
Cennetten bir köşe olan Muğla’ya hizmet etmenin, hem büyük bir onur hem de büyük bir sorumluluk olduğunu söyleyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Geride bıraktığımız iki yılda Muğla’nın uzun yıllara yayılan önemli sorunlarını kısa sürede çözmek için güçlü adımlar attık. Ancak Muğla’mız için hayallerimiz de hedeflerimiz de büyük. Bu kenti koruyarak geliştirmek, değerlerini büyüterek geleceğe taşımak için durmadan, dinlenmeden çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Tarımdan turizme, kültürel mirastan sosyal yaşama kadar her alanda katma değer yaratan bir yapı kurduklarını ifade eden Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Amacımız, Muğla’nın her ilçesinin kendi özgün değeriyle öne çıktığı, ancak bu çeşitliliğin tek bir güçlü “Muğla markası” altında birleştiği bir model oluşturmak. Bunun için kentin kurumsal kapasitesini ve uluslararası temsil gücünü artırıyoruz” diye konuştu.
Muğla’yı marka şehir haline getirmeyi yalnızca tanıtım faaliyetleriyle sınırlı görmediklerini vurgulayan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile yaptığımız söyleşide Başkan Aras, marka şehir olmanın; bu kentin kimliğini, üretim gücünü ve yaşam kültürünü koruyarak değer üretmek anlamına geldiğini belirtti.
Öncelikle, hedefleriniz açısından geride bıraktığınız 2 yıllık icraat döneminizi değerlendirebilir misiniz?
Göreve gelmeden önce Muğla için ortaya koyduğumuz hedeflerin ve verdiğimiz sözlerin çok büyük bir bölümünü hayata geçirdiğimiz, yoğun ve verimli bir çalışma dönemini geride bıraktık. Yol göstericimiz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendiğimiz gibi “az zamanda çok ve büyük işler” yaptık.
Bu süreçte altyapıdan üstyapıya, ulaşımdan sağlığa, kültürden spora kadar Muğla tarihinin en kapsamlı yatırımlarını gerçekleştirdik. Kentin temel ihtiyaçlarını uzun vadeli bir anlayışla ele alırken sosyal destek alanında da Türkiye’de örnek gösterilen eşitlikçi politikaları hayata geçirdik. Kurumsal kapasitemizi güçlendiren tesisleşme adımları attık; tarımda üreticiyi destekleyen, turizmde sürdürülebilirliği gözeten çalışmalarla Muğla’nın sorunlarına kalıcı çözümler üretmeye odaklandık. Bugün geldiğimiz noktada Muğla’nın geleceğini şekillendirecek güçlü bir temel oluşturmuş durumdayız.
Muğla’nın gelecek vizyonu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
“Dünya Kenti Muğla” vizyonuyla çıktığımız bu yolda artık sadece bir hedefi tarif etmiyoruz; o hedefin zeminini sağlamlaştırmış durumdayız. Hedefimiz, Muğla’yı uluslararası arenada yalnızca bir katılımcı değil, oyun kurucu bir aktör haline getirmektir. Bunu yaparken en büyük gücümüzün kendi öz değerlerimiz olduğunun farkındayız.
Muğla’nın her ilçesinin kendine özgü kimliğinin korunduğu, bu zenginliğin tek bir “Muğla” markası altında birleştiği, yerel ürünlerimizin katma değerli markalara dönüştüğü ve bu değerin tüm kente yayıldığı bir yapı hedefliyoruz. Merkezine insanı alan; doğasıyla barışık, altyapısıyla güçlü, üstyapısıyla modern, ekonomik yapısıyla üreten ve sosyal yapısıyla adil bir Muğla için çalışıyoruz.
Hayata geçirdiğiniz kente değer katan en önemli projelerinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Bu iki yılda Muğla’nın dört bir yanında doğrudan yaşam kalitesine dokunan çok sayıda projeyi hayata geçirdik.
Üstyapıda 13 ilçemizde toplam 517 kilometre yol çalışması gerçekleştirdik; Fethiye Ölüdeniz bölgesinde 528 milyon TL’lik, Datça’da 300 milyon TL’lik yol yatırımı bunların başında geliyor. Kötekli’de yaklaşık yarım milyar TL’lik yatırımla altyapı ve üstyapıyı baştan sona yeniliyoruz.
