RÖPORTAJ — 1 Eylül 2021 at 18:15

EDİRNE TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZAY ÖZTÜRK: “HIZLI TRENLE EDİRNE’DEKİ YATIRIMLAR HIZLANACAK”

EDİRNE TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZAY ÖZTÜRK

HIZLI TRENLE EDİRNE’DEKİ YATIRIMLAR HIZLANACAK!

Edirne’nin tarım ve hayvancılıktaki potansiyeline dikkat çeken Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk, devam eden hızlı tren projesiyle birlikte Edirne’de ciddi yatırım fırsatları oluşacağını, Türkiye genelindeki yatırımcıların bu fırsatları şimdiden değerlendirip yerlerini alması gerektiğini dile getirdi.

Pandemi insan sağlığı kadar gıda ve tarımın da önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle Türkiye’nin artan gıda ve tarım ürünleri ithalatı bunu daha net ortaya koyuyor. Var olan iklim ve küresel salgın koşullarında tarım ve hayvancılığın sorunlarını ve Edirne’nin tarım potansiyelini ve hedeflerini Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk ile konuştuk.

Türkiye’de kuraklığın artışıyla birlikte su yönetimiyle ilgili ciddi sıkıntılarımız da ortaya çıktı. Bu sorunlara nasıl yaklaşmalıyız?

Pandemi dönemi iki konu başlığını çok öne çıkarttı: Birincisi sağlık, ikincisi gıda. Ülkemiz, yıllar içinde gelirin ve nüfusun artması, tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve küresel ısınmanın etkileriyle birlikte tarım ve gıda üretiminde kendine yetemez duruma geldi. Birçok üründe ithalatçı konumunda kaldık. Bununla ilgili yapılabilecek şeyler mutlaka var. Topraklarımızı arttıramayız ama mevcut birim alandan aldığımız verimi artırabiliriz. Bu da sulama projeleriyle olabilir. Türkiye genel anlamda baktığınızda, su açısından çok zengin bir ülke değil. Belirli miktardan fazla yağış alan bölgelerimiz var, az yağış olan bölgelerimiz var. Bu nedenle sulamayla ilgili projeleri hızlı bir şekilde hayata geçirmemiz lazım. Diğer taraftan eskiden yapılmış olan projelerin de yeni sistemlerle rehabilite edilmesi gerekiyor. Eski sistemlerde su kayıpları olduğu gibi fazla sulama nedeniyle topraklarımız da kirleniyor.

Bu yıl ülkemizde kuraklık maalesef çok ciddi anlamda kendisini gösterdi. İç Anadolu bölgesinde, Güney Doğu Anadolu bölgesinde verimde çok ciddi düşüklükler görüldü. Trakya’nın aldığı yağışlar çok iyiydi. Üretim rekolteleri çok iyiydi. Ama önümüzdeki yıl iyi olacağının garantisi yok. Edirne’de büyük baraj projeleri var. Yapımı devam eden bir barajımız var. Belirli bir miktar sulamaya açılmış ve daha hızlı sulamaya açılacak alanları olan projeler var. Bu projelerin fizıbl olmasını bir kenara koymalıyız. Gıda sektörü stratejik bir sektördür. Burada karlılık, fayda maliyeti analizi vs. yapmak çok doğru değil. Hedefimiz gıdada kendine yetebilir olmaktır. Bu konuları yıllardır dile getiriyoruz ama çok yavaş gidiyoruz.

Diğer taraftan yeraltı sularının ciddi anlamda çekildiğini ve sonucunda obruklar oluştuğunu görüyoruz. Bu su kaynaklarının büyük bir kısmı hayvancılıkta kaba yem üretimi için kullanılıyor. Bunun da planlanması gerektiğini düşünüyorum. Büyükbaş hayvancılığın ekonomik yapılabilmesi için kaba yeme ihtiyaç var. Hatta yağış miktarının çok olduğu meralardan, yaylalardan yararlanmamız gerekiyor. İç Anadolu’nun göbeğinde büyükbaş hayvancılık yapmakta ısrar ettiğimiz sürece yeraltı suları tükenecektir. Aslında Anadolu coğrafyasında küçükbaş hayvancılık yapmak daha doğrudur. Ancak küçükbaş hayvan etinin tüketimi azaldığı için büyükbaş hayvancılığa yönelim arttı.  Artık bazı bölgelerde büyükbaş hayvancılık yapmakta ısrar etmemek gerekiyor. Bu üretimi kaba yem üretimi yapabilen bölgelere kaydırmak ve boşalan alanlarda küçükbaş hayvancılığı desteklemek gerekiyor.

