
Türkiye’nin dış ticaretinde stratejik bir rol üstlenen Mersin Serbest Bölgesi, tam doluluk oranına rağmen büyümesini sürdürüyor. Yeni yatırım alanları, küresel rekabet ve serbest bölge modelinin geleceğine ilişkin önemli mesajlar veren Mersin Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş. ( MESBAŞ ) Genel Müdürü Edvar Mum, uluslararası yatırım yarışında rekabetçi teşviklerin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyor.
Küresel ticaretin yeniden şekillendiği, yatırım kararlarının yalnızca maliyetle değil; lojistik, altyapı ve teşvik politikalarıyla belirlendiği yeni dönemde serbest bölgeler, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en önemli ekonomik araçlardan biri haline geliyor. Türkiye’nin ilk ve en başarılı serbest bölgelerinden biri olan Mersin Serbest Bölgesi ise tam kapasiteye ulaşan yatırım alanları, milyarlarca dolarlık ticaret hacmi ve yeni yatırım projeleriyle bu dönüşümün güçlü aktörleri arasında yer alıyor.
Yılın ilk yarısında yüzde 6 büyüyerek 1,9 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşan Mersin Serbest Bölgesi, yeni yatırım alanlarına yönelik çalışmalarını sürdürürken, Türkiye’nin uluslararası yatırım rekabetindeki konumuna ilişkin de önemli bir perspektif sunuyor. Mersin Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş. ( MESBAŞ ) Genel Müdürü Edvar Mum; serbest bölgelerin yalnızca ülke içindeki alternatiflerle değil, dünya genelindeki rakip yatırım merkezleriyle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Mersin Serbest Bölgesi’nin mevcut doluluk oranı ve bu yılın ilk yarısındaki ticaret hacmi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Mersin Serbest Bölgesi’nde yatırım yapılabilecek açık alanların tamamı tahsis edilmiş durumda. Dolayısıyla yeni bir yatırımcı geldiğinde kendisine doğrudan tahsis edebileceğimiz boş bir yatırım parselimiz bulunmuyor. Buna rağmen yeni faaliyet taleplerini karşılamaya çalışıyoruz. Bölge içerisinde daha önce inşa edilmiş, kiralanabilir nitelikteki mevcut kapalı alanları değerlendirerek yeni firmalara yer temin ediyoruz. Bölgenin ticaret hacmine baktığımızda ise olumlu bir tablo görüyoruz. Bu yılın ilk altı ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 6 oranında artış sağladık. İlk altı aylık ticaret hacmimiz 1,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Mevcut ekonomik konjonktür, küresel ticarette yaşanan gelişmeler ve Türkiye ekonomisinin genel şartları dikkate alındığında bu rakam bizim hedeflerimizle örtüşüyor.
Bölgedeki yatırım alanlarının tamamen dolmuş olması yeni yatırımcılar açısından bir sorun oluşturuyor mu?
Elbette alanların tamamının tahsis edilmiş olması yeni yatırımlar açısından fiziki bir sınırlama yaratıyor. Mersin Serbest Bölgesi yaklaşık 877 dönümlük bir alan üzerinde faaliyet gösteriyor. Bunun yaklaşık 636 dönümlük net kullanılabilir bölümünde parseller oluşturulmuş ve binalar inşa edilmiş durumda. Açık yatırım alanlarında yüzde 100 doluluğa ulaşmış bulunuyoruz. Bununla birlikte bölgedeki kapalı alanların tamamı aynı şekilde kullanılmıyor. Bazı bina sahipleri kendi üretim veya ticaret faaliyetlerini yürütürken, bazı binalarda kiraya verilebilir bölümler bulunuyor. Hazır kapalı alan kiralamak isteyen firmaları bu alanlara yönlendirebiliyoruz. Kapalı alanlardaki doluluk oranımız da yaklaşık yüzde 80-90 seviyesinde. Geriye kalan sınırlı kapasiteyi de mümkün olduğunca verimli kullanarak bölgenin tam kapasiteyle çalışmasını sağlamaya gayret ediyoruz. Ayrıca süreç içerisinde Hazine’ye intikal eden kapalı alanların da yeni yatırımcılara tahsis edilmesi yöntemi, Bölgenin kapasitesinin artırılması konusunda önemli destek sağlamaktadır.
