KAPAK — 5 Temmuz 2021 at 22:49

ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI PROF. DR. YILMAZ BÜYÜKERŞEN: “TARIMSAL DESTEK PROJEMİZ YAŞAMSAL ÖNEME SAHİPTİR”

ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI PROF. DR. YILMAZ BÜYÜKERŞEN 

TARIMSAL DESTEK PROJEMİZ YAŞAMSAL ÖNEME SAHİPTİR!

Tarımın sadece Eskişehir için değil tüm Türkiye için yaşamsal öneme sahip olduğunu vurgulayan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, belediye olarak en yaşamsal gördükleri projenin de tarımsal destek projesi olduğunu belirtti.

Belediyecilik denince kuşkusuz ilk akla gelen isimlerden biri Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’dir. Eskişehir’i ülkemizin en yaşanılır kentlerinden birisi konumuna getiren Büyükerşen ile pandemi sürecinden kültür-sanata, sosyal belediyecilikten tarıma kadar birçok konu başlığında yürüttüğü çalışmaları, projeleri konuştuk.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin pandemi sürecindeki yol haritası ve uygulamaya koyduğu önlemler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Pandemi evrensel bir sorun. Yani bölgesel ya da birkaç ülkeyi ilgilendiren bir sorun değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor. Biz Türkiye olarak, Eskişehir olarak ne kadar “tamamen bitirdik” dersek diyelim, tüm dünyadan kökü kazınmadıkça ya da aşısı ve tedavisi tam olarak bulunamazsa hiç kimse rahat bir nefes alamayacak. Bu işin bir yönü. Diğer yönünde de, her ülke kendi vatandaşını korumak zorunda.

Bildiğiniz gibi, hükümet ve Sağlık Bakanlığı koordinesinde mücadelemiz sürüyor. Biz de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak hükümetin aldığı kararları uyguluyor, denetim ve kontrol mekanizmasını işletiyoruz. Diğer taraftan da, Büyükşehir Belediyesi olarak, gerek toplu taşıma araçlarında, gerek çalışma alanlarında, vatandaşla olan karşılıklı görüşmelerde gerekli temizlik ve mesafe kurallarını harfiyen yerine getiriyoruz. Ayrıca imkanlarımız ve bütçe kaynaklarımızın elverdiği ölçüde, öncelikle işini kaybetmiş, geçim sıkıntısı yaşayan ailelere hem kendi olanaklarımızla gıda yardımı yapıyor, hem de hayırsever vatandaşla onlar arasında köprü oluyoruz. Pandemi sürecinde getirilen kısıtlamalardan en çok etkilenen meslek gruplarına, esnafa belli bir düzen dahilinde destek veriyoruz. Belediyenin mülkiyetinde olan ve kiraya verdiğimiz işyerlerinden belli zaman dilimlerinde ya hiç kira almadık ya da kira miktarlarını düşürdük ve de öteledik.

Toplu etkinlikler yapamadık ama farklı şekillerde vatandaşın moral değerlerini yukarıda tutacak, yaşanan sıkıntıları bir nebze de olsa unutturacak online etkinlikler düzenliyoruz.

Kimi zaman olanaklarımızın sınırlı olması ve var olan özel gelirlerimizin de neredeyse tamamına yakınını elde edemeyişimizin yanı sıra, Maliye Bakanlığı ve İller Bankası, her ay göndermesi gereken paylarımızdan, büyük kesintiler yaptılar. Bu da yetmedi bir takım yeni yasal düzenlemeler ve hükümet uygulamaları ile elimizi kolumuzu bağlamalarına rağmen, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

“BİZİM OLMAZSA OLMAZLARIMIZDAN BİRİ DE KÜLTÜR VE SANAT”

Başta kültür ve sanat alanları olmak üzere pandemiden olumsuz etkilenen kesimler için ne tür destekler sağlıyorsunuz?

