RÖPORTAJ — 1 Nisan 2021 at 21:06

NOSAB YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL GÜLMEZ: “PİYASA EKONOMİSİ KENDİ KURALLARIYLA İŞLEMELİ”

NOSAB YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL GÜLMEZ

PİYASA EKONOMİSİ KENDİ KURALLARIYLA İŞLEMELİ!

2020’nin tüm dünya için zor bir yıl olarak geride kaldığını ifade eden NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez, ekonomideki sorunları aşmak için piyasa ekonomisinin kendi mekanizmaları ve kurallarıyla işlemesini sağlamanın gerekli olduğunu vurguladı.

Bursa sanayisinin nabız noktalarından birisi olan Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde (NOSAB) son durumu konuşmak ve ekonomik konjonktürü değerlendirmek üzere NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ile bir araya geldik. Pandemi ortamından başladık, ekonominin seyrinden Bursa’da ve NOSAB’da sanayinin gelişimine kadar birçok konuyu ele aldık.

Pandemi sürecinde çalışanlar, esnaf ve sanayiciler çok ciddi yaralar almaya başladı. Bu yaraların sarılması noktasında hükümet bir şeyler yapmaya çalıştı. Ama hangi kesimi ne kadar tatmin ettiği tartışılır. Siz genel olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki 2020 tüm dünya için zor bir yıl oldu. Bu süreç halen devam ediyor. Her ne kadar bu zorlu sürece adaptasyon oluşmuşsa da yine büyük bir kesim sıkıntıda. Pandeminin şehitleri kaybettiklerimizin dışında kim derseniz, küçük esnaf diyebilirim. Lokantalar, kafeler, restoranlar ve onlara bağlı çalışan sektörler gerçekten bu pandeminin diğer şehitleri. Onu net ifade edebilirim. Bursa ve Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) olarak baktığımızda bu süreçten en karlı çıkan kesimiz. Mart 2020’de otomotivde başlayan yavaşlamanın ardından Nisan’da tam kontak kapattık; bir ay hiç çalışmadık. Mayıs-Haziran aylarında yavaş yavaş çalışmaya başladık. Temmuz’dan sonra da eski üretim miktarlarını yakaladık ve aştık. Sürekli mesai yaparak, hafta sonları çalışarak ana sanayi ile birlikte 2019’un üretim rakamlarına ulaştık. Otomotiv sektöründe yaklaşık yüzde 2 artış yakaladık. Bunun dışında Bursa’da tekstil sektörü ikinci lokomotif sektör. NOSAB’da az da olsa tekstil sektörü firmaları var. Bunlardan konfeksiyon sektörüne üretim yapan firmalar çok kötü süreç geçirdiler. Pandemi süreciyle sosyal yaşamdaki kısıtlamalar ve yavaşlama giyim sektörünü olumsuz etkiledi. Ev içi giyim dışında giyim ihtiyacı azaldı. Öyle olunca da tekstilin o kolunda çalışan firmalar çok zor bir yıl geçirdiler ve halen geçirmeye devam ediyorlar.

Acaba bu azalış bölgesel olarak değişiyor mu? Örneğin; Denizli ziyaretlerimizde tekstil sektörünün inanılmaz bir yarış içerisinde olduğunu ve taleplere yetişemediklerini gözlemledik…

Sadece Denizli’deki tekstil firmaları değil Bursa’da ev tekstiliyle ilgili faaliyet gösteren firmalar da yetiştiremiyorlar işlerini. Süreçte evde geçirilen süreler artınca ev tekstili ihtiyacı da arttı. Diğer yandan Çin’in yapamadığı ihracatın Türkiye’ye kayması da olumlu etki yaptı. Buna bir de pandemi döneminde hükümetin verdiği konut kredisi destekleri eklenince daha çok ev tekstiline yönelik üretim yapan Denizli şanslı bölgelerden biri haline geldi.

Peki, hükümet tarafından verilen destekleri can simidi sayabilir miyiz?

Sağlanan kısa çalışma ödeneği, KDV ve muhtasar oranlarının düşürülmesi gibi destekler firmaların çok hissedebileceği destekler değil. Hükümet daha önce seçim ve referandum süreçlerinde piyasaya Kredi Garanti Fonu üzerinden çok iyi koşullarda ve yüksek miktarlarda sıcak para pompaladı. O kaynak keşke doğru sektörlere ve firmalara verilseydi. Verilmediği için çoğu geri ödenmedi. Sonuçta pandemi sürecine kaynaklarımızın en zayıf olduğu bir durumda girmiş olduk. Kaynaklar doğru kullanılsaydı bugün daha geniş bir kesime daha geniş destekler sağlanabilirdi. Ama yapılamadı. Bu da ülkemizin gerçeği artık.

Döviz kurlarındaki hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkenin ekonomisine bütüncül bakmak lazım. Aslında yapılması gereken piyasa ekonomisinin, görünmez el dediğimiz kendi mekanizmaları ve kurallarıyla işlemesini sağlamaktır. Siyasi argümanlarla ne faizi yükseltmeliyiz ne dövizi düşürmeliyiz. Bu tür kararlar ekonomiye ve biz sanayicilere zarar veren dalgalanmalara yol açıyor. Bu dalgalanmaların yarattığı riskleri yönetmek çok zor. O nedenle bu tür istikrarsızlıkları istemiyoruz. Bunu sağlamak için hukukun bağımsızlığıyla ve Merkez Bankası gibi ekonomiyi yöneten kurumların bağımsızlığıyla ilgili olarak iç ve dış kamuoyuna doğru mesajlar vermemiz lazım. Ama maalesef uzun süredir bu yönde güçlü bir mesaj veremiyoruz. Öyle olunca da döviz kuru istemediğimiz ve mantığımızın zaman zaman almadığı ters hareketlerde bulunuyor.

Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız reformlardan bahsediyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin de bu yönde beklentileri olduğunu görüyoruz. Sizce bu reform söyleminin içi ne şekilde dolacaktır?

ABD de Avrupa Birliği de Türkiye’yi kaybetmek istemez. Çünkü bunun kendilerine olumsuz etkileri olacağını bilirler. Ancak ülkemizde demokrasinin kurumsallaşmasına dönük niyetlerini samimi bulmuyorum. Şu anda yaptıkları gerilimi azaltarak ilişkileri normalleştirmeye çalışmaktır. Sanırım mevcut iktidar da bu normalleşme çabalarına cevap veriyormuş gibi yapıyor.

İktidar adayı partilere baktığımızda, ekonomik reform niteliği taşıyacak bir görüş, bir beyanat duyuyor musunuz?

Duyuyoruz. Geçtiğimiz haftalarda NOSAB’daki iş adamlarıyla İyi Parti Grup Başkan Vekilini, Genel Başkan Yardımcılarını, birkaç il başkanını ve ekonomist profesör bir milletvekilini bir araya getirdik. İş adamlarının sorularına cevap verdiler. Aslında ülke ekonomisindeki temel sorunları işletme mezunu bir insan rahatlıkla kavrayabilir ve çözümünü ortaya koyabilir. Önemli olan bunu uygulayabilecek iradede yöneticilerin göreve gelmesidir.

Siz bu yönde bir iradeyi görebiliyor musunuz?

Muhalefet partilerinde ciddi bir hazırlık olduğunu görüyoruz. Ancak siyasal partiler bu tür programlarını seçim öncesi hazırlıyor ve açıklıyorlar daha çok. Şu anda illerdeki parti yöneticileri sokaktaki vatandaşla, esnafla, odalar ve borsalarla ve diğer kanaat önderleriyle temas kuruyorlar. Bunun nedeni medya organlarında seslerini yeterince duyuramamaktır. O nedenle böyle bir çalışma içerisindeler.

Devlet Planlama Teşkilatı yerine kurulan bölge kalkınma ajanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin bölge ajanslarıyla bir işbirliğiniz var mı?

Ben sanayici olarak bölge kalkınma ajanslarının kurulmasını olumlu buluyorum. Devlet Planlama Teşkilatı Ankara merkezli olarak Türkiye’nin planlanmasına odaklıydı. Bölge kalkınma ajansları ise bulunduğu bölgenin kalkınmasına odaklı çalışıyor. Ama keşke ikisi birlikte var olabilseydi. Devlet Planlama Teşkilatı da var olsaydı ve yapılanma içerisinde bölge ajanslarıyla bölgelere hizmetlerini yönlendirebilseydi.

Biz NOSAB olarak altyapısını, üstyapısını tamamlamış bir bölgeyiz. Belirli bir kaynağımız ve bütçemiz oluşmuş durumda. O nedenle Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı’na (BEBKA) çok proje başvurumuz olmuyor. Geçmiş yıllarda “NOSAB Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi Arıtma Çamurundaki Değerli Metallerin Geri Kazanımı” isimli projemiz için destek almıştık. Gündemde olan ikinci projemiz ise Türkiye’deki bütün OSB’lere örnek teşkil edebilecek bir proje. Projemizin adı ‘SCADA ve Otomatik Sayaç Okuma Sistemi’dir (OSOS). OSOS Projesi ile NOSAB elektrik, doğalgaz, su ve atık su şebekelerini merkezi bir sistemden okuyabilen Türkiye’deki örnek birkaç OSB’den biri olacak. Müracaatımızı yaptık, projemizi sunduk. Şimdi karar aşamasındalar.

Bursa ile ilgili deniyor ki; “Bursa’da artık yeni sanayi alanları açılmasın. Fazla göç alan ve yeşilini kaybeden Bursa yaşanabilir bir kent olmaktan uzaklaşıyor.” Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Bir sanayici olarak, bir Bursalı olarak bu görüşe katılmıyorum. Burada 1970’li yılların başında kurulan otomotiv fabrikalarından sonra Bursa tarım kenti özelliğini yitirmeye başladı. Bu doğal bir sonuçtur. Zaten bizim ülke olarak sanayi üretimine ve sanayi ürünleri ihracatına ihtiyacımız var. Ancak üreterek ve ihraç ederek bu girdaptan çıkabiliriz. Tabii, ürettiğimiz ürünü dünyada birçok üreticinin de pazar olarak gördüğü Avrupa’da satmaya çalışıyoruz. Bu da diğer üreticilerle rekabet etmemiz gibi bir sonuç ortaya çıkarıyor. Eğer bu ürünü Bursa’da değil de Diyarbakır’da, Erzurum’da üretirseniz rekabet edemezsiniz. Bölgemizde bulunan üretim bilgisi, deneyimi ve lojistik avantajlar Bursa dışında Sakarya, Kocaeli ve İzmir’i de kapsayan bir bölgede bir otomotiv kümelenmesine yol açtı. Dolayısıyla bölgemiz artık sanayi bölgesi oldu ve olmak zorunda. Ülkenin sanayisini kaçınılmaz olarak bu bölgelerde büyüteceğiz.

Yerli otomobil fabrikamız kuruluyor. Bunun artılarından söz edecek olursak neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle ülkeye artısından bahsedeyim; bu çok doğru bir proje. Eğer başarılabilir, sürdürülebilirse çok olumlu etkileri olacaktır. Ancak devlet bu girişimde bulunan gruba destek vermelidir.