Yeni yatırım alanı oluşturmak amacıyla ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Alternatif yatırım alanları üzerinde çalışıyoruz. Grubumuz bünyesindeki Taşucu Limanı’nın geri sahasında serbest bölge olarak değerlendirilebilecek önemli bir alan bulunuyor. Burada oluşturulması planlanan yapı, Mersin Serbest Bölgesi’nin ikinci etabı değil, ayrı bir serbest bölge olacak. Gerekli şartların oluşması, mevzuatın netleşmesi ve ilgili kurumlarla yapılacak değerlendirmelerin ardından bu alanın önemli bir yatırım merkezi olabileceğini düşünüyoruz.
Taşucu’nda planlanan serbest bölgenin büyüklüğü ve avantajları nelerdir?
Taşucu’nda rezerv olarak tutulan alan yaklaşık 713 dönüm büyüklüğünde. Mersin Serbest Bölgesi’nin 877 dönüm olduğu düşünüldüğünde, iki alanın birbirine yakın kapasitelere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Taşucu’ndaki alanın en önemli özelliklerinden biri düz ve yatırıma elverişli bir arazi yapısına sahip olmasıdır. Bunun yanında Ceyport Taşucu Limanı ile doğrudan bağlantılı olması ciddi bir avantaj yaratıyor. Limanın önünde yaklaşık 400 dönümlük bir lojistik alan bulunuyor. Limana ve lojistik sahaya yakınlığı, özellikle proje bazlı çalışan, deniz yoluyla yükleme yapan, ağır veya hacimli ürünleri gemiyle taşıyan firmalar açısından önemli bir imkân sunacaktır.
Taşucu’na ulaşımı kolaylaştıracak yol çalışmalarında nasıl bir takvim öngörülüyor?
Taşucu’nda şu anda demir yolu bağlantısı bulunmuyor. Ulaşım ağırlıklı olarak karayoluyla sağlanıyor. Mevcut yol özellikle yoğun dönemlerde ihtiyacı karşılamakta zorlanıyor ve trafik açısından çeşitli sıkıntılar oluşturuyor. Mersin’den Taşucu’na kadar uzanacak otoyol bağlantısı bu nedenle büyük önem taşıyor. Yolun önemli bir bölümünün önümüzdeki yılın sonuna kadar tamamlanması, projenin tamamının ise 2028 yılında bitirilmesi öngörülüyor. Bu bağlantı tamamlandığında Taşucu Limanı’nın ve geri sahasında planlanan serbest bölgenin yatırım potansiyeli önemli ölçüde artacaktır.
MESBAŞ’ın yönetimini devraldığı Denizli Serbest Bölgesi’nde nasıl bir dönüşüm gerçekleştiriliyor?
Denizli Serbest Bölgesi’nde yatırım yapılabilecek açık alanlar bulunuyor. MESBAŞ olarak bölgenin yönetimini devraldıktan sonra öncelikle yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çalışmalar başlattık. Buradaki hareketliliği artırmak için hem altyapı hem de üstyapı yatırımları gerçekleştiriyoruz. Yatırım şartlarını iyileştiriyor, yatırımcının ilk maliyetini azaltıyor ve faaliyete geçme süresini kısaltıyoruz. Çalışmaları talebe göre planlıyor ve önümüzdeki yıl içerisinde altyapı ile hazır alan yatırımlarının önemli bölümünü tamamlamayı hedefliyoruz.
Denizli Serbest Bölgesi’nde yatırımcı talebinin kısa sürede hızlanmasını bekliyor musunuz?
Türkiye’de serbest bölgelerin ilk kuruluş dönemlerinden itibaren bu çalışmaların içinde bulunduğum için yeni bölgelerin gelişim sürecini yakından biliyorum. Bir serbest bölge kurulduktan sonra ilk dört-beş yıl içerisinde çok hızlı bir doluluk beklemek gerçekçi değildir. Yatırımcı bölgeyi analiz eder, uygulamaları izler, altyapıyı değerlendirir, verilen teşvikleri ve maliyeleri analiz eder ve daha sonra yatırım kararı verir. Mersin Serbest Bölgesi de kurulduğu anda tam kapasiteye ulaşmadı. Bölgenin tanınması, yatırımcı güveninin oluşması ve yüksek doluluk seviyesine gelmesi yedi-sekiz yıllık bir süreç aldı. Bu nedenle yeni kurulan veya yeniden yapılandırılan serbest bölgeleri kısa süre içerisinde başarısız ilan etmek doğru değildir.
