GÜNDEM — 2 Mayıs 2021 at 15:57

GEBZE ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI VAHİT YILDIRIM: “ÜRETMEYEN BİR ÜLKENİN GELECEĞİ OLAMAZ”

GEBZE ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI VAHİT YILDIRIM

ÜRETMEYEN BİR ÜLKENİN GELECEĞİ OLAMAZ!

Yeni kuşakların bugünkü koşullarda sanayiciliği sürdürme şansı olmadığına dikkat çeken Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım, işletmelerin ekonomik sıkıntıdan dolayı yok pahasına yabancıların ya da yerli simsar tabir ettiğimiz kuruluşların eline geçeceğini, bu engellenmediği takdirde üretmeyen bir ülke konumuna düşeceğimizi dile getirdi ve ekledi: “Üretmeyen bir ülkenin de geleceği olamaz.”

Türkiye ekonomisi pandemiden önce de yaşadığı sorunlarla bıkmadan usanmadan boğuşmaya devam ediyor. Sanayicinin bu ortamda bir varoluş mücadelesi verdiğine vurgu yapan Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile pandemi sürecinin artılarını, eksilerini ve sanayicinin önündeki tabloyu konuştuk.

Malum; pandemi sürecindeyiz. Dünya bir kaos yaşıyor. Bizim gibi ekonomisi zayıf olan ülkeler bunu derinden yaşıyor. Gelinen nokta itibariyle Türkiye ekonomisi, sanayisi nereye evriliyor?

Son birkaç yıllık süreçte tek değişiklik tabloya pandeminin eklenmesi oldu. Onun dışında önemli bir değişiklik olmadı. Sanayici olarak çözüm önerilerimiz dikkate alınmıyor, gerekli destekler ise kısmi olarak sağlanmaya çalışılıyor. Ülke sevdamızdan dolayı üretimden vazgeçemeyeceğimizi biliyoruz. Dolayısıyla kendi çözümlerimizi kendimiz üreteceğiz. Bize kısa zamanda yeterli bir destek gelmeyeceğini de biliyoruz. Sorunlarımızla ilgili kalıcı bir çözüm olmayacağını da artık kabul ettik. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz, tabii ki gücümüz yettiği kadar. Bu elbette kolay bir yol değil. Bunu kabul edenler zorlu da olsa yollarına devam edeceklerdir. Kabul etmeyenler ise farkında olmasalar da güç kaybedecek ve zamanla da yok olacaklardır.

Pandemi sürecine gelince; daha iyi yönetilebilirdi. Bana göre ciddi organizasyon kopukluğu var. Ülke olarak da, şirketler olarak da kısa, orta ve uzun vadeli bir planınızın olması lazım ama bizim öyle bir planımız yok. Hep kısa vadeli kararlar açıklanıyor, sonra her şey allak bullak olabiliyor. Örneğin, son kapanma kararını ele alalım. Tam kapanmayı hangi taraflar tartışıp, uzlaştı da biz böyle bir kararı aldık. Sayın Cumhurbaşkanımız tam kapanma kararlarını açıkladı. Bence çok yerinde bir karardı. Zamanlamada doğruydu ama bu kararın içeriğinde, ayrıntılarında, birçok belirsizlik vardı. Bu belirsizlikler, bizlerin tüm plan ve aksiyonlarını alt üst ediyor, bir süre sonra düzenlemeler yapılıyor ama öncesinde ciddi yaralar alıyoruz. Sonraki düzenlemeler de alınan yaraları sarmaya yetmiyor.

Bu pandemiyi kendi lehimize çevirebilirdik ve bu ekonomik girdaptan çıkardık deniyor…

Bu pandemi döneminde özellikle Avrupa’nın Uzakdoğu’dan tedarik sürecinde yaşadığı sorunlar Türkiye’yi ve Doğu Avrupa ülkelerini avantajlı konuma taşıdı. Türkiye bu konuyla alakalı ciddi aksiyonlar alarak birçok şeyi becerebilir. Ancak önce hukuk güvencesi ve istikrarı konusundaki sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde, istediğiniz teşvikleri verin, fark etmez. Aslında bu coğrafyada bunu yapan ülkeler çok hızlı yatırım çekmeye başladı. Baktığımızda; Doğu Avrupa bu anlamda kale olmaya başladı. Türkiye bunu hızlı yapmalı. Hem yerli hem de yabancı yatırımcı için geçerli bir konu. İkincisi; verilen taahhütler kesinlikle harfiyen yerine getirilmeli. Bunlar teşviklerle ilgili de olabilir, çıkarılan mevzuatın uygulanmasıyla ilgili de olabilir. Sanayici olarak bunlara bakarak aksiyon alıyoruz. Dolayısıyla hepimiz verdiğimiz sözleri yerine getirmek ve işimizi doğru yapmak zorundayız. Ama geldiğimiz noktada isyanım ve feryadım; Türkiye’de işini iyi ve doğru yapanlar artık istisna durumunda. Peki, ekonomi nasıl yürüyecek? Bu şekilde sanayi işletmelerinin ayakta kalması, faaliyetlerini sorunsuz sürdürmesi konusunda ciddi endişelerim ve umutsuzluğum var, acilen bu konuda da aksiyon almalıyız.

Bu her şeyi siyasallaştırmamızdan mı kaynaklanıyor?

