MAKALE — 3 Şubat 2021 at 16:06

DİJİTALLEŞMENİN İŞ HUKUKU ÜZERİNE ETKİSİ

Av. Begüm GÜREL (LL.M.)

DİJİTALLEŞMENİN İŞ HUKUKU ÜZERİNE ETKİSİ

Dijitalleşme, ulaşılabilir bilgilerin ve var olan kaynakların bir bilgisayar tarafından okunabilecek şekilde dijital ortama aktarılması sürecine verilen addır. Dijital dönüşüm yolunda atılan adımlar; verimlilikten güvenliğe, ortak çalışma kültürünü yaygınlaştırmaktan maliyet avantajına kadar birçok avantajı beraberinde getirmektedir. Günümüzde geleneksel üretim ve hizmet sistemleri, dijital bir dönüşüm yaşayarak yeni bir yapıya bürünmüştür. Özellikle elektronik, bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler bu dönüşümü daha da hızlandırmaktadır.

Dijital dönüşümün her aşaması, üretim süreci ile birlikte istihdam ve çalışma yaşamını da değiştirmektedir. Günümüzde üretim geçmişten oldukça farklı süreçlerle gerçekleştirilirken, iş, meslek ve görev tanımları değişmekte, yepyeni işler, meslekler ve çalışma biçimleri ortaya çıkmakta, üretimin otomasyonu, yapay zekâ ve giderek artan robotik teknolojiler eliyle gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla dijital dönüşüm çalışma ilişkilerini kökten değiştirecek potansiyeller taşımaktadır. Bu şekilde gelişen teknoloji yalnızca üretimin yapısını değil, iş gücü piyasalarını, işçinin niteliklerini, işin özelliklerini ve bu nedenle de iş hukukunun temel kavram ve kurumlarını derinden etkilemektedir. Teknolojik gelişmelerin her geçen gün hayatımızın bütün alanlarını etkilemeye devam etmesiyle birlikte ayrıca her yeni teknoloji beraberinde bazı sektör ve iş alanlarını olumsuz etkileyerek işsizliğe neden olabilmektedir. Diğer taraftan da yeni sektörler ve mesleklerin ortaya çıkmasına vesile olarak istihdam artışını sağlayabilmektedir.

Aynı zamanda dijital dönüşümle birlikte çalışma mekânı ya da işyeri kavramı konusunda net bir tanım vermek de zorlaşmaktadır. Post endüstriyel dönüşüm; çağrı üzerine çalışma, iş paylaşımı gibi yeni istihdam biçimleri ortaya çıkarmış ve dijitalleşme süreci evden çalışmaya olanak tanımıştır. Dijital dönüşüm süreciyle de, müşteri odaklı düşünen ve şirket çalışanlarının yaratıcılık ve etkileşim sınırlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir iş stratejisi olarak “dijital işyeri” ve bunun altında konumlandırılan şirket içi çalışanlar arasındaki iletişimi sağlamaya aracı olan “dijital çalışma portalı” gibi sanal çalışma alanları ortaya çıkmıştır. Çalışanların elektronik iletişim aygıtları üzerinden erişebildiği, yalnızca içinde bulundukları kuruma ait bilgileri içeren ve çalışanlar arası etkileşimi en üst seviyeye taşıyan, şirket dışındayken bile kolayca erişebildikleri “dijital çalışma portalı” gibi yeni yapılar, işyeri kavramı konusunda post endüstriyel dönüşümle başlayan bulanıklığı daha da derinleştirmektedir. İşyeri kavramına ilişkin değişimle birlikte mesai ve dinlenme kavramı da birbirinin içine geçmiştir. Dijital dönüşüm süreciyle birlikte çalışmanın mesai dışına kayarak elektronik posta ya da mesaj yoluyla işçinin evine veya tatilde olduğu süre içine de girmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun çalışma süresini fazla mesai kavramının dışına taşıdığı açıktır. Ayrıca bu durumun çalışanlar üzerinde olumsuz etkileri oluşturacağı da belirtilmektedir.

Dijital dönüşümün çalışma yaşamına ilişkin bir diğer yansıması da çalışma ortamının gözetim ve denetiminin dijital teknolojiler aracılıyla yapılmasıdır. İşyerleri ve ofislere yerleştirilen kameralar ve çeşitli sensorlar aracılığıyla çalışma ortamının gözetlenmesinin güvenlik açısından yararları bulunmasıyla birlikte ancak bu konuda kişi mahremiyetinin hiçe sayılması, sürekli kameralar önünde gözetleniyorken çalışmanın vermiş olduğu stres çalışan açısından ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.  Önemle belirtmek gerekirse iş hukuku giderek artan oranda heterojenleşmiş bir çalışma hayatında tipik iş ilişkisi içinde değerlendireceğimiz çalışma biçimleriyle çevrilmiş bir alanda uygulanma alanı bulacaktır.

Kısaca özetlemek gerekirse, bir taraftan yeni teknoloji ve gelişmelere, ekonomiye ve sosyal hayata getirdikleri kolaylıklar, yüksek üretim ve verimlilikleri nedeniyle olumlu bakan işveren ve sermaye sahipleri olduğu gibi, diğer taraftan da işsizlik ve istihdam alanında sorun yaşayacaklarına inanan sendikalar ve işçi grupları yeni teknolojik gelişmelere olumsuz ve şüpheli bakmaktadırlar. Bu iki durumun da olağan bir durum olarak karşılanması ve bu duruma uygun çözümlerin eş zamanlı olarak sunulması oldukça önem arz edecektir. Sonuç olarak, şu tespiti yapmak yanlış olmayacaktır: Dijital dönüşüm süreci her geçen gün ekonomik ve toplumsal yapılarla birlikte çalışma yaşamında büyük değişiklikler yapmaya devam etmektedir.