Yeni kurulan serbest bölgelerin performansının değerlendirilmesi için ne kadar süre gerekir?
Kanaatimce bir serbest bölgenin gerçek performansını değerlendirmek için asgari dört-beş yıllık bir süreye ihtiyaç vardır. Bölgenin tam anlamıyla tanınması ve belirli bir yatırımcı yoğunluğuna ulaşması ise daha uzun sürebilir. Aynı durum organize sanayi bölgelerinde de yaşanıyor.
Serbest bölgelerin Türkiye ekonomisindeki yeri ve önemi nedir?
Serbest bölgelerin ülke ekonomisine katkısını yalnızca bölge içerisindeki doğrudan ticaret hacmiyle değerlendirmemek gerekiyor. Yapılan yatırımlar, oluşturulan istihdam, lojistik ve taşımacılık sektörüne sağlanan hareketlilik, elleçleme hizmetleri, gümrük müşavirliği, mali danışmanlık, bakım, güvenlik ve diğer hizmetler birlikte düşünüldüğünde geniş bir ekonomik etki ortaya çıkıyor. Türkiye’nin toplam dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 5’inin serbest bölgeler üzerinden gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bugün Türkiye’de 19 serbest bölge bulunuyor ve bunların önemli bir bölümü kıyı kentlerinde faaliyet gösteriyor. Bu bölgeler, Türkiye’nin uluslararası yatırımlardan ve dış ticaretten daha fazla pay almasına katkı sağlıyor.
“Serbest bölge olmasa yatırımcı Türkiye’nin başka bir yerine gider” düşüncesini doğru buluyor musunuz?
Bu düşüncenin her yatırımcı için geçerli olmadığını özellikle vurgulamak gerekiyor. Serbest bölge arayışında olan bir firma, Türkiye’de uygun bir serbest bölge bulamadığında çoğu zaman Türkiye’nin başka bir şehrine gitmiyor. Akdeniz’deki, Avrupa’daki, Orta Doğu’daki veya Kuzey Afrika’daki başka bir serbest bölgeyi tercih ediyor. Yatırımcılar fizibilite çalışması yaparken yalnızca Mersin ile Türkiye’deki başka bir ili karşılaştırmıyor. Mersin Serbest Bölgesi’ni Akdeniz havzasındaki diğer ülkelerin serbest bölgeleriyle karşılaştırıyor. Vergi uygulamalarına, işçilik maliyetlerine, liman bağlantılarına, gümrük süreçlerine, enerji maliyetlerine ve yatırım şartlarına birlikte bakıyor. Türkiye’deki 19 serbest bölge olmasaydı bugün bu bölgelerde faaliyet gösteren yatırımların önemli bir kısmı başka ülkelere gitmiş olabilirdi.
Türkiye’de serbest bölge kavramının iş dünyası tarafından yeterince bilindiğini düşünüyor musunuz?
Bu konuda daha fazla yol almamız gerekiyor. TOBB Serbest Bölgeler Meclisi, SEBKİDER-Serbest Bölgeler Kurucu ve İşleticileri Derneği ve kurucu-işletici şirketler aracılığıyla serbest bölge modelini iş dünyasına anlatmaya çalışıyoruz. Teşvikleri, gümrük avantajlarını, çalışma sistemini ve yatırım imkânlarını firmalara aktarıyoruz. Türkiye’den bazı üreticilerin başka ülkelere yatırım yaptığını duyduğumuzda üzülüyoruz. Çünkü yalnızca bir fabrikayı değil; yatırımı, istihdamı, üretimi, ihracatı ve o yatırımın oluşturacağı bütün yan ekonomik değerleri kaybediyoruz. Özellikle yurt dışına gitmeyi değerlendiren yerli firmalara Türkiye’deki serbest bölgelerin sunduğu imkânları daha iyi anlatmalıyız. Bazı sektörlerin düşük işçilik maliyeti nedeniyle başka ülkelere yönelmesini tamamen engellemek mümkün olmayabilir. Ancak gümrük, vergi, lojistik, bürokratik süreçler ve yatırım ortamı açısından rekabetçi bir yapı oluşturabilirsek firmaların önemli bir kısmını Türkiye’de tutabiliriz.
Türkiye’deki serbest bölgeler, dünyadaki rakipleriyle kıyaslandığında hangi avantaj ve dezavantajlara sahip?
