
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, “Mersin’in sahip olduğu potansiyelin en büyük gücü, insan kaynağıdır. Gençlerimizin enerjisi, kadınlarımızın üretkenliği, emekçilerimizin alın teri, üreticimizin toprağa bağlılığı bu kentin geleceğini şekillendiriyor. Biz de yerel yönetim olarak bu gücü doğru yönlendirmek, önünü açmak ve adil biçimde desteklemekle sorumlu olduğumuza inanıyoruz. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki, Mersin’i yönetirken temel hareket noktamız insanın kendisidir” dedi.
Mersin, tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve yaşam biçimlerinin yan yana var olabildiği çok özel bir kenttir. Bu yönüyle sadece bir şehir değil, adeta küçük Türkiye’dir. Doğusu da burada vardır, batısı da; tarımı da vardır sanayisi de; denizi de vardır, dağı da…
Geleceğe dair en büyük temennilerinin Mersin’i sadece bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir şehir değil, yarının sorunlarına bugünden hazırlanan bir kent haline getirmek olduğunu söyleyen Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer; “Daha yeşil, daha adil, daha dirençli ve daha yaşanabilir bir Mersin’i birlikte inşa edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bu şehir, farklılıklarıyla güçlüdür; tıpkı Türkiye gibi” dedi.
Öncelikle, Mersin’in gelecek vizyonu hakkında neler söylemek istersiniz?
Mersin’in geleceğini konuşurken hep şunu söylüyorum: Biz bu kenti sadece bugünü yöneten bir anlayışla değil, yarını planlayan bir akılla ele alıyoruz. Mersin, sahip olduğu limanı, tarımı, turizmi, sanayisi ve insan kaynağıyla aslında çok büyük bir potansiyele sahip. Bizim belediyecilik anlayışımız bu potansiyeli doğru planlama ve adil bir yönetim anlayışıyla ortaya çıkarmaya katkı sunmaktır.
Önceliğimiz, Mersin’i herkesin kendini ait hissettiği, kimsenin dışlanmadığı bir şehir haline getirmek. Sosyal belediyeciliği bu yüzden çok önemsiyoruz. Çocuğundan yaş almışına, kadınından gencine kadar her kesimin yaşam kalitesini yükselten bir belediyecilik anlayışını benimsiyoruz. Kentte refah artıyorsa bunun toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğine inanıyoruz.
Diğer taraftan Mersin’in kalkınmasını da çok önemsiyoruz. Tarımıyla, ticaretiyle, lojistiğiyle güçlü bir şehir Mersin. Üreticiyi destekleyen, yerel ekonomiyi büyüten politikalarla hem istihdamı artırmak hem de kenti daha rekabetçi hale getirmek istiyoruz. Yani sosyal politikalarla ekonomik kalkınmayı birlikte yürütüyoruz.
Elbette altyapı ve ulaşım da bu vizyonun önemli bir parçası. Yıllardır birikmiş imar ve ulaşım sorunlarını çözmek için ciddi adımlar attık. Daha planlı, daha yaşanabilir bir kent oluşturmak için çalışıyoruz. Büyük ulaşım projeleriyle Mersin’in geleceğini bugünden inşa etmeye gayret ediyoruz.
Ama bütün bunları yaparken tek başımıza karar veren bir yönetim anlayışıyla hareket etmiyoruz. Biz, bu kenti Mersinlilerle birlikte yönetiyoruz. Muhtarlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla, meslek odalarımızla sürekli temas halindeyiz. Çünkü inanıyorum ki bir şehir ancak ortak akılla yönetilirse gerçekten gelişir.
Bizim amaçladığımız; barışı, kardeşliği, dayanışmayı büyüten, ekonomik olarak güçlü, sosyal olarak adil ve demokratik bir Mersin’dir. Biz Mersin’i sadece bugünün değil, çocuklarımızın da gurur duyacağı bir kent haline getirmek için çalışıyoruz.
