
Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen, “Bu yıl bizim için çok anlamlı. Çünkü kuruluşumuzun 60. yılı… Kurum olarak, emek ve tecrübenin 60 yıllık haklı gururunu yaşıyoruz. Trakya Birlik o bundan sonra ki 60 yılında çok daha güçlü, ülkesi için daha çok üreten, tarımsal ekonomiye daha çok katma değer sağlayan, kırsal refahı artırmak adına üretici ortaklarına, köylüsüne çok daha iyi hizmet ederek fayda sağlayan bir misyon ve anlayışla çalışmalarını sürdürmektedir” dedi.
2026 itibariyle 60. yılını kutlayan Trakya Birlik; Babaeski, Edirne ve Lüleburgaz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri`nin bir araya gelerek kurdukları Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği kuruluş yıllarından günümüze kadar hızlı ve istikrarlı bir gelişme göstermeye devam ediyor. Birliğin bu başarılı çalışmalarının detaylarını, ülke tarımının kalkınmasına olan katkılarını ve tarımla ilgili ülkemizdeki son gelişmeleri Trakya Birlik Genel Müdürü Haken Çalen ile konuştuk.
Dünyada ve ülkemizde tarımın kabuk değiştirdiğini söyleyen Trakya Birlik Genel Müdürü Haken Çalen, “Tarımsal sanayi, çoğalan dünya nüfusunun artan gıda ihtiyacı, gıda Talebinde ki çeşitlilik, bu çeşitlilik içerisinde kritik önem taşıyan arz talep dengesi, dünya jeopolitiğinden kaynaklanan yaşanan savaşlar, lojistik, tedarik sorunları ile emtialar üzerinde ki enflasyonist süreçler gıda üzerinde tüm dünya milletleri için önemli baskılar oluşturuyor. Öyle ki; sağlıklı gıdaya erişim, tedarik zincirleri, alternatif pazarlar ve arz güvenliği çok çok önemli bir hale geldi. Diğer taraftan tüm dünyayı etkileyen iklim krizi, kuraklık, yüksek sıcaklık, değişken ve yıkıcı hava olayları artık bir vakıa. Tüm bu olumsuz iklim faktörlerinden tarımı olabildiğince korumak, bu korumaya yönelik olarak ileri tarım teknikleri, yüksek mekanisazyon, yapay zeka ve robotik çözümlere olan ihtiyaç bunlara paralel olarak yükseltilmesi gereken çiftçi bilinci ve eğitimi, müşterek üretim ve pazarlama konularında kooperatif merkezli kolektif hareket etmek, toprak ve su varlıklarımızı olabildiğince korumak ve bu koruyucu, onarıcı tarım modeli çerçevesinde tüm tarımsal üretimimizi gerçekleştirmek noktasında bir kabuk değiştirme süreci yaşanıyor. Tarım üretimi gerçekleştiren çiftçilerimizin genç, dinamik ve sürdürülebilir kılınması çok önemli. Burada en kritik nokta çiftçinin refahı. Bu çerçevede devletimizin dönem dönem açıkladığı destekler var ama ülkemizde yaşanan yoğun enflasyon, verilen destekleri eritiyor maalesef. Onun için bu destekler sürekli güncellenmeli. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan paket çok kıymetli bu bağlamda” dedi.
Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı yeni teşvik paketini umut verici görüyor musunuz peki?