Dünyanın farklı bölgelerinde serbest bölgelere sunulan teşvikler ülkelere göre değişiyor. Türkiye bugün ağırlıklı olarak üretim faaliyetlerini teşvik ediyor. Serbest bölgelerin ilk kurulduğu dönemde tüm faaliyetler vergi istisnası kapsamındaydı. Daha sonra mevzuat değişti ve istisna büyük ölçüde üretim faaliyetleriyle sınırlandırıldı. Sonraki düzenlemelerle üretim faaliyetlerinin Türkiye içi satışlarına ilişkin bazı kısıtlamalar da getirildi. Bu nedenle uluslararası karşılaştırmada geçmişte sahip olduğumuz avantajların bir bölümünü daralttığımızı söyleyebiliriz. Özellikle üretim yapan ve ürünlerini yurt dışına satan firmalar bakımından gelir ve kurumlar vergisi istisnası hâlâ önemli bir avantaj oluşturuyor. Ancak dünyadaki bazı ülkeler bütün faaliyetlere vergi istisnası sağlıyor. Bazı ülkeler araziyi ücretsiz veya çok düşük bedelle yatırımcıya sunuyor. Bazı ülkeler “Export Processing Zone” adı altında ihracata yönelik üretime özel destekler veriyor. Bazıları ise tüm faaliyetlerden vergi almasına rağmen bunu oldukça düşük oranlarda uyguluyor. Her ülke kendi ekonomik hedefleri doğrultusunda bir teşvik modeli oluşturuyor. Türkiye’nin de rakip ülkelerdeki gelişmeleri sürekli takip ederek serbest bölge sistemini ve teşviklerini yatırımcıyı cezbedecek şekilde güncellemesi gerekiyor.
Türkiye’nin daha fazla serbest bölge yatırımı çekebilmesi için hangi düzenlemeler yapılmalı?
Serbest bölgelerin kuruluş döneminde olduğu gibi ticari faaliyetlere de vergi istisnası sağlanması Türkiye’ye büyük bir rekabet avantajı kazandırabilir. Tam istisna mümkün görülmüyorsa en azından vergi oranlarının düşürülmesi yatırımcı açısından önemli bir teşvik olacaktır. Ticari faaliyetlerde de coğrafi konum nedeniyle Türkiye’yi tercih eden şirketler var. Ancak vergi alanında yapılacak bir iyileştirme, gelecek yatırımcı sayısını çok daha yukarı taşıyabilir. Bu tarz teşvik ve düzenleme, yurt içi ile değil, diğer rakip ülke serbest bölgeleriyle mukayese edilebilir olacaktır.
Mersin Serbest Bölgesi’nin istihdam ve yıllık ticaret hacmi ne seviyede?
Mersin Serbest Bölgesi’nde doğrudan yaklaşık 7 bin kişi istihdam ediliyor. Dolaylı istihdamla birlikte bu sayı dönemsel olarak 7 bin 200 ile 7 bin 500 seviyelerine ulaşabiliyor. Bölgede oluşan doğrudan ve dolaylı istihdam Mersin ekonomisi açısından önemli bir değer yaratıyor. Yıllık ticaret hacmimiz ise dönemlere göre değişmekle birlikte yaklaşık 3,5 – 4 milyar dolar seviyelerine çıkabiliyor. Alanımızın tamamen tahsis edilmiş olduğu düşünüldüğünde, bundan sonraki büyümenin büyük ölçüde mevcut kapalı alanların daha verimli kullanılması ve yeni yatırım alanlarının devreye alınmasıyla gerçekleşebileceğini söyleyebiliriz.
Mersin Serbest Bölgesi’nde hangi sektörler öne çıkıyor?
Bölgede üretim faaliyetleri açısından en yoğun sektörlerden biri gıda. Mersin’in ve çevre coğrafyanın güçlü bir tarımsal üretim kapasitesi bulunuyor. Aynı zamanda Mersin üzerinden ticaret yapılan ülkelerde de gıda ürünlerine yönelik önemli bir talep var. Yeni yatırım başvurularında da gıda sektörünün sürekli karşımıza çıktığını görüyoruz. Bunun yanında demir-çelik, hijyen pamuk ürünleri, yapı kimyasalları ve farklı imalat kollarında faaliyet gösteren firmalarımız bulunuyor. Hazır giyim de Bölgenin kuruluşundan bu yana önemli sektörlerden biri. Ancak son dönemde kur hareketleri, maliyetler ve uluslararası rekabet nedeniyle hazır giyim sektöründeki bazı firmaların kapasitesinde azalmalar yaşandı. Buna rağmen bölgede hazır giyim üretimi önemli bir kapasitede devam ediyor.