“BELEDİYECİLİĞİ SADECE YOL YAPMAK, BİNA YAPMAK OLARAK GÖRMÜYORUZ”
Hayata geçirdiğiniz kente değer katan en önemli projelerinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Göreve geldiğimiz günden bu yana şunu esas aldık: Yaptığımız her iş Mersin’in yaşam kalitesini artırmalı ve kente uzun vadeli değer katmalı. Bu anlayışla hem sosyal hem de fiziksel projeleri birlikte yürüttük.
Öncelikle sosyal projelerden söz etmek isterim. Çünkü biz belediyeciliği sadece yol yapmak, bina yapmak olarak görmüyoruz; insanın hayatına dokunmayı çok önemsiyoruz. Mersin’de kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir sosyal yapı kurmaya çalışıyoruz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz ‘Sosyal Politikalar Ofisi’miz sosyal belediyecilikte çok önemli bir model.
Altyapı tarafında ise yıllardır ihmal edilmiş sorunlara cesaretle girdik. İçme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu hatları gibi temel altyapı yatırımlarını hızlandırdık. Bunun yanında ulaşım alanında önemli adımlar attık; yeni yollar, katlı kavşaklar, kavşak düzenlemeleri ve toplu taşıma yatırımlarıyla kentin nefes almasını sağladık. Özellikle uzun vadede Mersin’in ulaşım sorununu raylı sistemler yatırımlarını da içeren, kökten çözecek projeleri planlayarak hayata geçirme yolunda ilerliyoruz.
Tarım ve üretici destekleri de bizim için çok önemli bir başlık. Küçük üreticinin ayakta kalabilmesi için her bölgenin özelliklerine göre sürdürülebilir tarım desteklerinde bulunduk; kooperatifçiliği teşvik ettik. Çünkü Mersin tarım kenti ve biz bu kimliği güçlendirmek istiyoruz. Üreten Mersin, güçlü Mersin demektir.
Kent estetiği ve yaşam alanları konusunda da ciddi çalışmalar yaptık. Sahil düzenlemeleri, parklar, yeşil alanlar, restoran, kafeler ve kültürel mekânlarla Mersin’i keyifle vakit geçirilen bir şehir haline getirmeyi hedefledik. Kültür-sanat etkinlikleriyle kentin sosyal hayatını canlandırdık.
Kısacası bizim projelerimiz, daha adil, daha planlı, daha yaşanabilir bir Mersin için. Bizim için asıl başarı, yapılan işlerin Mersinlinin günlük hayatını gerçekten kolaylaştırmasıdır.
“BİR ŞEHİR ANCAK İNSANIYLA BİRLİKTE GELİŞİR VE GÜÇLENİR”
Sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda farkındalık oluşturan projeleriniz nelerdir?
Bizim için belediyecilik altyapı ve ulaşım ağını güçlendirirken kentin sosyal, kültürel ve ekonomik hayatını da birlikte güçlendirmektir. Bu yüzden projelerimizi tasarlarken hep insanı merkeze koyduk.
Sosyal alanda özellikle dezavantajlı kesimlere dokunan çalışmalara ağırlık verdik. Öğrencilerimize eğitim destekleri, ihtiyaç sahibi ailelerimize sosyal yardımlar, kadınlara ve gençlere yönelik projelerle hem dayanışma kültürünü büyütmeyi hem de kentte kimsenin kendini yalnız hissetmemesini amaçladık. Bu projeler sadece bir yardım mekanizması değil; aynı zamanda toplumsal duyarlılığı artıran, paylaşma bilincini güçlendiren çalışmalar oldu.
Kültürel alanda ise Mersin’in çok kültürlü yapısını ön plana çıkaran etkinlikler düzenledik. Yerel değerleri öne çıkaran organizasyonlarla hem kent yaşamını canlandırdık hem de Mersin’in kültürel kimliğini görünür kıldık. Kültür-sanatın bir lüks değil, herkesin erişebileceği bir hak olduğunu düşündük ve bu yaklaşımla çalışmalar yürüttük.