Bu yıl özellikle ithal edilen gıda ürünleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Pandemiyle birlikte gıda emtialarında fiyatlar ciddi anlamda arttı. Birçok ülke mevcut üretiminin fazla olduğu ürünleri ülkesinin dışına çıkartmak istemedi. Bazı ülkeler kuraklık riski ve pandeminin devam etmesiyle birlikte biraz daha stoklarını artırmak istedi. Diğer taraftan ülkemizdeki döviz kuru artışı gıda fiyatlarındaki yükselişi daha yukarı taşımış oldu. Ülkenin nüfusu bugün 83 milyonda. Diğer taraftan 7 milyona yakın misafirimiz var ülkemizde. 90 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Bu nedenle de üretimimiz yetersiz kalıyor ve devamlı ithalat yapılıyor.

Derinleşiyor mu ithalatımız?

Tüketimle doğru orantılı olarak etkileşiyor. Ülkenin o yılki üretimine bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Kuraklıktan dolayı hububatla ilgili emtialarda ithalat miktarı atacaktır doğal olarak. Yağlı tohumlar ve yağlar petrolden sonra ithalatta en fazla para harcanan kalemler arasında yer alıyor. Bunların da üretimini artırabiliriz. Sulama yaparak yüzde 50-70 artış mümkündür. Ondan dolayı bunları planlayıp kendi kendine yetmenin çarelerini aramamız gerekiyor.

Ama bunun için uzun yıllardır sürdürülebilir bir tarım modeline ulaşamıyoruz. Bunu neden başaramıyoruz sizce?

Bunla ilgili Bakanlığımızın havza bazlı üretim çalışması var. Havza bazlı üretimde il bazında destekleme yapılacak ürünler belirlendi. Tabii, biz de görüşlerimizi verdik. Bu çalışmadan önce kendi bölgemizde devlet desteği olan ürünlerde destsek alabiliyorduk. Bu değiştirildi. Önceden diyelim ki 20 kalem tarım ürününe destek veriliyordu, şimdi 5-6 taneye indirildi. Sadece üretimi yoğun yapılanlara verilir hale geldi. Bu çalışma benim gözümde değerli bir çalışma ama geliştirilmesi gereken bir çalışma. Türkiye’deki sulama imkanları, iklim şartları, toprak yapısı dikkate alınarak Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünlerdeki üretim fazlalarının azaltılıp üretim azlığı olan ürünlerin çoğaltılacağı şekilde bu havzaların desteklerle şekillendirilmesi gerekiyor. Örneğin ayçiçeği üretimi için en uygun bölge Trakya ise Trakya’da ayçiçeği üretimi desteklenecek. Aynı şekilde diğer bölgelerimiz için de planlama yapılarak fazla üretim azaltılacak, düşük üretim artırılacak. Böylece ithalat yapmak zorunda kalmayacağız. Bir de buna sulama projelerini eklediğimiz anda bizim yurt dışı ihtiyacımızı ciddi oranda azaltmış olacağız.

Diğer taraftan tarımla uğraşan nüfusumuz yaşlanıyor ve genç kuşaklar da tarım sektöründen uzaklaşıyor. Bu sorunu nasıl çözeceğiz?

Edirne ile ilgili istatistiklere baktığımızda; köy nüfusunun yaş ortalamasının 57 olduğunu görüyoruz. Köylerden şehirlere büyük bir göç var. Gençler köylerde kalmak, hayvancılık ve tarım yapmak istemiyorlar. Hayvancılık 365 gün boyunca yapılan ne bayramı ne tatili olan zor bir meslek. Ayrıca hayvancılık yapanlar yeterli gelir elde edemiyorlar. İkinci olarak köylerdeki sosyal hayatı geliştirmek gerekiyor. Üçüncü olarak ölçeklerin biraz büyütülmesi gerekiyor. Küçük bir işletmede 6-7 hayvan bakarak geçinmek çok mümkün değil. Sayıları artırmak için projeler geliştirmek ve işletmeleri desteklerden faydalandırmak gerekiyor. Tarla fiyatlarının çok yükseldiğini de eklemeliyim ayrıca. Bu nedenle düşük faizli finansmana erişim de önem kazanıyor. Tarıma meraklı gençlerimiz var. Ama kaynak azlığı nedeniyle tarla alıp tarıma devam etmekte ve mevcut işlerini büyütmekte zorlanıyorlar. Bunu iyi organize edemezsek hayvancılık ve tarımla uğraşacak insan sayısı giderek azalacak. Bu nedenle arazilerin boş kaldığını görmeye başlayacağız. Belki şirketler bu işlere girmeye başlayacak. Ama tarım ve hayvancılığı çok endüstriyel hale getirmek doğru değil. Endüstriyel bir işletme para kazanmadığı bir noktada hayvan sayısını azaltır. Azalttıktan sonra kapatma noktasına kadar gidebilir. Ama köyde üretim yapan insanımız işi sonuna kadar devam ettirir. Dolayısıyla sürdürülebilir tarım için aile işletmelerini optimum ölçekte güçlendiren bir yapı kurmalıyız.

