VIP — 1 Eylül 2021 at 18:22

TRAKYA BİRLİK GENEL MÜDÜRÜ HAKAN ÇALEN: “TARIM ARTIK MİLLİ SAVUNMA KADAR ÖNEMLİDİR”

TRAKYA BİRLİK GENEL MÜDÜRÜ HAKAN ÇALEN 

TARIM ARTIK MİLLİ SAVUNMA KADAR ÖNEMLİDİR!

Ülkemizin tarımda kendine yeter duruma gelmesi için ihtiyaç duyulan ürünlerin sıralanıp üretim kaynaklarımız bakımından; iklim, toprak ve su açısından yeni bir planlamaya ve altyapıya gerek duyulduğunu söyleyen Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen, stratejik öneme sahip tarımın artık milli savunma kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

Ülkemizin bitkisel yağ üretiminde ayçiçeği tarımı önemli bir yere sahip. Enflasyonist ortamda bitkisel yağ fiyatları da tüketicinin ana gündem konularından biri haline geldi. Ayçiçeğinin stratejik bir tarım ürünü olduğuna dikkat çeken Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen ile pandemiyi, genel tarımı, ayçiçeği tarımını, yağlı tohumlarda Türkiye’nin son durumunu, Trakya Birlik’in güncel yapısını ve hedeflerini konuştuk.

Pandemi sürecini Trakya Birlik özelinde nasıl değerlendirebiliriz?

Pandemi süreci ülkemizdeki ve dünyadaki bütün işletmeleri, sanayi tesislerini etkilediği gibi bizleri de son derece etkiledi. Gereken tedbirleri alarak kesintisiz bir şekilde üretimimize devam etmek için olağanüstü bir çaba harcadık. Personelimizin sağlığını korumak için gerekli şartları oluşturduk. Sürecin başlarında çiftçimizin tarlada gerçekleştirdiği üretim faaliyetleri bazı  kısıtlamalara takıldı. Devletimizin, hükümetimizin çiftçilerimize göstermiş olduğu pozitif ayırımla bu sıkıntılar aşıldı ve biz çiftçimizin ihtiyaç duyduğu her türlü girdisini tedarik ettik. Çiftçilerimiz de hiçbir karış boş yer kalmadan sonuna kadar özveriyle üretimlerini gerçekleştirdiler. Dünyada tarım ve gıda ürünleri fiyatlarında emniyet stoku politikaları sebebiyle çok ciddi artışlarla karşılaştık. Buna döviz kurundaki artışlar da maalesef negatif katkı sağladı. Ancak, bunlara rağmen büyük öneme sahip ayçiçeği yağının yaklaşık yüzde 50-60’nın iç kaynaklardan üretilmesinde ve kalanının ithalat yoluyla tedarikinde ülkemizdeki en büyük, en anlamlı çabayı kurumumuz vermiştir.

Ancak bu süreçte ayçiçek yağı fiyatlarında büyük artışlar oldu. Bu da tüketicinin bütçesine olumsuz yansıdı. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Kooperatif birliği olarak sektörümüzdeki birinci vazifemiz tarladan sofralarımıza uzanan zincirde tüm paydaşları dikkate alarak bir değer yaratmak. Kooperatif kuruluşlarının birinci önceliği karlılık değildir. Birinci önceliğimiz hem çiftçilerimizin ürünlerinin değerini bulması hem de rafta vatandaşımızın da temel gıda ürünlerine kesintisiz ve doğru fiyatla ulaşmasını sağlamaktır. Belirttiğiniz hızlı ve sert yükselişlere dünya çapında döviz bazında fiyatların yüzde 100’ün üzerinde artması sebep oldu. Bir önceki sezonda, 2019 yılında, tonu 360-380 dolar bandında olan yağlık ayçiçeği tohumu içinde tamamladığımız sezonda 800-820 dolarlara kadar yükseldi. Ayrıca hammaddeye hakim ülkelerin ihracat politikalarında getirdikleri kısıtlamalar da bu artış trendini körükledi. Bazen tedarik etmek fiyattan daha önemli bir hale gelebiliyor. Şubat-Mart sonrasında tamamen ithal ettiğimiz ürünlerle üretimimizi gerçekleştiriyoruz. Ama içinde bulunduğumuz yeni başlayacağımız sezonda böyle bir sıkıntının olmasını beklemiyoruz açıkçası.

