RÖPORTAJ — 1 Nisan 2021 at 20:53

İNOKSAN YÖNETİM KURULU BAŞKANI VEHBİ VARLIK: “BATI’DAKİ ÇİN ALGISI TÜRK FİRMALARINA AVRUPA’DA ÖNEMLİ FIRSATLAR SUNACAK”

İNOKSAN YÖNETİM KURULU BAŞKANI VEHBİ VARLIK 

BATI’DAKİ ÇİN ALGISI TÜRK FİRMALARINA AVRUPA’DA ÖNEMLİ FIRSATLAR SUNACAK!

Pandemi döneminde oluşan Batı’daki Çin algısının Avrupa ülkelerinin alımlarını Türkiye’ye yönlendirmesine vesile olduğunu dile getiren İnoksan Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık, bunun gelecek için önemli fırsatlar sunacağını vurguladı.

Bursa’nın duayen sanayicilerinden, İnoksan Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık ile pandemi sürecinin etkilerini, yeni reform paketini ve İnoksan’ın hedeflerini konuştuk.

Küresel olarak da ülke olarak da sıkıntılı bir süreçle karşı karşıyayız. Buradan hareketle pandemi sürecinin sizi nasıl etkilediğini anlatabilir misiniz?

Pandemi başlayalı artık bir yılı geçti. Bu dönemin daha uzun süreceği öngörülüyor. Ekonomi tam anlamıyla 7.1 şiddetindeki depremle sarsılmış gibi oldu. Başlangıçta toplum ve işletmeler için uyum sağlamak sıkıntılıydı. Ancak biz üretici şirketler olarak çok hızlı tedbir aldık. Önceliğimiz her zaman insan oldu. İnsanları koruma vaatlerimiz var; çalışma arkadaşlarımızın ve ailelerinin sağlığı önemli, müşterilerimiz önemli. Bu dengeyi korumak adına dış kapı girişinden içerideki tezgahın başına kadar her yerde Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun tavsiye ve yönlendirmelerine uygun gerekli tedbirleri aldık. İlk dönemde şirket dışındaki ortamlardaki bazı tedbirsizliklerden dolayı virüse yakalanan çalışanlarımız oldu ve bu nedenle  bir iki departmanı kapatmak zorunda kaldık. Sonraki süreçte çalışma ortamımızda bir daha vakaya rastlamadık.

Peki, ekonomi nasıl etkilendi sizce?

Neredeyse tüm dünyanın durma noktasına geldiği ve ekonomik olarak büyük bir sınavdan geçtiğimiz bir süreç bu. Ülkemizde özellikle geçen yılın Mart, Nisan, Mayıs ayları birçok sektör için çok zor geçti. Mayıs sonrasında tekrar toparlanma başladı. Devletin ve kamu kuruluşlarının destekleri ve çalışanların özverisiyle zorlukları aştık. Türkiye olarak dayanışma anlayışımızla diğer ülkelere göre daha başarılıydık. Sağlık Bakanlığı’nın liderliğinde Türkiye tedbirini almaya çalıştı. Genel olarak üretim sürecini aksatmadık. İhracat çok başarılı bir performans gösterdi. Pandemi döneminde oluşan Batı’daki Çin algısı özellikle Avrupa ülkelerinin üretken bir ülke olarak bize yönelmelerini sağladı. Bu da bize gelecek için önemli bir kapı açmış oldu. Türkiye’nin üretim gücünü, kalitesini, hızını gördüler. Uzun vadede bunun bize yeni fırsatlar sunacağına inanıyorum.

Fırsat demişken; Çin’in Avrupa pazarındaki dezavantajını Türk sanayicisi için kalıcı avantaja dönüştürebilecek misiniz?

Bize daha önce uzak duran Avrupalılar bizi denediler, gördüler. Memnun olanlar iş yapmayı sürdürürler. Geçmişte imajımızı bozan, kalitesiz işler yapan firmalarımız vardı. Ama bu süreçte Türkiye ihracatı öğrendi. TOBB, TİM ve sanayi odalarımızın desteğiyle güçlü bir ihracat kültürü oluştu. Bayağı bir yol aldık. Yurt dışında başarıyı sevdik. O yüzden geri dönmeyiz. Diğer taraftan Çin’in üretim gücüyle baş etmek çok zor. İnanılmaz hızlı, pratik, ucuz üretiyorlar ama biz oldukça iyi bir pazar payı elde ettik. Bu fırsatı sürdürürüz.

Peki, sektör olarak nasıl bir etkileşim yaşadınız?