Az önce de bahsettiğimiz gibi öncelikle tarım dünyada kabuk değiştiriyor. Artık dijital tarım var, yapay zeka var tarım faaliyetlerimizin içerisinde. Buna dönük olarak çiftçimizin üretim maliyetlerini aşağı çekecek tarımsal ekipman ihtiyacı var. Her bir çiftçimizin tarımsal işletme haline dönüşebileceği teknik ihtiyaçları da kapsayacak, hem hibe programlarının olacağı hem de düşük faizli kredilerin olacağı Cumhurbaşkanımız tarafından duyuruldu. Bu çok önemli. Özellikle çiftçimizin son 3 yılda enflasyondan dolayı satın alma gücünü önemli oranda eridi, makine parkını ve ihtiyaç duyduğu yeni üretim tekniklerini tedarik etme noktasında çok zorlanıyor. Bugün tarım ve hayvancılık ile ilgili verilen bir desteğin sonuçlarını en az 8-10 aylık 1 üretim sezonun sonunda ölçmeye başlayabilirsiniz temel etkisini ise en az 2 3 üretim sezonunun sonunda değerlendirebilirsiniz. Ancak bu açıklanan paketin detaylarını gördükçe inşallah çiftçilerimiz adına ve ülkemizin tarımsal üretimi anlamında daha çok umutlanacağız.
Bu yaşadığımız son 3 yıl aslında bizi birçok konuda test etti. Ülkemizdeki yüksek üretim maliyetleri ile çiftçimiz üretim yapmaya çalıştı. Yine aynı zamanda ülkemizde yüksek kuraklık, yüksek sıcaklık, dönem dönem don, mevsimsel olumsuz etkilerin altında aslında çok ciddi bir sınav verdik. Birçok üründe çok ciddi üretim kayıpları yaşandı. Hayvancılık tarafında da benzer kriz oldu. Şap hadisesi de ülkedeki yerli hayvan varlığını oldukça etkiledi. Bu bağlamda geleneksel aile işletmelerini son derece önemseyip, koruyup kollamalıyız. Tabiri caizse pamuklara sarıp korumalıyız ülke olarak. Çünkü geleneksel aile işletmesi ticari işletmeler gibi salt kar amaçlı işletmeler değildir. Onlar hem hayatlarını idame ettirmek için, hem bildiği işi, örfü, ananesi, yaşam biçimi bu olduğu için şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun üretimini sürdürür. Ülkenin de aslında gıda anlamında üretimini, stratejik güvenliğini sağlayan da geleneksel çiftçi yapımızdır, aile işletmelerimizdir.
O zaman teşvikleri daha çok geleneksel aile işletmelerine mi yönlendirmek lazım?
Kesinlikle evet. Cumhurbaşkanımızın yaptığı son açıklamada artık çiftçinin ve kooperatiflerin merkeze alındığını görüyoruz ve bunlar çok sevindirici. İnşallah uygulama tebliğleri, yönetmelikler de bu umutlu havayı pekiştirecek şekilde gerçekleşir.
Ülkemizde toprak ve su kaynaklarının doğru ve verimli kullanımı ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Son 2 yılda aslında bu konuyu çok radikal bir şekilde ülke olarak test ettik. Gerek tarımsal sulamada, gerek kentlerdeki beşeri su ihtiyacının karşılanmasında çok sıkıntılar yaşadık. Ancak işin sevindirici kısmı, içinde bulunduğumuz yıl birçok bölgemizde bu su sıkıntısını, rezervlerdeki daralmayı aştık. Artık son 2 yıldır yaşadığımız tecrübeler neticesinde su stoğunun kullanımı, kazanımı, tarımsal taraftaki kullanımı, evsel taraftaki kullanımı, şehircilik, sanayi tarafındaki kullanımını yeni baştan tanımlamamız, rezervlerimizi çok iyi tespit etmemiz, envanterimizi çok iyi yapmamız ve tüketim bilimcimizi yeniden inşa etmemiz gereken bir süreçteyiz. Baraj yatırımlarımız da hızlandı aynı zamanda, doluluk oranlarını da yükseltiyoruz. Suyun nasıl kullanılacağı, tarıma nasıl aktarılacağı konusunda da yol almamız gerekiyor. Bu açıklanan teşvikler kapsamında da kapalı devre sulama yatırımlarının, basınçlı sistemlerin ve bunların enerji ihtiyacının güneş panelleriyle, sürdürülebilir enerji kaynaklarıyla sağlanması noktasında da yatırım ve hibe programları var. Bunlar çok önemli gelişmeler. Diliyoruz ki bundan sonraki süreçte de su ile ilgili sorunlarımızı aşmış oluruz.