Ekonomik alanda da farkındalık oluşturan projelere önem verdik. Üreticiyi destekleyen tarımsal projeler, kooperatifçilik faaliyetleri ve yerel esnafı güçlendiren uygulamalarla Mersin’in kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi oluşturmasını hedefledik. İnsanlara sadece destek vermek değil, onları üretimin ve ekonominin bir parçası haline getirmek istedik.
Bütün bu çalışmaların ortak amacı şuydu: Mersin’de yaşayan herkesin bu kentin bir parçası olduğunu hissetmesi. Sosyal projelerle dayanışmayı, kültürel çalışmalarla ortak yaşam bilincini, ekonomik projelerle de üretme ve paylaşma kültürünü güçlendirdik. Çünkü biz inanıyoruz ki bir şehir ancak insanıyla birlikte gelişir ve güçlenir.
“TARIMIN YENİDEN SAYGIN BİR ALAN HALİNE GELDİĞİ BİR MERSİN İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Tarımda istihdam ve ekonomik değer yaratmak adına neler yapmaktasınız?
Tarım konusu bizim için sadece üretim meselesi değil; aynı zamanda istihdam, gelir ve kırsalda yaşamın devamlılığı meselesidir. Biz şuna inanıyoruz: Eğer üreticiyi yerinde tutamazsanız, köyü ayakta tutamazsınız. Köy ayakta kalmazsa şehir de sağlıklı büyümez. Bu yüzden tarımı desteklerken, aslında Mersin’in ekonomik geleceğini de güçlendirmiş oluyoruz.
Üreticimizin maliyetlerini düşürmeye ve verimliliğini artırmaya yönelik çok yönlü destekler veriyoruz. Fidan, fide ve tohum desteklerinden sulama altyapısına, gübre ve yem desteklerinden makine ekipman yardımlarına kadar geniş bir yelpazede üreticimizin yanında oluyoruz. Amacımız sadece bir defalık yardım yapmak değil; üreticinin üretimde kalmasını sağlamak, onu daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak.
Hayvancılık alanında da benzer bir anlayışla hareket ediyoruz ama burada özellikle altını çizmek istediğim çok önemli bir projemiz var: ‘Hadi Gel Köyümüze Destek Verelim’ projesi. Bu proje bizim için sadece bir destek projesi değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir kalkınma modeli. Yetiştiricimize koyununu veya keçisini, yemini, aşısını veriyoruz ama bunu bir defalık bir yardım olarak bırakmıyoruz. Yetiştirici hayvanını büyütüyor, çoğaltıyor ve belli bir süre sonra bu hayvanlar tekrar belediyemize geri dönüyor. Biz de toplanan bu hayvanları başka bir yetiştiriciye vererek projeyi zincir gibi devam ettiriyoruz. Böylece bir yetiştiricinin emeği, başka bir yetiştiricinin umudu oluyor. Küçükbaş hayvancılığı bu şekilde yeniden canlandırıyoruz, kırsalda üretimi sürdürülebilir hale getiriyoruz.
Arıcılara verdiğimiz ekipman destekleriyle, balıkçılarımıza sunduğumuz malzeme destekleriyle birlikte baktığınızda şunu görüyoruz: Mersin sadece tarımıyla değil; hayvancılığıyla, arıcılığıyla, balıkçılığıyla da güçlü bir kent. Biz bu alanların her birini birer istihdam kapısı olarak görüyoruz ve üreticinin toprağında, köyünde kalmasını sağlayacak politikalar yürütüyoruz.
Bir diğer önemli başlık, enerji ve teknolojiyle tarımı buluşturmak. Sulama kooperatiflerine yönelik güneş enerjisi yatırımlarıyla üreticinin elektrik maliyetini azaltıyoruz. Mobil güneş paneli sistemleriyle özellikle hayvancılıkla uğraşan yetiştiricilerimizin sahada daha rahat çalışmasını sağlıyoruz. Yani tarım ve hayvancılığı klasik yöntemlerle değil, çağın imkânlarıyla destekliyoruz.