Tam da bu sorunuzun cevabı olarak, yeni bir projeden söz edebilirim. Bu projenin adı “Sahne Senin Eskişehir.” Bu proje kapsamında pandemiden olumsuz etkilenen sanatçılar ile vatandaşları açık alan etkinliklerinde bir araya getirecek ve proje kapsamında başvurusu kabul edilen her sanatçıya nakdi destek sağlayacağı bir model üzerinde çalışıyoruz. Pandemi sürecini bazı kesimler daha rahat atlatırken, günlük yevmiye ile geçimini sağlayan ve bu süreçte çalışamayan vatandaşlarımız ise gerçekten zor günler yaşıyor. Bu iş kollarından biri de ne yazık ki müzisyenler. Restoranda, kafede, düğünde hatta sokakta bile sanatını icra ederek geçimini sağlayan sanatçılarımızı hem vatandaşlarımızla buluşturmak hem de bir nebze olsun onlara destek olabilmek için ‘Sahne Senin Eskişehir’ dedik. Proje sayesinde hem 200 müzisyenimize nakdi destek sağlayacağız, hem de açık alan etkinliklerinde sanatçılarımızın rengarenk notalarını vatandaşlarımız ile buluşturacağız. Elbette, pandemi koşullarına kayıtsız şartsız uymak koşuluyla.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, pandemi koşulları nedeniyle etkinliklerini dijital ortama taşıyarak izleyicileri ile buluşmayı sürdürüyoruz. Canlı sohbetler, sanatçıların anlatımıyla çocuklar için masallar, dijital için tiyatro okuma etkinlikleri gibi farklı projeleri hayata geçiren ekibimiz 2020-2021 Tiyatro sezonunda Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivalini özel bir gösterime dönüştürerek dijital ortamda minik izleyicilerinin beğenisine sunduk. Yine online ve sosyal paylaşım platformlarında hem Senfoni Orkestramızın hem de Şehir Tiyatrolarının geçtiğimiz yıllarda verdikleri konser ve temsilleri hem online hem de yerel TV kanallarımızda sürdürdük. Bunun, halkımızın özellikle de çocuk ve gençlerimizin sanat ve kültürle olan bağlarının kopmaması açısından çok önemli bulduğumu söylemeliyim.

Şehirdeki elektrik trafolarının ve cadde kaldırımları üzerlerindeki telefon kutularının üzerine çeşitli resimler ve desenler işleyerek, onları o gri ve soğuk hallerinden çıkarıp cıvıl cıvıl bir hale getirdik.

Benim her zaman her yerde üzerine basa basa söylediğim bir şey var; altyapı, üstyapı, toplu taşıma, kullanma suyu ve daha birçok görevi var belediyelerin. Ama bizim olmazsa olmazlarımızdan biri de kültür ve sanat. Ben 22 yıllık belediye başkanlığım döneminde rakiplerimiz tarafından en çok neyle eleştirildim biliyor musunuz? Kültür ve sanat yapıları, etkinlikleri ve buralara ayırdığımız kısıtlı kaynaklarla yaptıklarımla eleştirildim. Bir kere Senfoni Konserine, bir kere Tiyatro oyununa bile gelmeyenler beni bunlar için kaynak kullanmakla eleştirdiler. Bunlara harcayacağınız paralarla daha çok otobüs alın, daha çok yol yapın diye. Daha çok otobüs, daha çok yol istemek onların hakları elbette ama bunu kültür-sanatla kıyaslayıp, onu yapma-bunu yap noktasına gelince o haklı talepler bile anlamını yitiriyor.

Sosyal belediyecilik alanındaki projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Sosyal belediyecilik alanında ortaya koyduğumuz projelerimiz oldukça fazla ve Eskişehir halkından büyük ilgi görüyor. 2014 yılından bu tarafa yalnızca şehir merkezinde değil, ilçelerimizde de faaliyetlerimizi yürütüyoruz.