Yeşil dönüşüm ve karbon ayak izinin azaltılması konusunda hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?
Enerji tüketimini azaltmak ve karbon salımını düşürmek amacıyla somut yatırımlar yapıyoruz. MESBAŞ’a ait 6 binanın çatısına yaklaşık 20 bin metrekarelik alan üzerinde güneş enerjisi santralleri kurduk. Bu santrallerin toplam kurulu gücü yaklaşık 3 bin 300 kWp seviyesinde. Güneş enerjisinden gerçekleştirdiğimiz üretimle Bölgenin elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyoruz. Mekanik hizmetlerde kullanılan araçların bir bölümünü de elektrikli araçlara dönüştürdük. Dizel araçlar yerine elektrikli araçların kullanılmasıyla karbon salımını azaltmaya çalışıyoruz. Alanımızın sınırlı olması güneş enerjisi kapasitesini artırma imkânımızı kısıtlasa da uygun olan her noktayı değerlendirerek yenilenebilir enerjinin payını yükseltmek istiyoruz.
Üniversite-sanayi iş birliği konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Mersin’de üniversite-sanayi iş birliğine karşı önemli bir duyarlılık var. Mersin Deniz Ticaret Odasının katkılarıyla Mersin Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Fakültesi kurulmasını son derece değerli buluyoruz. Denizcilik ve dış ticaret açısından güçlü bir şehirde bu alana yönelik nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi büyük önem taşıyor. Biz de ilgili bölümlerde eğitim gören öğrencilerin, kadro ve kapasite imkânlarımız doğrultusunda serbest bölgede staj yapmalarına olanak sağlıyoruz. Üniversitelerden gelen öğrenci gruplarına bölgemizi tanıtıyor, faaliyetlerimiz hakkında bilgi veriyoruz. Gerektiğinde üniversitelere giderek serbest bölge sistemini, dış ticareti ve işletme yapısını anlatıyoruz. Yeni neslin bu yapıları yalnızca kitaplardan değil, yerinde görerek öğrenmesi gerekiyor. Bir faaliyeti uzaktan dinlemekle, işleyişi sahada görmek arasında büyük fark var. Bu nedenle öğrencilerin üretim, lojistik, gümrük ve serbest bölge süreçlerini yerinde incelemelerini önemsiyoruz.
Yıl sonu ve gelecek dönem hedefleriniz nelerdir?
Yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6’lık ticaret hacmi artışı sağladık. Yılın geri kalanında da bu performansı sürdürmeyi hedefliyoruz. Mevcut ekonomik şartlara rağmen çok karamsar olduğumuz bir tablo bulunmuyor. Yeni firmalarla görüşmelerimiz devam ediyor. Mersin Serbest Bölgesi’nde faaliyet göstermek isteyen yatırımcılara, mevcut kapalı alanların yeterliliği ölçüsünde imkân yaratmaya çalışıyoruz. Temel hedefimiz ticaret hacmini, yatırımı ve istihdamı mümkün olduğunca yukarı taşımak.
Son olarak, serbest bölgelerin geleceğine ilişkin hangi mesajın altını çizmek istersiniz?
Bizim gerçek rakiplerimiz dünyadaki diğer serbest bölgelerdir. Mersin Serbest Bölgesi’nin sürdürülebilir ve istikrarlı performansı uluslararası kuruluşların da dikkatini çekti. 2023 yılında gerçekleştirilen uluslararası bir değerlendirmede, Dünya’da faaliyet gösteren yaklaşık 3.000 serbest bölge içerisinde sürdürülebilir kalkınma hedefi model bölgesi açısından örnek gösterilen 50 model serbest bölge arasına girdik. Türkiye’den bu değerlendirmede yer alan bölgelerden biri olmak bizim için son derece değerliydi. Biz Mersin Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi olarak elimizden gelen çalışmayı sürdüreceğiz. Ancak serbest bölgelerin daha fazla yatırım, istihdam ve ticaret oluşturabilmesi için kamu, bürokrasi, siyaset, özel sektör ve kurucu-işletici şirketlerin ortak akılla hareket etmesi gerekiyor. Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi avantajı, dünya ölçeğinde rekabetçi bir serbest bölge modeliyle birleştirebilirsek çok daha yüksek bir ekonomik değer yaratabiliriz.