Son dönemde patlak veren savaşların tarımsal üretimin ve gıda arz güvenliğinin üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?
İran’daki savaş, dünyada ve ülkemizde en çok kullanılan üre gübresinin temini konusunda ciddi sorunlar yaşatmaya başladı. Büyük ihtimalle önümüzdeki dönemde çiftçilerimiz yüksek gübre fiyatları ile tarım yapmak zorunda kalacaklar. Savaşın seyrine göre dünyadaki lojistik trafiğinde yaşanacak tıkanıklıklar hem tarımsal hem de beşeri ihtiyaçlara direkt yansıyacak. Böyle olunca da tüm dünyada, halkların satın alma gücü üzerinde olumsuz etki yaratacak. Şimdi bile tarımsal gıda fiyatlarında dünya çapında çok ciddi bir artış söz konusu.
İran savaşı bize, tarımsal taraftaki tüm girdilerimizin de yerli ve milli imkanlarla sağlanması noktasında ciddi bir farkındalık yarattı aslında… Gerek gübredeki dışa bağımlılığımızı azaltmamız gerek organik kaynaklarla sağlanması konusunda önemli bir ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.
Peki, bu anlamda ülke olarak biz ne gibi tedbirler alabiliriz?
Sera yatırımlarına, yılın tamamında sebze meyve döngüsünü sağlayacak kapalı devre sistemlere, su riskinden bertaraf eden sistemlere, iklim koşullarından olabildiğince tarımsal üretimi koruyan sistemlere çok fazla ihtiyaç var. Mümkün olduğunca büyük metropoller başta olmak üzere her şehir kendi tarımsal gıda ihtiyacını çok büyük oranda kendisi üretebilir hale gelmeli. Biraz daha yerinden, mahalli, desteklenmiş, önceliklendirilmiş bir planlama ile her bölge kendi üretim kapasitesine kavuşabilmeli. Çünkü artık gıda fiyatlarında lojistik, elleçleme, fire ve aracı dağıtım kanalları en büyük maliyet kalemi haline geldi. Temel gıdanın çok daha kaliteli ve ucuz olarak bireylere ulaştırılabilmesinin yeğene yolu bu saydığımız üretim yöntem ve tekniklerinin hayata geçirilmesiyle sağlanabilir. Tabi ki bunun merkezinde de etkin ve güçlü kooperatif yapılar olmalı.
Türkiye’nin kırsal kalkınma konusundaki politikasını nasıl değerlendirirsiniz?
Bu kalkınmanın kritik noktası çiftçilerimiz, köylülerimizdir. Kırsal hayatın korunması, köy hayatının desteklenmesi çok önemli. Gerek çiftçimizin, gerek tarımsal işçilerin, tarımsal emeğin kıymeti bilinmeli. Bu kıymetli insan varlığımızın gelirleri refahını gerek tarımsal ürünlerden elde ettiği gelirlerle, gerek devletimizin vereceği teşvikler ve desteklerle güçlü tutmamız gerekiyor. Bu insanlarımızın sosyal hayat içerisindeki yerlerini güçlendirerek, köylerimizi, kırsal hayatımızı güçlü kılmamız gerekiyor. Son dönemde yapılan çalışmaların da çiftimizi, köylümüzü, insanı baz alması da bizleri çok mutlu ediyor bu noktada.
Dünyada her geçen gün yaygınlaşan ‘gıda milliyetçiliği’ ile ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız?
Bu aslında pek çok kritik başlığa işaret ediyor. Hem yurtdışı kaynaklara olan bağımlılığın azalması, arz güvenliğinin sağlanması açısından çok önemli hem de sağlıklı gıdaya erişim çok önemli. Gıdadaki izlenebilirlik, sağlıklı tarım tekniklerinin uygulandığını bilmek de ayrıca değerli. Bunun en büyük güvencesi de kendi ülkenizde, kendi toprağınızda üretmekten geçiyor. Obezite ve metobolik hastalık tüm dünya ülkelerinin en önemli meselelerinden biri. Sağlıklı ve sürdürülebilir gıda toplum sağlığı açısından en önemli gündem maddelerinin başında geliyor. Bu konuda da gıdanın sağlıklı şekilde üretilmesi, doğru üretim teknikleri, doğal ve sağlıklı tohumlar, doğru gübrelenme ve doğru ilaçlamayla oluyor. Bu konuda gıda milliyetçiliğini çok önemsiyoruz.