Biraz da Edirne Ticaret Borsası’nı konuşalım dilerseniz. Bu yıl ürün gamınıza yeni ürünler dahil edebildiniz mi?

Bizim bölgemizde yoğun olarak buğday ekimi yapılıyor. Yani kuru tarım yapılıyor. Münavebe yöntemiyle bir yıl buğday bir yıl ayçiçeği ekiliyor. Arpa ekimleri de son dönemde artmaya başladı bölgemizde. Kanola ekimleri başladı. Aynı zamanda bölgemizde çeltiğimiz, mısırımız var. Yeni ürün olarak başta lavanta olmak üzere aromatik, tıbbi bitkilerle ilgili çalışmalar yapılıyor. Bizler de bunlara borsa olarak destek vermeye çalışıyoruz. Tabii, geleneksel ürünlere göre biraz daha uzun soluklu bir süreç var. Biraz daha emek harcamak ve sabırlı olmak gerekiyor. Diğer yandan Türkiye genelinde kuraklık varken bölgemizde yağışlar çok iyiydi. Birim alandan aldığımız verim yüksek. Hasatlar da yapıldı. Ürünler şu anda ya üreticinin kendi deposunda ya piyasaya satılıyor ya da lisanslı depolarda saklanıyor.

Lisanslı depoculuk Türkiye’de yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Lisanslı depoculuk tarımsal ürünlerin depolanması, değerlendirilmesi tarım ticareti açısından çok önemli bir olgu. Ve de Türkiye’de çok hızlı bir şekilde gelişti. Şu anda 7 milyon tonun üzerinde kurulu bir kapasite var. Bizim de Edirne Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk adında bir şirketimiz var. Aynı zamanda Toprak Mahsulleri Ofisi ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ortaklığındaki lisanslı depoculuk şirketi var. Bu şirketin kuruluş amacı lisanslı depoculuğu öğretmektir. Lisanslı depoculuğun ana amacı da tarımsal ürünlerimizi daha iyi şartlarda zayiat vermeden, fire vermeden depolanmasının sağlamasıdır. Aynı zamanda üretici özellikle malını harman döneminde satmak istiyor. Harman döneminde de mal arzı çok fazla olunca emtia fiyatları da aşağı düşüyor. Üretici ürünlerini lisanslı depoya götürdüğünde şu anda stopaj muafiyeti, laboratuvar, analiz ve nakliye desteklerinden yararlanıyor. Bunu üst üste koyduğunda ton başına 70-75 lira destek veriliyor. Diğer taraftan teslim ettiği ürünün elektronik senedini teminat olarak gösterip bankadan sıfır faizle veya çok düşük faizle kaynak kullanabiliyor. Böyle olunca ihtiyaçlarını gidermek için ürününü harman döneminde düşük fiyattan satmak zorunda kalmıyor. Ayrıca tüm lisanslı depolardaki ürünler ürün ihtisas borsasının altındaki elektronik satış platformuna bağlandı. Edirne’deki bir üretici malını satışa sunduğu anda bilgisayarının başından Türkiye’nin neresinde olursa olsun tüm alıcılar görebiliyor, fiyatlayabiliyor. İleride İstanbul menkul Kıymetler Borsası gibi yakında vadeli satışlar açılacak. Çok farklı verimliliklerin olduğu bir platform haline geleceğini düşünüyorum.

Sizin altını çizmek isteğiniz son mesajınızı da almak isteriz…

Edirne’nin geleceğiyle ilgili olarak çok önemli gördüğümüz hızlı tren projemiz hızlı bir şekilde devam ediyor. Hızlı trenin gelişiyle birlikte Edirne’de ciddi fırsatlar oluşacak. Türkiye genelindeki yatırımcılarımızın bu fırsatları şimdiden değerlendirip yerlerini alması gerektiğini düşünüyorum.