Küresel salgın başta tarım, gıda sektörü olmak üzere dışa bağımlılığının sakıncalarını çok açık bir biçimde önümüze koydu. Türkiye bu bağlamda yeterli hammaddeye sahip değil mi? Bu sorunu nasıl aşabiliriz sizce?

Önemli bir noktaya değindiniz. Özellikle hububatta ülkemizin yeterlilik oranı son derece yüksek. Kendi ülkemizde niş kulvarlarda bazı eksiklerimiz var. Onları da komşu ülkelerimizden tedarik ediyoruz ama o alanda yeterlik seviyemiz yüzde 80-90’ın üzerinde. Yağlı tohumlarda durum farklı. İyi yıllarda yüzde 60, rekoltenin düştüğü yıllarda yeterliliğimiz yüzde 50’nin altına düşüyoruz. Yağlı tohumlar hububattan biraz daha farklı dinamiğe sahip. Yazlık ürün olarak adlandırıyoruz. Baharda ekiliyor. Bahar ürün ekilişlerinde çiftçilerimizin diğer bölgelerde alternatifleri çok fazla. Yağlık ayçiçeğinin ülkemizdeki en temel üretim bölgesi Trakya bölgesi. Üretimin yaklaşık yüzde 60-70’i Trakya’dan sağlanıyor. Ancak bölgemizdeki sulama altyapısının yetersiz olması sebebiyle çiftçimiz çok büyük oranda iki ürünle tarımsal faaliyetini sürdürüyor. Bir yıl buğday bir yıl ayçiçeği üretiyor. Maalesef ikili münavebe yapıyoruz. Diğer bölgelerde ise çiftçimiz elde ettiği kazanca göre birçok seçeneğe sahip. Özellikle sulama altyapısı olan ve gelişen bölgelerimizde baharlık ürünlerde pek çok seçenek var. Bakliyattan tutun mısır, çeltik, pancar, pamuk gibi pek çok alternatife sahipler. Bu ürünlerde de pazarlama kaygısı yaşamak istemiyor çiftçi. Biz Trakya Birlik olarak ayçiçeğinde çoğunlukla Trakya ve Marmara ağırlıklı olarak konuşluyuz. Diğer bölgelerde kıymetli sanayicilerimiz var ama bir kooperatifin o faaliyet bölgesinde olmaması alım garantisi sağlanması noktasında sıkıntıya ve dolayısıyla fiyatlamada arz talep dengesini bozucu etkilere de sahip. O sebeple çiftçimiz daha çok gelir getireceğini düşündüğü, satmakta zorlanmayacağı ürünleri ekmek istiyor. Trakya Bölgesinde yıllık ayçiçeği üretimi yıllara göre değişmekle beraber 650-750 bin ton asgari üretim gerçekleşiyor. Bölgemizde devam eden ve yüzde 60-70’i biten sulama yatırımları var. Bunların tamamlanması durumunda Trakya’daki üretimin en az 1.5-2 kat seviyesinde artacağını ve ülkenin de yeterliliğe yaklaşmasında çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Topraklarımızı verimli kullanıp sulayabilirsek ülkenin kendi ihtiyaç duyduğu miktarı üretememesi için hiçbir sorun yok. Biraz daha planlama yapmaya ihtiyacımız var.

Tohumda yerlilik oranımız nedir bugün?

Hububatta güzel bir noktadayız ama maalesef ayçiçek tohumunda çok büyük oranda dışa bağımlıyız. Ayçiçek tohumu üretimi biraz daha teknolojik yönü olan, gen hatlarına sahip olunması gereken bir süreç. Buğday bizim Anadolu’muzun yerel bir ürünü, dünyaya buradan yayılmış. Ayçiçek bize başka coğrafyalardan 1950’li yılların ortalarında gelmiş. O sebeple gen varlığı olarak topraklarımız kısıtlı. Bunun için kurum olarak bir tohum şirketi kurduk. Orada ıslah programlarımız yürüyor, tarımsal araştırmamız var. Diğer taraftan özel pek çok yerli tohum kuruluşumuzun 3-5 yıldır sürdürdüğü çalışmalar var. Tohumculukta yeni, verimli bir çeşidin piyasaya sürülebilmesi, çiftçilerimize sunulabilmesi asgari 8-10 yıllık bir süreç istiyor. İnanıyorum ki önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde yağlı tohumlar tarafında çok verimli yerli tohumlara sahip olabileceğiz.