Yeni dönemde tarıma bakışımızı bir üst aşamaya taşıyoruz. Tarımsal inovasyon merkeziyle hem üretimi hem eğitimi bir araya getiren bir yapı kurmayı hedefliyoruz. Burada çocuklara tarımı sevdirecek alanlar olacak, üreticilerimiz modern yöntemlerle tanışacak, toprak analizinden seracılığa kadar pek çok konuda bilimsel destek alabilecek. Aynı şekilde modern balık ve su ürünleri haliyle balıkçılarımızın emeğini daha değerli hale getirecek bir sistem kuruyoruz.
Kırsalda üretimi sadece tarlada bırakmıyoruz; köylerimizde atölyeler kurarak, tarımsal ürünlerin işlenmesini ve katma değere dönüşmesini sağlıyoruz. Böylece üretici sadece ham madde satan değil, ürettiğini işleyip pazarlayan bir aktöre dönüşüyor. Mersin’de tarımı bir geçim mücadelesi olmaktan çıkarıp, ekonomik değeri olan, gençlerin de içinde yer almak isteyeceği bir sektöre dönüştürmek. Üretenin kazandığı, kırsalda yaşamın sürdüğü, tarımın yeniden saygın bir alan haline geldiği bir Mersin için çalışıyoruz. Tarımda güçlenirsek, Mersin’in ekonomisi de güçlenir; biz bütün politikamızı bu anlayış üzerine kurduk.
“BİZ MERSİN’DE TURİZMİ SADECE DENİZ-KUM-GÜNEŞTEN İBARET GÖRMÜYORUZ”
Mersin’in turizm sektöründeki yeri ve önemi nedir? Büyükşehir belediyesi olarak bu bağlamdaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Mersin, turizm açısından son derece güçlü bir potansiyele sahip bir kent. Denizimiz var, tarihimiz var, doğamız var, mutfağımız var; yani aslında turizmin bütün bileşenleri bu şehirde mevcut. Bizim yaptığımız şey, bu zenginliği tek bir alana sıkıştırmak yerine, turizmi çeşitlendiren ve kentin geneline yayan bir yaklaşımla ele almak oldu.
Bu kapsamda özellikle tarih ve doğayı birleştiren projelere büyük önem veriyoruz. Kilikya Yolu Projesi ile Mersin’in dağlarını, köylerini, antik kentlerini birbirine bağlayan yeni bir kültür ve doğa turizmi rotası oluşturduk. Yürüyüş yolları üzerinden hem tarih anlatılıyor hem de kırsal bölgelerde turizm canlanıyor. Yani turizmi sadece sahile değil, Toroslar’a da taşıyoruz.
Arkeolojik mirasımızı turizmin önemli bir parçası haline getirmek istiyoruz. Aynı zamanda bu mirasın bilimsel olarak ortaya çıkarılmasına da güçlü destek veriyoruz. Yumuktepe, Gözlükule ve Soli Pompeipolis gibi 23 farklı alanda yürütülen kazı çalışmalarına Büyükşehir Belediyesi olarak katkı sunuyoruz. Bu nedenle üniversiteler ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde arkeolojik kazılara düzenli destek sağlıyoruz. Bu çalışmalar ilerledikçe biz de bu alanları arkeopark anlayışıyla halkın gezebileceği, öğrenebileceği mekânlara dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bunun somut örneklerinden birini de Uzuncaburç’ta hayata geçirdik. Uzuncaburç Antik Kenti çevresinde Arkeoköy projesi kapsamında önemli düzenlemeler yaptık ve burayı ziyaretçilerin rahatlıkla gezebileceği, tarihî dokuyu anlayabileceği bir alana dönüştürdük.
Karşılama alanları, bilgilendirme noktaları ve çevre düzenlemeleriyle Uzuncaburç’u sadece arkeologların bildiği bir yer olmaktan çıkarıp, herkesin gelip görebileceği bir destinasyon haline getirmek için çalışıyoruz. Yakın zamanda 1.etabının açılışını da gerçekleştirdik. Böylece arkeolojik mirası sadece koruyan değil, onu günlük yaşamın ve turizmin bir parçası haline getiren bir anlayışı hayata geçirmiş olduk.