Size birkaç örnek verebilirim. Örneğin kısa adı ESMEK olan, Eskişehir Sanat Meslek Eğitim Kursları. Her ne kadar geçtiğimiz yıl ve bu yıl ara vermek zorunda kalsak da önceki yıllarda her yıl 150’nin üzerinde branşta kurslar düzenliyoruz. Özellikle ev kadınları tarafından büyük ilgi görüyor. Kadınlar, kurslara katılıp o eğitimi aldıktan sonra evlerinde üretim yaparak ev ekonomisine ciddi katkılar sağlıyorlar. Küçük birkaç araç gereçle önemli ve orijinal üretimler yapıyorlar. Mesela orijinal oyuncak bebek yapma, turistik el sanatı eşyalar, örgü türü işleri, mutfak işleri gibi alanlarda ciddi paralar kazanıyorlar. Sanıyorum 2019 yılında 15 bine yakın Eskişehirli eğitim aldı. Kurslarımız için kayıtlar başladığında insanlar sabah saat 6’da 6 buçukta gelip kayıt sırasına giriyorlardı. 2020’de de başlamıştık ancak Mart ayından sonra pandemi nedeniyle zorunluluktan durdurduk.

Ayrıca dezavantajlı hemşerilerimiz için, bakıma muhtaç yaşlılarımız için, yine hem çocuk hem gençlerimiz için çeşitli kurslar, eğlenerek eğitim alabilecekleri etkinlikler düzenliyoruz. Yine bu alanda Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nde Psikolojik Danışmanlık Hizmeti, Diyetisyen Danışmanlığı, Hukuki Danışmanlık, Sosyal Danışmanlık Hizmetleri veriyoruz. Çocuk Hakları Birimi tarafından çocuklara hak temelli çalışmalar yapıyoruz. “Es Çocuk Evimizde”, zorunlu nedenlerle ebeveynlerinden ayrı kalan, anne ya da babası cezaevinde olan çocuklarımıza eğitim ve farklı alanlarda destek veriyoruz.

Tüm birimlerimizde olduğu gibi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığında da işinin uzmanı, işini severek yapan çalışanlarımızla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.

“HEP KADIN İSTİHDAMINA AYRI ÖNEM VERDİM” 

Kadın istihdamına yönelik ne gibi adımlar atıyorsunuz?

Ben Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademi Başkanlığım ve Anadolu Üniversitesi Kurucu Rektörlüğüm dönemlerinde de hep kadın istihdamına ayrı önem verdim. Bir takım fizik-güç gerektiren işler dışında kadınların her işi erkeklerden daha iyi yapıyor olduklarına defalarca şahit olmuşumdur. Bunu yalnızca kadın hakları, erkek karşısında eşitlik ve şiddet mücadelesine destek olmak için değil, işlerini gerçekten çok iyi yaptıklarını gördüğüm bildiğim için yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Bugün Büyükşehir Belediyemizde üçüncü kez bir kadın genel sekreter ile çalışıyorum. Daire başkanlarımızdan birçoğu kadın.  Kadın otobüs şoförlerimiz ve tramvay vatmanlarımız var, park görevlilerimiz var. Onlara pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Tabii, hem kadın yöneticiler, hem kadın çalışanlar için de ana koşulumuz, liyakat ve işini iyi yapıyor olmaları. Yoksa sırf kadın oldukları için bu görevlere geliyor değiller.

Yaşamsal önemde konumlandırdığınız projeleriniz hangileridir?

Belediyelerin bir insanın doğduğu andan öldüğü ana kadar ve günün 24 saati içinde her zaman yapması gereken görevleri var. O nedenle benim yaptığım projelerin hepsi Eskişehirlilerin yaşamlarını hem emniyetli, hem kaliteli hem de huzurlu ve şehirleriyle gurur duyacakları hale getirmek için yapılmıştır.

Tabii, bunların içinde sağlıkla ilgili olanlar da var. Örneğin toplu taşıma, içme ve kullanma suyunun temiz ve sağlıklı olması, yine şehri ikiye bölen Porsuk Çayı’nın temiz olması ve çevre sağlığına zarar vermemesi gibi. Bunları biraz aksatır, savsaklarsanız yaşamsal önemde sorunlar ortaya çıkabilir. Eskişehirliler için olduğu kadar elbette sokakta yaşayan hayvan dostlarımız için de gereken özeni gösteriyoruz.