Özellikle yağlı tohumlarda Türkiye’yi besleyen Trakya’nın destekler konusunda pozitif ayrım görmesi düşüncesini nasıl yorumluyorsunuz?

Ülkemizdeki farklı iklim şartlarına sahip coğrafi bölgeler var. Her bölgenin çiftçisinin uzmanlaştığı ürünler var. Trakya için kısmen böyle bir ayrım olabilir. Ülke olarak tüm yağlı tohum gruplarında 4 milyar doların üzerinde ithalat gerçekleştiriyoruz. O sebeple bir ayrım yaparken sadece ayçiçeği olarak değerlendirmemek lazım. Münavebe sayısını bilimsel verilerin ışığında artırmamız gerekiyor. Toprak sağlığını merkeze alan ve çiftçimizin daha düşük gelir getiren ürün ektiğinde gelirini telafi eden bir modelle bunun sağlanması gerekiyor. Ayçiçeğinin olumlu yönleri; toprağı yormaması, çok fazla gübre ve ilaç istemiyor oluşu ve kurak şartlara dayanıklı bir bitki olması olarak sıralanabilir. Üretim desteklerini ihtiyaç duyduğumuz ürünlerin öncelik sıralamasına göre yeniden tanımlarsak kendi coğrafyamızda fazlasıyla üretim yapabileceğimizi düşünüyorum.

Bir taraftan ithalata bağlı olduğumuz yağlı tohumlarda verimliliği artırırken diğer taraftan çiftçimizin gelirini ve tüketicinin de satın alma gücünü artırmak gerekiyor. Bunu nasıl başarabiliriz?

Trakya’da bizim ortalamamız kuru tarımda dönüm başına 180-190 kilolar, 200 kiloları istisnai olarak yakalıyoruz. Çukurova bölgemizde 250-270 kilo ortalama verimlilik var. Sulu tarım yapılan bölgelerimize baktığımızda da 360-400 kilo arası verimlilik var. Bu bölgelerdeki çiftçi kazançları çok farklı. O yüzden dönüm başına verimi düşük olan bölgelerimizde verimliliği artırmamız lazım. Verimliliği artırmanın en temel yolu da sulama yatırımlarının, kapalı devre sistemlerinin devreye alınması ve eğitimlerimizi daha yaygınlaştırarak doğru ekim teknikleriyle, ileri tekniklerle çiftçilerimizi buluşturmaktır. Bunu başarabilirsek fiyatlar artmasa da maliyetler düşecektir. Bu da çiftçimizin kazancını artıracaktır.

Bunun yanında ayçekirdeğinde devletimizin verdiği ton başına 500 lira fiyat farkı desteğinin 1.000 liraya çıkmasını istiyoruz. Bu çiftçimizin gelirine olumlu yansıyacağı gibi çiftçimizin doğrudan desteklenmesi ürün fiyatlarında artışı kısıtlı tutacağından halkımızın da alım gücüne olumlu yansıyacaktır.

Tarımsal değere sahip topraklarımızı son yıllarda kaybetmeye başladık. Diğer yandan tarımla uğraşanlar azalıyor ve genç kuşaklar tarımdan uzaklaşıyor. Bu sorunları nasıl aşabiliriz?