Altyapıda en sorunlu bölgelerden birisi olan Bodrum’da 1 milyar TL’yi aşan yatırımla eski içme suyu hatlarını yeniliyoruz. Marmaris Bozburun Yarımadası’nda 7 mahallemize su sağladık, Datça ikinci etap su temin projelerini tamamladık. Köyceğiz, Ortaca, Dalyan ve Dalaman’ı kapsayan yaklaşık 3.4 milyar TL maliyetli altyapı projemizi başlattık. Bodrum’da deniz suyunu içme suyuna dönüştürecek yaklaşık 2,7 milyar TL maliyetli tesis için izinleri aldık, çalışmalara başladık.
Sosyal yaşamı güçlendiren yatırımlarımız kapsamında 7 yeni gündüz bakımevi ve 6 yeni kısa mola merkezi açtık. İlk defa hayata geçirdiğimiz kadın yaşam merkezlerimizin sayısını 5’e çıkardık. Yaş almış büyüklerimiz için Hasan Özcan Yaşamevi’ni hizmete açtık, Abide Hasan Nuri Öncüer Huzurevi’nin yapımına devam ediyoruz. Seydikemer Gençlik Evleri’ni açarak üniversite öğrencilerimize barınma imkânı sağladık.
Özellikle geçim yükünü hafifleten, eğitime ve sağlığa erişimi kolaylaştıran uygulamaları hayata geçiriyoruz. Üniversite öğrencilerimize 1 TL ulaşım, Anne Kart ile 0–4 yaş arası çocuğu olan annelerimize ücretsiz ulaşım, öğrencilerimize okul kıyafeti, beslenme ve kırtasiye desteği, Kara Kış Yardımı, Emekli Destek Paketi, Halk Kart desteği, ücretsiz HPV aşısı desteği ve Tip 1 diyabet hastalarına sensör ve insülin pompası desteği gibi önemli uygulamaları hayata geçirdik.
İl genelinde spor tesisleri yaptık: Erman Şahin Spor Merkezi, Yatağan Çim Hokeyi Sahası, Muğlaspor Tesisleri, Yatağan Yüzme Havuzu ve İçmeler Eğitim Tesisi gibi yatırımları tamamladık. Tarımda ise tohumdan pazarlamaya kadar her adımda üreticilerimize destek mekanizmalarını kurduk.
Bu projelerin tamamı, Muğla’nın sosyal yaşamını güçlendiren, altyapısını sağlamlaştıran, üretim kapasitesini artıran ve geleceğe daha hazırlıklı bir kent haline gelmesini sağlayan yatırımlar oldu.
Muğla’nın marka şehir olması adına neler yapmaktasınız?
Muğla’yı marka şehir haline getirmeyi yalnızca tanıtım faaliyetleriyle sınırlı görmüyoruz. Bizim için marka şehir olmak; bu kentin kimliğini, üretim gücünü ve yaşam kültürünü koruyarak değer üretmek anlamına geliyor. Tarımdan turizme, kültürel mirastan sosyal yaşama kadar her alanda katma değer yaratan bir yapı kuruyoruz.
Amacımız, Muğla’nın her ilçesinin kendi özgün değeriyle öne çıktığı, ancak bu çeşitliliğin tek bir güçlü “Muğla markası” altında birleştiği bir model oluşturmak. Bunun için kentin kurumsal kapasitesini ve uluslararası temsil gücünü artırıyoruz. Metropolis, UCLG-MEWA, MedCities, B40 ve ICLEI gibi uluslararası ağlarda aktif rol alıyoruz. CIVITAS ve kıyı direnci gibi küresel platformlarda yer alıyoruz. Lecce ve Leshan ile kurduğumuz iş birlikleri kültürel ve ekonomik bağlarımızı uluslararası ölçekte güçlendiriyor. Aynı zamanda Muğla’da uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapıyoruz.
“MUĞLA’DA TURİZMİ BÜYÜTEN, DENGELEYEN VE GELECEĞE TAŞIYAN BİR MODEL KURUYORUZ”
Kentin turizm sektöründeki yeri ve önemi nedir? Büyükşehir belediyesi olarak bu bağlamdaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Muğla, sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliklerle yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biridir. Karia’dan Likya’ya, Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan köklü mirası bugüne taşıyan antik kentleriyle adeta bir açık hava müzesidir. 1.484 kilometrelik kıyı uzunluğu ve 110 mavi bayraklı plajıyla deniz turizminin en güçlü merkezlerinden biridir. 2025 yılı itibarıyla Muğla’da 3 milyon 461 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırladık. Yaklaşık 3,6 milyar dolarlık turizm geliriyle Türkiye turizm gelirinin yüzde 6’sını üreten bir kent konumundayız. Dolayısıyla Muğla’da turizm hem kent için hem ülke için çok önemli bir yere sahip.