Dijital dönüşüm ve teknolojik altyapı konusunda neler yapıyorsunuz?

Dijital alanda bir dönüşüm yaşanması kaçınılmaz bir gerçek. Siz önemsemezseniz bile gelişmeler sizi buna zorunlu bırakıyor. Teknolojik altyapı da öyle. Bilgisayar artık yaşamın her alanında olduğu gibi belediye hizmetlerinin tümü için bir zorunluluk. Bu da sizi “e-belediyecilik” isimli yeni bir kavramla tanıştırıyor.

Biliyorsunuz “e-belediyeciliği”, teknolojik gelişmelerin hızla değiştirdiği dünyada, gelişen teknolojileri kullanarak, insana hizmet etmenin ve şeffaflaşmanın temelini teşkil eden çağdaş belediyecilik anlayışı olarak tanımlayabiliriz. Gelişmiş batı ülkeleri, vatandaşların yerel yönetim hizmetlerinden faydalanmak ve işlerini halletmek için belediye kapısına gitmek zorunda kalmadığı bir sisteme doğru hızla ilerliyor.

“e-belediyecilik” ortamında; belediye-diğer kamu kurumları, belediye-vatandaş ve vatandaş-vatandaş arasındaki bilgi akışında ciddi bir artış gözlenebileceği açık. Bu bağlamda e-belediye uygulamalarımızla vatandaşlarımız bilgisayar sistemleri ve yazılımları ile desteklenen ve kesintisiz olarak günün 24 saati, haftanın 7 günü, yılın 365 günü belediyemize ulaşabilmektedir. Burada önemli olan, vatandaşın belediyemize gelmeden çoğu iş ve işlemini web ya da mobil uygulamalar üzerinden gerçekleştirerek zaman ve kaynak tasarrufunun sağlanmasıdır.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ilk göreve geldiğim 1999 yılında öncelikli olarak Yönetim Bilgi Sistemi ve Coğrafi Bilgi Sistemi altyapılarını kurarak belediyenin dijital dönüşümünü başlattık. Bu sistemlerle sayısal verilerin elektronik ortama aktarılması sağlanmış oldu. Ayrıca Yönetim Bilgi Sistemi ve Coğrafi Bilgi Sistemini hayata geçiren ilk ya da ilk sıralardaki belediyeyiz. Bilgi İşlem Daire Başkanlığımız hem gelişmeleri takip etmek, hem de yeni yazılım çalışmaları ve teknik altyapı konularında çalışıyorlar.

“MÜZELERİMİZE “KEDİ MÜZESİ”Nİ EKLİYORUZ”

Kamuoyunda ilgi gören Kedi Müzesi kurma çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Eskişehir’in özelliklerinden biri de bir “Müzeler şehri” olması. Balmumu Heykeller Müzesi, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Kent Belleği Müzesi, Kurtuluş Müzesi, Ahşap Heykeller Müzesi, Açıkhava Müzesi, Yazı Makinaları Müzesi, Pişmiş Toprak Eserleri Müzesi, bunlar hep 1999’dan sonra Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri tarafından kurulan müzelerdir.

Şimdi bunlara “Kedi Müzesi”ni ekliyoruz. Tabii, cehalet hiçbir zaman hiçbir yerde engel tanımıyor. Bizim bu düşüncemizi “öyle şey mi olur, o zaman don-gömlek müzesi de kuralım, ilk donu da ben bağışlayacağım gibi” lütfen bu ifademi mazur görün ama ahmakça yaklaşımlarla eleştirenler oluyor. Ama olsun ben böyle cehalet ve küf kokan eleştirilere alışığım. Diğer taraftan baktığınızda da hem Eskişehirlilerden hem de ülke kamuoyundan büyük alkış aldık.

Proje nasıl ortaya çıktı?