Birazda Trakya Birlik ile ilgili güncel durumu konuşalım, neler söylemek istersiniz?
Öncelikle şunu belirteyim, bu yıl bizim için çok anlamlı. Çünkü kuruluşumuzun 60. yılı… Ülkemizin tarım ve gıda konusunda çok daha iyi yerlere gelebilmesi için faaliyet konularımız doğrultusunda çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kurumumuzun ihtiyaç duyduğu yatırımları önceliklendirerek, ekonomik koşulların el verdiği ilk fırsatta ölçek ekonomimizi güçlendirerek, Pazar payımızı yükseltecek tarımsal sanayi yatırımlarımızı, depolama yatırımlarımızı, ortaklarımıza sunduğumuz tarımsal girdi tedariği ve ürün alım modelindeki hizmet kalitemizi yükseltecek yatırımlarımızı, yeni iş kolu anlamında da yenilenebilir enerji yatırımlarımızı en uygun ve yakın zamanda gerçekleştirmek için gerekli planlamaları yapıyoruz . Bu suretle Trakya Birlik’imizin sonraki 60 yılını da sağlam temeller üzerinde yoluna devam eden, çok daha güçlü, sürdürülebilir ve büyüme odaklı bir yapıyla başta kırsal kalkınma ve üretici ortaklarımızın refahı olmak üzere Ülke ekonomisine çok daha büyük katkı ve faydalar sağlama hedef ve misyonuyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
2025 yılı kurumunuz adına nasıl geçti?
2025 yılı üretim rakamları olarak üzüldüğümüz bir yıl oldu. Yüksek kuraklık, yüksek sıcaklık altında rekoltemizin düşük gerçekleştiği bir yıldı. Şu an için de ithalatımızın geçmiş yıllara göre daha yüksek gerçekleştiği bir sezonu yaşıyoruz. Yeterlilik oranımız maalesef yüzde 50’nin altına düştü. Ancak fiyatlama yönüyle son 2 yıldır çiftçimize olabildiğince daha iyi fiyat verebilmek adına tarife kontenjanı uygulaması Devletimizin desteği ile hayata geçirildi. Bu sayede kuraklığın etkisini daha az hissedebilecek fiyat oluşumunu sağlayabildik. Geçtiğimiz yıl yağlık ayçiçeğinde yüzde 54’e yakın bir fiyat artışı sağlandı. Bu konvansiyonel üretilen tarım ürünlerindeki en yüksek orandı. Bunda da tarife kontenjanının etkisi çiftçimiz adına büyük katkı sağladı. Bu bağlamda hükümetimize teşekkür ediyoruz. Bu yıl bizim için çok çok önemli. Son 2 yılda birim fiyatlarda yaşanan artış, üretim tarafında iklim koşullarıyla maalesef istediğimiz rekolte rakamlarına ülkemizi çıkaramadı. Ancak bu yıl sonbaharla beraber kış boyunca da güzel yağış aldık. Hububatlar başta olmak üzere tüm tarım ürünlerinde, güzel bir seyir var. Yağlık ayçiçeği ekim sürecimiz tamamlanmak üzere. Diğer bölgelerimizde de artı ekim alanları kazandık geçen yıl oluşan fiyat yapısından kaynaklanan. Yılın bundan sonraki seyri de Temmuz, Ağustos aylarında sert bir kuraklıkla, yüksek sıcaklıklarla karşılaşmazsak yeniden bir buçuk milyon tonların üzerine çıktığımız bir yıl olmasını bekliyoruz. Amacımız ülkemiz adına üretimde asgari 2 milyon tonları bulabilmek, yeterlilik oranımızı yüzde 80’lerin üzerine çıkarabilmek. Yıldan umutluyuz. 2 yıldır uygulanmakta olan olumlu ve öngörülebilir dış ticaret politikalarının bu yılda devamını bekliyoruz. Bunun sağlanması noktasında da özellikle 2027 ile beraber tüm yağlı tohum üretimlerin de önemli bir sıçrama bekliyoruz ki bu da bizim ülke olarak hedeflediğimiz 3 milyon ton üretim seviyesine ülkemizi yaklaştıracak.