Biz de Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak, turizm potansiyelimizin tam olarak ortaya çıkması ve kent bütününe fayda sağlaması için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bu doğrultuda 13 ilçemizi bir bütün olarak ele alıyor, kentin doğal, kültürel ve yerel değerlerini uluslararası platformlarda güçlü bir şekilde temsil ediyoruz. ITB Berlin, WTM Londra, EMITT, ATM Dubai, ITB Şanghay ve MITT Moskova gibi fuarlarda yer alarak Muğla’nın uluslararası görünürlüğünü artırıyoruz.
Turizm politikasını ortak akılla şekillendirmek için Muğla Turizm Araştırma ve Strateji Geliştirme Platformu’nu hayata geçirdik. Geniş katılımlı bir yaklaşımla Muğla Turizm Master Planı hazırlıyoruz. Turizmi yılın tamamına yaymak ve yerel ekonomiyi güçlendirmek amacıyla agro turizm uygulamalarını yaygınlaştırıyoruz. Datça Badem Çiçeği Festivali, Milas Zeytin Hasat Şenliği, Bodrum Mandalina Festivali, Muğla Tarhana Festivali, Kuzugöbeği Mantar Festivali ve Acı Ot Festivali gibi organizasyonlarla hem yerel değerlerimizi görünür kılıyor hem de turizmi çeşitlendiriyoruz. Aynı zamanda uluslararası etkinliklere ev sahipliği yaparak Muğla’nın küresel ölçekte bilinirliğini artırıyoruz.
Ancak biz turizmi yalnızca ziyaretçi sayısı üzerinden değerlendirmiyoruz. Turizmi; doğa, kent yaşamı ve yerel ekonomi arasında kurulması gereken hassas bir denge olarak ele alıyoruz. Bu nedenle altyapıdan çevre yatırımlarına kadar birçok alanda turizmi sürdürülebilir kılacak adımlar atıyoruz.
Turizm; doğayı koruduğu, yerel üretimi desteklediği ve kent yaşamını güçlendirdiği ölçüde sürdürülebilir olur. Bu doğrultuda Muğla’da turizmi büyüten, dengeleyen ve geleceğe taşıyan bir model kuruyoruz.
“GÖREVE GELDİĞİMİZDEN BU YANA KADIN ÇALIŞAN ORANINI YÜZDE 20 ARTTIRDIK”
Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadın istihdamına yönelik ne tür çalışmalarınız bulunuyor?
Muğla’da toplumsal cinsiyet eşitliğini tüm yerel yönetim politikalarımızın temelini oluşturan bir ilke olarak ele alıyoruz. Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartı’nı imzaladık, Şiddete Karşı Tutum Belgesi’ni hayata geçirdik. Şiddeti önleyen ve her alanda eşitliği sağlayacak politikalar üretiyoruz.
Kadınların istihdama katılımını artırmak için kadın yaşam merkezlerimizde meslek edinme kursları veriyoruz; “Hayatımın Ustasıyım” programıyla kadınların farklı meslek alanlarında beceri kazanmalarını destekliyoruz. Bunların yanı sıra 8 Mart’ta ve regl döneminde kadınların idari izinli sayılması uygulamasını başlattık. Göreve geldiğimizden bu yana kadın çalışan oranını yüzde 20 arttırdık.
“BUGÜNE KADAR 22 MİLYON ATA TOHUMUNU ÜRETİCİLERİMİZLE BULUŞTURDUK”
Muğla aynı zamanda bir tarım kenti. Tarımda istihdam ve ekonomik değer yaratmak adına ne tür çalışmalar yürütmektesiniz?
Muğla’yı yalnızca bir turizm kenti olarak değil, güçlü bir üretim coğrafyası olarak ele alıyoruz. Tarımı, kırsalda yaşamı sürdüren, istihdam yaratan ve yerel ekonomiyi ayakta tutan stratejik bir alan olarak görüyoruz.
2024–2026 yılları arasında 269 bin zeytin ve ceviz, bin 500 narenciye fidanını üreticilerimizle buluşturduk. Bin 500 üretici aileye toplam 330 ton yem bitkisi desteği sağladık. Tritikale, arpa ve yulaf tohumlarıyla 13 bin 200 dekar alanda üretimi destekledik. 7 bin 900 feromon tuzak dağıtarak narenciye üreticilerimizin ürününü koruduk. İl genelinde 47 kooperatifimiz ile protokol imzaladık; MELSA üzerinden kooperatiflerimizin ürünlerine satış imkânı sağlıyoruz.