Biz ummadığımız yerlerden sipariş aldık. Çin’in ihracatta yaşadığı sorunlar olmasaydı herhalde biz bunları göremezdik ve çok kötü günler yaşardık. Sektör olarak dünya pazarı bizi ayakta tuttu. Hem bizi kurtardı hem de gözümüzü açtı. “Demek ki dünyada başka fırsatlar da varmış. Biz yeterince dış pazara ilgi göstermemişiz” deyip ağırlıkla dış ticarete yöneldik. Şimdi ihracat kadrolarımızı güçlendiriyoruz, daha ilgiliyiz. Yurt dışı hedeflerimiz odak noktamız oldu.

Pandemi kapsamında hükümetin vermiş olduğu destekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizin içinde bulunduğu tüm süreçlere baktığımızda hükümet ve kamu kuruluşları ellerinden geleni yaptı. Ancak maalesef süreç çok uzun ve zorlayıcı geçiyor. Üretim devam etse de duran ya da durma noktasına gelen birçok sektör var. Verilen destekler ne işletmeler ne de bireyler için yeterli değildi ancak sürecin en az hasarla atlatılması için can suyu oldu.

Bankalar bu süreçte ne kadar ve nasıl sizlerle kol kola oldular?

Özel sektörün ve kamu bankalarının elbette farklı dinamikleri var. Tüm ülkenin birbirine destek olup ayakta kalması için elini taşın altına koyduğu bu süreçte maalesef özel bankalardan beklediğimiz desteği göremedik. Kolaylık, esneklik ve anlayış göstermedikleri kanaatindeyim. Tüm şirketler bu gibi kriz dönemlerinde yanlarında kimin olduğunu asla unutmazlar. Bankaların da orta ve uzun vadede en azından bu detayı düşünerek müşterilerinin yanında olması gerekirdi diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı sistemi kurulduğunda bazı bakanların reel sektörün içinden gelmesi olumlu karşılandı. Sanayicinin, iş dünyasının sorunlarının daha hızlı bir şekilde çözüleceği yönünde beklentiler oluştu. Bugüne kadar bu beklentiler ne düzeyde karşılandı?

Bu konuda birçok olumlu yaklaşımda bulunuldu. Bu yaklaşımların sonucunda oluşturulan beklentiler tam anlamıyla karşılanamadı. Bakanlıklarda birçok prosedürle karşılaşıyoruz. TOBB ve TİM gibi siyaset üstü kuruluşların olması bir avantaj. Onlar içerisinde işler kolaylaşıyor.  Bu kurumlar aracılığı ile kamu kuruluşlarına ulaşmamız daha rahat oluyor. Ancak bu kolaylıkların şirket bazında da sunulması bizimde çalışmalarımızı hızlandıracaktır. Bu sayede Türkiye ekonomisine sağladığımız katma değer artacaktır.

Siz firma evliliklerine nasıl bakıyorsunuz? Son dönemde gelen teklifler var mı?

Tabii ki var. Görüşmelerimiz sürüyor ama yabancı yatırımcılar daha çok satın almaya geliyorlar. Türkiye için iyi olan ortak olmaya, hisse almaya gelmeleridir. Sermayesiyle, pazarıyla, teknolojisiyle gelip bize can katmaları gerekir. Maalesef gelen yatırımcılarda ülkemizin içinde bulunduğu durumu fırsata çevirmeye çalışan bir anlayış var. Türk sanayicisinin de teslimiyetçi olmaması gerekiyor. Ancak birçok şirket satılıyor, el değiştiriyor. Bugün birçoğumuzun yerli bildiği markaların hepsi yabancı olmuş. Bu satışlarda ekonomik zorluklar kadar aile işletmelerinde yaşanan sorunlar da etkili oluyor.

Önümüzdeki aylarda katılacağınız sektörel fuarınız var, beklentileriniz nelerdir? Siz nasıl hazırlanıyorsunuz bu fuara?

Yaşanan pandemi nedeniyle bu yıl fuarlar için eskisi kadar büyük heyecanlar yaşayamıyoruz. Eminim sektörel bazda da böyle bir hava hakimdir. Bir yılı aşkın süredir piyasalarda yaşanan daralma sebebi ile şirketler sadece zorunlu ihtiyaçlar için harcama yapıyor. Bu senenin iyileşme yılı olacağını, gelecek sene içinse piyasaların hareketleneceğini düşünüyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ekonomik anlamdaki kalkınma için kamu ve özel kuruluşların birlik içinde hareket etmesi gerekmekte. Her iki taraf da yeri ve zamanı geldiğinde elini taşın altına koymaktan çekinmemeli. Devletimizin fedakarca ve son derece profesyonel olarak yönettiği bu sürece sektör temsilcileri olarak destek olmalı, yapıcı eleştirilerde bulunarak katkı sağlamalıyız.  Sonuç olarak hepimizin amacı ülkemizin refah seviyesini arttırmak.