Tarım alanlarımızda kayıplar var. Bunların nedenleri içinde çok değişik alt başlıklar var. Turizm ve sanayi alanları açılırken tarım alanlarımızı kaybedebiliyoruz. Diğer yandan yanlış tarım teknikleri, sulama teknikleri sonucu oluşan tuzlanma ve kıraçlaşma sebebiyle topraklarımızı kaybediyoruz. Tarımsal topraklarımızın birçoğu hasta. Bilinçsiz, yanlış gübre ve ilaç kullanımı, bilinçsiz sulama, yanlış tarım işleme tekniklerinden kaynaklı sorunlar var. Öyle ki, atılan tohumun karşılığını ve yapılan diğer masrafları çıkaramayacak kadar düşük verim yüzünden çiftçi ekmekten vazgeçiyor. Özellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerimizde böyle bir durum var. O sebeple öncelikle tarıma, turizme ve sanayiye ayrılan alanlarla alakalı yeni kanuni düzenlemelere ihtiyaç var. Diğer yandan da toprak sağlığını merkeze alan bir rehabilitasyon programına da ihtiyacımız var. Her karış toprak çok kıymetli.

Diğer önemli bir sorun ise, işletme ölçeklerinin çok küçük olmasıdır. Ülkemizde tarımla iştigal eden çiftçi sayısı halen yüksek ancak kullanılan toprak varlığında çok ciddi verimsizlik var. Trakya Birlik örneğinde yaş ortalamamız 56, ortalama işletme büyüklüğümüz 50-55 dönüm. Az önce söz ettiğim bölgelerde ölçeği artırmak çok mümkün olmasa da yönetimde birlik yoluyla köy varlıklarının müşterek olması ve devletimizin desteği sağlanabilirse tarım alanlarının yüzde 10-15 artması söz konusu olur. Bu konuda Bakanlığımızın ve üniversitelerimizin bir çalışması var. Toprağın yönetiminde ve üretimde birlik çözümde etken olabilir. Daha katma değerli ürünlerin teşvik edilmesi gündeme alınabilir. Biz ülkemizde tarlalarımızda en çok ikili üçlü münavebe yapabiliyoruz. Bazı tarlalara aynı ürün onlarca kez ekiliyor. Burada artık devletimizin düzenleyici rolüyle bir ürün deseni inşa etmesi, en az dörtlü-beşli münavebeyi zorunlu hale getirebilmesi lazım ki toprağın verimliliğini artırabilelim. Özellikle genç çiftçileri desteklememiz gerekiyor. Bunun için çiftçiliği daha kazançlı, maliyet ve kazanç hesabını daha şeffaf,  daha denetlenebilir ve dolayısıyla daha itibarlı bir meslek haline getirmemiz lazım. Avrupa’da ve Amerika’da böyledir.

Tarımsal üretimin geliştirilmesi için üniversitelerimizin ve Trakya Birlik gibi kurumlarımızın işbirliği yapması gerekiyor. Bu manada üniversitelerimizin duyarlılığı ve sizlerle çalışmaları ne durumda?

Dünyada artık su ve temiz, güvenli gıda çok önemli kavramlar. Bunları gerçekleştirebilmenin en önemli etmenlerinden biri de Ar-Ge ve izlenebilirlik süreçlerinizin şeffaf ve dünya çapında sertifikalandırılmış olması lazım. Bu konuda üniversitelerimize çok önemli görevler düşüyor. Bu anlamda farkındalığı yüksek ve uygulanmış başarılı projeleri olan üniversitelerimiz var. Bizim Trakya Üniversitesi ile ortak çalışmalarımız var. Teknopark bünyesinde, tohumculukta ve yeni tarımsal mekanizasyonda verimliliğin yükseltilmesi alanında çok ciddi çalışmalar var. Öte yandan Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü’nün hububat ve yağlı tohumlarda yerli tohumların ve hastalıklara karşı dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması konusunda çok önemli çalışmaları var. Bizim de kendileriyle ortak çalışmalarımız var. Bu manada bölgemizde ticaret borsalarının da önemli bilgi birikimleri var. Onların da Üniversitemizle, Araştırma Enstitümüzle ortak projeleri var. Keza Tekirdağ’da Namık Kemal Üniversite’mizin Ziraat Fakültesi ile yürütülen çok ciddi çalışmalar var. Özetle; bölgemizde bu anlamda çok önemli çalışmalar var. İyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum. Mutlaka daha geliştirilecek alanlar vardır. Önümüzdeki dönemde bu konuda çok daha fazla işlerin yapılabileceğini, başarılacağını görüyoruz.