Yani bir yandan kazılara destek olurken, diğer yandan bu tarihsel birikimi kent yaşamının içine katıyoruz. Mersin’in sadece bugünüyle değil, geçmişiyle de güçlü bir şehir olması için çalışıyoruz. Arkeolojik mirasımızı koruyarak, anlatarak ve yaşatarak turizmin kalıcı bir unsuru haline getirmek istiyoruz.
Aynı şekilde Taş Bina Kent Müzesi, Karamancılar Konağı Restorasyonu, Kasaplar Çarşısı Restorasyonu, Kırmızı Lacivert Kent Meydanı ve Tevfik Sırrı Gür Kent Meydanı gibi alanlarla tarihi kent merkezini canlandırarak yeni cazibe alanları oluşturuyoruz.
Gastronomi de Mersin’in turizmde en güçlü başlıklarından biri. Gülnar Oteli Gastronomi Konağı, Mersin Mutfak Kültürü Evi ve yöresel ürünlere yönelik atölyelerle, sadece gezilen değil, tadılan ve deneyimlenen bir şehir kimliği oluşturuyoruz. Kadın üretici stantlarıyla da yerel lezzetlerin doğrudan ziyaretçiyle buluşmasını sağlıyoruz. Yani turizmle yerel üretimi aynı potada buluşturuyoruz.
Kültürel hafızayı korumak ve bunu turizme entegre etmek için Mersin Bellek Ofisi’ni kurduk. Burada kentin geçmişini kayıt altına alıyor, sergiler ve söyleşilerle bu mirası bugüne taşıyoruz. Sinema Ofisi ile de film ve dizi yapımlarını Mersin’e çekerek kentin tanıtımına farklı bir pencere açıyoruz.
Örnek köy projeleriyle kırsal alanları turizmin bir parçası haline getiriyoruz. Darısekisi, Gazi Çiftliği, Uzuncaburç ve diğer köylerde yapılan düzenlemelerle ziyaretçilerin hem gezdiği hem de yerel yaşamı tanıdığı yeni destinasyonlar oluşturuyoruz. Böylece turizm sadece merkezde değil, kırsalda da ekonomik bir hareketlilik yaratıyor.
Dijital çağın gereklerine uygun olarak bilişim tabanlı turizm projelerini de hayata geçiriyoruz. İnteraktif turizm haritaları, kültür rotaları ile kente gelen ziyaretçinin Mersin’i daha kolay tanımasını sağlıyoruz. Aynı zamanda kitaplar, broşürler ve tanıtım yayınlarıyla Mersin’in hikâyesini farklı başlıklar altında anlatıyoruz.
Uluslararası festivallerimiz, spor organizasyonlarımız ve kültür-sanat etkinliklerimiz de Mersin’in marka değerini yükselten önemli araçlar. Maratonlardan müzik festivallerine, edebiyat buluşmalarından bisiklet turlarına kadar pek çok etkinlikle Mersin’i yılın farklı dönemlerinde canlı tutuyoruz.
Biz Mersin’de turizmi sadece deniz-kum-güneşten ibaret görmüyoruz. Tarihiyle, doğasıyla, mutfağıyla, kültürüyle ve sporla bütünleşen çok boyutlu bir turizm anlayışı kuruyoruz. Amacımız Mersin’i gelip geçilen bir şehir değil, kalınan, gezilen, hatırlanan bir şehir haline getirmek. Turizmi de bu vizyonun önemli bir parçası olarak görüyoruz.
“BELEDİYEMİZDE KADIN İSTİHDAM ORANI YÜZDE 26,25”
Kadın istihdamına yönelik ne tür çalışmalarınız bulunuyor?