Buna siyasallaştırma diyebilirsiniz, ötekileştirme diyebilirsiniz ya da kurumlarda yaşanan liyakat sorunu diyebilirsiniz. Sadece diploma sahibi olmak da yeterli değil. Teori bilmek kadar uygulama bilgisi de çok önemli ve değerlidir. Bunlardan daha önemlisi insan kaynağında aranan değerlerdir. Bence bu değerler diplomadan da mesleki yetkinlikten de önce gelmelidir. İnsanın güçlü bir iş ahlakı olmalı, iş ilişkileri, insani ilişkileri, duygusal ilişkileri doğru olmalıdır. Ancak bu değerlerde, her geçen gün hızlanan bir erozyon var. Bu açıdan baktığımızda umutlarımın her geçen gün azaldığını söyleyebilirim. Geçmiş yıllarda yüz kızartıcı birçok şey, bugün normal, güncel ve kazanmak için olması gereken bir durum gibi karşılanır oldu. Yani kazanmak için her atış serbest durumuna gelindi. Sisteme ayak uyduranlar kalacak, uyduramayanlar yok olacak gibi bir yaklaşım söz konusu. Bu durum nasıl düzelecek, umutsuzum, beni en çok üzen konulardan biri de bu…

Pandemiden önceki süreçte Endüstri 4.0’ı konuşuyorduk. Şimdi bu rafa mı kalktı sizce?

Bu konuda yol alabilmek için bir hedefiniz olması ve bir yerden başlamanız lazım. Artık ihracatta dünyayla rekabet edebilmek için birçok devlet birçok sektörde  sübvansiyonlar sağlıyor. Tek başına fiyatınızın düşük, ürününüzün kaliteli olması da yetmiyor artık. Çin örneğinde bunu çok açık görüyorsunuz. Dolayısıyla, öncelikle bizim kendi güçlerimizle başarabileceğimiz hedeflerimiz ve hayallerimiz olmalıdır.

Öte yandan Türkiye’nin önünde can yakıcı bir hammadde sorunu var. Türkiye’nin üretimde kullandığı hammadde envanterini çıkarması gerekiyor. Hangi hammaddeyi hangi sektörde ne kadar kullandığımızı, bunun ne kadarını yurt dışından, ne kadarını yurt içinden sağladığımızı ortaya koymalıyız. Bazı ülkeler şimdiden bazı hammaddelerin ihracatını yasaklamaya başladılar. Bunları hesap ederek, biz de yerli hammaddelerimizin ihracını izne bağlamalıyız. Bununla ilgili bir stratejimizin olması lazım. Bu sağlanırsa yerli üreticiler iç piyasadan sağladığı hammaddeyle katma değerli ürün üreterek daha rekabetçi olacak ve daha yüksek ihracat geliri sağlayacaktır.

Gebze OSB olarak örnek organize sanayi bölgelerini yurt dışında da kurmaya başladınız. Buradaki yatırımcıları o sanayi bölgelerine götürme hedefiniz vardı. Bu çalışmalarınızda son durum nedir?

Şu anda güncel olan Sırbistan’daki projemiz. Diğer ülkelerdeki projelerimize göre çok hızlı ilerledi. Neredeyse bitmek üzere. Ancak bu proje zorlu bir süreç, uzun uğraşılar ve ciddi emek istiyor. Çünkü biz katılımcıları oraya götürürken, o ülkelerin verdiği normal teşviklerin üzerinde farklı imtiyazlar istiyoruz. Sırbistan özelinde baktığımızda, yatırımın yüzde 50’sinin geri verilmesi, sosyal güvenlik primlerinin devlet tarafından ödenmesi, faiz desteğinden yararlanmak gibi birçok teşvik ve desteklerden söz edebiliriz. Bunların hepsini verebilecek ülkeler vardır, ama bunların hepsini hukuk olarak garanti altına alacak ülkede projemizi hayata geçirebiliriz. Bu güveni, Sırbistan’da elde ettik. Ayrıca çalışma ahlakı ve işi ve işletmeyi sahiplenme açısından Sırbistan’ın doğru ülke olduğunu görüyoruz. 2022 yılında Avrupa Birliği’ne de giriyorlar.

Peki, kurlarla mücadelenizde ne durumdasınız sanayici olarak?

Kurlarla mücadelede aslında şu anda yüksek bir risk alıyoruz. Çünkü aradaki makas o kadar fazla ki mecburen döviz kullanıyoruz. Şu anda 22-24’lere varan bir TL kredi faizi var. Şimdi TL’ye bu kadar yüksek faiz vermektense riske girip yüzde 3,5 ila 4,00 mertebesinde faiz vererek döviz kullanıyoruz.

Toparlayacak olursak son mesajınızı da almak isteriz…

Şu ana kadar söylediğimiz olumsuz şeylere rağmen ülkenin kaynakları, jeopolitik durumu ve şu anda imalat sanayinin başında tecrübeli neslin hala işin başında olması nedeniyle, Türk sanayi işletmeleri bir süre daha yoluna devam edebilir. Ama böyle devam ederse işletmelerimiz yavaş yavaş kapanmaya başlayacaktır. Bizden sonraki neslin bu kadar zor ve meşakkatli olan sanayiciliği sürdürme şansı yok. Bu işletmelerin hepsi ya yok pahasına yerli ve yabancıların eline geçer, ya da kapanır. Sonuçta üretmeyen bir ülke konumuna düşeriz. Üretmeyen bir ülkenin de geleceği olamaz.