Üreticilerimize gübre, süt tankı, arıcılık malzemesi, yem, ilaç, sulama borusu, fidan ve aşı başta olmak üzere birçok alanda destek veriyoruz. Yerel Tohum Merkezimiz, envanterindeki 976 çeşit yerel tohumla bugüne kadar 22 milyon ata tohumunu üreticilerimizle buluşturdu.
Distilasyon Tesisi, 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı, Duyusal Analiz Laboratuvarı ve Sürekli Eğitim Merkezi ile ürün analizleri yapıyor, üreticilerimizi eğitiyor ve kaliteli üretimi teşvik ediyoruz.
Toprak, Bitki ve Sulama Suyu Analiz Laboratuvarı, Muğla Toprak Verimlilik Haritası ve Topraksız Tarım AR-GE Serası ile bilimsel veriye dayalı üretimi yaygınlaştırıyoruz.
Tıbbi Aromatik Bitkiler Çiftliği, Yerel Üzüm Koleksiyon Bağı, Sakız Ağacı ve Trüf Mantarı Deneme Bahçeleri, Yatağan Alternatif Tarım Serası ve Bahçeyaka Akıllı Tarım Çiftliği ile alternatif tarımı güçlendiriyoruz. Tarımsal Ürün İşleme Tesisi, Meyve Sebze Kurutma Tesisi ve Şarap Üretim Tesisi ile üreticinin ürününü katma değerli hale getiriyoruz.
Toprak analizinden tohuma, üretimden paketlemeye ve pazarlamaya kadar her aşamada üreticimizin yanında duran bir anlayışla çalışıyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca tarımı değil, Muğla’nın geleceğini de güvence altına alıyor.
Sizce, yeni nesil belediyecilik kavramını nasıl okumak lazım?
Günümüzde belediyecilik, yalnızca yol yapmak, su getirmek gibi klasik hizmetlerle tanımlanabilecek bir alan değil. Yeni nesil belediyecilik, kentin ekonomisini, sosyal yapısını ve geleceğini birlikte kurma sorumluluğunu ifade ediyor. Eskiden belediyeler daha çok sorun çözen kurumlardı. Bugün ise sorun oluşmadan önlem alan, planlayan ve yön veren bir yapıya dönüşmek zorunda. Bu da veriye dayalı karar alan, katılımcılığı esas alan ve tüm kesimleri sürece dahil eden bir yönetim anlayışını gerektiriyor.
Yaşanılabilir kentler oluşturmak için Türkiye’nin nasıl bir master plana ihtiyacı var sizce?
Türkiye’de kentleşme artık parçalı müdahalelerle yönetilebilecek bir alan olmaktan çıktı. Yaşanılabilir kentler için ihtiyaç duyduğumuz şey; suyu, enerjiyi, ulaşımı, çevreyi ve afet risklerini birlikte ele alan bütüncül bir planlama yaklaşımıdır. Bilimsel veriye dayalı, uzun vadeli ve bağlayıcılığı olan bir master plan anlayışına ihtiyaç var.
Özellikle afet riski yüksek bir coğrafyada, yerleşim kararlarından altyapı yatırımlarına kadar her adımın bu gerçeklik üzerinden atılması gerekir. Yerel yönetimlerin güçlendirildiği, doğal kaynakları koruyan, sosyal boyutu güçlü bir kentleşme politikası olmadan yaşanılabilir kentler kurmak mümkün değildir.
Son olarak, duygu ve düşüncelerinizi de almak isteriz…
Muğla’mızın her köşesi, bir ressamın özenle çizdiği eşsiz bir tablo gibidir. Cennetten bir köşe olan bu kente hizmet etmek hem büyük bir onur hem de büyük bir sorumluluk. Biz de bu eşsiz değerin kıymetinin farkında olarak, doğasına, tarihine ve kültürüne sahip çıkarak büyük bir gayretle çalışıyoruz.
Geride bıraktığımız iki yılda Muğla’nın uzun yıllara yayılan önemli sorunlarını kısa sürede çözmek için güçlü adımlar attık. Ancak Muğla’mız için hayallerimiz de hedeflerimiz de büyük. Bu kenti koruyarak geliştirmek, değerlerini büyüterek geleceğe taşımak için durmadan, dinlenmeden çalışmaya devam edeceğiz.