Kadın istihdamı bizim için sadece bir rakam meselesi değil; aynı zamanda bir adalet ve fırsat eşitliği meselesidir. Biz göreve geldiğimiz günden bu yana şuna inandık: Bir kent, kadınları üretimin ve karar süreçlerinin dışında bırakarak gerçekten kalkınamaz. Bu yüzden belediyemizin kendi yapısında da kadınların daha fazla yer almasını özellikle önemsedik.
Bugün geldiğimiz noktada şunu memnuniyetle söyleyebilirim: Belediyemizde kadın istihdam oranı yüzde 18,32’den yüzde 26,25’e yükseldi. Bu artış, bilinçli bir tercihin ve kararlı bir politikanın sonucudur. Ama bizim için asıl önemli olan, kadınların sadece belli masa başı görevlerde değil, hayatın her alanında var olmasıdır. Otobüs şoföründen zabıtaya, idari personelden üst yöneticiye, sahada çalışan ekiplerimize kadar her pozisyonda kadınlarımızın görev almasını özellikle teşvik ediyoruz. Mersin sokaklarında kadın otobüs şoförlerimizi gördüğünüzde yüzünüzde beliren tebessümü ben de görüyorum; çünkü bu görüntü aslında bu kentin değiştiğini ve daha adil bir yapıya doğru ilerlediğini gösteriyor.
Biz kadınların çalışma hayatına katılımını sadece belediye bünyesiyle sınırlı tutmuyoruz. MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri aracılığıyla kadınları doğrudan iş gücü piyasasına hazırlayan bütüncül bir model kurduk. MERCEK’te dikişten turizme, pastacılıktan toplu taşıma otobüs şoförlüğüne, dijital pazarlamadan muhasebeye kadar birçok alanda verilen uygulamalı eğitimlerle bugüne kadar 3 bin 461 kadın mesleki beceri kazandı, 221 kadın kayıtlı istihdama katıldı. “Mersinli Kadın Ustalar” projesiyle kadınların geleneksel olarak erkek egemen görülen alanlarda da çalışmasını teşvik ediyoruz. Bu çalışmalar hem kadınların iş gücüne katılımını artırmış hem de toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sunmuştur.
Tüm bu çalışmaların yanında kadın kooperatiflerini, üretici kadınları ve girişimci kadınları destekleyerek onların ekonomik hayatta daha güçlü yer almasını sağlıyoruz. Kentimizin farklı noktalarında kurduğumuz üretici kadın stantlarıyla, kadınlarımızın el emeği ürünlerini doğrudan vatandaşla buluşturmasına imkân tanıyoruz; böylece hem üretimi teşvik ediyor hem de kadınların kendi gelirlerini elde edebilecekleri sürdürülebilir alanlar oluşturuyoruz. Çünkü kadın emeğinin görünür olduğu bir şehir, sosyal olarak da daha güçlü bir şehir olur.
Biz kadınları sadece sosyal projelerin bir parçası olarak değil, kentin geleceğini birlikte kurduğumuz yol arkadaşlarımız olarak görüyoruz. Mersin’de kadınların çalıştığı, ürettiği ve söz sahibi olduğu bir kent düzenini kalıcı hale getirmek için çalışıyoruz.
“DEĞİŞİMİ DE DÖNÜŞÜMÜ DE TEKNOLOJİNİN GÜCÜYLE YÖNETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Değişim ve dönüşüm adına teknolojiden ne ölçüde yararlanmaktasınız?
Biz değişim ve dönüşümü sadece fiziki yatırımlarla sınırlı görmüyoruz; teknolojiyi de bu sürecin en önemli araçlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Çünkü günümüz dünyasında bir kenti çağdaş kılan unsurlardan biri de dijital altyapısıdır. Vatandaşın belediyeye daha hızlı, daha kolay ve daha şeffaf şekilde ulaşabilmesi bizim için çok önemli.
