GÜNDEM — 5 Temmuz 2021 at 22:42

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI SİMONE KASLOWSKİ: “EKONOMİMİZİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU EN KRİTİK SORUN KURUMSUZLAŞMADIR”

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI SİMONE KASLOWSKİ

EKONOMİMİZİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU EN KRİTİK SORUN KURUMSUZLAŞMADIR! 

Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu en kritik sorununun kurumsuzlaşma olduğunu söyleyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Kurumsuzlaşmanın maliyeti sürekli yükseliyor. Her geçen gün, kurumlardaki bu eriyişin, idari sistemimizin işleyişine, toplumumuzun refah ve huzuruna, ülkemizin piyasalardaki görünümüne, itibarına, güvenilirliğine ne denli ciddi hasar verdiğini daha iyi görüyoruz” dedi. 

Pandemi döneminde Batı’da para ve harcama musluklarının sonuna kadar açılmasının büyük bir talep artışı da yarattığını söyleyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Bu durum bize ihracatımızı artırma şansı veriyor. Ancak son yıllarda üretim kapasitesi yatırımlarımız gerekli seviyelerin altında gerçekleşti. Bu nedenle bugün ihracat potansiyelimizi tam anlamıyla kullanamıyoruz. Bu yeni küresel ortamda doğacak fırsatları yakalayabilmek için zaman çok dar. Dengeli ve istikrarlı bir ekonomik ortam sağlanabilir ise, bu yatırım açığını hızla kapatarak daha fazla ihracat yapabiliriz” dedi.