Ürünleriniz, hizmetleriniz ve istihdam politikanız ile ilgili de bilgi alabilir miyiz?
Türkiye’nin en büyük ayçiçek yağı üreticisiyiz. Ülkemizde her 5 evden birinde birliğimizin mamulleri kullanılıyor. Diğer taraftan üretici ortaklarımızın girdi tedarikçisiyiz. Gübre, hayvansal yem, ilaç, tohum, akaryakıt tedarik ediyoruz. 200 bin tonun üzerinde hayvansal yem tedarik ediyoruz, bölgemizde iyi bir Pazar payımız var. Önümüzdeki yıllarda da hem mutfaklarımızın en temel gıda ürünlerinden olan Ayçiçek yağındaki fiyat istikrarının oluşması, hem pazar payımızı daha da artırmak noktasında yatırımlarımıza devam ediyoruz. Bu süreçte yeni bir rafine yatırımımız gerçekleşecek, ülkemizdeki yatırım ikliminin iyileşmesi ile beraber Ayçiçek tohum işleme tarafında yatırımlar gerçekleştireceğiz. Lisanslı depoculuk alanında yine yatırımlarımız olacak, yine bölgemizde yenilenebilir enerji tarafında faaliyetlerimiz olacak. Bu sene 60. yılımızı kutluyoruz, önümüzdeki yeni 60 yıl için bizi güçlendirecek, ülkeye olan hizmetimizi arttıracak yatırımlarımıza da bu dönemde öncelik vermeyi hedefliyoruz.
Son olarak Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Ayçiçek yağı aslında çok spesifik, temel bir ürün. Ancak bizim kurumsal olarak yüksek oleikli ayçiçek yağını ülkemizde daha çok üretmek istiyoruz. Yüksek oleik asitli Ayçiçek yağı, içeriği açısından zeytinyağına en yakın alternatif bitkisel yağlardandır. Aynı zamanda fiyat olarak daha ulaşılabilir. Gıda sanayinde de yanma derecesinin yüksekliği, vizkosite uygunluğu açısından da gıda sanayinde kullanışlı ve katma değerli bir ürün. Avrupa’da çok yoğun bir şekilde bir dönüşüm gerçekleşme noktasında. Biz de başta yüksek oleikli ayçiçeğinin ülkemizde daha çok yetiştirilmesi ve gıda olarak tüketilmesi noktasında Ar-Ge çalışmalarımızı yürütüyoruz. Tarımsal tarafta Kocaeli Büyükşehir Belediyemizin kırsal kalkınma noktasında yürüttüğü çok kıymetli bir üretimle doğal antioksidanlı, daha çok ev dışı tüketim ve gıda sanayimizde kullanılacak yeni bir ürün arz ettik. Daha koruyucu ve onarıcı Tarım tekniklerinin oluşturulması, kimyasal gübre ve ilaç kullanımının en aza indirgeneceği, daha doğal girdilerin kullanılacağı tarımsal üretim konusunda da bazı çalışmalarımız var. Keza ülke iklimine daha uygun yerli tohumlarının geliştirilmesi konusunda, tohum şirketimizle yürüttüğümüz tohum ıslah çalışmalarımız var. 2027-2028 yılında ilk tohumlarımızı tescil ettirip, çiftçilerimizin hizmetine sunacağız. Daha ekonomik, daha yüksek verimli, daha yüksek yağ randımanlı çeşitleri geliştirmek konusunda Ar-Ge çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
