
Altın, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını başlattığı 28 Şubat 2026 tarihinden bu yana yaklaşık %14 değer kaybetmiş durumda. Standart güvenli liman teorisi, bu türden bir jeopolitik şok ortamında altın fiyatlarında yukarı yönlü bir eğilim beklentisi oluştururken piyasada gözlemlenen fiyat davranışı tam tersi yönde seyrediyor. Görünüşteki bu çelişki, altın fiyatlamasının salt jeopolitik risk priminden bağımsız olarak çok sayıda makroekonomik değişkene duyarlı yapısından kaynaklandığını da bir kez daha gözler önüne seriyor.
Son dönemlerde her ne kadar jeopolitik risk fiyatlamaları güvenli liman talebini öne çıkarsa da altın, nakde dönme ihtiyacının ana finansal aracı haline gelmiş durumda. Etki bakımından incelediğimizde, ABD reel faiz getirileri, Dolar endeksi, FOMC beklentileri ve likidite koşulları, fiyat yönü üzerinde jeopolitik risk priminden yapısal olarak daha baskın etkiye sahip. Mevcut jeopolitik şok; enerji arzı kaynaklı enflasyonist baskı yaratırken, faiz indirim beklentileri ötelenmiş ve altın için olumsuz bir makro ekonomik ortam oluşturmuştur. Her ne kadar Rusya- Ukrayna Savaşı sırasında Batılı ülkelerin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar neticesinde, Merkez bankaları ABD dolarına olan bağımlılıklarını azaltmak için altında tarihi bir alım furyasına girişse de mevcut dinamikler en güvenli liman olarak tabir edilen ve hala küresel rezerv para statüsünü koruyan dolara olan talebi güçlendirmeye devam ediyor.
Altın fiyatlarındaki geri çekilmeyi bir kaç ana başlık altında toparlamak mümkün:
–Nakit İhtiyacı ve Fon Satışları: Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş ve hisse senedi piyasalarındaki kayıplar sonucu artan nakit ihtiyacı, fonların portföy optimizasyonu kapsamında son dönemdeki altın pozisyonlarında kâr realizasyonuna gitmelerini beraberinde getirmiş ve altın bu bağlamda likidite kaynağı işlevi görmüştür. Öte yandan çoklu varlık yöneten hedge fonları ve kurumsal portföyler, kaldıraçlı pozisyonlarında oluşan zararlar nedeniyle acil teminat tamamlama (margin call) çağrılarıyla karşı karşıya kalmış ve bu teminat yükümlülüklerini hızlıca karşılamak adına nakit yaratmak zorunda kalmışlardır.
–Tahvil getirisi / fırsat maliyeti: Enflasyonist baskıyla yükselen ABD tahvil getirileri, faiz getirisi olmayan altının göreli cazibesini zayıflatmıştır. Altın kupon veya temettü ödemez; dolayısıyla içsel getirisi sıfırdır. Bu durum altında fırsat maliyetinin oluşmasına sebep olmuştur.
–Dolar endeksi (DXY): Güvenli liman arayışında başta ABD hazine tahvilleri olmak üzere küresel rezerv para birimi olan dolara yönelim artar. Savaş sırasında ve risk-off ortamında USD’ye yönelik sermaye akışı güçlenmiş; dolar cinsinden fiyatlanan altın üzerinde teknik bir baskı oluşmuştur.
–Fed Beklentileri: Son projeksiyona göre 2026 yıl sonu için medyan federal fonlama oranı %3,4 seviyesinde korunuyor. Piyasalardaki faiz indirimi fiyatlamaları ötelenirken sıkı duruş beklentileri ön plana çıkmış durumda. Bu durum altın üzerinde ek bir baskı unsuru yaratıyor.
Sonuç olarak piyasa fiyatlamaları, mevcut görünüm itibarıyla uzun süreli bir enerji arz şoku ve bunun makroekonomik yansımalarını önemli ölçüde fiyatlamaya devam etmektedir. Ortadoğu kaynaklı jeopolitik risklerin sürmesiyle birlikte enflasyonist baskıların yeniden ivme kazanması ve küresel büyüme dinamiklerinde aşağı yönlü risklerin artması temel senaryo seti içerisinde yer almaktadır. Bu çerçevede, şok dönemlerinde kısa vadeli fiyat hareketlerinin çoğunlukla likidite koşulları tarafından şekillendiği dikkate alındığında; jeopolitik tansiyonun yeniden yükselmesi veya çatışma sürecinin uzaması halinde ons altın tarafında 4.200$ – 4.000$ bandına doğru düzeltme hareketi olasılık dahilinde değerlendirilebilir. Bununla birlikte sürecin uzaması; kalıcı enflasyon dinamikleri, para politikalarında öngörülebilirliğin zayıflaması ve finansal piyasalarda güven erozyonu gibi daha yapısal risklere evrilirse, altının güvenli liman özelliğinin yeniden ön plana çıkması beklenebilir. Diğer taraftan çatışmanın sona ereceğine yönelik beklentilerin güçlenmesi ve kalıcı bir barış sürecine ilişkin sinyallerin artması, piyasalarda biriken stresin çözülmesine ve yatırımcı pozisyonlanmasının yeniden şekillenmesine neden olabilir. Bu senaryo altında, 2026 yılı için öngörülen ortalama 5.300$ –5.400$ bandına doğru yükseliş eğiliminin yeniden gündeme gelmesi mümkün görünmektedir.