Sanatçı Sayın Berna Türemen, 50 yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinden temin ettiği kedi tabloları, heykelleri, bibloları, oyuncakları ve çeşitli ev eşyalarından oluşan koleksiyonu ile merhum eşi ressam İsmail Türemen’in tablolarını belediyemize bağışlama kararı aldı. Biz de çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm hayvan severlerin ilgisini çekeceğine inandığımız Türkiye’nin ilk kedi müzesini şehrimize kazandırmak için çalışmalara başladık. Kısaca hikâye bu.

Tarıma yönelik yürüttüğünüz çalışmalardan söz eder misiniz?

Evet, en can alıcı noktayı sona bırakmışsınız. Yukarıda “Yaşamsal önemde konumlandırdığınız projeleriniz hangileridir?” sorusunu yanıtlarken buna değinecektim ancak siz bu konuyu ayrı soru olarak soracağınızı söyleyince, daha ayrıntılı bir şekilde açıklamak istediğim için orada değinmedim.

Herkesçe malum olduğu üzere Türkiye son derece geniş ve verimli topraklara sahip olmasına karşın, tarım konusunda nedense bir türlü gereken adımları atmadı, atamadı ya da kasten attırılmıyor. Uçak üretmeye çalışıyoruz, elektrikli otomobil, helikopter üretmeye çalışıyor, insansız hava aracı üretiyoruz. Bunun gibi pek çok alanda kendimizi ve sanayimizi geliştirmeye çalışıyoruz. İnanılmaz kaynaklar aktarıyoruz. Ama gelin görün ki, tarımımız bir türlü geliştirilemiyor, dahası geliştirmek için yeterince adım atmıyoruz. Çiftçilerimizin yüzde 90’ı hala atadan dededen kalan alışkanlıklara dayalı bilgiyle tarım yapıyorlar. Devletten gereken desteği görmüyorlar, ürünlerinden para kazanamıyor, aksine ellerinde avuçlarında ne varsa kredi borcu, faiz borcu için elden çıkarıyorlar. Allah aşkına, bu ülke fasulye, mercimek, sarımsak ithal edecek bir ülke mi? Saman ithal edecek bir ülke mi? Ama gelinen nokta bu. Uzaya uydu gönderiyoruz, bunu yapabiliyoruz ama tarımımızı, üretimimizi bir türlü çağdaş, bilimsel, akılcı yaklaşımlarla geliştiremiyor, dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan tarımsal üretim modellerini getirip bu ülkenin topraklarında kullanamıyoruz.

Gerekli, çağa uygun adımları bir türlü atamadığımız iki alan var bence. Bunlardan biri eğitim, biri de tarımsal üretim. Bu adımları bir türlü atamamamızın arkasında nasıl gerekçeler var bilmiyorum, dahası bilmek de istemiyorum, ancak durum maalesef böyle.

Pandemiden önce sık sık köylerimizi ziyaret eder, gezerdim. Şu aralar salgın nedeniyle pek gidemiyorum. Zaten farkındaydım ama o ziyaretlerde daha net biçimde görüyordum ki, bugün isimleri mahalle olarak değiştirilen ve benim hala eski isimlerini kullanmak isteğim köylerimizde genç nüfus kalmamış. Köylerde yaşayan insanlarımızın yaş ortalamaları neredeyse 65-70 sınırında. Allah herkese uzun ömürler versin ama gerçek o ki, 10-15 yıl sonra bu köylerde kimseler kalmayacak. Gençler köylerde durmuyor, toprakla ilgilenmiyorlar artık. Ne yapsınlar onlar da haklı. Para kazanamıyorlar. Köyde kendine ait toprağı işlemek yerine, şehre gidip asgari ücretle çalışmayı, inşaatlarda, geçici işlerle ailelerinin geçimini sağlamayı tercih ediyorlar.

Bu düşünce benim kafamda uzun yıllardır vardı. Bu olumsuz gelişmeyi durdurmanın hatta tersine çevirmenin bir yolu olmalıydı. Biz Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak ne yapabilirdik? 2012 yılında Yeni Büyükşehir Yasası ile büyükşehir belediyelerinin yetki ve sorumluluk alanları il sınırlarına kadar genişletilip, köyler mahalle yapılınca tarımsal destek anlamında, ben buna “Can Suyu Projesi” diyorum, belediye olanakları ölçüsünde somut olarak neler yapılabileceğini düşünmeye başladım. Amacım elbette ülkenin tarımsal üretim sorununu kökünden çözmek değil ama örnek bir model ortaya koyabilirdim.

