
Psikolojik dayanıklılık, kişinin yaşamında karşılaştığı olaylar karşısında esnek bir tutum geliştirebilme becerisidir. Dayanıklılık denildiğinde akla çoğu zaman “hiç kırılmamak”, “üzülmemek”, “tükenmemek” gibi düşünceler gelir. Oysa psikolojik dayanıklılık, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek değildir. Asıl mesele, yaşananları insanın kendi içinde yumuşatabilmesi ve ardından bir sonraki adımına karar verebilmesidir.
Psikolojik dayanıklılığa yalnızca kaza, kayıp, ayrılık ya da ekonomik zorluklar gibi sarsıcı yaşam olaylarında ihtiyaç duymayız. Yeni bir işe başlamak, evlenmek, ebeveyn olmak, üniversiteye adım atmak ya da farklı bir şehre taşınmak gibi olumlu değişimler de güçlü bir uyum süreci gerektirir. Çünkü her değişim, beraberinde yeni sorumluluklar, belirsizlikler ve baş edilmesi gereken durumlar getirir.
Yaşamımızdaki değişimler kimi zaman “iyi”, kimi zaman “kötü” olarak adlandırdığımız maskelerle karşımıza çıkar. Ancak iç dünyamız için her değişim, yeni bir uyum sürecinin başlangıcıdır. Elbette yeni bir şehre taşınmak ya da üniversiteye başlamak kendi içinde heyecan ve motivasyon taşır. Buna karşılık kayıp, ayrılık ya da iflas gibi süreçlerde motivasyon çoğu zaman yaşanan durumun içinden çıkabilmektir. Her iki durumda da psikolojik olarak dayanıklı bireylerin ortak özelliği; yaşananları daha hızlı işleyebilmesi, değişime daha kolay uyum sağlayabilmesi ve süreci daha sağlıklı yönetebilmesidir.
Psikolojik dayanıklılık doğuştan gelen, değiştirilemez bir özellik değildir. Aksine, zaman içinde geliştirilebilen ve güçlendirilebilen bir beceridir. İnsan, yaşam deneyimleriyle birlikte kendi içsel kaynaklarını keşfedebilir ve bunları işleyerek güçlendirebilir.
İnsan sosyal bir varlıktır. Aile, arkadaş çevresi, iş ortamı ve yaşanılan çevreyle sürekli etkileşim hâlinde yaşarız. Bu nedenle sosyal ilişkileri bir destek kaynağına dönüştürebilmek psikolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynar. Konuşmaya ihtiyaç duyduğumuzda bizi dinleyen, fikir almamız gerektiğinde yanımızda olan ya da yalnızca birlikte vakit geçirebildiğimiz insanların varlığı, kişinin ruhsal dayanıklılığını destekler.
Elbette bu destek ilişkilerini kurabilmek sosyal becerilerle de yakından ilişkilidir. Bu konuya farklı yazılarımda daha detaylı değineceğim.
Sonuç olarak herkes yaşam karşısında daha güçlü, daha dirençli ve daha dayanıklı olmak ister. Ancak bu güç, dışarıdan kazanılan bir zırh değil; insanın kendi içindeki potansiyeli fark edip geliştirmesiyle ortaya çıkan bir süreçtir. Kendini tanımaya, geliştirmeye ve yaşamla daha sağlıklı bağ kurmaya çalışan bireyler, psikolojik dayanıklılıklarını da zamanla güçlendirebilirler.
