Bu süreçte devletin katkılarını, desteklerini konuşacak olursak bu sınavdan geçti diyebilir miyiz?

Bence geçti. Kısa çalışma ödeneğinin biz kullanmasak da çok önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Bu her işletmeye can suyu verdi. Küçük de olsa sanayi odalarının maske, dezenfektan ve denetim gibi birçok destekleri oldu. Sağlık Bakanlığı’nın ve Sanayi Bakanlığı’nın bize gönderdiği yönergeler ve uymamızı istediği kurallar layıkıyla yapılınca hakikaten çok ciddi bir şekilde bulaşıyı azaltıcı etki yaptı. Bunlar da bence çok yerindeydi. O dönemde test konusunda biraz daha iyi uygulamalar yapabilirdik. Onun haricinde bence o dönem içinde devlet elinden geldiğince kaynaklarını en iyi şekilde kullandı.

Son günlerde açıklanan yatırım teşviklerini, ihracat hamlesi yönündeki destekleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunları yeterli görüyor musunuz?

Aslında söylemeliyim ki teşvikle ihracat olmuyor. Öncelikle sizin ihracata hazır olmanız gerekiyor, müşteri bağlantıları vs. yapmanız gerekiyor. Bu konuda Ticaret Bakanlığı’nın yapmış olduğu çalışmaları çok faydalı ve yerinde buluyorum. Bence önemli olan sektörü dinlemek… Bunu da çok iyi yapıyorlar. Ben birkaç kere toplantılara katıldım. Yapılan uygulamalar, alınan notlar, çözüm önerileri gayet yerinde. Ama ben teşvikler konusunda birazcık itidalli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü şu anda sektörümüz Amerika’da anti damping soruşturması altında. Dolaysıyla buradan aldığımız her teşvik daha sonra orada ilave vergi olarak karşımıza çıkabiliyor. Onun için ben yardımdan ziyade kolaylaştırıcılık, tanıtım, nakliyede ve gümrüklerde yaşanan sorunların çözümlenmesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Ar-Ge sizin için ne ifade ediyor? Ar-Ge dediğimiz zaman bu kavramın içini nasıl doldurmamız lazım?

Araştırma geliştirmenin bence sonucuna odaklanmak lazım. Ülke olarak maalesef biraz daha yol kat etmemiz gerekiyor. Bana göre Ar-Ge mevcut ürünleri geliştirerek, farklılaştırarak müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılayan daha iyi çözümler sunmaktır. Bizim Ar-Ge çalışmalarımızın önemli bir kısmı proses ve alaşım geliştirme üzerine. Geliştirilen yeni proses metodolojileri ve yeni alaşımlarla malzemenin mukavemetinin, şekillendirilme kabiliyetinin arttırılması üzerine çalışmalara odaklanıyoruz. Bu özellikle endüstride çok önemli. Ambalaj tarafında da farklı nitelikte laminasyon yapılabilen esnek ambalaj konusuna yoğunlaşıyoruz. Bir de bizim pencere kapı ve cephe sistemleri alanında da yeni ürünlerin geliştirilmesine yönelik hazırlıklarımız var. Daha iyi yalıtım sağlayan ve fiyatı çok daha uygun fiyat/performans olarak güçlü sistemlerin tasarımları üzerine çalışmalarımız devam ediyor.

Bu alanda aldığınız patentler var mı?

Bizim 14 patent başvurumuz var. Üç de faydalı model başvurumuz var. Diğer taraftan üzerinde çalıştığımız altı adet Avrupa Birliği Projesinden ikisini bitirdik, dört proje de sürüyor. Bu projelerin ana konusu da enerji verimliliği ve yeşil enerji.

Şirket olarak yabancı ortaklığa bakış açınız nedir?

Eğer hakikaten bizim şirketimizi büyütecek, daha farklı pazarlara açılmamızı sağlayacak, teknolojik olarak bizi destekleyecek partnerler olursa neden olmasın diyoruz. Ama sırf yabancı ortağımız olsun diye bir derdimiz yok. Bizim ortaklarımızın da düşüncesi hep sürdürülebilir büyüme üzerine. Nasıl sürdürülebilir olarak daha fazla büyürüz? Bu büyümeye katkısı olacak her kim olursa elbette ki bunlar düşünülebilir. Bazen borsaya açılmakla ilgili sorular da geliyor bize. Onun da fizibilitesini yapmak gerekir. Şu anda bizim gündemimize giren bir konu değil ama her zaman için buna hazırlıklı olmalıyız. Çünkü bunu yaptığınız zaman yatırımcılara bir hikayeyi anlatabiliyor olmanız lazım.

Türkiye’de ekonomi yönetiminde değişim oldu. Bu değişimler ekonominin geleceği açısından size ne ifade ediyor?

Ben bu piyasa dostu söylemlerin hem Türkiye içerisindeki paydaşların güvenini artıracağını, hem de tüketicinin güvenini artıracağını düşünüyorum. Bu kapsamda faizlerin artırılması gibi ilk önlemler belki piyasayı daraltıcı etkisi olsa da orta vade ve uzun vadede enflasyonun düşmesine yol açacaktır. Bunun da güveni tekrar ihdas edeceğini ve pazarın büyümesine yardımcı olacağını düşünüyorum. Öte yandan Irak, Suriye, Mısır gibi komşu ülkelerle olan iş birliğinin artırılması veya ilişkilerin biraz daha geliştirilmesi çok olumlu olur. Nakliye avantajları ve kültürel yakınlık bu pazarları iş potansiyeli açısından bizim için daha cazip hale getiriyor. Bu ülkelerle yaşanacak yumuşama bizim önümüzü çok ciddi bir şekilde açacaktır. Diğer taraftan ilişkilerimiz kötü olmasa da ürünlerimizi Amerika’nın ambargosu sebebiyle İran’a da satamıyoruz.

Son olarak sektörünüz açısından dünyada Çin ile Türkiye rekabetini nasıl değerlendirirsiniz?

Dünyadaki toplam alüminyum üretiminin yarısı Çin’de gerçekleşiyor. Onların üretim ölçeğiyle kimse rekabet edemez. Keza Amerika da bu işten vazgeçmiş durumda. Ancak, onların da yapamadığı şeyler var. İlk olarak pazarlara yakınlık konusunda onlardan çok daha büyük bir avantajımız var. İkincisi; iletişim ve güven konusunda Türkiye Çin’e göre çok daha güçlü bir konumda. Üçüncüsü; inovasyon ve hızlı ürün geliştirme, dördüncüsü ise pazarın ihtiyaçlarını iyi anlamak. Diğer taraftan Çin’in firmalarına sağladığı çok büyük destekler var. Bizim de arkamızda böyle bir devlet desteği olsa rekabet gücümüz farklı olurdu. Ancak yine de yukarıda saydığımız avantajlarla Çinli firmaların rekabetine karşı kendimizi koruyoruz. Eğer biz bu rekabette biraz daha öne çıkabilirsek Türkiye’nin ihracatı çok daha hızlı yükselir.