Trakya Birlik’i konuşalım biraz da… Trakya Birlik’in hem istihdamıyla hem yaratmış olduğu değerlerle, markalarıyla ülke ekonomisi içindeki yeri ve önemi konusunda neler söylemek istersiniz?

Trakya Birlik 1966 yılında kurulan ve her geçen yıl faaliyetlerini artırarak büyümesini sürdüren Türkiye’mizin örnek çiftçi kuruluşlarından birisidir. Türkiye’de tarım satış kooperatifleri içerisinde en yüksek hacme sahibiz. 48 kooperatifimiz yaklaşık 40 bin ortağıyla faaliyetlerini sürdürüyor. İki büyük sanayi kuruluşumuz var. Birisi Tekirdağ Çorlu’da, diğeri Bursa Karacabey’de bulunuyor. Bu tesislerimizde rafine ayçiçek yağı, mısır yağı, naturel sızma zeytin yağı, bitkisel margarin ve yem üretmekteyiz. Yeni yatırımlarımızla hem bunların kapasitelerini hem de katma değerli ürün çeşitlerini artırmaya devam ediyoruz. Biryağ, kurumumuzun rafine ayçiçeği markası ve Türkiye’de pazar lideri. Tüketicilerimizin, vatandaşlarımızın teveccühüyle yıllardır güvenle, en uygun tedarik ve yönetim sistemleriyle, hijyen şartlarıyla en iyi ürünleri onlara sunmaya devam ediyoruz.

İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl açıkladığı İSO 500 sıralamasında da her yıl düzenli olarak ilk 100-150 arasında yerimizi alıyoruz. Diğer taraftan çiftçimize her yıl yaklaşık 500-600 milyon lira seviyesinde tohum, gübre, ilaç, fenni yem tedarikini kapsayan uzun vadeli bir çalışma modelimiz var. Biz çiftçimizi harmana kadar her türlü girdiyle destekliyoruz. Karşılığında onların ürettiği ürünleri en iyi şartlarda değerlendirmeye çalışıyoruz. Karşılıklı kazan-kazan üzerine güzel bir çalışma yapımız var.

İhracat konusuna da değinecek olursak o noktada neler söyleyebilirsiniz?

Ülkemiz coğrafi köprü konumundadır. Mal ve emtia transferleri için bir geçiş noktasıyız ve müteşebbis bir ülkeyiz. Kendi kendimize yeterliliğimiz yok. Ancak dahilde işleme rejimi kapsamında dışarıdan sıfır gümrükle gelen hammaddeyi ülkede işleyerek, paketleyerek belli bir miktar katma değeri ülkede bırakarak ihracat yapıyoruz. Biz Trakya Birlik olarak dahilde işleme rejiminde faaliyet göstermiyoruz. Kapasitelerimizin tamamını yurt içinde kullanıyoruz. İçeride yerli üretimi artırdıktan sonra ihracat tarafında da hedeflerimiz, projelerimiz var. Öncelikle ülkemizin kendi kendine yeterliliğe kavuşmasını hedefliyoruz.

Bizim unuttuğumuz sizin özellikle altını çizmek istediğiniz son söz olarak neler söylemek istersiniz?

Ülkemiz için tarım artık milli savunma kadar önemlidir. Su varlıklarımız keza öyle. Ülkenin ihtiyaç duyduğu ürünlerin öncelik sıralaması yapılarak yeni bir makro plana ihtiyaç var. Bu planlama içinde mutlaka güçlü kooperatifçilik yapılarına ihtiyaç var. Çünkü doğru ürünü doğru yerde üretmemiz ve doğru şekilde stoklayıp doğru sunmamız lazım. Bu anlamda güçlü ekonomik ve fiziki altyapılara ihtiyacımız var.

Özetle; yeni bir tanımlamaya, yeni bir soluklanmaya ihtiyacımız var. Ülkemizde bunların tamamını yapabilecek kapasite var. Biz ülkemize güveniyoruz, çiftçimizi seviyoruz, üretimi seviyoruz, toprağımızı seviyoruz.