“Düzeltilmesi gerektiğini düşündüğümüz ve daha önce de dile getirdiğimiz bir konuya değinmek istiyorum” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, sözlerini şöyle sürdürdü; “Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu en kritik sorun ‘kurumsuzlaşmadır’. Kurumlarımızın zayıflaması, karar verme ve uygulama süreçlerinde uzun vadeli, öngörülebilir, bilimsel plan ve aksiyonların yerini kısa vadeli karar ve uygulamaların alması, istişare mekanizmasının yeterince çalıştırılmaması gibi sorunlarımız var. Kurumsuzlaşmanın maliyeti sürekli yükseliyor. Her geçen gün, kurumlardaki bu eriyişin, idari sistemimizin işleyişine, toplumumuzun refah ve huzuruna, ülkemizin piyasalardaki görünümüne, itibarına, güvenilirliğine ne denli ciddi hasar verdiğini daha iyi görüyoruz. Resmi verilerin güvenilirliğinin sorgulanması, kurumların sorumluluklarını yerine getirecek yetkilerden yoksun olması, liyakat kriterinin tam anlamıyla sağlanamaması; güçlü bir iktisadi sürece geçişi, dış dünya ile sağlıklı iletişim ve etkileşimi zorlaştırıyor. Kurumlar demokratik sistemin işleyişi açısından da önemlidir. Siyasetin etkin ve saydam olması demokrasimizin işlerliği için birinci koşuldur. Siyasi partiler demokrasilerin en önemli unsurudur. Siyaseti, parti kapatmalarla, siyasetten yasaklamalarla değil; demokratik kanalları açık tutacak şekilde ele alan, hesap verebilirliği geliştiren, siyasetin finansmanını siyasi etik ölçülerine göre düzenleyen, evrensel hukuk ve AB standartlarında bir yasal altyapı, demokratik sistemimizi hiç şüphesiz güçlendirecektir.  Kurumlarımızı sağlam temellere oturtmamız hem ekonomide hem de demokraside bizi daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, ekonomide nereden nereye geldiğimizin kısa bir muhasebesini kişi başına gelirimiz üzerinden yapmak istediğini söyleyerek; “ 2000 yılında OECD ortalamasının %18’ine denk gelen kişi başı milli gelirimiz, 2001 yılı hariç, kesintisiz artarak 2013’te %34’e ulaşmıştı. Bu oran 2013’den bu yana her sene azalarak 2020’de %22’ye geriledi. TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları 2020 anket sonuçlarına göre, en yüksek gelir sahibi grubun toplam gelirden aldığı pay artarken, en düşük gelire sahip grubun aldığı pay giderek azalmakta. Gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşiyor. 2021 yılını %5.5-6’ya yakın bir büyüme ile tamamlama ihtimalimiz yüksek. Belli başlı ihracat pazarlarımızdaki büyüme elbette bize olumlu yansıyor.  Geçen yıl yaratmış olduğumuz şiddetli kredi büyümesinin etkisini de halen büyüme üzerinde görmekteyiz. Ne var ki uzun zamandır büyümemiz sürdürülebilirlik kriterlerinden uzak. Yıllar itibarı ile büyüme kompozisyonumuz çok değişti. Tarımın payı azalırken sanayi, inşaat ve turizmin payı arttı. Döngüsel büyümeleri yüksek oranda yakalasak da, 3 yıllık ortalamalara bakıldığında ihtiyacımız olan seviyelerin çok altındayız. Yıllar itibari ile uzun vadeli büyümemiz ivme kaybediyor ve istihdam yaratma kapasitemiz düşüyor. Geniş tanımlı işsizlik %25-30 bandında. İşsizlik rakamlarındaki artış ve geniş tanımlı işsizliğin artık neredeyse toplumun üçte birini sarması yangının hızla yayıldığını gösteriyor. Dış finansman ihtiyacımız ise 2013 yılında milli gelirin yüzde 15’i iken, bugün yüzde 30’u seviyesinde. Kamu borcu içindeki döviz payının her geçen yıl yükseliyor olması da, diğer bir endişe kaynağı” dedi ve ekledi:  “Öte yandan, resmi verilerdeki enflasyon ile hissedilen enflasyon arasında, açıklanması pek kolay olmayan bir fark var. Hissettiğimiz, aslında şiddetli seviyedeki refah kaybı. Enflasyon beklentilerinin yönetilemeyişi, Merkez Bankası politikalarının öngörülebilirliğinin kalmayışı ve enflasyonu düşürme hedefinde ülkece tam mutabakata varamamış olmamız, fiyat istikrarına ulaşmamızı zorlaştırıyor. Gün sonunda, ülke olarak refah kaybımız hızlanarak sürüyor. Tüm bunlar, Covid krizi gibi, herhangi bir küresel şok anında, ekonominin esnekliğini ve krizle mücadele etmek için kullanabileceğimiz iktisadi araç sayısını da kısıtlıyor. Yüksek ülke risk primine bağlı olarak, ülkemiz içinde bulunduğu yükselen piyasalar kategorisinde sonlarda yer alıyor. Bu tablodaki olumsuzluklara rağmen geleceğe umutla bakabilecek çok güçlü dayanaklarımız olduğunu hatırlayalım. Ekonomimiz; reel kesimi, ihracatçısı ve genç nüfusu ile çok esnek. Gelişme potansiyelimiz çok yüksek. Ekonomimizin tüm paydaşlarını devreye almalı, potansiyelimizi doğru kullanarak hızla yeni bir kalkınma sürecine geçmeliyiz.  Bilimselliği kanıtlanmış ve doğru iktisadi politikalarla ekonomiye yeniden dirayet kazandırmalı, istikrarı tehlikeye atabilecek her türlü adımdan sakınmalıyız.”