Belediye hizmetlerinde dijitalleşmenin en somut örneklerinden biri de Teksin uygulaması. Vatandaşlarımız bu uygulama üzerinden belediyeye taleplerini iletebiliyor, başvuru yapabiliyor, ulaşım bilgilerine erişebiliyor, su faturalarını sorgulayabiliyor, randevu alabiliyor. Gençlere yönelik duyurular, dijital kütüphane, nöbetçi eczaneler gibi pek çok hizmeti tek bir platformda topladık. Böylece belediyeyi vatandaşın cebine taşıdık diyebiliriz.
Gençlere dönük dijital projelere de ağırlık verdik. Kuracağımız Kariyer Portalı ile sadece Mersin’de değil, Türkiye’de örnek olacak, gençlere hitap eden dijital bir kariyer rehberliği platformu oluşturuyoruz. Gençler burada nitelikli özgeçmiş hazırlayabilecek, kariyer danışmanlığı hizmetlerine çevrim içi erişebilecek, işverenlerle daha kolay buluşabilecek. Yani kariyer desteklerini klasik yöntemlerle değil, çağın diliyle sunuyoruz.
Ayrıca, Türkiye’de ilk olan Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi ile çocuklarımızı erken yaşta bilim ve teknolojiyle buluşturuyoruz. Burada kurulan deney alanları, atölyeler ve interaktif uygulamalar sayesinde çocuklarımız yalnızca izleyen değil, bizzat deneyerek öğrenen bireyler haline geliyor. Böylece bilimi ve teknolojiyi günlük hayatın bir parçası haline getiren, sorgulayan ve üreten bir neslin temellerini Mersin’de atıyoruz.
Teknolojiyi sadece hizmet sunumunda değil, altyapı yönetiminde de aktif şekilde kullanıyoruz. MESKİ bünyesinde kurduğumuz SCADA sistemleriyle suyu kaynağından arıtılmasına, dağıtımından atık suya kadar bütün süreci dijital olarak izliyoruz. Enerji yönetiminden güvenliğe, kanalizasyon ve yağmur suyu sistemlerinden coğrafi bilgi sistemlerine kadar pek çok alanda teknolojiden yararlanıyoruz. Bu da hem kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor hem de olası sorunlara çok daha hızlı müdahale etmemize imkân tanıyor.
Biz teknolojiyi daha adil, daha şeffaf ve daha etkin bir belediyecilik için bir araç olarak görüyoruz. Dijitalleşme sayesinde hem gençlerimizin önünü açıyoruz hem de Mersin’de yaşamı kolaylaştırıyoruz. Değişimi de dönüşümü de teknolojinin gücüyle yönetmeye çalışıyoruz.
“MERSİN’İMİZİN GELECEĞİNİ GÜVENLİ, SAĞLIKLI VE YAŞANABİLİR BİR ZEMİNDE İNŞA ETMEK AMACIYLA ‘KENTSEL DÖNÜŞÜM STRATEJİ BELGESİ’ HAZIRLIK SÜRECİNİ BAŞLATTIK”
Kentsel dönüşüm konusunda Mersin özelinde neler söyleyebilirsiniz?
Kentsel dönüşüm meselesini biz sadece binaları yenilemek olarak görmüyoruz; bu işi aynı zamanda bir yaşam dönüşümü olarak ele alıyoruz. Mersin gibi hızlı büyüyen, göç alan bir şehirde kentsel dönüşüm hem güvenlik açısından hem de kent estetiği açısından kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunun bilinciyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Bu yaklaşımın doğal bir uzantısı olarak, Afet İşleri Dairesi Başkanlığı’nı kurduk. Çünkü kentsel dönüşümü afetlere dirençli bir kent oluşturma hedefinden ayrı düşünmüyoruz. Deprem başta olmak üzere tüm afetlere karşı hazırlıklı bir Mersin için kurumsal kapasitemizi güçlendirdik, bilimsel ve teknik temelli bir yapı oluşturduk.