Neler yaptınız derseniz?

2017 yılından itibaren, köylü ve çiftçiye hibe destekleri vermeye başladık. Projeye başladığımız ilk dönemde, üreticiye 250 bin hibe domates fidesi dağıttık. 5 milyona yakın gelir elde edildi. Ardından yine hibe olarak marul fidesi dağıttık. Yine aynı dönemde, Eskişehir ve bölgesinin, geçmişte önemli gelir kaynaklarından biri olan ipekböcekçiliğini yeniden canlandırmak için dut fidesi üretimine yöneldik. Belediyemize ait tarımsal arazilerde ürettiğimiz dut fidanlarını isteyenlere dağıttık. Yalnızca Eskişehir bölgesine değil, ülkenin birçok şehrine ve kırsalına da gönderdik. Son iki yıldır da bunlara ek olarak lavanta konusunda destek veriyoruz. Ayrıca, yerli tohum üretiyor ve ihtiyacı olanlara veriyoruz. Yani fidan, fide, tohum desteği veriyoruz.

Canlı hayvan desteği de veriyoruz. 2 yıla yakın bir zaman önce manda yetiştiriciliği için uygun olan bir ilçemize 50 adet damızlık manda hibe ettik. 2 yıl içinde sayıları 100 yaklaştı.

Ayrıca, sebze ve meyve kurutma tesisleri kurduk ve bölgedeki üreticilere devrettik. Kooperatif kurmak yoluyla ürettiklerini kendilerinin pazarlamaları konusunda da yol gösterici projelerimiz var. 2020 yılında, pandemi sıkıntısı yaşanmasaydı Belediyemizin hedefi Çiftçi Destek Merkezleri (ÇİDEM) kurup, çiftçiye ürün çeşitliliği konusunda da destek verecektik. Ancak proje şu aşamada beklemede. Yine iki yılı aşkın süredir, Halk Ekmek Büfelerimizde halkımıza ekmeğin yanında sütün de hem uygun fiyata hem de sağlıklı ve kaliteli şekilde satışını yapıyoruz. Bunun yanına “gezen tavuk yumurtası” satışını da ekledik. Buradaki temel amacımız, yine üreticiye destek olmak. Sütü üreticisinden direkt alıyor, gerekli pastörize işlemlerinden geçiriyor ve vatandaşın kullanımına sunuyoruz. Hem üretici hem vatandaş kazanıyor.

Yukarıda değinmeye çalıştığım gibi, benim amacım sorunu tamamen ortadan kaldırmak değil elbette. Ama keşke imkanım olsa da yapabilsem. Amacım, bir bu konuya dikkat çekmek, iki örnek bir model oluşturmak ki, 2019 yerel seçimlerinden sonra özellikle CHP’li yerel yönetimler olarak bu alanda, sürekli bir görüş alışverişinde bulunmayı ve işbirliği içinde olmayı ana hedeflerimizden biri olarak belirledik, karınca kararınca bedelsiz destek vermek. 2017 yılında ilk domates fidesi desteğimizden sonra ziyaret ettiğimiz çiftçiler, o fide hibeleri sayesinde bölge olarak 7-8 milyon liralık bir gelir elde ettiklerini söylediler. Az şey mi? Elbette değil. Ancak üreticimiz de şunu bilmeli ki, bu hibeler sürgit devam etmez, bunlar ancak onlara can suyu veya küçük sermaye olabilecek ölçüde.

İşte bu dönemde benim yaşamsal önemde konumlandırdığım projem bu, bunu geliştirerek sürdürmek. Ancak bu yalnızca benim değil, tüm ülkenin yaşamsal önemde konumlandırması gereken bir sorun. Bunu da kimse unutmamalı.