“Geleceğimizi ilgilendiren konuları ertelersek, geleceksiz kalma riskimiz var” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Bunlar arasında çok azı, eğitim kadar hayati önemde. TEDMEM’in Türkiye’nin Telafi Eğitimi Yol Haritası Raporu’na göre, Türkiye OECD ülkeleri arasında, salgının ilk yılında okulların en uzun süre kapalı kaldığı ikinci ülke oldu. Dünya ölçeğinde bu kapalılığın öğrencilere her açıdan ağır bir maliyet yüklediği, yapılan tüm çalışmalarda ortaya çıkıyor. Bazı alanlarda görülen iyileşmeye rağmen, en son 2018’de yapılan PISA puanlarında Türkiye OECD ortalamasının altındaydı. Pandemi döneminde eğitimde yaşanan kayıpların, farklı sosyoekonomik koşullara sahip öğrenciler arasındaki uçurumu derinleştirmesi, telafisi güç sorunlar doğurabilir. Nitelikli eğitim alamayan nesillerin geleceğe güvenle bakabilmeleri çok güçtür. Soru sorma, analitik düşünme, iletişim, fen-matematik, dijital gibi alanlarda beceri kazandıramadığımız çocuklarımızın, yetişkin olduklarında dünyadaki akranları ile başa baş konumda olma olasılığı çok düşüktür. Türkiye eğitim sistemi, tüm katmanlarında, eleştirel düşünceden ürkmeden, yaratıcı düşünceye ket vurmadan, özgür bireyler yetiştirmeye odaklanmalıdır” şeklinde konuştu.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Geçtiğimiz günlerde yapılan bir dizi zirve; Batı dünyasının yeni yönelimleri, Atlantik ittifakının geleceği, ABD ile AB’nin işbirliğinin boyutlarının yanı sıra, Washington-Moskova arasındaki ilişkilerin seyri ve Çin’in dünya sistemi içindeki konumu hakkında bizlere bir fikir verdi. Önceki Amerikan yönetiminin bıraktığı olumsuz izleri de silmeyi hedefleyen Başkan Biden, ülkesinin ittifak bağlantılarını güçlendirmeye çalışıyor. Bunu yaparken Batı ittifakının değer ve ilkelerini temel taşlar olarak gördüğünü vurguluyor. Birbirleriyle çeliştiği düşünülen jeopolitik öncelikler ile demokratik hak ve özgürlükler bu yeni anlayışta birbirini tamamlıyor. Birleşik Krallık da, Brexit sonrasında ilk kez ev sahipliği yaptığı G-7 zirvesinde, transatlantik ittifakın onarımının dışında kalmanın yüksek bedel getireceğini görerek sürece uyum gösterdi” dedi ve ekledi: “Avrupa ve ABD özellikle Türkiye’nin de ilintili olduğu konularda birbirleri ile çok yakın koordinasyon içinde. Bu durum, Türkiye açısından da değerlendirilmeyi bekliyor. Uluslararası alandaki derin yalnızlıktan kurtulmamız gerektiğini düşünüyoruz. Müttefiklerle ve çevre ülkelerle ilişkilerin onarılmasını, Türkiye’nin stratejik kimliğinin, hedef aldığı çağdaş değerler doğrultusunda netleşmesini, AB ile ilişkilerin al-ver kapanından kurtularak tam üyelik hedefi ile ileriye götürülmesini bekliyoruz. Bunların gerçekleşmesi ülke içinde hak ve özgürlüklerin alanının genişletilmesini, kurumsal yapıya daha fazla özen gösterilmesini de zorunlu kılıyor.”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Batı ittifakı içinde kalan, sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi nihai hedefi AB üyeliği olan ülkemizde, yakında beşinci yılı anılacak meşum darbe girişimi sonucunda bozulan güvenlik-özgürlük dengesinin onarılması mutlak bir gerekliliktir. Bireysel hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamaların kalkması, hukukun üstünlüğüne saygının tesisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulması, yeni bir onarım döneminin olmazsa olmaz adımlardır. Kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin AİHM kararlarını uygulamadığı için Türkiye’ye yönelik ihlal prosedürü başlatmayı gündeminde tutması, ülkemiz açısından gerçekten de kabul edilebilecek bir konum olamaz” dedi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, “Son NATO zirvesinde Türkiye’nin de imzasını taşıyan sonuç bildirisi yukarıda kısaca değindiğim ilkelerin ve jeopolitik gerçeklerin Batı ittifakı açısından nasıl harmanlandığını açıkça gösterdi. Gerek hasımların ve tehditlerin tanımlanmasında, gerekse NATO’nun siyasi boyutuna yapılan vurguda demokratik değerlerin ve insan haklarının ön plana çıkarılmasında yeni dönemin tüm parametrelerini görüyoruz. Türkiye’nin bu taahhütleri yerine getirmesinin ülkemizin çıkarına olacağını, dünya düzeninin yeniden kurulduğu bir dönemde çıkarlarımızın Avrupa ve transatlantik ittifakın parçası olmayı gerektirdiğini düşünüyoruz” dedi ve ekledi: “Bu bağlamda diğer bazı müttefik liderler ve ABD Başkanı Biden ile gerçekleşen buluşmaların, birikmiş sorunların bu anlayış doğrultusunda çözümüne imkan sağlayacak sonuçlara kapı aralamasını diliyoruz. Bunun ötesinde Afganistan’da Türk askerlerinin ABD ve NATO çekildikten sonra görev yapması kararının da etraflıca tartışılmasından, birliklerimizin güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm koşulların oluşturulacağından da emin olmak isteriz.”