Bu anlayışla, Mersin’imizin geleceğini güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir bir zeminde inşa etmek amacıyla; Akdeniz, Toroslar, Yenişehir, Mezitli ve Tarsus ilçelerimizi kapsayan Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlık sürecini başlatmış bulunuyoruz. Yaklaşık 27 bin 700 hektarlık kentsel yerleşik alanı kapsayan bu çalışma ile kentimizde afet riski taşıyan, ekonomik ömrünü tamamlamış, ruhsatsız ya da sağlıksız yapı stokunu bilimsel veriler ışığında bütüncül bir yaklaşımla tespit edeceğiz. Hedefimiz; deprem başta olmak üzere tüm afetlere karşı daha dirençli, altyapısı güçlü, sosyal donatıları yeterli ve çevreye duyarlı yaşam alanları oluşturmaktır.
Hazırlanacak Strateji Belgesi ile birlikte; kentsel dönüşüm alanlarına ilişkin net bir yol haritası, kurumlar arası görev ve sorumluluk paylaşımı, finansman modelleri ve kısa, orta ve uzun vadeli uygulama takvimi ortaya konulacaktır. Riskli alanlar öncelik durumlarına göre belirlenecek, dönüşüm etapları planlanacak ve vatandaşlarımızın mağdur olmaması için rezerv yapı alanları tanımlanacaktır. Bu süreç yalnızca yapıların yenilenmesini değil; sosyal bütünleşmeyi, ekonomik kalkınmayı, iklim değişikliğine uyumu ve yaşam kalitesinin artırılmasını da esas almaktadır.
“EĞER MERSİN’DE BARIŞ İÇİNDE BİR ARADA YAŞAMAYI BAŞARABİLİYORSAK, TÜRKİYE’NİN TAMAMI İÇİN DE UMUT ÜRETEBİLİRİZ”
Son olarak, duygu ve düşüncelerinizi de almak isteriz…
Şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki, Mersin’i yönetirken temel hareket noktamız insanın kendisidir. Çünkü şehir dediğimiz şey beton binalardan, yollardan ibaret değildir; şehir, içinde yaşayan insanların umudu, emeği ve hayalleridir. Biz belediyeciliği de tam olarak bu nedenle yalnızca teknik bir hizmet alanı olarak değil, toplumsal bir sorumluluk olarak da görüyoruz.
Mersin, tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve yaşam biçimlerinin yan yana var olabildiği çok özel bir kenttir. Bu yönüyle sadece bir şehir değil, adeta küçük Türkiye’dir. Doğusu da burada vardır, batısı da; tarımı da vardır sanayisi de; denizi de vardır, dağı da. Bu çok kültürlü yapı bize şunu öğretiyor: Eğer Mersin’de barış içinde bir arada yaşamayı başarabiliyorsak, Türkiye’nin tamamı için de umut üretebiliriz.
Bizim bütün çalışmalarımızın ortak paydası bu anlayıştır. Sosyal belediyecilikten dijitalleşmeye, tarımdan turizme, kadın istihdamından gençlere yönelik politikalara kadar attığımız her adımda, bu kentin her rengini gözetmeye çalışıyoruz. Bir mahallede yapılan bir park da, bir köyde verilen tarımsal destek de, bir gence sunulan eğitim imkânı da aynı değerdedir. Çünkü bizim için önemli olan kimin nerede yaşadığı değil, bu şehirde nasıl yaşadığıdır.
Mersin’in sahip olduğu potansiyelin en büyük gücü, insan kaynağıdır. Gençlerimizin enerjisi, kadınlarımızın üretkenliği, emekçilerimizin alın teri, üreticimizin toprağa bağlılığı bu kentin geleceğini şekillendiriyor. Biz de yerel yönetim olarak bu gücü doğru yönlendirmek, önünü açmak ve adil biçimde desteklemekle sorumlu olduğumuza inanıyoruz.
Geleceğe dair en büyük temennimiz şudur: Mersin’i sadece bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir şehir değil, yarının sorunlarına bugünden hazırlanan bir kent haline getirmek. Daha yeşil, daha adil, daha dirençli ve daha yaşanabilir bir Mersin’i birlikte inşa edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bu şehir, farklılıklarıyla güçlüdür; tıpkı Türkiye gibi.
